Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2018/378 E. 2022/37 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2018/378
- Karar No
- 2022/37
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I DOSYA NO: 2022/875 Esas KARAR NO: 2024/585 Karar İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ: 22/02/2022 NUMARASI: 2018/378 E. - 2022/37 K. DAVANIN KONUSU: Marka (Maddi Tazminat İstemli) KARAR TARİHİ: 21/03/2024 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin TPMK nezdinde ... tescil numarası ile kayıtlı "..." markasının 29 ve 30. sınıflarda yasal ve tek hak sahibi olduğunu, müvekkilinin İstanbul'daki fabrikasında bu marka ile onlarca çeşit ürünü üreterek Türkiye genelinde doğrudan ve bayilikleri aracılığıyla toptan satışını yaptığını, yine müvekkilinin TPMK nezdinde "..." esas unsurlu seri markaları bulunduğunu, davalının "..." ibareli markayı iltibas yaratacak şekilde eklemeler ve şekil farklılıkları ile kendi adına tescil ettirmek için TPMK'ya başvurduğunu, başvurularının itirazları sonucu reddedildiğini, davalının marka ihlalini bilinçli bir şekilde yaptığını, davalı şirketin merkez iş yeri olan Trabzon'da davaya konu "..." markasını, müvekkili adına tescilli olan 29 ve 30. sınıflarda mağaza tabelasında, ürün etiket ve ambalajlarında, müvekkilinin rızası olmaksızın haksız bir şekilde kullandığını, bu hususta Trabzon 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2017/25 D.İş ve 2017/26 D.İş sayılı dosyalarında delil tespiti yapıldığını, davalıya ihlallerine son verilmesi amacıyla ihtarname keşide ettiklerini, bu ihtar sonrasında "..." markasını içeren kullanımlarına son verdiğini, ancak son zamanlarda kendilerinin yaptığı araştırma neticesinde davalının kullanımında olan internet sitesi üzerinden davaya konu "..." ibareli markanın izinsiz kullanımının devam edildiğinin görüldüğünü, davalının bu eylemlerinin müvekkilinin markadan doğan haklarını ihlal ettiğini iddia ederek, davalının müvekkiline ait "..." ibareli markayı yasaya aykırı olarak kullandığının tespitini, marka ihlalinin önlenmesini, şimdilik 10.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminatın, delil tespiti tarihi olan 22/09/2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini ve verilecek hüküm özetinin ilanını, Trabzon 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/25 D.İş, 2017/26 D.İş sayılı dosyalarında yaptıkları yargılama giderleri, avukatlık ücreti ile noter ihtarname giderlerinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili 02/07/2019 tarihli ön inceleme duruşmasında maddi tazminatın SMK'nun 151/2-c maddesi uyarınca lisans bedeline göre hesaplanmasını talep ettiklerini bildirmiştir. ISLAH: Davacı vekili dosyaya sunduğu 22/12/2021 tarihli ıslah dilekçesinde de 10.000,00 TL olan maddi tazminat talebini 478.139,63 TL olarak ıslah edip, ıslah harcını yatırmıştır. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafın huzurda ikame etmiş olduğu işbu davanın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu "..." markasının ilk kez 1990 yılında ... başvuru numarası ile ....Ltd.Şti isimli şirket tarafından tescil edildiğini, bu sebeple davacı tarafın dava açma ehliyeti bulunmadığını, "..." ibareli markanın, tescil tarihinden önce müvekkil şirket tarafından kullanıldığını, müvekkil şirketin Trabzon genelinde bulunan mağazaları ile helva ve börek üzerine yaklaşık olarak 200 yıldır hizmet verdiğini, müvekkillerin büyük babaları olan ... oğlu ..., 1870 yılında Trabzon ilinin Akçaabat ilçesinde, diğer bir ifadeyle şu anda faal olarak iş hayatını sürdürdüğü muhitte "... " üretip satmaya başladığını, bu tarihten dava tarihine kadar geçen süre zarfında ... ve onun oğulları, torunları ve büyük torunlarına kadar geçen süreçte ailenin bu işi yapmaya devam ettiğini ve geçimlerini süreklilik arz edecek şekilde devamlı bu işten kazandıklarını, hatta kendilerinin günümüzde "..." lakabı ile anıldıklarını, müvekkil şirketin kendisi tarafından maruf hale getirilen ve yaklaşık olarak 200 yıldır Trabzon ilinde hizmet veren "..." restoranları üzerinden ticari faaliyetlerini devam ettirdiklerini, yine eski