Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2019/234 E. 2020/157 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2019/234
- Karar No
- 2020/157
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2022/259 - 2024/501 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2022/259 KARAR NO : 2024/501 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 11/09/2020 NUMARASI : 2019/234 E. - 2020/157 K. DAVACI : VEKİLİ : DAVALI DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 11/09/2020 Tarih ve 2019/234 Esas - 2020/157 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, davalı Şirketin 2018/72655 sayılı ve “...” ibareli marka başvurusuna, müvekkilinin 2002/23595, 2005/44000, 2007/16713, 2015 17299 sayılı ve “... ...” ve "... ..." ibareli markalarına dayalı olarak, yaptığı itirazlarının dava konusu YİDK kararı ile nihai olarak reddedildiğini, oysa tarafların markaları arasında iltibas bulunduğunu, dava konusu başvuruda müvekkilinin markalarında yer alan "..." ibaresinin aynen kullanıldığını, müvekkilinin markalarının tanımış olduğunu, dava konusu başvurunun kötü niyetli bulunduğunu ileri sürerek, ... YİDK’nın 2019-M-7120 sayılı kararının iptalini ve dava konusu başvurunun tescili halinde hükümsüzlüğünü talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı Şirket vekili, karşılaştırılan markaları oluşturan ibarelerin bölünerek incelenmesinin, benzerlik incelemesi yapılırken markaların bütüncül şekilde ele alınması gerektiği yönündeki yerleşik Yargıtay içtihadına aykırı olduğunu, tarafların markalarında ortak olan “...” ibaresinin zayıf bir marka olduğunu ve özellikle gıda sektöründe sıklıkla marka olarak kullanıldığını, dava konusu markanın müvekkilinin "..." asıl unsurlu markaların serisi mahiyetinde bulunduğunu, davacının itirazına mesnet markalarının asli unsurunun da "..." ibaresinden oluştuğunu, tarafların marka işaretleri arasında benzerlik bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu başvurunun tescil edilmek istendiği 30. Sınıf mallar yönünden tarafların markaları arasında emtia benzerliği şartı gerçekleşmişse de, marka işaretleri benzer olmadığından, iltibas koşullarının oluşmadığı, zira dava konusu başvurunun asli unsurunun bir bütün olarak "..." ibaresinden , davacının itirazına mesnet markalarının asli unsurunun da " “... ...” ve "... ..." ibarelerinden oluştuğu, tarafların marka işaretlerinin görsel, işitsel ve kavramsal olarak iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmadıkları, her ne kadar davacı taraf davaya konu marka başvurusu bakımından "..." ibaresinin gerek ticaret unvanı ve gerekse çatı marka olması hasebiyle ayırt ediciliği bulunmadığını ve markanın esas unsurunu "..." ibaresinin oluşturduğunu ileri sürmüşse de, bir markayı oluşturan unsurlar içerisinde çatı marka veya ticaret unvanı bulunmasının, bu unsurların her hal ve şartta ayırt edicilikleri bulunmadığı anlamına gelmeyeceği, zira markanın en önemli işlevinin mal ve hizmetlerin birbirinden ayırt edilmesini sağlamak olduğu, markanın gerek bu temel işlevi, gerekse ticari kaynak fonksiyonundan hareketle iltibas değerlendirmesinin yapılması gerektiği, söz gelimi davacının aynı zamanda ticaret unvanını oluşturan ve 30.sınıfta bulunan bir çok markada da marka unsuru olarak kullanıldığı anlaşılan "..." ibaresinin yanına, gerek diğer ticari teşebbüslerin mallarından, gerekse davacının "..." unsurunu içeren diğer mal ve hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlayacak nitelikte farklı bir unsur eklenmesi durumunda, markanın genel görünümü ve eklenen unsurun ayırt edici gücü dikkate alınarak, iltibas değerlendirmesinde ticaret unvanı veya çatı markayı oluşturan unsurların arka planda kalan tamamlayıcı unsurlar olduğunun kabul edilebileceği, ancak somut olayda böyle bir durumun bulunmadığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20.12.2018 tarih 2017/11-114 Esas 2018/1995 Karar sayılı kararında; ... ibareli