Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2020/382 E. 2021/386 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2020/382
Karar No
2021/386
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2022/359 KARAR NO : 2024/691 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 25/11/2021 NUMARASI : 2020/382 E. - 2021/386 K. DAVACI : VEKİLİ DAVALI : DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 25/11/2021 tarih ve 2020/382 Esas - 2021/386 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkilinin 2011/63931, 2011/61185 sayılı ve "...", "..." ibareli tanınmış markalarının sahibi olduğunu, davalı Şirketin bu markalar ile karıştırılma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki "... ..." ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere davalı Kuruma başvurduğunu, 2019/08550 kod numarasını alan başvuruya müvekkilince itiraz edildiğini, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından müvekkili itirazının kabul edildiğini ve bir kısım mal ve hizmetlerin başvuru kapsamından çıkarıldığını, müvekkilinin başvurunun tümden reddi istemiyle bu karara yaptığı itirazın ise YİDK tarafından reddedildiğini, oysa davalı başvurusu kapsamında kalan mal ve hizmetlerin de müvekkili markalarının kapsamlarındaki mal ve hizmetlerle benzer olduğunu ve bu yönden de karıştırılma ihtimali bulunduğunu, itiraz gerekçesi "..." ve "... ..." markalarının, müvekkili şirket tarafından güneş enerjisi teknolojileri ile ilgili mal ve hizmetlerde kullanıldığını, davaya dayanak markaların 2020 yılında müvekkili şirketçe devir alındığını, müvekkili Şirketin dava ehliyeti bulunduğunu, müvekkili Şirket ile davalı arasında 2012 yılında imzalanmış birlikte var olma sözleşmesi bulunduğunu, bu sözleşmeye göre davalının 09. ve 11. sınıftaki bir kısım mallar için tescil başvurusunda bulunmayacağını kabul ve taahhüt ettiğini, davalı Şirketin müvekkili markalarından haberdar olduğunu, dava konusu başvurunun kötü niyetli yapıldığını, davalı başvurusunun amacının müvekkili Şirket markasının itibarından ve tanınmışlığından haksız yararlanma olduğunu, müvekkiline ait markalar ile davalı markasının görsel, işitsel ve anlamsal açıdan karıştırılma ihtimali yaratacak derecede aynı/benzer bulunduğunu, davalı markasının da esas unsurunun "..." ibaresi olduğunu, "..." ibaresinin dikkat çekmeyecek şekilde yazılmış tali unsur niteliği taşıdığını, markaların aynı veya aynı türdeki malları ve hizmetleri içerdiğini, müvekkili Şirketin özellikle güneş enerjisi sistemleri alanında ilgili mal ve hizmetler için Türkiye’de yoğun kullanımı olduğunun Markalar Dairesi Başkanlığı kararıyla sabit bulunduğunu, davalı şirket markasının tescili halinde müvekkili şirket markasından haksız yararlanılacağını, müvekkili markalarının itibarına zarar verileceğini, markanın sulanmasına neden olunacağını, SMK'nın 6/6 maddesi uyarınca müvekkilinin ticaret unvanından kaynaklı haklarının da değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürerek, YİDK'in 2020-M-7621 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, davalı Şirketin kullanım ispatı talebi üzerine davacı Şirket tarafından 2011/63931 sayılı markanın kullanıldığının ispatlanamadığını, 2011/61185 sayılı markanın ise "güneş enerjisi sistemleri bağlantı parçaları" açısından kullanıldığının ispatlandığını, buna göre incelemenin 2011/61185 sayılı marka üzerinden yapıldığını, bu karara davacı tarafından itiraz edilmediğini, YİDK aşamasındaki incelemenin de 2011/61185 sayılı marka ve kullanımı ispatlanan mallar dahilinde yapıldığını, davaya konu edilen marka başvurusu ile davacıya ait markalar arasında, başvuru kapsamında kalan mal ve hizmetler yönünden karıştırılma ihtimali bulunmadığını, davacının eskiye dayalı kullanım iddiasını ispatlayamadığını, davacı şirketçe SMK'nın 6/4 maddesi şartlarının uygulanabilirliğine ilişkin herhangi bir delil sunulamadığını, SMK'nın 6/5 maddesi kapsamında da bir tescil engelinin söz konusu olmadığını, davalı başvurusunun başkasına ait ticaret unvanı veya alan adından müteşekkil