Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2018/3380 E. 2013/171 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2018/3380
Karar No
2013/171
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/1176 KARAR NO: 2024/1795 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 17/02/2021 NUMARASI: 2017/1246 Esas - 2021/132 Karar DAVA: Cezai Şart Talebi (Bayilik Sözleşmesinden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 12/12/2024 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil Davacı Şirketin ... Dağıtım Şirketi olarak faaliyet gösterdiğini, Müvekkil ile Davalı arasında İzmir İli, Karabağlar İlçesi, ... Mah. ... Sok. No. ... adresinde kurulu taşınmaz üzerinde kurulu bulunan Otogaz İstasyonunun ... Kimliği altında işletilmesi amacıyla 06.06.2012 Tarihli, "... İle Çalışan Karayolu Taşıtları İçin İkmal İstasyonu Bayilik Sözleşmesi" ile aynı tarihli "... İle Çalışan Karayolu Taşıtları İçin İkmal İstasyonu Bayilik Sözleşmesi Ek Protokolü" başlıklı belgelerin imzalandığını, ancak davalı bayinin İstasyonda GSM Açılma Ruhsatı alamaması nedeniyle 2 Yıl gecikmeli olarak 21.10.2014 tarihinde lisans sözleşmesi alındığını ve davalı bayi ile 21.10.2014 Tarihinde yeni bir bayilik sözleşmesi akdedilmek zorunda kalındığını, davalı Bayinin Ek Protokol uyarınca Sözleşme Süresi içinde anılan İstasyonda her yıl için 2000 Ton olmak üzere On Yılda Toplam 20.000 Ton ... Otogaz Ürünü Satışı yapmayı taahhüt ettiğini, Bayinin ayrıca Sözleşmeye aykırı hareket etmesi halinde Sözleşme Süresi sonuna kadar satması gereken ... Miktarının 100 USD/TON İle çarpılması ile tespit edilecek Cezai Şartı ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, ancak davalının taahhütlerine yerine getirmeyerek müvekkili bu sebeple zarara uğrattığını, müvekkil şirket kayıtları üzerinden yapılan incelemede, diğer taahhüt periyotları yönünden alacak hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı şirketin 21/10/2016-20/10/2017 taahhüt periyodunda 2.000 TON olan tonaj taahhüdünü ihlal ederek, sadece 359.500 Kg(359 TON) ... Otogaz alımı yaptığını ve 1.640 TON eksik alım nedeniyle 164.000 USD Cezai Şart Borcu tahakkuk ettiğinin anlaşıldığını, müvekkil Şirketin söz konusu satış taahhütlerini yerine getirileceğine olan güven nedeniyle davalı yararına kazandırımlarda bulunduğunu, davalı şirketin ise satış taahhüdüne aykırı davranarak müvekkil şirketi elde edeceği kardan mahrum bıraktığını iddia ederek, davanın Kabulüne, Sözleşmeden ve Kanundan kaynaklanan her türlü zarar ziyan tazmini hakları ile fazlaya ilişkin tüm talep ve dava haklan saklı kalmak kaydıyla, Bayilik Sözleşmesinin 21.10.2016 Tarihinden 21.10.2017 Tarihine kadar ki dönem yönünden Şimdilik 11.000 USD CEZAİ ŞART Alacağının fiili ödeme tarihindeki TCMB USD Efektif Satış değerinin Türk Lirası karşılığının dava tarihinden itibaren Avans Faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, Yargılama Giderleri ve Vekâlet Ücretinin davalı tarafa tahmiline Karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı yan Müvekkil Şirketin asgari mal alım taahhütnamesine aykırı hareket ettiği gerekçesiyle 1.640 TON X 100 USD=164.000 USD Cezai Şart alacağı olduğunu iddia etse de, bu hakkını taraflar arasındaki münakit 06.06.2012 Tarihli Bayilik Sözleşmesinin eki niteliğindeki 06.06.2012 Tarihli Bayilik Protokolüne dayanarak istemekte olduğunu, oysaki taraflar arasında 21.10.2014 Tarihinde Yeniden Bayilik Sözleşmesi imzalandığını, 06.06.2012 Tarihli Bayilik Protokolünün yeniden imzalanan 21.10.2014 Tarihli Bayilik Sözleşmesinin eki olarak kabul edilmesinin ve 06.06.2012 Tarihli Bayilik Protokolündeki taahhütlerin ve cezai şartların dikkate alınmasının