lider marka yanına eklenen ve tescil kapsamındaki mallar yönünden ... lider markasını takip eden, ayırt ediciliği düşük zayıf ibarelerin bulunması halinde, asıl vurgunun "..." lider markası üzerinde olduğunun belirtildiği, söz konusu Hukuk Genel Kurulu kararı içeriğinde de kabul edildiği üzere, lider marka yanına eklenen unsurların ayırt edici niteliğinin zayıf bulunması halinde, her halükarda lider markanın ayırt edicilik incelemesinde dikkate alınmayacağı iddiasının kabul görmeyeceği, zira önemli olanın karşılaştırılan markaların hitap ettiği ilgili tüketici kesiminin, markaların ticari kaynağı noktasında yanılgıya düşme ihtimallerinin olup olmadığı hususu olduğu, bu ilke dikkate alınmak suretiyle her somut olayda iltibas tehlikesinin değerlendirilmesi gerektiği, somut olayda; karşılaştırılan markalarda ortak olan “...” ibaresinin, İngilizce kökenli bir sözcük olduğu ve Türkçe’de “kulüp” anlamına geldiği ve dahi Türkçe’de de günlük kullanım diline “...” şeklinde yerleştiği cihetle ayırt edici niteliği düşük zayıf bir ibare olduğu, bu şekilde, herkes tarafından bilinen/kullanılan, ayırt edici niteliği zayıf ibarelerden oluşan markalarla iltibasın yapılacak küçük bir değişiklikle bertaraf edilebileceği, bu çerçevede karşılaştırılan markalarda ortak olarak bulunan "..." ibaresinin ayırt ediciliği düşük zayıf bir ibare olması karşısında, davacıya ait önceki tarihli markaları gören, bu markalı ürünlerden yararlanan ortalama tüketicinin, dava konusu "..." markalı ürünlerle karşılaştığında, davaya konu emtialardan yararlanmak için ayıracağı süre içerisinde, bu markanın davacıya ait markalardan farklı bir marka olduğunu algılayabileceği, marka sahipleri arasında idari veya ekonomik bir bağlantı kurmayacağı, bu nedenle SMK m.6/1 hükmü koşullarının somut olayda oluşmayacağı, davacının "Ozo ..." markasının tanınmışlığının ve kötü niyet iddiasının ispatlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, dava konusu markada yer alan "..." ibaresinin davalı Şirketin ticaret unvanı ve çatı markası olması nedeniyle iltibas değerlendirmesinde dikkate alınmayacağını, dava konusu markanın asli unsurunun "..." ibaresinden oluştuğunu, dava konusu marka ile müvekkilinin "... ..." markaları arasında iltibas koşullarının gerçekleştiğini, markaların asli unsurunu oluşturan "..." ibaresinin 30. sınıf gıda malları yönünden ayırt ediciliğinin düşük bulunmadığını, müvekkilinin "... ..." ibareli markalarının tanınmış olduğunu, uyuşmazlık konusu malların ortalama tüketicisinin büyük çoğunluğunun çocuklardan oluşmasının iltibas ihtimalini arttırdığını, davalı Şirketin kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, tescilli bir marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları gözetilerek münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin dikkate alınarak belirleneceği, bir bütün olarak dava konusu "..." ibareli başvuru ile , davacının itirazına mesnet markalarını " “... ...” ve "... ..." ibareli markalar arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin olmadığı, zira dava konusu başvuruda yer alan ve taraflar arasında uyuşmazlığa neden olan "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük olduğu, bu nedenle dava konusu başvurudaki asıl vurgunun davalı Şirketin "..." lider markasının üzerinde bulunduğu, dava konusu başvuruya yeterli ayırt ediciliğin sağlandığı, YGHK'nın 2017/11-114 E-2018/1995 K sayılı ilamında da aynı sonuçlara ulaşıldığı, marka işaretleri benzer olmadığından, davacının itirazına mesnet markalarının tanınmış olup olmadığının tartışılmasının sonuca etkili bulunmadığı, kötü niyet iddiasının da ispatlanamadığı, anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 346,90-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı uhdesinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 15/03/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 15/04/2024 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.