Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2020/259 E. 2022/121 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2020/259
Karar No
2022/121
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/642 - 2025/841 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/642 KARAR NO : 2025/841 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 27/04/2022 NUMARASI : 2020/259 E. - 2022/121 K. DAVANIN KONUSU : Marka Hükümsüzlüğü ,Marka tecavüzü,Tespit, Durdurulması, Giderilmesi Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 27/04/2022 Tarih ve 2020/259 Esas - 2022/121 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraflar vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, 1946 yılından beri şehirlerarası yolcu taşıma sektöründe faaliyette bulunan müvekkilinin yoğun reklam, tanıtım ve hizmet kalitesi ile "..." markasını tanınır hale getirdiğini, söz konusu markanın 96/008247 sayısı ile 04/08/1997 tarihinde 36, 39 ve 42. sınıflarda tescil edildiğini, hal böyle iken davalı şirketin 2018/44453 sayılı "..." ibareli markasını 39. sınıfta 5/10/2018 tarihinde tescil ettirdiğini, davalının tescil ettirmiş olduğu bu markanın kapsamında bulunan hizmetlerin müvekkilinin markasının da kapsamında bulunduğunu, markaların birbirinden ayırt edilemeyecek kadar benzer olup davalının müvekkilinin markasındaki "..." ibaresi ile "..." olarak tabir edilen logosunu dahi ara sıra kullandığını, müvekkilinin markasındaki baskın renk , yazı stili ve çerçevenin davalı markada yer aldığını, dolayısıyla davalının müvekkilinin markasına bu derecede benzer bir markayı tescil ettirmesinin, aynı sektörde faaliyette bulunmaları ve müvekkilinin markasının tanınmışlığı karşısında kötü niyetli olarak kabulü gerektiğini ve davalının kullanımının aynı zamanda haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek 2018/44453 sayılı "..." markasının hükümsüzlüğüne, kullanımının engellenmesine, sicilden terkinine, davalının markaya tecavüzünün tespitine, tecavüzün durdurulmasına ve internet sitesinin erişime kapatılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket vekili, öncesinde "... Seyahat İnşaat Turizm Taşımacılık Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi" unvanı ile faaliyette bulunan müvekkilinin 02/04/2018 tarihinde ticaret unvanı değişikliği yaparak "... Turizm Seyahat Ticaret Limited Şirketi" ünvanını aldığını, davalı şirketin ise ... Grup Anonim Şirketi olarak 17/10/2019 tarihinde tescil edildiğini, "... şekil +... turizm seyahat a.ş." ibareli markanın davacı şirkete ait olduğuna dair dosyada delil bulunmadığını, davacının bu markanın sahibi şirketi devralmadığı gibi bu şirket ile birleşmediğini, dolayısı ile müvekkiline karşı böyle bir davanın açılamayacağını, davalının iddia ettiği üzere, müvekkilinin fiilen davacının olduğu iddia edilen logoyu kullandığına yönelik iddiaların gerçeğe uygun olmadığını, dilekçe ekindeki görsellerden görüleceği üzere müvekkilinin ofislerinde "..." ibaresinin, üzerine kuyruklu ... eklenmek suretiyle kullanıldığını, bu kullanımın şirkete ait yolcu taşımacılığında kullanılan otobüslerde ve internet sitelerinde de görüleceğini, "..." ibaresin taşımacılık sektöründe herkes tarafından kullanılan ayırt edicilik niteliği bulunmayan genel bir ibare olduğundan davacının tekeline verilmeyeceğini ve müvekkilinin kötü niyetli olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, her iki taraf markasında "..." ibaresinin asli ayırtedici unsur olup bu ibarenin ortaklığının markaları görsel, işitsel ve anlamsal yönlerden benzer kıldığı, davalı markasında yer alan 39. sınıftaki " Kara, deniz ve hava taşımacılığı hizmetleri ve kara, deniz ve hava taşıtlarının kiralanması hizmetleri. Malların depolanması, paketlenmesi ve sandıklanması hizmetleri, tur düzenleme, seyahat için yer ayarlama, seyahat ile ilgili bilet sağlama, kurye hizmetleri "ile davacının markasının tescilli