Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2019/41 E. 2020/312 K. – Tazminat
Konu: Tazminat
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2019/41
- Karar No
- 2020/312
- Karar Tarihi
- Konu
- Tazminat
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2020/2006 KARAR NO: 2023/1887 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 15/09/2020 NUMARASI: 2019/41 E. - 2020/312 K. DAVANIN KONUSU: Tazminat Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin inşa ettiği ... adlı projeden 3 adet villa nitelikli konut satın aldığını, yapılan pazarlıklar sonucu 229 nolu villa için 540.000 USD, 24 nolu villa için 945.143 USD ve T 11 tipi villa için 1.462,270 TL üzerinde anlaşmaya varıldığını, müvekkilinin kararlaştırılan iki taşınmaza ilişkin bedeli ödediğini, bir taşınmaza ilişkin bedeli ise halen ödemeye devam ettiğini, davalı şirkete ve projeye güvenerek talep edilen satış tutarlarının, uygulanan satış fiyatının değişmeyeceği ve vaat edilen fiyat artışı ile müvekkilinin kar elde edeceği inancıyla ödendiğini, ancak davalı şirketin aynı projede henüz satılmayan benzer nitelikli villalar için müvekkiline satılan villaların fiyatının yaklaşık yarısı oranında daha düşük bedelle satış ve reklam ilanları vermeye başladığını, müvekkilinin kar amacıyla satın aldığı taşınmazlarda davalı şirketin ticari teamüllere aykırı satış ve reklam ilanları vermeye başladığını, müvekkilinin kar amacıyla satın aldığı taşınmazlarda davalı şirketin ticari teamüllere aykırı satış politikası ve fahiş fiyat farkları sebebiyle büyük zarara uğradığını, müvekkilinin davalı tarafça vaat edilen fiyat garantisi ve projenin ileride daha fazla prim sağlayacağı yönündeki bilgilendirmeye ve davalının sektördeki itibarına güvenerek güvenerek bu taşınmazları satın aldığını, ancak bu gün satın aldığı taşınmazları, davalı şirketin haksız ve rekabet kurallarına aykırı satış politikaları nedeniyle yarı fiyatına dahi satamama riski ile karşı karşıya kaldığını, bu sebeple uğradığı zararların davalı tarafından tazmini gerektiğini ileri sürerek, şimdilik 5.000,00 TL'nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; 236 adadaki T11 tipi villa olarak belirtilen gayrimenkulün müvekkili tarafından satılmadığını, husumet itirazları bulunduğunu, taraflar arasında sözleşme özgürlüğü çerçevesinde sözleşmenin yapıldığını, gayrimenkul sektöründe serbest piyasa koşullarının geçerli olduğunu, tarafların belli bir pazarlık sonucunda bedelde anlaştığını, müvekkilinin de edimlerini buna göre yerine getirdiğini, taşınmazları davacıya devrettiğini, aynı nitelikteki taşınmazların aynı bedelle satılacağına dair yasal zorunluluk olmadığını, aksine sözleşme serbestliği bulunduğunu, müvekkilinin davacıya satış fiyatlarının değişmeyeceği ve bu satıştan herhangi bir oranda kar elde edeceği yönünde herhangi bir taahhütte bulunmadığını, satış öncesi protokollerde de bu yönde bir taahhüt bulunmadığını, dolayısıyla söz konusu satıştan sonra müvekkilinin satışını yaptığı benzer dairelerin satış bedellerinin daha düşük ya da yüksek olmasının davacıya bir hak kazandırmayacağını, zira taşınmaz piyasası koşullarının değişkenlik gösterdiğini, davacının kendi öngörüsü veya inancı ile yaptığı işlemden hayal ettiği faydayı elde edememesinden müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullarda taşınmaz sektöründe evlerin satış ve kira fiyatlarının zaman zaman bu durumdan etkilendiğini ve zaman zaman fiyat politikalarında revize yapmak zorunda kalındığını, ancak ülkedeki koşullarda haberdar olan ve basiretli bir tacir olan davacının bir taahhüt ve anlaşma olmadığı halde salt kendi öngörü gerçekleşmediğinden tazminat talep etme hakkı olmadığını, kaldı ki taşınmaz fiyatlarında