Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi 2020/683 E. 2022/149 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2020/683
- Karar No
- 2022/149
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/683
KARAR NO: 2022/149
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
(DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA)
TARİHİ: 19/02/2019
NUMARASI: 2017/186 Esas-2019/77 Karar
DAVA: Alacak
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 10/02/2022
İlk derece mahkemesince verilen davanın reddine yönelik hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili, müvekkilinin Almanya'da kurulu bir firma olup, Türkiye'den ithal ettiği emtiaların dört ayrı konişmento ile taşımasının davalı tarafından yapıldığı ve navlun bedeline ilişkin olarak davalının düzenlediği 22.02.2017, 28.02.2017, 06.03.2017 ve 20.03.2017 tarihli fatura bedellerinin ödenmiş olmasına rağmen navlun farkı adı altında tanzim ettiği 27.03.2017 tarihli 13.725 Euro fatura bedeli ödenmeden konişmentoların serbest bırakılmayacağının beyan edildiği faturanın kabul edilmediğinin bildirildiği ancak ihtirazi kayıtla ödenmek zorunda kalındığı belirterek davalıya ödenen 13.725 Euro'nun ihtarın tebliği tarihi 26.04.2017 tarihinden itibaren faizi ile birlikte TL karşılığının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı, taraflar arasında 2016 yılında başlayan cari hesap ilişkisi olduğu, yapılan taşımalara göre belirlenen fiyattan navlun faturalarının düzenlendiği, davacının malı gümrük çekememesinin nedeninin müvekkili olmadığı zira navlun alacağı için hapis hakkının kullanılmadığı, esasen davacının cari hesaptan borcu bulunduğu gibi başka bir nakliye şirketi ile anlaşma yaparak taraflar arasındaki ilişkiyi tek taraflı sonlandırdığı oysa taraflar arasındaki anlaşmaya göre davacının yıllık 250 konteynerin taşıtacağı hususunda taahhütte bulunduğu henüz bu taahhüt yerine getirilmeden anlaşmayı fiili olarak feshettiği, 13.725 Euro tutarlı faturanın, davacının bu taahhüdünü yerine getirmemesi nedeniyle düzenlendiği ancak anılan faturanın davacı tarafından ödendiğini ve bundan sonra ticari ilişkinin sonlandığı, yükün serbest kalmasındaki temel sebebin dava dışı göndericinin 20.04.2017 tarihli konişmentoların aslı teslim edilmeksizin teslimin yapılabileceğine ilişkin talimatı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece toplanan deliller ve alınan iki ayrı bilirkişi raporu doğrultusunda; TTK m. 921.maddesine göre; ücret olarak taşıma giderlerini de içeren tek bedel kararlaştırılmışsa, taşıma işleri komisyoncusu, taşımaya ilişkin olarak, taşıyıcının veya taşıyanın hak ve yükümlülüklerine sahip olur." hükmüne havi olduğu, bu bağlamda, dava konusu uyuşmazlıkta ..., ..., ... ve ... numaralı konişmentolar tahtında konteynerlerle yapılan taşımaların davalı tarafından organize edildiği ve buna bağlı olarak navlun faturaları düzenlediği, davacıya karşı Davalı ...şirketinin akdi taşıyan olduğu, dava konusu olayda her bir konteyner için navlun miktarının ayrı ayrı belirlenmediği ve davalının akdi taşıyan sıfatı ile dava konusu taşıma işini organize ettiği, düzenli hat konteyner taşımacılığı yapan denizcilik firmaları arasındaki rekabet göz önüne alınarak olası navlun farklarının, navlun faturasının muhatabı olan tarafa yansıtılmasının pratikte olağan bir durum olduğu, bu nedenle davalının düzenlediği 27.03.2017 tarihli 427301 numaralı 13.725 Euro bedelli Navlun Farkı açıklamalı faturanın, 12 adet konşimentoya istinaden