Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2019/306 E. 2020/300 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2019/306
- Karar No
- 2020/300
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2022/1334 KARAR NO : 2024/1515 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 06/11/2020 NUMARASI : 2019/306 E. - 2020/300 K. DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : DAVANIN KONUSU :Marka ile İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 06/11/2020 tarih ve 2019/306 E. - 2020/300 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, davalı firmanın “...” ibareli başvurusuna karşı müvekkili tarafından yapılan itirazların haksız biçimde reddedildiğini, müvekkilinin itirazına mesnet “...” ibaresini ilk olarak 2018 yılında tescil ettirdiğini ve markaya büyük yatırımlar yaparak marka sayısını artırdığını, "..." markasının müvekkiline özgülendiğini, bu ibaresinin zayıf/tanımlayıcı marka olarak kabul edilebilmesinin mümkün olmadığını, dava konusu markalar arasındaki benzerliğin ayniyet boyutunda bulunduğunu, markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal benzerlik bulunduğunu ileri sürerek 2019-M-7291 sayılı YİDK kararının 29, 30, 35/5 (29, 30 ve 32. Sınıf emtianın perakendeciliği) mal ve hizmetleri bakımından iptaline, davalının 2018/55546 sayılı marka başvurusu tescil edilmişse 29, 30, 35/5 (29, 30 ve 32. Sınıf emtianın perakendeciliği) mal ve hizmetleri bakımından hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, markalar arasında ortalama tüketici nezdinde markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal düzeyde ilişkilendirilme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzerlik bulunmadığını, markaların ortalama tüketicide bıraktığı intibaın aynı olmadığını, dava konusu markalarda ortak unsur olan “...” ibaresinin ticari alandaki yaygın kullanımı itibariyle ayırt edici niteliğinin düşük olduğunu, aksi yönde bir iddia, vakıa, somut bilgi, belge olmadığını, davalı markasının bir bütün olarak okunup algılandığını, markaların bir bütün olarak bıraktıkları izlenimin farklı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı şirket vekili, ... markasının tanınmış marka statüsünde olduğunu, davalı markasının davacı markaları ile iltibas yaratmadığını, davacının ... şeklinde tescilli markası bulunmakla birlikte münferiden ürünler üzerinde kullanılmadığını, dava konusu markaların benzer olmadığını, değerlendirmenin bir bütün olarak yapılması gerektiğini, davalı markasının özgün nitelikte olduğunu, davalı markalarının rekabete konu olmadığını, ... ibaresinin zayıf marka statüsünde olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davaya konu mallarının, itiraza mesnet markalar kapsamındaki emtia ile benzer oldukları, taraf markaları bütün olarak karşılaştırıldığında, görsel, işitsel ve kavramsal olarak iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzerlik bulunmadığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.12.2018 tarih 2017/11-114 Esas 2018/1995 Karar sayılı kararında, lider marka yanına eklenen ve tescil kapsamındaki mallar yönünden lider markasını takip eden, ayırt ediciliği düşük zayıf ibarelerin bulunması halinde, asıl vurgunun lider markası üzerinde olduğunun belirtildiği, somut olayda da "..." çatı markasının yanına eklenen "..." ibaresinin "..." ibaresini tanımlayan tasviri bir şekilde kullanılması nedeniyle ayırt ediciliğinin düşük olduğu, bu nedenle markasal ayırt ediciliğin bir bütün olarak "...-..." olarak oluştuğu, bu genel görünüm içerisinde yer alan "..." ibaresinin tek başına markanın esas unsurunu oluşturmadığı, bu hale göre markalar arasında iltibas tehlikesi oluşturacak düzeyde benzerlik bulunduğundan söz edilemeyeceği, davalının marka başvurusu yaptığı (06.06.2018) tarihi itibariyle dava konusu ... markasının tanınmışlık iddiasını ispata yeterli olmadığı, kaldı ki karşılaştırılan markaların işaretlerinin benzer olmadığı ve bu anlamda davalının başvuruya konu markasının davacının tescilli markasından haksız yararlanma sağlayacağı, davacı markasının itibarına zarar vereceği, ayırt ediciliğini zedeleyeceği iddialarının da ispat edilemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davalı markasının asli unsurunun “...” olduğuna ilişkin kanaatin hatalı bulunduğunu, mahkemenin müvekkili şirketin “... ...” ibareli marka özelinde de “...” ibaresinin asli unsur olarak yer aldığı yorumunu yapmasına karşılık “...” ibareli markada bunun tam tersi şekilde bir yorum yaparak markanın asli unsurun lider marka ibaresi olduğunu belirtmesinin çelişki olduğunu, karıştırılma ihtimaline dair incelemenin markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenime göre yapılması gerektiğini, “...” ibaresinin tanımlayıcı nitelikte olduğu düşünülse dahi müvekkili şirketin “...” ibaresine ilişkin müstakil bir tescili bulunduğunu, bu markanın ayrıca hükümsüz kılınmadıkça markasal korumadan yararlanması gerekeceğini, davalı markasının müvekkili şirket markaları ile ayniyet düzeyinde benzer olup ortalama tüketiciler nezdinde karıştırılabilir nitelikte bulunduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, marka ile ilgili Kurum kararlarının iptali, markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı şirketin “...” ibareli marka başvurusu ile davacının itirazına mesnet "..." kelime unsurunu içeren markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede SMK'nın 6/1. maddesi anlamında bir benzerlik bulunmadığı, zira her ne kadar "..." ibaresi her iki tarafın markasında aynen bulunmakta ise de, somut olayda da "..." çatı markasının yanına eklenen "..." ibaresinin, ... ibaresini tanımlayan tasviri bir şekilde kullanıldığı, ayırt ediciliğinin düşük olduğu, markasal ayırt ediciliğin bir bütün olarak "... ..." olarak oluştuğu, daha önce davacıya ait "..." esas unsurlu markaları gören, bilen, bu markalı emtiadan yararlanan makul derecede bilgili, dikkatli ve ihtiyatlı ortalama tüketici kesiminin, davaya konu "... ..." ibareli davaya konu mal ve hizmetlerle karşılaştığında, bu markanın davacı markalarından farklı bir marka olduğunu hemen ve ilk bakışta algılayabileceği, marka sahipleri arasında idari veya ekonomik anlamda herhangi bir bağlantı kurmayacağı, davacının sunduğu delillerin, davalının marka başvurusu yaptığı tarih itibariyle dava konusu ... markasının tanınmışlık iddiasını ispata yeterli olmadığı, kaldı ki karşılaştırılan markaların işaretlerinin benzer olmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 346,90-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı uhdesinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 27/09/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 27/09/2024 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...