Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2021/300 E. 2022/225 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2021/300
- Karar No
- 2022/225
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2022/1795 KARAR NO : 2024/2090 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 28/06/2022 NUMARASI : 2021/300 E. - 2022/225 K. DAVACI : VEKİLİ DAVALI DAVANIN KONUSU : Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 28/06/2022 tarih ve 2021/300 E. - 2022/225 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı ve davalı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, müvekkilinin Avusturya menşeli bir firma olarak 1975 yılından bu yana medikal cihaz sektöründe faaliyet gösteren, bilhassa implant edilebilir işitme çözümlerinde teknoloji lideri ürünleri olan, dünyada ve Türkiye’de ilgili sektörde tanınmış bir firma olduğunu, davacının bu faaliyetleri kapsamında “...” esas unsurlu markasını 40 yılı aşkın bir süredir kullandığını, davacının bu markasının WIPO ve OHIM nezdinde ve ABD, Avusturya gibi ülkelerde davacı adına tescilli olduğunu, davacının “...” markalı işitme cihazlarının 1991 yılından beri Türkiye’ye de ithal edildiğini, davalı firmanın markalarını 10. sınıftaki emtialarda ve bu emtiaların satışı hizmetlerinde kullanmadığının, Ankara 2. FSHHM’nin 2021/24 Esas No.lu dosyası kapsamında yapılan yargılama ile hükme bağlanmış ve davalının markasının söz konusu mal ve hizmetler yönünden kullanmama nedeniyle iptaline karar verilmiş olduğunu, buna rağmen davalının markasını kullanmadığı emtialarda marka tescili almaya devam ettiğini, nitekim davalının markaları nedeniyle davacının Topluluk Markasının bir uzantısı olarak Türkiye’de tescil ettirmek istediği markasının tescilinin engellendiğini, halbuki “...” markasının gerçek hak sahibinin davacı olduğunu, davacının “...” markalı ürünlerinin 1991 yılından beri Türkiye’de satıldığını, davalı firmanın ise 25.12.1995 tarihinde kurulduğunu ve yalnızca ithalat ve ihracat alanlarında faaliyet gösterdiğini, yani 10. sınıfa giren emtiaları üretmediğini, davalı firmanın dava konusu edilen markayı tescil ettirdiği anda kötü niyetli olduğunu, zira davalının 10. sınıfa giren emtialarda “...” markasını tescil ettirirken, dünyada implant edilebilir işitme cihazlarını ilk yapan davacı firmanın “...”li markasından haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalının “...” markaları iptal tehdidi altında iken defalarca “...” ibareli marka başvurularında bulunmasının davalının kötü niyetinin açık bir tezahürü olduğunu, davalının davacı aleyhine marka haklarının ihlali ve tazminat talepleriyle İstanbul 2. FSHHM’nde 2016/12 Esas no.lu dosya kapsamında açmış olduğu davanın da reddedildiğini, bahsi geçen dava dosyasında davalının kötü niyetli olduğunun kabul edildiğini ileri sürerek dava konusu markanın 10. sınıftaki, “İşitme cihazları, analiz cihazları ve implant alanında tıbbi amaçlı araçlar ve gereçler; yapay organlar ve protezler: yapay dişler, yapay gözler, yapay kollar ve bacaklar" ve 35. Sınıftaki “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için işitme cihazları, analiz cihazları ve implant alanında tıbbi amaçlı araçlar ve gereçler; yapay organlar ve protezler: yapay dişler, yapay gözler, yapay kollar ve bacaklar, mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.” yönünden gerçek hak sahipliği nedeniyle SMK'nın 6/3. maddesi uyarınca hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, 6769 sayılı SMK'nın 6/9 maddesi gereğince de tescilli olduğu bütün sınıflar yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, huzurdaki davanın SMK m. 25/6 hükmünde belirtilen 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığından usulden reddinin gerektiğini, zira davacının davalının markasından haberdar olmasına rağmen sessiz kaldığı için hak kaybına uğradığını, ayrıca davalının “...” markasını ilk kez 2002 yılında tescil ettirdiğini ve o tarihten beri aktif olarak kullandığını, davalının 1995 yılından beri birçok medikal cihazı Türkiye’de sattığını, davacının ise Türkiye’deki ticari faaliyetlerine 2017 yılında kurduğu “... A.