önceden düzenlenen faturaların devamı niteliğinde meydana gelen navlun farkından oluştuğu, dava konusu navlun farkı açıklamalı faturayı davacının ödemekle yükümlü olduğu, her ne kadar davacı tarafça, davalı tarafça yük üzerinde hapis hakkı kullanıldığından emtiaların çekilemediği iddia olunmuş ise de; dava konusu olayda orijinal konşimentoların serbest bırakılması (telex-release) işleminin 19.04.2017 tarihine kadar yapılmadığı mail yazışmalardan anlaşılmış olup, davadışı gönderen ... firması tarafından Davalı ... firmasına 20.04.2017 tarihinde gönderilen dört ayrı konşimentolarla taşıması gerçekleştirilen konteynerlere ilişkin olarak her bir konşimentoya ayrı ayrı atıfla firma antetli kağıda, kaşe ve imzalı olarak yazdığı 4 adet yazılı talimatıyla orijinal konşimentoların serbest bırakıldığı anlaşıldığından davalının yük üzerinde hapis hakkı kullanmadığı, gönderenin talimatıyla hareket ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesiyle; yargılama sırasında davalı tarafından sunulan dilekçelerin davalı şirket yetkilisi tarafından imzalanmadığı yönündeki itirazlarının dikkate alınmadığı, avukat olmayan kişilerin duruşmaya katıldığı mahkeme tarafından ihtarat yapılmasıyla vekil vasıtasıyla kendisini temsil ettirdiği ancak o aşamaya kadar olan dilekçelere itibar edilmemesi gerektiği, Davalının taşıyıcı, müvekkilinin ise alıcı olduğu ve faturaların ödendiğinin ihtilafsız bulunduğu, Davalı tarafça dava konusu 13.725 Euro bedelli navlun farkı açıklamalı faturanın tanzim edilmesinin altında yatan sebebin müvekkilinin sözde yıllık alım taahüdünü yerine getirmemiş olduğundan kaynaklı olduğu ifade edildiği, oysa müvekkilince yıllık alım taahhüdünde bulunulmadığı, mahkemece, bilirkişilerin görüşlerine itibar edilerek düzenli hat konteyner taşımacılığı yapan denizcilik firmaları arasındaki rekabet göz önüne alınarak olası navlun farklarının, navlun faturasının muhatabı olan tarafa yansıtılmasının pratikte olağan bir durum olduğu ve ihtilaf konusu faturanın, 12 adet konşimentoya istinaden önceden düzenlenen faturaların devamı niteliğinde meydana gelen navlun farkından oluştuğunun kabul edildiği, Davalı yanın davaya konu navlun farkı faturasını hangi gerekçe ile tanzim etmiş olduğunu açıklamasına rağmen yoruma dayalı bilirkişi açıklamalarına itibar edilmesinin yasaya aykırı olduğu, taraflar arasındaki taşıma ilişkisinin müvekkilince inkar edilmediği bununla birlikte her biri bakımından ayrı ayrı mutabakat sağlanan taşıma ilişkilerine göre davalının kesmiş bulunduğu 12 adet navlun faturasının taraflar arasında bir yıllık alım taahhüdünün varlığına delalet etmeyeceğinin ortada olduğu, Müvekkilinin navlun farkı faturasını ödememesi halinde yükün serbest bırakılmayacağı davalı tarafından açıkça bildirilmiş olup, davalının bu tutumu haksız hapis hakkı uygulaması olup, mahkeme tarafından yapılan değerlendirmenin hatalı olduğu, zira müvekkili tarafından davalı yana gönderilen 06.04.2017 tarihli e-mail mesajı ile 04.03.2017, 13.03.2017, 20.03.2017 ve 27.03.2017 tarihli konşimentolara konu yüklerin davalı yanca “telex-release” işlemlerinin yerine getirilmesinin istendiği ve davalı tarafın bu mesaja anı tarihli mail ile cevaben; "Doğal bir şekilde aynı anlaşma uyarınca navlun farkları oluşmuş ve sözleşmenin firmanızca tek taraflı bozulması hasebiyle tüm haklarınızdan feragat ettiğiniz sarihtir. Belirtmiş olduğunuz gibi cari hesabınızın kapatılması talep edilmemiş firmanızın cari anlaşması sözleşmeye aykırı tutum, davranışlar