davacının iddia ettiği gibi bir düşmenin de olmadığını, davacının henüz satışa sunmadığı taşınmazlar nedeniyle zararının da olmadığını, satacak olsa idi zararına satardı gibi bir varsayımla tazminat talep edilemeyeceğini, zararının da bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, haksız rekabete aykırı satış nedeniyle uğranılan zararın tazmini için maddi tazminat istemine ilişkindir.Davacı taraf, davalı şirketin aynı projede henüz satılmayan benzer nitelikli villalar için davacı tarafa satılan villaların fiyatının yaklaşık yarısı oranında daha düşük bedelle satış ve reklam ilanları vermeye başladığını, müvekkilinin kar amacıyla satın aldığı taşınmazlarda davalı şirketin ticari teamüllere aykırı satış ve reklam ilanları vermeye başladığını, müvekkilinin kar amacıyla satın aldığı taşınmazlarda davalı şirketin ticari teamüllere aykırı satış politikası ve fahiş fiyat farkları sebebiyle büyük zarara uğradığını iddia etmektedir.Mahkememizce yapılan yargılamada söz konusu taşınmaza ait tapu kayıtları ve resmi senet suretleri istenerek davacıya satış bedeli ile o tarihteki taşınmaz değeri arasında fahiş fark bulunup bulunmadığına ilişkin rapor alınmıştır. Alınan bilirkişi raporunda satış bedelleri arasında fahiş fark olmadığı tespit edilmiştir. Davacı tarafın davalıdan satın aldığını belirttiği taşınmazlar ... ilçesi, ... Köyü, ... ada ... parsel, ..., 24 ve 229 nolu bağımsız bölümlerdir. Ancak bu bağımsıız bölümlerden 334 nolu bağımsız bölümün davalı şirket adına kayıtlı olmadığı dosyada mevcut tapu kayıtları ile tespit edilmiştir. Bu nedenle bu bağımsız bölüm yönünden pasif husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. Diğer bağımsız bölümler yönünden ise rekabete aykırı bir satışın bulunup bulunmadığı hususunun incelenmesi gerekmektedir. Haksız rekabete ilişkin TTK'nun 54. vd maddeleri incelendiğinde; haksız rekabetin kapsamı, dürüstlük kuralına aykırı davranışlar, ticari uygulamalar ve hukuki sorumluluk açıklanmış olup taraflar arasındaki satışta haksız rekabete aykırı bir husus TTK 54 vd. Maddelerine göre tespit edilememiştir.Sözleşmenin hile ile yapıldığı ve davalı lehine sözleşme hükümlerinde aşırı oransızlık bulunduğu iddiasının değerlendirilmesi açısından ise; Bilindiği üzere, hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanununun (TBK) 36/1.maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.Öte yandan, hile (aldatma) her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.Davacı taraf hile iddiasının değer görmemesi halinde ise Borçlar Kanunu'nun 28.maddesinde düzenlenen aşırı yararlanma(gabin)hukuki sebebine de dayanmıştır.Aşırı yararlanmaya ilişkin hususlar anılan Kanun maddesinde şu şekilde ifade edilmiştir:"(28/1)Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.(28/2)Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir." Aşırı yararlanma (gabin) halinin objektif unsuru; karşılıklı edimler arasındaki açık değer farkıdır. Böyle açık bir değer farkının, diğer söyleyişle, nispetsizliğin bulunup bulunmadığı edimlerden her birinin sözleşme kurulurken, taşıdığı ekonomik kıymet araştırılarak tayin edilir. Bu karşılaştırma yapılırken edimlerden birinin diğerinden daha değerli olup olmadığına değil, edimlerin değerleri arasında açık bir fark, göze çarpan bir nispetsizlik bulunup bulunmadığına önem verilecektir.