Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2021/468 E. 2021/266 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2021/468
Karar No
2021/266
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2022/382 Esas KARAR NO: 2024/1690 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Bakırköy 2. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 24/12/2021 NUMARASI: 2021/468 E. - 2021/266 K. DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 17/10/2024 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: DAVA DİLEKÇESİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilin "..." ibaresini içeren tescilli bir çok markası bulunduğunu, müvekkilin sağlık ve medikal sektöründe 1999 yılından beri "..." markalarını kullandığını, müvekkilin sağlık ve medikal sektöründeki faaliyetleri kapsamında tek kullanımlık maske üretimi yaptığını, müvekkilinin üretimini yaptığı maskeyi ... no.lu "..." markası ile arz ettiğini, davalının, müvekkili şirkete ihtarname göndererek, ... no.lu "..." markasını gerekçe göstererek maske emtiasının da dahil olduğu 10 ve 35. sınıftaki mal ve hizmetler için müvekkilin "..." markasını kullanmamasını talep etmesi üzerinde davalı markasından haberdar olduklarını, davalıya gönderilen cevabi ihtarnamede, davalıya ait markanın kullanımına son verilmesi, aksi halde hukuki yollara başvurulacağı ihtarında bulunulduğunu, davalının markasının müvekkilin "..." markasının tescil edildiği 10. sınıftaki mal ve hizmet sınıflarında tescil edilmiş olduğunu, müvekkilinin yıllardır "..." markalı ürünlerini üretmekte ve piyasaya arz etmekte olduğunu, dava konusu "..." markası ile müvekkilinin tescilli "..." markasının hem tescil edildikleri sınıflar hem de tescil öncesi gerçek hak sahipliğine dayalı kullanımlar açısından çelişmekte olduğunu, dava konusu ... no.lu "..." markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP DİLEKÇESİ: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... no.lu "..." markasının usule uygun olarak tescil edilmiş olduğunu; müvekkilinin marka tescil başvurusunda iyiniyetli olmadığı yönündeki iddianın somut delillerle ispat edilemediği gibi sadece markalar arasındaki benzerlik iddiasına dayanmakta olunduğunu, tarafların markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, kaldı ki, karıştırma ihtimali olsa dahi salt bu sebeple müvekkilin başvurusunun iptalinin mümkün olmadığını, müvekkili şirkete ait olan "..." markasının bütün halinde kullanılmakta olduğunu, davacı yanın iddiasının "..." markası ile "..." markasının benzerlik taşıdığı yönünde olduğunu, oysa davacının "..." ekini markaya son ek olarak kullanmakta ve asıl markası olan "..." markasına ek yapmış bulunakta iken müvekkili şirket markasındaki "..." ifadesinin bir ek olmayıp birleşik bir şekilde "..." olarak kullanılmakta olduğunu, markaların piyasada karıştırılma ihtimali bulunmadığını, somut olayda, müvekkili markasında ayırt edici nitelikte farklı unsurlar yer almakta olduğunu, davacıya ait markanın ayırt edici gücünün ise düşük olduğunu, markaların görsel ve işitsel olarak bıraktığı izlenimdeki farklılıklar birlikte değerlendirildiğinde, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığının açık olduğunu, müvekkilin, Covid-19 pandemisi başından itibaren "..." markalı maskeleri üretmekte olup ne tüketici tarafından ne de davacı tarafından markanın karıştığına dair geri dönüş almamış olduğunu, davacının ise "..." veya "..." markalı maskeler üretmemiş olduğunu, haksız ve mesnetsiz davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince; "Buna göre dikkat seviyesi daha yüksek ve satın alma sürecinde daha uzun vakit ayıran tüketici karşısında ayırdedici unsurları birbirlerinden farklı iki marka ile karşı karşıya kaldığında