Ş.” vasıtasıyla başladığını, yani asıl davacının kötü niyetli olarak davalının tescilli markasını kullanmasını engelleyemeye çalıştığını, davalının dava konusu edilen markasını halihazırda kullandığını, hal bu iken davacının markada geçen ibare üzerinde gerçek hak sahipliği iddiasında bulunmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davalının birbirlerine bağlı marka sınıflarında markasını kullanmasının geçerli markasal kullanım olarak nitelendirilmesi gerektiğini, zaten de dava konusu edilen markanın tescil tarihi 07.06.2017 olduğundan bu markanın kullanım zorunluluğunun 07.06.2022 tarihinde başlayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacının “...” tanıtma vasıtasını, dava konusu edilen markanın başvuru/koruma tarihi olan 30.12.2014 tarihinden önceki dönemlerde, spesifik olarak 1991 yılından ve yoğun olarak da 2000’li yılların başından beri işitme implantlarında ve parçalarında, hem ürün markası hem de bu ürünlerin satışı kapsamında hizmet markası hüviyetinde kullandığı, davacının “...” ibaresi üzerinde, markasal açıdan davalıya göre öncelikli bir hakkının bulunduğu, uyuşmazlık konusu edilen işaretler görsel, işitsel ve anlamsal açılardan benzer ve bu işaretlerin marka/tanıtma vasıtası olarak kullanıldığı mal ve hizmetler ile kısmi hükümsüzlük davasına konu edilen mal ve hizmetler aynı/türdeş/benzer olduğundan, davacının “...” tanıtma vasıtası üzerinde eskiye dayalı kullanım nedeniyle öncelikli hakkının bulunduğu, SMK m. 6/3 hükmüne dayalı iddialarının, davalının 2014/110358 sayılı markasının, dava konusu edilen 10. sınıf “Cerrahi, tıbbi, diş hekimliği ve veterinerlik için alet, cihaz ve mobilyalar. Yapay organlar ve protezler. Tıbbi ortopedik malzemeler.” ile 35. sınıf “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Cerrahi, tıbbi, diş hekimliği ve veterinerlik için alet, cihaz ve mobilyalar. Yapay organlar ve protezler. Tıbbi ortopedik malzemeler. Malların bir araya getirilmesi hizmetleri (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir)." mal ve hizmetler yönünden hükmüne engel olacağı, diğer taraftan davacının kötü niyet iddiasını ispatlayamadığı, davalı tarafın “...” ibaresini de ihtiva eden ticaret unvanının 25.12.1995 tarihinde tescil edilmiş olduğu bu tarihte davacının “...” markasının Türkiye’de yaygın olarak bilindiği hususunun ispatlanamadığı, davalının “...” markasını kendisine ticaret unvanı ve ilerleyen safhalarda da marka olarak seçmiş ve bu tanıtma vasıtalarında kullanmaya başlamış olmasının, hayatın olağan akışına ters düşmediği davalı şirketin kötü niyetli olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 2014/ 110358 sayılı markanın 10. sınıf “Cerrahi, tıbbi, diş hekimliği ve veterinerlik için alet, cihaz ve mobilyalar. Yapay organlar ve protezler. Tıbbi ortopedik malzemeler. ” ile 35. sınıf “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Cerrahi, tıbbi, diş hekimliği ve veterinerlik için alet, cihaz ve mobilyalar. Yapay organlar ve protezler. Tıbbi ortopedik malzemeler. malların bir araya getirilmesi hizmetleri (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir).” emtialar yönünden kısmen hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, davalı Şirketin, müvekkilinin kurulduğu 1986 yılından bu yana "..." markalı ürünleri kullanan ve 1991 yılında bu ürünleri Türkiye'de etkin