("TEKİNAY/ AKMAN/ BURCUOĞLU/ ALTOP Tekinay Borçlar Hukuku, 7.bası İstanbul 1993 syf. 459")Aşırı yararlanma halinin subjektif unsuru ise zarar görenin zor durumda kalmış olması, düşüncesizliği(kendi menfaatlerini iyi hesaplamadan karar vermekteki düşüncesizliği, aceleciliği vs gibi haller) ya da deneyimsizliği halleridir.Aşırı yararlanma halinin objektif ve subjektif koşullarının oluştuğunu ve zarar gördüğünü düşünen sözleşmenin tarafı durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeyle bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilecektir. Bu bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında: hile ve gabin iddiasının ispata muhtaç olduğu, davacının basiretli davranma yükümlülüğünün bulunduğu, sözleşmenin sözleşme yapma özgürlüğü çerçevesinde yapılmış olduğu, söz konusu satışlar nedeniyle haksız rekabet hükümlerinin uygulanma alanının bulunmadığı, davacının zarara uğradığından söz edilemeyeceği anlaşılmakla davanın reddine dair aşağıda yazılı şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle, ... ili, ... İlçesi, ... Köyü, ... ada ... parsel 334 nolu bağımsız bölüm yönünden açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine, ... ili, ... İlçesi, ... Köyü, ... ada ... parsel 24 ve 229 nolu bağımsız bölümler yönünden açılan davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davadaki iddiaları ve taleplerinin hatalı değerlendirildiğini, hile ve gabinin olmadığı, bu iddianın ispata muhtaç olduğu şeklinde bir gerekçe yazıldığını, aslında bu durumun baştan sona usule aykırı tanzim edilen bilirkişi raporunun verilen karar üzerinde ne denli olumsuz bir etkisi olduğunun örneği olduğunu, zira taraflarınca hiçbir zaman hile veya gabin iddiaları ileri sürülmediğini, ileri sürmedikleri iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle red kararı verilmesinin usule aykırı olduğunu, dava dilekçesinde de ifade ettikleri üzere davalıya ait reklam broşürlerinde "yatırım fırsatını çok avantajlı koşullarla sunuyoruz" ifadesinden de anlaşılacağı üzere davalının, müşterilere yatırım aracı ve bu yatırımdan kar elde edecekleri vaadiyle satış yapması, müvekkilinin de yatırım amacıyla bu taşınmazları satın alması, daha sonra dürüstlük ilkesine aykırı reklamlar ve satış teknikleri ile fahiş fiyat indirimleri yaparak müvekkilinin yatırım amacı ile aldığı taşınmazlardan beklediği karı alamamasına sebebiyet verilmesinin iddialarının temelini oluşturduğunu, usule aykırı bilirkişi raporunun hükme esas alındığını, yargılama sırasında "dosyada bulunan dava konusu taşınmazların ayrı ayrı satım ve dava tarihindeki serbest piyasa değerleri ile taraflar arasındaki sözleşmeler de değerlendirilerek davacı iradesini sakatlayan herhangi bir durum bulunup bulunmadığı, bu kapsamda her iki satım fiyatı arasındaki fark ile tarafların iddia ve savunmaları konusunda rapor düzenlenmesi" için dosyanın bilirkişi heyetine tevdii edildiğini, bilirkişi heyetince 5 kez ek süre talep edildikten ve aradan 8 ay geçtikten sonra 03/03/2020 tarihli bilirkişi raporu tanzim edildiğini, bu raporda da hukuki değerlendirme yapıldığını, dosyanın bilirkişilere verilmesinin sebebinin dava konusu taşınmazların ayrı ayrı satım ve dava tarihindeki serbest piyasa değerleri değerlendirilerek fahiş bir fiyat düşüşünün olup olmadığının tespit edilmesi olmasına rağmen böyle bir tespitin yapılmadığını, rapordaki tablolar incelendiğinde müvekkilinin taşınmazları USD ile satın aldığı göz ardı edilerek fahiş bir fiyat farkının olmadığının ifade edildiğini, aynı şekilde davadaki iddiaları doğrultusunda özellikle taşınmazların satım tarihi ve ondan sonraki dava açtıkları 2017 yılındaki değerlerin önem arz ettiğini, raporda bu dönemlere hiç yer verilmeden raporun tanzim edildiği tarihteki emsal değerler( TL bazında) esas alındığını, devamında ise mahkemeyi de yanılgıya düşürecek şekilde hile ve gabinle ilgili değerlendirmeler yapılarak tazminat talebinin yerinde olmadığı sonucuna varıldığını, davaya konu taşınmazların müvekkili şirket tarafından, davalı şirketin taahhütleri doğrultusunda vaat edilen fiyat artışı ile kar