ve çalışma prensipleriniz nedeniyle iptal edilmiştir…” ifadeleri ile dilekçemizde ayrıntıları ile izah edilen “minimum 250 konteyner taşımasının yapılması” istemine riayet edilmediği belirtilerek navlun farkı faturası ödenmediği sürece müvekkilinin "release" isteminin yerine getirilmesinin mümkün olmayacağının ileri sürüldüğü, davalının bu tutumu sebebiyle yükünü teslim alamayan müvekkilinin varma limanında beher gün tahakkuk eden demuraj bedellerinin önüne geçebilmek için ihtilaf konusu fatura bedelini "ihtirazı kayıt" ile ödemek durumunda kaldığı ve hemen ardından davalı şirketçe, yükün ne şekilde çekilebileceğine ilişkin 19.04.2017 tarihli mailin gönderilerek "bahse konu yüklemeler ile ilgili eksik ödemeler müvekkilinizce yeni yapıldığı iddia edilmekte olup ekte bulunan talimatı doldurularak (gönderici tarafından) göndermenizle birlikte konşimentolar belirtilen adrese, müvekkiliniz adına ihtirazı kayıt yapmayacağınıza dair taahhütü de ekleyerek tarafımıza ulaştırmanıza müteakiben gönderilecektir." denildiği, buna göre, bu e-mailde davalı şirket, navlun farkı faturasının müvekkilince ödendiğinin beyan edilmesi üzerine talimatın ne şekilde düzenlenmesi gerektiğine ilişkin taslak metin göndermiş olup, öte yandan halen yükün teslim edilebilmesinin koşulu olarak ihtirazı kayıttan vazgeçilmesini şart koştuğu, dolayısıyla esas olan davalının, yükün teslimini 19.04.2019 tarihine kadar fiili olarak engellediği, bu durumun açık bir şekilde haksız hapis hakkı uygulamasını teşkil ettiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, müvekkilinin ihtirazi kayıtla ödediği bedelin faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE: Dava, haksız olarak ödendiği iddia edilen navlun farkı fatura bedelinin iadesi istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, yukarıda yazılı gerekçe doğrultusunda, davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı, davacı vekili tarafından yasal süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf başvuru sebepleriyle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık yönüyle re'sen yapılmıştır.Taraflar arasında 2016 yılından süregelen taşıma ilişkisinin bulunduğu, en son davacının Türkiye'den ithal ettiği emtiaların dört ayrı konişmento tahtında Türkiye'den Almanya'ya taşınması işinin davalı tarafından organize edildiği, davalının akdi taşıyan sıfatıyla davacıya düzenlediği 22.02.2017 tarihli 11.800,00 Euro, 28.02.2017 tarihli 13.275 Euro, 06.03.2017 tarihli 9.240,00 Euro bedelli ve 20.03.2017 tarihli 3.080,00 Euro bedelli faturaların davacı tarafından ödendiği, dava konusu 27.03.2017 tarihli 13.725,00 Euro tutarlı faturanın ödemesinin de 19.04.2017 tarihinde yapıldığı dosya kapsamı ile sabit olduğu gibi taraflar arasında da ihtilafsızdır. Davacı taraf, haksız olarak tanzim edilen 27.03.2017 tarihli 13.725 Euro bedelli navlun farkı faturası ödenmeden konişmentolar serbest bırakılmadığından malların gümrükten çekilememesi nedeniyle ödemek zorunda kaldığı fatura bedelinin iadesini istemiş, davalı ise taraflar arasındaki anlaşmaya göre davacının yıllık 250 konteynerin taşıtılması konusunda taahhütte bulunduğu ancak bu taahhüdünü yerine getirmeden anlaşmayı tek taraflı olarak fiilen sona erdirmesi nedeniyle navlun farkı adı altında 13.725,00 Euro bedelli faturanın tanzim edildiği ve davacı tarafından ödenen bedelin iadesi istenemeyeceği gibi dava dışı gönderici/satıcı firmanın talimatı ile hareket edildiğini savunmuştur.6100 sayılı HMK 190. ve TMK 