bir şekilde kullanmaya başlayan müvekkili şirketten haberdar olmamasının olağan akışına aykırı bulunduğunu,, davalının dava konusu marka tescilinin kötü niyetli olduğunu, davalının asla üretmediği ve kullanmadığı müvekkili şirketin sektörü ile doğrudan ilişki içerisinde olan 10. sınıfta yer alan emtialar için kötü niyetli olarak marka başvurularında bulunduğunu, bu markalardan 2002/01147 sayılı markanın açtıkları dava sonucunda 10. sınıf mallarda kullanmama nedeniyle iptaline karar verildiğini, davalı tarafça İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2016/12 E. sayılı dosyasında müvekkili aleyhine açılan davada verilen ret kararı ile davalı şirketin basiretli bir tacir gibi hareket etme yükümlülüğü sebebiyle müvekkil şirketten haberdar olmamasının mümkün olmadığı ve davalı tarafın tescil anında kötü niyetli olduğu hususlarının kabul edildiğini, davalının markasının kullanmama nedeniyle iptal tehdidi altına iken 2021/079203 ve 2021/079201 sayılı marka başvurularını yapmasının kötü niyetinin devam ettiğini gösterdiğini, ayrıca davalının kullanımı dahi olmayan markanın devri için yüksek bedeller talep ettiğini, taraflar arasında sulh görüşmeleri ile süreci sürüncemede bıraktığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın tümden kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, davacının müvekkilini ve markasını yaklaşık 20 senedir bilmesine rağmen huzurdaki davayı, müvekkilinin marka tescil başvurusundan 4.5 yıl sonra ileri sürmesi nedeniyle davanın usulen reddinin gerektiğini, davacının SMK'nın 25/6 maddesi uyarınca sessiz kalma yolu ile hak kaybına uğradığını, müvekkilinin "..." ibareli markasını 19 yıl önce tescil ettirdiğini, müvekkilinin kurulmuş olduğu 1995 yılından beri Türkiye ve dünyanın birçok ülkesinde faaliyet gösterdiğini , birçok medikal cihazın satışını gerçekleştirdiğini, davacının ise Türkiye’deki ticari faaliyetlerine 2017 yılında kurduğu “... A.Ş.” vasıtasıyla başladığını, yani asıl davacının kötü niyetli olarak davalının tescilli markasını kullanmasını engelleyemeye çalıştığını, 1995 yılından ilk markasının tescil tarihine kadar geçen sürede de "..." markasını hem ticaret unvanı hem de marka olarak kullandığını, davacının 1991 yılından itibaren "..." markalı cihazlarını Türkiye’ye ithal ettiğini ve Türkiye’de satışını yaptığını ileri sürese de davacının müvekkiline karşı ilk davasını 2015 yılında ikame etmesinin bu iddiası ile çeliştiğini, aradan geçen yıllar boyunca davacının sessiz kalmış olması ve gerçek hak sahibi olduğu iddiasını 1991 yılından bu güne kadar hiç ileri sürmemesinin davasının haklı ve hukuki bir nedene dayanmadığının en açık kanıtı olduğunu, diğer taraftan mahkemece alınan iki bilirkişi raporunun çelişkili olduğunu, mahkemece gerekçesi açıklanmadan ikinci bilirkişi rapor doğrultusunda karar verildiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir. GEREKÇE: Dava, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Yukarıda özet kısmından da anlaşılacağı üzere, davacı vekili müvekkilinin "..." ibaresini 1991 yılından beri kullandığını, bu nedenle gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu, ayrıca dava konusu marka tescilinin kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, 2014/ 110358 sayılı ve "..." ibareli dava konusu markanın SMK'nın 6/3 maddesi gereğince, tescil kapsamında yer alan 10. sınıftaki, “İşitme cihazları, analiz cihazları ve implant alanında tıbbi amaçlı araçlar ve gereçler; yapay organlar ve protezler: yapay dişler, yapay gözler, yapay kollar ve bacaklar" ve 35. Sınıftaki “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için işitme cihazları, analiz cihazları ve implant alanında tıbbi amaçlı araçlar ve gereçler; yapay organlar