edileceği düşüncesi ile satın alındığını, fakat devam eden süreçte kar etmek şöyle dursun davalı şirket tarafından aynı projede henüz satılmayan benzer nitelikteki taşınmazların yarı fiyatına satıldığını, müvekkili şirketin bunun neticesinde zarara uğradığını, böyle bir vaadin ispatlanmadığı yönündeki tespite katılmanın mümkün olmadığını, davalı şirketin reklam ve broşürlerinde satış yaptıkları taşınmazların iyi bir yatırım aracı olacağı vaad edilirken pek tabi burada bir kar vaadi olduğunun anlaşılacağını, aksi takdirde davalının bu reklamı yaparken ileride fiyatlarını yarı oranında düşüreceklerini bilebilmek basiretin de ötesinde bir öngörü gerektirdiğini, raporda, satış bedelinin USD cinsinden ödendiği dikkate alınsa idi yapılacak hesap neticesinde müvekkili şirketin uğramış olduğu zararın gözler önüne serileceğini, davalının dürüstlük kuralına aykırı şekilde reklam ve satış yaptığının ortaya çıkacağını, davalının uygladığı relam, satış ve fiyatlandırma yönteminin rekabet hukukunun yasakladığı şekilde, ayrımcı, rasyonellikten uzak ve objektif olmadığını, haksız rekabet eylemlerini işleyen kişilerin bu davranışlarından kaynaklanmakta olan hukuki ve cezai yükümlülükleri bulunduğunu, bu çerçevede haksız rekabet nedeniyle müşterileri, mesleki itibarı, kredisi, ticari faaliyetleri ya da diğer ekonomik menfaatleri zarar gören ya da bu şekilde bir risk altında kalabilecek kişilerin, TTK çerçevesinde dava açabilme hakkına sahip olduğunu, hedef indirimlerinin hâkim durumun kötüye kullanılması olarak kabul edilmesinin mümkün olduğunu, hedef indirimleri hâkim durumdaki teşebbüs tarafından belirlenen hedefin müşterinin ihtiyaçlarından bağımsız bir şekilde belirlenmiş olması ya da tüm müşteriler için eşit bir şekilde belirlenmemiş olması halinde ayrımcılık sonuçları doğuracağından dolayı hâkim durumun kötüye kullanılması olarak kabul edilebildiğini, dolayısıyla gayrimenkul sektöründe hakim teşebbüslerden sayılabilecek davalının müvekkile yüksek fiyattan satışını yaptığı taşınmazları kısa bir üre sonra yarı fiyattan satması tüm müşteriler için eşit bir şekilde belirlenmemiş ayrımcı bir satış politikası olup davalının cezai sorumluluğu ile birlikte müvekkili gibi yatırım amacıyla bu taşınmazları satın alan kişi veya kurumlara karşı hukuki sorumluluğunu da doğuracağını, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 6.maddesinin b) fıkrasında da "Eşit durumdaki alıcılara aynı ve eşit hak, yükümlülük ve edimler için farklı şartlar ileri sürerek, doğrudan veya dolaylı olarak ayırımcılık yapılması" hukuka aykırı ve yasak eylemelerden biri olarak sayıldığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davalının haksız eylemleri ve rekabete aykırı satış politikaları sebebiyle uğradığını iddia ettiği zararlarının tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı şirket, davalıdan üç adet taşınmazın davalı şirkete ve projeye güvenerek talep edilen satış tutarlarının, uygulanan satış fiyatının değişmeyeceği ve vaat edilen fiyat artışı ile müvekkilinin kar elde edeceği inancıyla satın alındığını ve bedellerinin ödendiğini, ancak davalı şirketin aynı projede henüz satılmayan benzer nitelikli villalar için müvekkiline satılan villaların fiyatının yaklaşık yarısı oranında daha düşük bedelle satış ve reklam ilanları vermeye başladığını, kar amacıyla satın aldığı taşınmazlarda davalı şirketin ticari teamüllere aykırı satış politikası ve fahiş fiyat farkları sebebiyle büyük zarara uğradığını, davalı tarafça vaat edilen fiyat garantisi ve projenin ileride daha fazla prim sağlayacağı yönündeki bilgilendirmeye ve davalının sektördeki itibarına güvenerek taşınmazları satın aldığını, ancak bu gün satın aldığı taşınmazları, davalı şirketin