6. maddelerine göre, bir vakıadan kendi lehine hak çıkaran taraf, o vakıayı ispatla yükümlüdür.Davalı taraf, ihtilafa konu 27.03.2017 tarihli 13.725,00 Euro bedelli navlun farkı faturasını düzenleme nedeninin, davacının yıllık 250 konteyner alım taahhüdünü yerine getirmemesi olduğunu ileri sürdüğüne göre, taraflar arasında davacının bu yönde bir taahhütte bulunduğu bir anlaşmanın varlığı davalı tarafından yazılı belge ile kanıtlanmalıdır. Davalı bu savunmasını ispat noktasında, dava dışı gönderici firma ile aralarındaki mail yazışmalarına dayanmış ve 17.11.2017, 23.12.2017 ve 23.01.2017 tarihli mailleri dosyaya ibraz etmiştir. Anılan mailler incelendiğinde; taralar arasında değil, davalı ile dava dışı İnter DZC firması arasında yapılan yazışmalar olduğu anlaşılmakta olup, sadece davalı tarafından davacıya gönderilen 09.03.2017 tarihli mail ile; bu tarihten sonra gerçekleşecek yüklemelerde konteyner başına navlun ücretinin 1540 Euro olduğu bildirilmiş ve bu kapsamda davalı tarafından düzenlenen 20.03.2017 tarihli 3.080,00 Euro tutarlı navlun faturası da davacı tarafından ödenmiştir. Bu yazışmalar dışında, davacının yıllık 250 konteyneri taşıtma taahhüdünde bulunduğunu ispata yarar yazılı bir belge sunmuş değildir. Davalı tarafça, dava dışı gönderici şirketin müdürü ve ortağı ...'nün aynı zamanda davacı şirketin de sahibi olduğu ve maillerin adı geçen kişiye de gönderildiği ileri sürülmüşse de; anılan yazışmaların dava dışı gönderici firma ile yapıldığı sabit olduğu gibi her iki şirketin ayrı bir tüzel kişilik olduğu gözetildiğinde; sadece davacı şirket temsilci ile dava dışı gönderici firma müdürünün aynı kişi olmasının neticeye etkili olduğu kabul edilemez.Davalı tarafından, dava dışı satıcı firmaya gönderilen 23.12.2017 tarihli mail içeriği; en az 250 konteyner ve bildirilen fiyatla 1 yıllık navlun sözleşmesine ilişkin tekliften ibaret bulunup, bu teklifin, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununa göre, sözleşmenin kurulması öncesi gönderilen bir icap niteliğinde bulunduğunun kabulü gerekir. Aynı yasa gereği, sözleşme görüşmeleri aşamasında, taraflardan biri tarafından yapılan icap, diğer tarafça açık veya örtülü kabul edildiğinde sözleşme kurulmuş olur. Aksi halde bir sözleşmenin varlığından söz edilemez. Somut olayda; bir an için her iki şirket temsilcisinin aynı kişi olması nedeniyle bu teklifin davacıya da yapıldığı kabul edildiğinde dahi, davacı şirketin açık veya zımni kabulüne ilişkin bir delil sunulamamasına göre, davacının yıllık 250 konteyner alım taahhüdünde bulunduğu bir sözleşmenin varlığının ispatlanamadığı ve buna bağlı olarak davalının 27.03.2017 tarihli navlun farkı faturasının dayanaksız kaldığı sonucuna varılmalıdır. Dosyada mevcut bilirkişi raporlarında, taraflar arasında 2016 yılı sonu itibarıyla başlayan açık hesap ilişkisinin olup, her bir konteyner için navlun miktarının ayrı ayrı belirlenmediği ve davalının akdi taşıyan sıfatıyla taşıma işini organize etmesi nedeniyle düzenli hat konteyner taşımacılığı yapan denizcilik firmaları arasındaki rekabet gözönüne alındığında navlun farkı faturasının muhatabına yansıtılmasının olağan bir durum olduğu, bu nedenle davalının düzenlediği 13.725 Euro miktarındaki faturasının 12 adet konişmentoya istinaden önceden düzenlenen faturaların devamında meydana gelen navlun farkından oluştuğu ve davacının bu faturayı ödemekle yükümlü bulunduğu açıklanmış ve mahkemece bu açıklamalar aynen benimsenerek hüküm kurulmuştur.6100 sayılı HMK hükümlerine