ve protezler: yapay dişler, yapay gözler, yapay kollar ve bacaklar, mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.” yönünden, SMK'nın 6/9 maddesi gereğince de tescilli olduğu tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğünü istemiş, ilk derece mahkemesince de davacının dava konusu "..." ibaresini, dava konusu edilen markanın başvuru tarihi olan 30.12.2014 tarihinden önceki dönemlerde, 1991 yılından ve yoğun olarak da 2000’li yılların başından beri işitme implantlarında ve parçalarında, hem ürün markası hem de bu ürünlerin satışı kapsamında hizmet markası hüviyetinde kullandığı, davacının kötü niyet iddiasının ise ispatlanamadığı gerekçesiyle dava konusu markanın SMK'nın 6/3 maddesi uyarınca 10. sınıf “Cerrahi, tıbbi, diş hekimliği ve veterinerlik için alet, cihaz ve mobilyalar. Yapay organlar ve protezler. Tıbbi ortopedik malzemeler. ” malları ile 35. sınıf “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Cerrahi, tıbbi, diş hekimliği ve veterinerlik için alet, cihaz ve mobilyalar. Yapay organlar ve protezler. Tıbbi ortopedik malzemeler. malların bir araya getirilmesi hizmetleri (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir).” hizmetleri yönünden kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmiştir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, davacı tarafın dava konusu markanın SMK'nın 6/3 maddesi gereğince hükümsüzlüğünü talep ettiği mallar ve hizmetler 10. sınıftaki, “İşitme cihazları, analiz cihazları ve implant alanında tıbbi amaçlı araçlar ve gereçler; yapay organlar ve protezler: yapay dişler, yapay gözler, yapay kollar ve bacaklar" malları ve 35. Sınıftaki “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için işitme cihazları, analiz cihazları ve implant alanında tıbbi amaçlı araçlar ve gereçler; yapay organlar ve protezler: yapay dişler, yapay gözler, yapay kollar ve bacaklar, mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.” hizmetleri olmasına rağmen mahkemece 6100 sayılı HMK'nın 26/1. maddesine aykırı şekilde talep aşılarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Diğer taraftan, mahkemece alınan ilk bilirkişi raporunda, davacının SMK'nın 6/3 maddesi kapsamında, dava konusu "..." ibaresi üzerinde gerçek hak sahipliği iddiasını ispatlayamadığı, mahkemece hükme esas alınan ikinci bilirkişi raporunda ise, davacının "..." ibaresini, dava konusu edilen markanın başvuru/koruma tarihi olan 30.12.2014 tarihinden önceki dönemlerde, spesifik olarak 1991 yılından ve yoğun olarak da 2000’li yılların başından beri işitme implantlarında ve parçalarında, hem ürün markası hem de bu ürünlerin satışı kapsamında hizmet markası hüviyetinde kullandığı, sayılan mal ve hizmetler yönünden davacının SMK'nın 6/3 maddesi kapsamında öncelik hakkının bulunduğu açıklanmıştır. Her ne kadar mahkemece alınan bilirkişi raporlarında davacının SMK'nın 6/3 maddesine dayalı iddiaları yönünden farklı sonuçlara ulaşılmışsa da , bu durum mahkemece hükme esas alınan ikinci raporunda, davacı vekilinin ilk bilirkişi raporundan sonra dosyaya ibraz ettiği faturaların değerlendirilmesinden kaynaklandığı, davacının dava dilekçesinde delil olarak ticari defter ve kayıtlarına da dayandığı, davacının ilk bilirkişi raporundan sonra dosyaya ibraz ettiği faturaların yeni delil mahiyetinde olmayıp davacının delil olarak dayandığı ticari defter ve kayıtları kapsamında ibraz ettiği delillerden olduğu ve bu nedenle de ikinci bilirkişi raporunda bahsi geçen bu delillerin nazara alınmasında bir isabetsizlik olmadığı gözetildiğinde mahkemece alınan bilirkişi raporlarında davacının SMK'nın 6/3 maddesine dayalı iddiası yönünden bir çelişki bulunduğundan söz edilmez. Hal böyle olmakla