zamanlardan beri gelen helvacı lakaplarının zamanla ürün yelpazelerini genişletmeleri suretiyle "..." şeklini aldığını, halk dilinde bu şekilde kabul gördüğünü ve faaliyetlerine bu isim üzerinden uzun zamandır devam ettiklerini, müvekkil şirketin 27/02/1998 tarihinde "... Ltd. Şti." ismini Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan ettirmek suretiyle ticari faaliyetine resmi olarak başlattıklarını, dolayısıyla müvekkil şirketin davacının tescil tarihinden çok daha öncesinde halk arasında kendileriyle özdeşleşen "..." ismini şirketlerinin ismi olarak kullandıklarını ve bu nedenle müvekkilinin herhangi bir marka ihlaline sebebiyet vermediğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. MAHKEME KARARI: Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 22/02/2022 tarih ve 2018/378 Esas 2022/37 Karar sayılı kararıyla; davacının sessiz kalma nedneiyle hak kaybına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF BAŞVURUSU: Davacı vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; mahkemece davanın sessiz kalma nedeniyle hak kaybına uğradıkları gerekçesiyle reddetmesinin hukuka aykırı olduğunu, sessiz kalma nedeniyle hak kaybının gerçekleşmesi için davalının da aynı markayı tescil ettirmesi ve müvekkilinin bu tescile sessiz kalması gerektiğini, oysa davalının tescilli bir markasının mevcut olmadığını, Davalının "..." ibaresini çeşitli eklemeler yaparak TPMK'na marka tescil başvuruşlarında bulunduğunu, müvekkilinin itirazları sonucunda başvuruların reddedildiğini bildirmelerine rağmen, Mahkemece bu konuda TPMK'da hiç bir araştırma yapılmadığını, Müvekkilinin davalının marka kullanımlarından haberdar olur olmaz yasal yollara başvurduğunu, ancak müvekkilinin Trabzon'da ticari faaliyetinin bulunmaması ve toptan satış da yapmaması, davalının ise Trabzon'da faaliyette bulunması ve yalnızca kendi dükkanında markayı kullanması nedeniyle marka kullanımını geç öğrendiğini, davalının 2017 yılında bir gıda fuarına katılması ile davalının markayı kullandığını öğrendiğini,Yargıtay kararları doğrultusunda müvekkilinin markanın kullanıldığını öğrendiği tarihe göre hak kaybının gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesi gerektiğini, Müvekkilinin ihlale ilişkin hususların tespiti için Trabzon 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/25 ve 2017/26 D.İş sayılı dosyaları ile delil tespiti yaptırdığını, davalıya marka kullanımını sonlandırması için ihtarname gönderdiğini, davalının buna rağmen markayı kullanmaya devam ettiğini, davanın konusunun delil tespiti öncesindeki ihlallerle sınırlı olmayıp, dava tarihine kadar devam eden ihlalleri de kapsadığını,Yerel mahkemenin noter ihtar tarihini baz alarak önceki ihlallere sessiz kaldıklarını kabul ettiğini, davalı aleyhine delil tespiti talep edilmesini, davalının adresinde keşfen tespitler yapılmasını dahi sessiz kalma olarak görebildiğini, Bilme ve bilmenin gerekmesi hallerinin somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiğini, merkezi uzaklık, ihlalin yapıldığı bölgenin sınırlı olması, tarafların aynı bölgede ticari faaliyetlerinin bulunmaması gibi etkenlerin dikkate alınması gerektiğini,Davalının internet alan adının 2010 yılında alınması, 2012 yılında ... TV'de yayınlanan bir programda davalının tanıtılmış olmasının müvekkilinin davalının ihlalinden haberdar olduğunun kabul edilmesi için yeterli olmadığını, Davaya konu markanın pek çok kişi adına farklı sınıflarda tescilli olduğunu, müvekkilinin sürekli olarak alan adı alınıp alınmadığını veya tüm televizyon kanallarını takip ederek markanın kullanılıp kullanılmadığını araştıramayacağını, ayrıca ulusal televizyon kanallarında marka tanıtımı yapılmasının yasak olduğunu, söz konusu programın yalnızca davalının iş yerinde çekimi yapılan magazin programı olduğunu, bu bilgilerin müvekkilinin erişebileceği bilgiler olmadıklarını, davalının resmi başvurularına itiraz ettiklerini, davalının bu durumu bile bile markayı kullanmaya devam ettiğini belirterek, ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına/kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; mahkemece davanın reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığını, ancak reddedilen tazminat talebiyle ilgili nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka uygun olmadığını belirterek, Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2018/378 Esas, 2022/37 K. sayılı kararının yalnızca ilam vekalet ücretine yönelik kısmının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak "davanın istinaf mahkemesinde yeniden görülmesi" ile davanın reddine ve nispi vekalet ücretine hükmedilmesine, davanın istinaf mahkemesinde yeniden görülmesi mümkün değilse, "hükmün yalnızca ilam vekalet ücreti yönünden bozulmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere yerel mahkemeye gönderilmesine" karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: Dosyada mevcut Türk Patent ve Marka Kurumu kayıtları incelendiğinde; 09/12/1991 başvuru, 14/04/1992 tescil tarihli, ... numaralı "..." markasının 29 ve 30. sınıflarda, 13/10/2004 başvuru, 08/05/2007 tescil tarihli, ... tescil numaralı "..." markasının 29, 30 37, 40 ve 43. sınıflarda, ve 06/10/2004 başvuru, 11/12/2007 tescil tarihli, ... tescil numaralı "..." markasının ise 29, 30 ve 35. sınıflar için davacı adına tescilli oldukları anlaşılmıştır. Trabzon 3.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2017/25 ve 2017/26 D.İş sayılı dosyaları incelendiğinde; davacı tarafından davalı aleyhine müvekkiline ait "..." markasını iş yerinde ve internet üzerinde kullanıp kullanmadığının tespiti için delil tespiti talebinde bulunulduğu, davalıya ait işe yeri tabelasında, ürünleri ve iş eşyaları ile internet sitesi alan adında ve içeriğinde "..." markasının tatlı üretimi ve satışı hizmetlerinde kullanıldığının tespit edildiğine dair bilirkişi raporları alındığı tespit edilmiştir.İlk derece mahkemesince mara vekili ... , gıda sektöründen gıda mühendisi ... ve mali müşavir ... oluşan bilirkişi heyetinden alınan 06/07/2020 havale tarihli raporda sonuç olarak; dosya içinde yer alan davalı kullanımını gösterir deliller üzerinde “...” ibaresinin markasal anlamda kullanıldığı dikkate alındığında, davalının kullanımının, davacı markasıyla benzer olduğu, davalı kullanımının davacının tescil kapsamına giren mal/hizmet sınıfında olduğu, davalı kullanımının davacı marka sahibinin herhangi bir iznine dayanmadığı, davalının markanın kapsadığı mallara/hizmete yönelik kullanımının halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali doğuracağı, dolayısıyla davalı tarafın bu eylemlerinin, SMK’nın 7 ve 29. maddeleri gereğince davacının marka hakkına tecavüz oluşturduğu, davacı tarafın maddi tazminat talebinin, Borçlar Kanununun 50. ve 51. maddelerine göre belirlenmesi hususunun Mahkemenin takdirinde olduğu belirtilmiştir. İlk derece mahkemesince aynı bilirkişi heyetine bilgisayar mühendisi bilirkişi ... de eklenerek alınan 18/11/2021 havale tarihli ek bilirkişi raporunda sonuç olarak; davalı tarafa ait olarak belirtilen ... alan adının 01.04.2010 tarihinde ... adına kayıt ettirildiği, www.....com alan adının ise 22.01.2016 tarihinde ... adına kayıt ettirildiği, dava dilekçesinde belirtilen, www.....net, www.....com, www.....com/...Muhakkak ... , www.....com/... olmak üzere dört adet URL adresinde davacı yana ait “...” ibaresinin kullanıldığı, dava dilekçesinde belirtilen .../.../... URL adresinin mevcut durumda yayında olmadığı ve arşiv sisteminde geçmiş sürümlerinin de bulunmadığı, görülmesi belirtilen adreste “...” ibaresinin kullanılıp kullanılmadığı yönüyle inceleme yapılamadığı, dosya kapsamında yapılan incelemeler sonucu elde edilen bulgular neticesinde, davalı şirketin davaya konu “...” ibaresinin en eski tarihli kullanımının www...net alan adında 29 Aralık 2010 tarihinde olduğu, davalının itirazına konu ettiği marka “... Anonim Şirketi” ne ait yani dava dışı üçüncü kişiye ait bir marka olduğundan, huzurdaki davada söz konusu markanın davalı adına markasal bir koruma sağlamayacağı, zira ilgili markanın davalıya ait bir marka olmadığı gibi, söz konusu markanın davalı tarafça kullanımına dair verilmiş bir izin/lisans ya da benzeri bir durumun söz konusu olmadığının dosyadaki belgelerden