olmadığından davacının bu husustaki iddialarına itibar edilmediğini, davacı tarafça kötü niyete ilişkin iddiaların ispatı için yeterli derecede somut ve inandırıcı delil sunulmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı Şirket vekili, davanın 2 aylık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, dava ehliyetine ilişkin araştırmanın mahkemece resen yapılması gerektiğini, müvekkili şirketin kendi hizmet sektöründe bilinen, köklü ve tanınmış bir firma olduğunu, müvekkili şirket adına tescilli birçok marka bulunduğunu, haksız kazanç sağlamak, başka bir markayı zarara uğratmak gibi bir kastı ve isteği bulunmadığını, davacının kötü niyet iddialarının asılsız olduğunu, markanın gerçek ve resmi hak sahibinin müvekkili şirket bulunduğunu, davacı şirketin kötü niyetli olarak dava açıp haksız menfaat elde etme çabasında olduğunu, davacı şirketin tanınmış olmadığını, davacının bahsettiği “birlikte var olma sözleşmesi” ile ilgili iddiaları kabul etmediklerini, böyle bir sözleşmenin kendilerine tebliğ edilmediğini, markalar arasında işletmesel bir bağlantı kurulamayacağını savunarak, davanın reddini istemiş, ıslah dilekçesi ile kullanım ispatı talebinde bulunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacının kullanımını ispat ettiği emtia ile dava konusu marka kapsamında kalan mal ve hizmetlerin aynı/aynı tür/benzer olmadığı, davalıya ait dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait gerekçe markaların görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olduğu ve fakat sınıfsal benzerlik bulunmadığından aralarında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, dava konusu ibarenin, başvuruya konu markanın başvuru tarihinden önce ve başvuru kapsamında kalan mal ve hizmetler için Türkiye’de kesintisiz ve süreklilik arz eder biçimde, ticari etki oluşturacak şekilde ve başvurunun tescilini engelleyecek mahiyette bir markasal kullanımının ispatlanamadığı, davalı markası ile davacı ticaret unvanı arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı, davalının başvurusunun, davacı markalarının tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarar sağlayabileceği ya da davacı markalarının itibarına zarar verebileceği hususlarının ispat edilemediği, dosya içeriği itibari ile SMK’nın 6/5 maddesinde yer alan koşulların oluşmadığı, davalı şirket tarafından yapılan marka başvurusunun kötü niyetli olduğuna ilişkin somut verilerin dosya kapsamında bulunmadığı, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, davacı veya iyiniyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacına ilişkin herhangi bir olgu ve olayın söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, müvekkili şirkete ait tescilli markalar ile karşı tarafa ait dava konusu "... ..." esas unsurlu markanın bir bütün olarak görsel, işitsel ve anlamsal yönden benzer olduğunu, Kurum tarafından da markaların benzerliğinin kabul edildiğini, taraf markalarının kapsamlarında bulunan mal ve hizmetlerin benzerliği noktasında uyuşmazlık bulunduğunu, dava konusu başvuru kapsamında yer alan mal ve hizmetlerle müvekkili markalarının kapsamlarında yer alan mal ve hizmetlerin ilişkili mal ve hizmetler olduğunu, markaların aynı veya aynı türdeki malları ve hizmetleri içerdiğini, davalı Kurumun, müvekkili markalarının güneş enerjisi ile ilgili mallarda kullanıldığının ispatlandığını kabul ettiğini, dava konusu başvuru kapsamında bırakılan mal ve hizmetlerin de bu mallarla benzer olduğunu, davalı Şirketin önceki tescillerinin işbu dava kapsamında itiraz ettikleri mal ve hizmetleri kapsamadığını, bu nedenle davalının, dava konusu mal ve hizmetler yönünden herhangi bir şekilde öncelik hakkının olmadığını, taraf markaları arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunduğunu, dava konusu başvurunun, müvekkili markalarının devamı, serisi olarak algılanacağını, müvekkili Şirket ile davalı Şirket arasında 2012 yılında imzalanmış bir birlikte var olma sözleşmesinin olduğunu, bu nedenle marka başvuru sahibinin kötü niyetli olarak dava konusu başvuruyu yaptığının