taraf markalarını bir diğerinden farklı algılayacağı, herhangi bir bağlantı kurmayacağı bu itibarla hükümsüzlük koşullarının somut olayda oluşmadığı kanaatiyle davacının davasının reddi" şeklindeki gerekçeleri ile; Davacının davasının REDDİNE" şeklinde hüküm kurulmuştur. İSTİNAF: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkilinin yurt içi ve yurt dışında marka algısının son derece yüksek olduğu sağlık ürünlerinin marka imajlarına da büyük önem vermekte olduğunu, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde başvurucusu olduğu ve çoğu aktif durumda olan 67 marka tescil başvurusu bulunduğunu, müvekkilinin markalarını aktif şekilde takip etmekte ve yeni markalar oluşturmaya çalıştırdığını, ayrıca sağlık sektöründe faaliyet gösteren müvekkilinin konu ürünlerin satışı için ürünlerini Sağlık Bakanlığı'nın Ürün Takip Sistemi (ÜTS)'ne de kaydettirdiğini, "..." kelimesi/ibaresi müvekkilinin uzun yıllar markasal kullanımında olduğunu, dolayısıyla müvekkilinin önceye dayalı kullanımının bulunduğunu, ilk derece mahkemesinin davalı tarafın yalnızca iki tane '...' ibareli markasının bulunduğunu ve tescilsiz marka hakkına dayanılamayacağına dair görüşlerinin açıkça hatalı olduğunu, müvekkilinin ... kelimesini içerir markalarının sayısı ve kullanım süresi ile UTS kayıtlarının dosyaya mübrez olup, çok fazla sayıda markada, uzunca bir süredir ilgili "..." ifadesi müvekkilince kullanıldığını, dosyada mübrez TPE'nin marka sorgulama ekranından alınmış müvekkiline ait marka listesinin, ilk derece mahkemesince hiç incelenmediğinin işbu değerlendirme ile anlaşılmakta olduğunu, keza müvekkilinin "..." ibareli markalarına ait faturalar ve ürün takip sistemine ait dökümler dosyaya sunulu olmakla müvekkilinin, önceye dayalı kullanımdan kaynaklı marka hakkının sabit olduğunu, ayrıca dosyada mübrez 10.11.2021 tarihli bilirkişi raporunda da isabetli olarak belirtildiği üzere; "..." ibaresi müvekkilinin davaya konu dayanak markasının esas unsurunu oluşturduğunu, davalının markasında esas unsur olarak “...” ibaresinin bulunmasının davalının markasının müvekkilinin tescilli olduğu 10 numaralı aynı mal ve hizmet sınıfında ve 35 numaralı benzer mal ve hizmet sınıfında tescilli olmasının, ... ibaresinden sonra ürün olan "..." ifadesinin davalı tarafça markasında kullanılması müvekkilinin markası ile davalının markalarının karışmasına/karıştırılmasına neden olduğunu, ayrıca maskenin yalnızca eczanelerde satılmadığını, tüketiciler için marka algısının yanında fiyatın da belirleyici olduğunu, tüketicinin maskeye ihtiyaç duyduğu anda danışabileceği doktor veya eczacı bulamayacağı ve hatta halihazırda tüketicinin buna zaman ayırmadığı/ayırmayacağı göz önüne alındığında ilk derece mahkemesince yapılan değerlendirmenin mesnetsiz olduğunu, maskelerin, günümüzde eczaneler dışında market, e-ticaret siteleri, tekel bayileri, akaryakıt istasyonları gibi bir çok farklı mecrada satıldığını, müvekkilin markası ile davalının markası karıştırılması ihtimalinin yüksek olduğunu zira her iki marka kullanım itibariyle '...' olarak seçilmekte, aynı ve benzer mal ve hizmet sınıfında tescilli, aynı emtia için kullanıldığını bu haliyle ve bilirkişi raporunda SMK m. 6/1 maddesi ve SMK m. 6/3 maddesi gereği hükümsüzlük koşullarının oluştuğunun tespit edilmesi karşısında davalının markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini, Gerekçeli kararda, bu ilkelerin hangi gerekçelerle bulunmadığının açıklanmadığını, Yargıtayca belirlenmiş benzerlik kriterlerinden niçin ayrılındığının belirtilmediğini, markanın benzerliği ve hükümsüzlüğü konularında hakimin bilirkişi raporu ile bağlı olmadığı yönündeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararının karar numarası ile tarihi