haksız ve rekabet kurallarına aykırı satış politikaları nedeniyle yarı fiyatına dahi satamama riski ile karşı karşıya kaldığını, bu sebeple uğradığı zararların şimdilik 5.000,00 TL'sinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ise; sözleşme serbestliği bulunduğunu, davacıya satış fiyatlarının değişmeyeceği ve bu satıştan herhangi bir oranda kar elde edeceği yönünde herhangi bir taahhütte bulunmadığını, satış öncesi protokollerde de bu yönde bir taahhüt bulunmadığını, dolayısıyla söz konusu satıştan sonra müvekkilinin satışını yaptığı benzer dairelerin satış bedellerinin daha düşük ya da yüksek olmasının davacıya bir hak kazandırmayacağını, taşınmaz piyasası koşullarının değişkenlik gösterdiğini, talebin haksız olduğunu savunmuştur. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre davacının davalıdan 02.11.2015 tarihli protokol ile KDV dahil 540.000,00 USD bedelle, 229 numaralı villa tip konutu, 01.10.2013 tarihli protokol ile de, KDV dahil 945.143,60 USD bedelle 24 numaralı villa tip konutu satın aldığı, dava dışı bir başka şirketten de 25.07.2015 tarihinde T 11 villa tipi konutu 1.462.270,64 TL'ye satın aldığı anlaşılmaktadır. Davacının iddiası, davalının fiyat garantisi ve projenin ileride daha fazla prim sağlayacağı yönündeki vaatlerinin gerçekleşmediği, benzer taşınmazların daha sonra yarı fiyata satılmaları ve kendisinin kar amacıyla aldığı taşınmazları yarısına bile satamama riski ile karşı karşıya kalmasına dayanmaktadır. Dosya kapsamında bulunan ve taraflarca imzalanan protokollerde davalının davacıya bu yönde bir taahhüdü bulunmadığı gibi taşınmaz yapımı ve satımı alanında faaliyet gösteren davalı tarafından basılan ve genele hitap eden reklam broşürlerindeki ifadelerin basiretli bir tacir gibi hareket eme zorunluluğu bulunan davacı şirketin taşınmaz alım kararını tek başına etkileyip davacıyı yanılttığı kabul edilemez. Bu nedenle davacının iddiasını ispatlayamadığı görülmektedir. Kaldı ki, davacının davalıdan aldığı 229 ve 24 no'lu villaların halen maliki olduğu, bunları satmadığı, yatırım için aldığını belirttiği bu taşınmazları henüz satmadığı bu aşamada kar edemediği iddiası da yerinde değildir. Yine davalının yönlendirmesi ile fiyatının belirlendiğini ve aynı projede olduğunu belirttiği T11 no'lu taşınmazı 25.07.2016 tarihinde 1.462.270,00 TL'ye alıp 2018'de 1.500,000 TL'ye sattığı da görülmektedir. Öte yandan, her ne kadar davacı vekilince bilirkişi raporunun yetersiz olduğu belirtilmiş ise de, HMK'nın 282. maddesi uyarınca hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer deliller ile birlikte serbestçe değerlendirir. Buna göre, bilirkişi raporları takdiri delil niteliğinde olup mahkemece diğer delillerle birlikte serbestçe hükme esas alınır. Somut olayda davacı iddialarının soyut olduğu, taşınmaz bedellerinin tespitinden önce davacının, davalının fiyat garantisi ve ileride taşınmazların daha da değerleneceği, dolayısı ile kar garantisi verdiği iddiasını ispatlayamadığı nazara alındığında davalının rapora yönelik istinaf sebepleri de yerinde görülmemiş ve davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. Her ne kadar mahkemece, davacının gabin ve hile iddiasına dayanmaması sebebiyle bu hususlarda da değerlendirme yapılması doğru olmamış ise de, esasında davacının temel olan fiyat garantisi ve kar garantisi verildiği iddiasını ispatlayamadığı nazara alındığında bu durum esasa etkili görülmemiş ve eleştirilmekle yetinilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1.maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; bakiye 184,46 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 23.11.2023 tarihinde, oybirliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.