kabulünün gerektiğini, dava konusu markaları ilgilendiren bu anlaşmanın, eldeki dava yönünden hukuki sonuç doğuracağını, taraflar arasında önceki bir anlaşmanın varlığının kötü niyet ile doğrudan bağlantılı olmasına ve davalı Şirketin, müvekkili markalarından haberdar bulunmasına rağmen mahkemece bu hususların değerlendirilmediğini, müvekkilinin tanınmışlığına ve davalının kötü niyetine ilişkin detaylı bir inceleme yapılmadığını, "..." ibaresinin, müvekkilinin ticaret unvanında da esas unsur olarak yer aldığını, bu kapsamda SMK'nın 6/6 maddesi hükmünün de değerlendirilmediğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE :Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Her ne kadar mahkemece, davacı Şirkete 05.02.2022 tarihinde tebliğ edilen muhtırada, istinaf kanun yoluna başvurma ve karar harcının yatırılması için bir haftalık kesin süre verilmiş ve davacı tarafça da bir haftalık kesin süre geçtikten sonra 22.02.2022 tarihinde gerekli harçlar yatırılmış ise de Yargıtay 11. HD'nin 31.05.2021 tarih ve 2021/3380 E.- 2021/4584 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere, ilk derece mahkemesince harç ikmali için davacı vekiline gönderilen ihtarın, tebligata şerh düşülmek suretiyle yapıldığı, HMK'nın 344/1. maddesi hükmü hilafına bu belgede hakiminin onayının bulunmadığı, bu hali ile tebligata şerh düşülmek suretiyle yapılan bildirimin geçerli olduğundan söz edilemeyeceği, davacı vekili tarafından eksik istinaf harçlarının da yatırıldığı anlaşıldığından, Dairemizce HMK'nın 344 ve 346/2. maddeleri uyarınca davacı vekilince istinaf harç ve giderlerinin süresinde yatırıldığının kabulüyle davacı vekilinin istinaf itirazlarının incelenmesine karar verilmiştir. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı Şirketin hem marka başvurusuna itiraz aşamasında hem de işbu davada, SMK'nın 19/2. maddesi kapsamında kullanım ispatı talebinde bulunduğu, davacının 2011/61185 ve 2011/63931 sayılı markalarının tescil tarihi ile dava konusu başvurunun yapıldığı tarih arasında beş yıllık sürenin geçtiği, bu itibarla davacı markalarının Türkiye'de ciddi biçimde kullanıldıklarının ispatının gerektiği, davacının 2011/61185 sayılı markasının, "güneş enerjisi sistemleri bağlantı parçaları" mallarında kullanıldığının ispat edildiği, dolayısıyla karıştırılma ihtimalinin bu marka ve kullanıldığı mallarla sınırlı olarak yapılabileceği, dosya kapsamındaki bilirkişi raporunda da açıklandığı üzere başvuru kapsamında kalan mal ve hizmetlerle, davacının 2011/61185 sayılı markasının üzerinde kullanıldığı mallar arasında bir benzerlik olmadığı, emtia benzerliğine ilişkin koşul gerçekleşmediğinden, SMK'nın 6/1 maddesine dayalı davacı istinaflarının yerinde bulunmadığı, davacı markalarının tanınmışlığının dosya kapsamındaki delillerle ispat edilemediği, şirketlerin ticaret unvanları tescil edilirken, faaliyet alanına her türlü mal ve hizmetin yazılmasının mümkün olduğu ve ticaret unvanının bu alanların hepsinde kullanılması gibi bir yükümlülüğün bulunmadığı, ticaret unvanının fiilen kullanıldığı mal ve hizmetler bakımından, 6769 sayılı SMK'nın 6/6 maddesi anlamında sahibine öncelik hakkı sağladığı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 22.06.2017 tarih, 2016/1193 E., 2017/4014 K. ve 12/02/2020 tarih, 2019/2828 E., 2020/1294 K. sayılı ilamlarının da bu yönde olduğu, başvuru kapsamında kalan mal ve hizmetler yönünden ise davacının ticaret unvanının kullanıldığı ispat edilemediğinden SMK'nın 6/6 maddesine dayalı istinaf itirazlarının da yerinde olmadığı, davalı Şirketin başvurusunun kötü niyetli olduğunun da ispat edilemediği anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70 TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 346,9‬0 TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 04/04/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 04/04/2024 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2020/382, K. 2021/386, T. 22.06.2017, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2020-382-e-2021-386-k-b30087c54a48