birbiri ile uyumlu olmadığı kararın incelenmesi dolayısıyla gerekçenin dayanağının tespiti de mümkün olmadığını bu haliyle müvekkilin gerekçeli karar hakkının da ihlal edildiğinden bahisle, ilk derece mahkemesi tarafından kurulan hükmün kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAFA CEVAP: Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacının davaya konu markasının ... markası olduğunu, ancak ambalajlarında müvekkilinin markası olan ... ibaresinin kullanıldığını, ürün tasarımlarının birbiri ile karıştırılabileceği iddiasının yerinde olmayıp, davacının kendi markasını ambalajlarında belli olmayacak şekilde kullanarak müvekkilinin markasının öne çıkarmasının ihlal niteliğinde olduğunu, davacının istinaf dilekçesinde de vurgulamış olduğu üzere davacının davaya konu markası ... tescil no'lu ... markası olduğunu, ancak maske ürünü ambalajında ... markası ve logosu çok küçük bir şekilde yer bulurken, müvekkiline ait ... tescil no'lu ... marka logosu ambalajda asıl markaymış gibi kullanılmakta olduğunu, müvekkilinin ambalaj tasarımından da görüleceği üzere müvekkilin tescilli markasını ambalaj tasarımında aynen kullanıldığını savunarak, davacı vekili tarafından sunulan istinaf başvurusunun reddine, ilk derece mahkemesince kurulan hükmün onanmasına karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davanın konusu davalı adına tescilli ... no.lu "..." markasının hükümsüzlüğü davasıdır. TPMK kaydına göre, ... no.lu "..." markası 10,35 sınıflarda tarihinde davalı adına tesil edilmiştir. ..., ... markası davacı adına 24/11/2015 tarihinde 3,5,10,44 sınıflarda tescillidir. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmış marka vekil tarafından tanzim edilen 10/11/2021 tarihli bilirkişi raporunda özetle; "Davaya dayanak yapılan ... no.lu "..." markasının 03, 05, 10 ve 44. sınıflarda davacı adına tescil edilmiş olduğu, davacının ihtilaf konusu "..." ibaresini uzun yıllardır farklı tıbbi malzemelerde kullandığı, dosyaya sunulan en eski tarihli faturadan tespit edildiği üzere 14.07.2020 tarihi itibariyle "..." emtiasında kullanmakta olduğu, Hükümsüzlüğü talep edilen ... nolu "..." markasının 10 ve 35. sınıflarda davalı adına tescil edilmiş olduğu, taraflar adına tescilli olan markaları bir bütün olarak karşılaştırıldığında, taraf markalarının SMK m. 5/1/ç kapsamında değerlendirilebilecek şekilde aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olmadıkları, taraf markaları bir bütün olarak incelendiğinde, markaların esas unsurlarının aynı olmasının markalar arasında karışıklığa sebebiyet verebilecek nitelikte olduğundan, dava konusu ... no.lu "..." markasının davacı markası ile aynı olduğu 10.sınıf mallar ve benzer olduğu 35. sınıf hizmetler yönünden SMK m. 6/1'deki hükümsüzlük koşullarını taşıdığı sonucuna varılabileceği, davacının marka tescili daha eski tarihli olmakla, karine olarak davacının "..." markası üzerinde gerçek hak sahibi olduğu, davalı tarafın, davacının ... nolu "..." markasının başvuru tarihinden önce "..." ibaresini maske ürününde markasal kullanımını gösterir bir delil dosyaya sunmamış olduğu göz önüne alınarak, dava konusu ... no.lu "..." markasının SMK m. 6/3'e dayalı olarak hükümsüzlük şartlarının olduğunun kabul edilebileceği, dosya kapsamında yapılan incelemede, davacının markasal kullanımı tespit edilmekle, birlikte, bu markasal kullanım neticesinde markanın belli bir tanınmışlık düzeyine ulaştığını ispata yeterlilikte delil bulunmadığı, dava konusu ... no.lu "..." markasının SMK m. 6/5 hükmü gereğince hükümsüzlük koşullarının oluşup oluşmadığı takdirinin Mahkemeye ait olduğu"belirtilmiştir.Mahkemece Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08/06/2016 tarih ve 2014/14-696 E. Ve 2019/778 K.sayılı