olduğu “İnsanların veya eşyaların bir yerden, diğer bir yere ulaştırılması, ürünlerin korunması ve muhafaza edilmesi için binalar veya soğuk hava depolarında depolanması hizmetleri. Ulaşım araçlarının kiralanması ile ilgili hizmetler”in aynı, aynı tür, benzer olduğu, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, davacıya ait mesnet marka ve davalıya ait dava konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, davalının "..." ibareli markasını gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden davacının "... " asli unsurlu tescilli markasından farklı bir marka olduğunu algılayamayacağı, tüketicide markalar arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı hizmetler algısı oluşabileceği, dolayısı ile iltibas koşullarının mevcut olup 6/5 tanınmışlık koşullarının da iltibas koşullarının gerçekleştiği hizmetler yönünden gerçekleştiği, buna karşılık davalı şirketin başvurusunun kötü niyetli olduğuna dair yeterli delil bulunmadığı gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne, davalıya ait 2018/44453 tescil sayılı markanın kapsamında yer alan 39. sınıftaki "Kara, deniz ve hava taşımacılığı hizmetleri ve kara, deniz ve hava taşıtlarının kiralanması hizmetleri. Malların depolanması, paketlenmesi ve sandıklanması hizmetleri, tur düzenleme, seyahat için yer ayarlama, seyahat ile ilgili bilet sağlama, kurye hizmetleri." yönünden markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine, davalının eyleminin davacıya ait tescilli marka hakkına tecavüz oluşturduğunun tespitine, durdurulmasına ve tecavüzün giderilmesine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davalının markasının kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmesinin müvekkilinin mağduriyetini gidermeyeceğini, markaların aynı tüketici kesimine hitap ettiğini, ortalama düzeyde halk nezdinde davalıya ait markanın müvekkile ait markanın bir serisi ve devamı gibi algılanmasının kuvvetle muhtemel olduğunu, müvekkilinin kurumsal rengi olan mavinin dava konusu markada aynı şekilde kullanıldığını, markaların esaslı unsurunu oluşturan "..." ibaresinin aynı şekilde yazıldığını, davalı markada bu ibarenin önünde bulunan "..." yazısının markaya ayırt edicilik sağlamadığını, davalı markada aynı yazı formunun kullanıldığını, bu hususların bütünsel olarak markaları görsel ve işitsel yönden üst derece benzer kıldığını, emtia/hizmet ve marka benzerliği söz konusu olduğundan markanın tamamıyla hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın tamamıyla kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili istinaf dava dilekçesinde, müvekkilinin "..." ibareli markasını yalnızca ''39.'' sınıfta 10 yıl süre ile 05/10/2018 tarihinde tescil ettirdiğini, davacı şirketin ise bu güne kadar "..." markasının tescili ile ilgili bir başvurusunun bulunmadığını, dosya kapsamında sunulmuş marka tesciline ilişkin evrakların davacıya ait olmadığını, bu sebeple davacı şirket ile müvekkil şirket markasına ilişkin mal/hizmet benzerliği hakkında yapılan değerlendirme ve bu değerlendirme sonucu aynı, aynı tür, benzer hizmet olduğu gerekçesiyle hüküm kurulmasının davacının taraf sıfatı ve işbu davayı açmakta hukuki menfaati bulunmadığından hukuka aykırı olduğunu, davacı şirketin 17/10/2019 tarihinde tescil edildiğini, dava konusu markayı devraldığına ilişkin Yerel Mahkeme'ye sunulan marka devir sözleşmesinde de görüleceği üzere davacı şirketin markayı 13/5/2020 tarihinde devraldığını, kaldı ki mesnet marka için 25/11/2004 tarihinde T/00974 başvuru numarası ile ... şekil+... turizm seyahat a.