göre, yargılama, re'sen gözetilmesi gereken haller dışında tarafların iddia ve savunmalarına göre tespit edilen uyuşmazlık konusunda yapılır. Eldeki davada, davalı taraf, açıkça ihtilaf konusu navlun faturasını düzenleme nedenini, davacının 250 konteyner alımına ilişkin taahhüdünü ihlal edip, anlaşmayı tek taraflı sonlandırmasına dayandırdığına göre, davacının iddiası ve davalının savunması birlikte değerlendirilip bir neticeye varılması gerekmekte olup, davalı savunması gözetilmeksizin dosya kapsamına uygun düşmeyen bilirkişi raporlarına itibar edilerek karar verilmesi doğru olmadığı gibi karar gerekçesinde, bu konuda hiç bir izahatta bulunulmaması da usul ve yasaya aykırıdır.Kural olarak faturanın ihtirazi kayıt ileri sürülmeksizin ödenmiş olması o faturanın benimsendiği anlamına gelir. Ancak davacı tarafından, davalıya gönderilen 06.04.2017 tarihli mail ile; ihtilaf konusu navlun farkı faturasının kabul edilmediği bildirildiği gibi ödemeden hemen sonra haksız olarak ödenmek zorunda kalınan bedelin iade edilmesi gerektiği konusunda davalıya 24.02.2017 tarihli ihtarname gönderilmiştir. Bu durumda ödemenin ihtirazi kayıtla yapıldığının kabulü gerekir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, davalının navlun farkı faturası dayanağını yazılı delil ile kanıtlayamadığı ve yemin deliline da dayanmadığı, faturanın davacı tarafından ihtirazi kayıtla ödendiği tüm dosya kapsamı ile sabit bulunduğundan, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken dosya kapsamına uygun düşmeyen bilirkişi raporuna göre davanın reddine karar verilmesi isabetli olmadığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ancak yeniden yargılamaya gerek olmadığından, davanın kabulü ile 13.725,00 Euro'ya, davalının temerrüde düştüğü 24.04.2017 tarihli ihtarın tebliğ tarihi ve ödeme için verilen iki iş günü sonu 29.04.2017 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesindeki döviz faizinin uygulanması sonucu oluşan tutarın fiili ödeme tarihindeki TL karşılığının davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,1-Davanın KABULÜ ile; 13.725-Euro'ya 29/04/2017 tarihinden itibaren 3095 Sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca fiili ödeme gününe kadar Devlet Bankalarının EURO cinsinden açılmış bulunan bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanması ile oluşan tutarın fiili ödeme tarihindeki TL karşılığının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 2-Başlangıçta peşin olarak alınan 937,82-TL harcın, alınması gerekli olan 3.751,24-TL harçtan mahsubu ile eksik 2.813,42-TL karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan 3.150-TL bilirkişi ücreti, posta ve tebligat gideri 221,60-TL, 31,40-TL başvuru harcı, 937,82-TL peşin harç, 4,60-TL vekalet harcı olmak üzere toplam 4.345,42-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-Davacı yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca hesaplanan 7.938,96-TL vekalet ücretinin davalıdan davacıya verilmesine, 5- Kullanılmayan gider ve delil avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 6-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak; a-Davacı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde daavcıya iadesine, b-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 121,30 TL, posta ve tebligat gideri 33,50-TL olmak üzere toplam 154,80-TL yargılama masrafının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a. maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.10/02/2022