tespit edildiği, davalının cevap dilekçesinde belirtmiş olduğu gerçek hak sahipliğine dair iddiaların, kök raporda ayrıntılı şekilde değerlendirildiği, kök raporda gerçek hak sahipliğine dair ulaşılan sonuçtan dönülmesini gerektirir bir durum olmadığı, zira itiraz konusu edilen ve davalı tarafça dosyaya sunulan tüm belgelerin değerlendirildiği, SMK m.5/3 uyarınca davacının “...” markasını kullanabilmesi için, ilk tescil sahibinden “muvafakatname” sunmasının yasal zorunluluk olduğu şeklinde itiraz söz konusu ise de, “muvafakatnameye ilişkin düzenlemenin” SMK kapsamında getirilen yeni bir düzenleme olup, ilgili markaların tescil tarihleri dikkate alındığında, davalı itirazının yasal bir dayanağının olmadığı, zira SMK’nın yürürlüğü sonrasındaki marka tescil başvuruları açısından bu düzenlemenin uygulama konusu olabileceği, heyette yer alan bilişim uzmanı bilgisayar mühendisi bilirkişinin, davalı kullanımının en eski tarihinin alan adı tescili olarak 01 Nisan 2010 ve arşiv kayıtlarına göre en eski kullanımın 29 Aralık 2010 olduğunu, aynı zamanda davacı tarafça delil olarak sunulan ... sitesinde yer alan davalı kullanımına dair haberlerin 2012 ve 2013 yılına ilişkin olduğuna dair tespitlerde bulunduğu, sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin sürenin, tecavüz eyleminin başladığı tarihten itibaren değerlendirilmesi gerektiğinin Yüksek Mahkeme kararlarında ifade edildiği, huzurdaki davanın tarihinin 2018, tespit edilebilen en eski davalı kullanımlarının ise yukarıda bahsedildiği üzere 2010-2012-2013 yıllarına ilişkin olduğu, dolayısıyla markaya tecavüz açısından yukarıda belirtilen tespitler neticesinde, gerek SMK, gerekse de TMK m.2 kapsamında “sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğranıp uğranmadığı” noktasında nihai hukuki değerlendirme ve takdirinin Mahkemeye ait olduğu, bilgisayar mühendisi bilirkişi tarafından yapılan tespitler doğrultusunda, davalı tarafın dava konusu markaya yönelik tespit edilebilen en eski kullanımının 29.12.2010 tarihinde olduğu, davacı tarafın tazminat talebi doğrultusunda hesaplama yapabilmek için, davalı tarafın, 2011, 2012, 2013, 2014, 2015, 2016, 2017 ve 2018 yıllarına ait ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi gerektiği, ancak davalı tarafından, dava dosyasına inceleme için 2017 ve 2018 yıllarına ait ticari defterlerin sunulduğu, kök raporda yapılan hesaplamada davalı tarafın ticari defterleri incelenemediğinden, mali tabloları üzerinde görünen toplam net satış hasılatı dikkate alınarak hesaplama yapıldığı, ancak bu defa ek rapor hazırlanırken, davalı tarafından dava dosyasına incelemeye sunulan 2017 ve 2018 yıllarına ait ticari defterleri üzerinden tespit edilen Gıda Satış Hasılatları ve İTO dan gelen Lisans Bedeli hesabı görüşü dikkate alınarak yapılan hesaba göre, davalı tarafın, 2017 ve 2018 yılları için davacı tarafa ödemesi gereken Lisans Bedelinin 478.139,63 TL (233.201,74 TL + 244.937,89 TL = 478.139,63 TL olarak hesap edildiği, Mahkeme tarafından 2011, 2012, 2013, 214, 2015 ve 2016 yıllarına ilişkin de hesaplama yapılmasının talep edilmesi halinde, davalı tarafından ilgili yıllara ait ticari defterin incelemeye sunulması gerektiği, aksi halde davacı tarafın maddi tazminat talebinin Borçlar Kanununun 50. ve 51. Maddelerine göre belirlenmesi hususunun Mahkemenin takdirinde olduğu belirtilmiştir. G E R E K Ç E: Dava; marka hakkına tecavüzün tespiti, önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat davasıdır.Mahkemece davanın sessiz kalma nedeniyle reddine karar verilmiş, karara karşı her iki taraf vekili de istinaf yargı yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekilinin istinaf taleplerinin incelenmesinde; sessiz kalma nedeniyle hak kaybının gerçekleşmesi için markayı izinsiz olarak kullanan davalının marka tescil başvurusu yapmasının veya tescilli bir markasının mevcut olmasının gerekmediği, SMK’nin 25/6. maddesi; “Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez” hükmünü haizse de, bu hüküm marka hükümsüzlüğü davalarıyla ilgili bir düzenleme getirmiş olup, marka hakkına tecavüz davasında davalının markayı