kararı belirtilmek sureti ile markaların benzerliği, hükümsüzlük koşullarının değerlendirilmesi gibi hukuki konularda bilirkişi raporu ile bağlı olmadığı gerekçesi ile dava sübut bulmadığından davanın reddine karar verilmiştir. Markaların karıştırılma ihtimali bulunması 6769 sayılı SMK'nun 25. maddesinde hükümsüzlük sebebi olarak sayılmıştır. Marka tescilinde nispi ret sebeplerinin yer aldığı 6769 sayılı SMK'nun 6/1. maddesinde, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dahil, karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvurunun reddedileceği belirtilmiştir. Karıştırılma (iltibas) tehlikesi, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle, sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir. Diğer bir tanıma göre karıştırılma ihtimali, bir -tescilsiz- işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önce tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple ya aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesidir. Yapılacak incelemede karıştırılma (iltibas) ihtimalinin araştırılmasına ilk önce markalar arasında ayniyet ya da benzerlik bulunup bulunmadığından başlanması gerekir. Bunun için de ilk önce markalar arasında ayniyet veya benzerlik ve daha sonra mal ve/veya hizmetler arasında ayniyet veya benzerlik olup olmadığı araştırılmalıdır. Burada iltibas tehlikesinin belirlenmesinde, benzerliğin vasat düzeydeki tüketicilerin ilk bakışta ürün veya hizmetin karıştırılmasına sebep olması veya karıştırma tehlikesinin bulunması ölçütü esas alınır. Ancak özel alıcı grubu olan hedef kitle de somut olayda nazara alınabilir. Somut olayda dava konusunun davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğü davası olduğu, mahkemece, taraf markalarının tescilli olduğu emtialar bakımından özellikle 10.sınıfta 35.sınıfta belirtilen hizmet ve emtiaları yönünden hitap olunan tüketici kitlesinin söz konusu hizmet ve emtiaların tıbbi alanda sağlık ile ilgili ürünler olması; tamamı özel eğitime sahip doktor ve eczacı gibi kişilerden oluşmasa da bu hizmet ve ürünleri satın alırken ortalama tüketicinin normalde ayırdığı zaman ve dikkat seviyesinin ortalamasının üzerinde olacağı, daha fazla araştırıp bilgi sahibi olmaya çalışarak, eğitimi olan doktor veya eczacı görüşü ve tavsiyesinden faydalanarak ürün ve hizmet satın alacağı, taraf markalarını bir diğerinden farklı algılayacağı, herhangi bir bağlantı kurmayacağı bu itibarla hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, bilirkişi raporunda sektör bilirkişisi bulunmadığı anlaşılmakla öncelikle sektör bilirkişisinin de eklenmek sureti ile oluşturulacak bilirkişi heyetinden markaların tescil sınıfları bakımından hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespiti ile karıştırılma ihtimali bulunup bulunmadığının da araştırılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekir iken eksik inceleme neticesinde karar verildiği anlaşılmıştır.Tüm bu nedenlerle davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, dosyanın esastan incelenmesi için ait olduğu mahkemeye iadesine karar verilmesi gerektiği kanaat sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile; 2-Bakırköy 2. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 24/12/2021 tarih, 2021/468 E. 2021/266 K. Sayılı Kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine, 5-Dosya üzerinde inceleme yapılması sebebiyle vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 6-İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. ve 362/1-g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 17/10/2024

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2021/468, K. 2021/266, T. 14.07.2020, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2021-468-e-2021-266-k-eef6b7c29edb