ş marka adı ile Türk Patent ve Marka Kurumuna tescil için başvuruda bulunulmuş olup markaya 25/11/2004 tarihinde koruma verildiğini, bu koruma süresinin 10 yıl olduğunu, koruma süresinin 2014 yılında sona erdiğini, sonrasında yenilenmediğini, marka hükümsüz ve korumasız kaldığından haksız ve hukuki mesnetten yoksun davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, "..." ibaresinin ayırt edici niteliği olmayan genel bir ibare olduğunu, davacının tekeline bırakılmayacağını, markaların kullanılan renk, kompozisyon, yazım stili ve ek ibareler ile tamamen ayrıştığını, dolayısıyla iki farklı alan adına sahip iki markanın birbirinden gözle görülür şekilde farklı olup iltibas yaratacak düzeyde bir benzerlikten söz edilmeyeceğini, ... markasının müvekkili şirketin müdürü ve tek yetkilisi ...'ın soy ismi olan ... ve alelade, taşımacılık sektöründe herkesçe kullanılan, esasında bir marka değeri ve niteliği olmayacak "..." kelimesinden türetildiğini, markanın kötü niyetle, haksız kazanç elde etmek ve davacıya ait markanın tanınırlığından faydalanmak maksadıyla oluşturulmadığını ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE :1- Dava, marka hükümsüzlüğü, marka tecavüzü,tespit, durdurulması, giderilmesi istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, bilirkişi raporunda belirtildiği üzere; davalıya ait 2018/44453 sayılı "..." ibareli marka ile davacı şirkete ait Türkpatent nezdinde tanınmış " ... şekil +..." ibareli marka arasında "..." ibaresinin baskın olmasından kaynaklı olarak görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik mevcut olup ilgili tüketicinin taraf markalarının farklı kaynaktan geldiğini anlamayarak markalar arasında idari ve ekonomik bir bağlantı bulunduğu algısına kapılması ihtimalinin bulunduğu, davalının "..." ibaresini fiilen kullandığı, davalının söz konusu ibareyi üzerinde kullandığı mal ve hizmetlerin de, davacılya ait markanın kapsamındaki mal ve hizmetlerle benzer bulunduğu, bu durumun markaya tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğu, unvan terkini koşullarının da somut olayda gerçekleştiği anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Davaya konu 2018/44453 sayılı "..." marka kayıtlarının incelenmesinden, markanın 4/5/2028 tarihli başvuru üzerine 5710/2018 tarihinde 35. sınıfta tescil edildiği ve kapsamında "Kara deniz ve hava taşımacılığı hizmetleri, ve kara, deniz, hava taşıtlarının kiralanması, hizmetleri, tur düzenleme, seyahat için yer ayarlama, seyahat ile ilgili bilet sağlama, kurye hizmetleri. Araba parkları hizmetleri, garaj kiralama hizmetleri, Tekne barındırma hizmetleri. Boru hattı ile taşıma hizmetleri.Elektrik dağıtım hizmetleri. Su temin hizmetleri.taşıt ve malları kurtarma hizmetleri. Malların depolanması, paketlenmesi ve sandıklanması hizmetleri. Çöplerin depolanması ve taşınması hizmetleri, atıkların toplanması ve taşınması hizmetleri." bulunduğu anlaşılmıştır. Davacı vekili müvekkilinin tanınmış markasının davalı tarafından kullanılmasının müvekkilinin markasının itibarını zedeleyeceği ve davalının bu kullanımdan haksız kazanç elde edeceği iddiası ile davalı markanın tescilli olduğu 39. sınıftaki bütün hizmetler yönünden markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini iddia etmiş, buna karşılık mahkemece, davacıya ait markanın tanınmışlığı kabul edilmekle birlikte tanınmışlığın sonuca etkisinin bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Bu durumda, istinaf incelemesine konu uyuşmazlık, davacı markasının tanınmış olup olmadığı ve bu tanınmışlığın, SMK'nın 6/5 maddesi kapsamında dava konusu başvurunun tesciline engel teşkil edip etmeyeceği noktalarında toplanmaktadır. 6769 sayılı SMK'nın 6/5 maddesi uyarınca, tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. Burada tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarar sağlamaktan kast edilen; tanınmış markanın tüketiciler nezdinde sahip olduğu olumlu imajın hukuka aykırı bir şekilde diğer markaya aktarılmasıdır. Bu yolla tanınmış markanın reklâm değeri ve şöhreti sömürülmekte, tescilli markanın itibarından dolayı haksız avantaj elde edilmektedir. Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi hali ise, doktrinde lekeleme (tarnishment) olarak adlandırılmaktadır. Bu durumda, marka itibarı zarar görecek şekilde küçültücü, imaj zedeleyici bir mal veya hizmet için kullanılmaktadır Ayrıca 6769 sayılı SMK'nın 6/5 maddesinde sayılan tanınmış markadan haksız yararlanma halleri, her somut olayın özelliklerine, markanın ne kadar tanınmış olduğuna, tanınmış markanın ayırt edicilik derecesinin ne derecede yüksek olduğuna, her iki tarafa ait markanın birebir aynı olup olmamasına, farklı sınıftaki mal veya hizmetin tanınmış markanın asıl olarak kullanıldığı sektör veya sektörlerden mal ve/veya hizmetlerden ne derece uzak ya da yakın, ne derece farklı olduğuna göre değerlendirilmelidir (Yargıtay 11.HD'nin 22.03.2017 tarih, 2015/14059 E., 2017/1721 K. Sayılı ilamı). Davacı şirket adına tescilli "..." ibareli markanın Türkpatent nezdinde tanınmış marka olarak koruma altına alındığı ve bilirkişi heyeti tarafından tespit edildiği üzere insanların ve eşyaların bir yerden başka bir yere ulaştırılması hususunda tanınmış bir marka olduğu açıktır. Yine aynı bilirkişi raporunda davacının markasının tanınmışlığı nedeniyle benzer hizmetlerde davalının haksız bir kazanç elde edeceği ve davacıya ait markanın itibari ve ayırt edici karakterinin zarar göreceği de belirtilmiştir. Her ne kadar bilirkişi heyeti tarafından davacıya ait markanın tanınmışlığı nedeniyle 6769 sayılı SMK'nın 6/5 maddesindeki koşulların yalnızca iltibas koşullarının gerçekleştiği bir kısım hizmet yönünden gerçekleştiği kabul edilmişse de, markanın tanınmışlık düzeyi ve özellikle tüketiciler nezdinde sahip olduğu olumlu imaj ile bağdaşmayacak şekilde çöplerin depolanması, taşınması, atıkların toplanması ve taşınması hizmetlerinin ifası sırasında oluşacak itibar kaybı nedeniyle tanınmışlık koşullarının, davaya konu markanın tescil edildiği 39. sınıftaki bütün hizmetler yönünden gerçekleştiğinin kabulü ile davalıya ait markanın tamemen hükümsüzlüğüne karar vermek gerekirken yazılı şekilde kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmesi doğru olmamıştır. HMK.'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 27/04/2022 gün ve 2020/259 Esas - 2022/121 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın KABULÜ ile, davalıya ait 2018/44453 tescil sayılı MARKANIN HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE, sicilden terkin edilmesine, karar kesinleştiğinde Türk Patent'e müzekkere yazılmasına, 4-Davalı taraf eyleminin davacıya ait tescilli marka hakkına tecavüz oluşturduğunun TESPİTİNE, davalı eyleminin DURDURULMASINA, TECAVÜZÜN GİDERİLMESİNE, 5-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 54,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 561‬,00.TL'nin davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 6-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 40.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 2.800,00-TL bilirkişi ücreti, 98,50-TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 108,00-TL tebligat masrafı, 492,00-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 3.498,5‬0-TL yargılama giderine 54,40-TL peşin harç ve 54,40-TL başvurma harcı tutarının eklenmesiyle oluşan toplam 3.607,3‬0-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına, 8-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, 9-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), 10-Davacıdan peşin olarak alınan 179,90.TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 11-Davalıdan alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 80,70.TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70.TL'nin davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 12-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 24/04/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 25/04/2025 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2020/259, K. 2022/121, T. 22.03.2017, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2020-259-e-2022-121-k-51f8807474a9