tescil ettirmesinin gerekmediği, davacının, davalı tarafından kullanılan markaya 5 yıldan daha uzun süre sessiz kalarak marka kullanılmasına itiraz etmeyeceği zannını uyandırdıktan sonra, markasına yatırım yapan ve 5 yıldan daha uzun süre markayı kullanan davalıya karşı marka kullanımına son vermesi için dava açmasının TMK’nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceği, dava hakkının kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, hukuk düzeninin kötüniyeti korumasının mümkün olmadığı, alınan bilirkişi raporları ile davalının davacı adına tescilli markaların esas unsuru olan “...” ibaresini iş yeri tabelasında, ürünleri üzerinde, iş eşyalarında, internet alan adlarında, internet ortamında kullandığı ve bu durumun davacının markaları ile iltibasa neden olduğu tespit edilmişse de, davalıya ait www...net alan adının 01/04/2010 yılında alındığı, 29 Aralık 2010 tarihinde markanın alan adında kullanıldığı, davalının marka kullanımına ilişkin 2012 ve 2013 yılında haberlerin internet ortamında yayınlandığının tespit edildiği, her ne kadar davacı bu kullanımlardan haberdar olmadıklarını savunmuşsa da, internet alan adında ve internet ortamında yer alan bu kullanımlardan aynı sektörde faaliyette bulunan davacının haberdar olmamasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, zira internet ortamı herkese açık olduğu gibi, davalıya ait işletme Trabzon’da faaliyet gösterse de, tarihi bir işletme olması nedeniyle bu bölgede bilinirliğinin yüksek olduğunun anlaşıldığı, davacı vekili Mahkemece TPMK kayıtları üzerinde davalıya ait marka tescil başvurularına yaptıkları itirazların araştırılmadığını belirterek istinaf talebinde bulunmuşsa da, bu başvurulara ilişkin gerek dava dilekçesinde, gerek sonraki aşamalarda, hatta istinaf dilekçesinde dahi incelenmelerini sağlayabilecek somut bir bilgi verilmediği, Mahkemenin dosyaya taraflarca sunulan deliller kapsamında inceleme yapmasında hukuka aykırılık bulunmadığı, davacının, davalının marka kullanımlarına delil tespiti talep ettikleri 2017 yılına kadar, yani davalının tespit edilen en eski marka kullanımından itibaren 5 yıldan daha uzun süre sessiz kaldığı ve sessiz kalma nedeniyle hak kaybına uğradığı, mahkemece bu nedenle davanın reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı kanaatine varılmakla, davacı vekilinin tüm istinaf taleplerinin reddine karar verilmiştir.Davalı vekilinin vekalet ücretiyle ilgili istinaf talebinin incelenmesinde; Mahkemece davacının talep ettiği maddi tazminatın tamamının reddine karar verildiği, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13/4. maddesi uyarınca maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücretinin, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunacağının düzenlendiği, bu nedenle Mahkemece maddi tazminatla ilgili davalı lehine karar tarihinde yürürlükte olan tarifeye göre maktu vekalet ücretine hükmedilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin de istinaf talebinin reddine karar verilmiştir. H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan gerekçe ile:1-6100 sayılı HMK.'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince davacı vekili ile davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf istemlerinin ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,2-Davacı yandan alınması gereken 427,60 TL maktu harçtan, peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL eksik harcın davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 3-Davalı yandan alınması gereken 427,60 TL maktu harçtan, peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL eksik harcın davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 4-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,5-İstinaf yargılama giderleri olarak; yalnız davacı avansından çıkış yapıldığı anlaşılan 98,40 TL (posta-teb-müz) masrafının 1/2 oranında 49,20 TL'sinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine,6-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu, iş bu kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere 21/03/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.