birlikte, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda , davacının SMK'nın 6/3 maddesi kapsamında öncelik hakkının bulunduğu kabul edilen "işitme implantları ve parçaları" malları ve bunların satışı hizmetleri ile, davacının anılan madde kapsamında hükümsüzlüğünü talep ettiği hangi mal ve hizmetlerin aynı veya benzer bulunduğu denetime elverişli bir şekilde tespit edilmediği gibi raporu düzenleyenler arasında uyuşmazlık konusu mallar bakımından bir uzman yer almamaktadır. Bu hali ile ikinci bilirkişi raporunun hükme esas alınmaya elverişli olduğunun kabulü mümkün değildir. Bu durum karşında mahkemece, öncelikle davacının SMK'nın 6/3 maddesi kapsamında hükümsüzlüğünü talep ettiği mal ve hizmetlerin dava konusu markanın tescil kapsamında yer alan hangi mal ve hizmetlere denk geldiği, bundan sonra davacının SMK'nın 6/3 kapsamında öncelik hakkının bulunduğunun kabul edildiği "işitme implantları ve parçaları" malları ile bu malların satış hizmetlerinin, hükümsüzlüğü talep edilen hangi mal ve hizmetler ile aynı veya benzer olduğunun tespiti için, uyuşmazlık konusu mallar yönünden uzmanların da yer aldığı bilirkişi heyetinden rapor alınarak oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar yönünden denetime ve hüküm kurmaya elverişli bulunmayan bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Ayrıca davacı vekili, aynı taraflar arasında görülen başka bir uyuşmazlık hakkında verilen İstanbul 2 FSHHM'nin 2016/12 Esas , 2021/250 Karar sayılı ilamında , davalının dava konusu edilen markanın tescilinde kötü niyetli olduğunu kabul edildiğini ileri sürerek, dava konusu markanın SMK'nın 6/9 maddesi uyarınca hükümsüzlüğüne karar verilmesini istemiş ve bahsi geçen mahkeme kararının dosya kapsamına sunmuştur. İstanbul 2 FSSHM'nin 2016/12 Esas , 2021/250 Karar sayılı kararından, işbu davada dosyasında davalı ..... Ltd Şti'nin, işbu dava dosyasında hükümsüzlüğü talep edilen 2014/110358 sayılı markasına da dayalı olarak işbu dava dosyasında davacının "..." ibareli kullanımları nedeniyle markaya tecavüz iddiasıyla dava açtığı, mahkemece işbu dava dosyasında davacının "..." ibaresinin gerçek hak sahibi olduğu, işbu dava dosyasında davalının marka tescilleri sırasında işbu dava dosyasında davacının markasından haberdar olduğu ve işbu dava dosyasında davalının tescil sırasında kötü niyetli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği ancak kararının henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince dava konusu marka tescilinin kötü niyetli olmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmişse de, İstanbul 2 FSHHM'nin bahsi geçen dava dosyasında gerek gerçek hak sahipliği gerekse de kötü niyete dair yukarıda yer verilen tespitlerinin iş bu dava dosyasında davacının hem gerçek hak sahipliği hem de kötü niyet iddiası yönünden işbu davanın sonucu etkileyip etkilemeyeceğinin ve bu bağlamda İstanbul 2 FSHHM'nin bahsi geçen dava dosyasının bekletici mesele yapılıp yapılmayacağının değerlendirilmemesi de doğru olmamıştır. Bu itibarla Dairemizce, taraf vekillerinin yukarıdaki hususlara ilişkin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davacı ve davalı vekillerinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 28/06/2022 gün ve 2021/300 E. - 2022/225 K. sayılı kararın KALDIRILMASINA; 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE, 3-Taraf vekillerinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf başvurusunda ayrı ayrı yatırılan 80,70'şer-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacı ve davalıya ayrı ayrı iadesine, 5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 20/12/2024 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 20/01/2025 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...