hukuken mümkün olmadığını, 06.06.2012 Tarihli Bayilik Sözleşmesine Ek Protokolün 21.10.2014 tarihli Yeni Bayilik Sözleşmesinin eki olduğu yönünde herhangi hüküm veya madde bulunmadığını, taraflar arasındaki asıl ticari ilişkinin 21.10.2014 tarihli Bayilik Sözleşmesi ile başladığını ve bu sözleşme kapsamında devam ettiğini, taraflar arasında 2.Sözleşmenin İmzalanmış ve ticari faaliyetin bu sözleşmeye göre devam ediyor olmasının hayatın doğal akışına göre müvekkilin davalıda haklı bir güven oluşturmuş, oluşan bu güven ve dürüstlük İlkesi nedeniyle önceki sözleşme gereğince ceza koşullarının talep edilemeyeceğinin kabul edilmiş olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, 06.06.2012 Tarihli EK Protokolün 21.10.2014 Tarihli Yeni Bayilik Sözleşmesi' nin eki olduğu bir an için düşünülse dahi, taraflar arasındaki Bayilik Dikey ilişkisinin 06.06.2012 Tarihinde başladığını, davacı yanın müvekkilin asgari alım taahhütnamesine aykırı hareket ettiği uyarınca cezai şart talep etme hakkı olduğunu iddia etse de taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin başladığı 06.06.2012 tarihinden 21.10.2015 tarihine kadar bu hakkını kullanamadığını ve ihtirazı kayıt koymaksızın müvekkille yeni bayilik sözleşmesi imzalamış ve bu sözleşme kapsamında müvekkile mal vermeye devam ettiğini, davacı yanın böylelikle cezai Şart istemeyeceği yönünde müvekkil nezdinde güven oluşturduğunu, bu durumun aynı zamanda davacı yanın cezai şart talebinden feragat ettiği anlamına gelmekte olduğunu, bu nedenle davacının asgari mal alım taahhüdünün ihlali nedeniyle istediği cezai şart bedeli yönünden ve ortada geçerli bir taahhüt olmadığı için davacı yanın kar mahrumiyeti talebinin de haksız ve dayanaksız olduğundan davanın reddinin gerektiğini, ... Sektöründe faaliyet gösteren müvekkil şirket ile davacı arasındaki bayilik ilişkisinin 4054 Sayılı RKHK kapsamında "Dikey İlişki" olarak tanımlanmakta olduğunu, bu kanunun 4.maddesinin rekabeti sınırlayıcı amaçlı veya etkili veya etkiyi doğurabilecek olan dikey anlaşmaları yasaklamakta olduğunu, 2002/2 numaralı Dikey anlaşmalara ilişkin grup muafiyet tebliğinin yayınlanarak, tebliğ ile ... Dağıtım Şirketleri ile Bayiler arasında imzalanan bayilik sözleşmelerinin Kanunun 4.Maddesi hükümlerinin uygulanmasından muaf tutularak bu sözleşmelere Grup Muafiyeti tanındığını ve Tebliği 5.Maddesi ile Muafiyet süresinin 5 Yıl olarak belirlendiğini, tebliğin 5.Maddesine 2003/3 Sayılı tebliğ ile getirilen geçici madde uyarınca Tebliği yürürlüğe girdiği 18.09.2003 tarihinden itibaren 2 yıl içinde dağıtım şirketleri ile bayileri arasındaki sözleşmelerin tebliğe uygun hallere getirilmesinin zorunlu kılındığını, Müvekkil Şirket ile Davacı şirket arasında 06.06.2012 Tarihli Protokol ve 21.10.2014 Tarihli Bayilik Sözleşmelerinde 10 Yıllık Bayilik ilişkisi ve taahhütlerden bahsedilmekte olduğunu, 4054 Sayılı Kanunun 56.maddesinde bu kanunun 4.maddesine aykırı olan her türlü anlaşma ile teşebbüs birlikleri kararlarının geçersiz olduğunu ve bu anlaşmalardan ve kararlardan doğan edimlerin ifasının istenemeyeceğini, kabul manasına gelmemek kaydıyla, davacı yanın davasının haklı görülmesi halinde 164.000 USD Cezai Şartın Müvekkilin Ticari hayatının bitmesine neden olacak miktarda fahiş olduğunu, TBK.182/son maddesine göre Hâkimin fahiş gördüğü cezai şartları tenkis ile mükellef olduğunu, bu hükmü hâkimin resen gözetmesi gerektiğini savunarak, Fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davacı yanın Asgari Mal Alım Taahhütlerinin ihlali nedeniyle Ceza-i Şart alacağının reddine, Yargılama Giderleri ve Vekâlet Ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; dava hukuki niteliği itibariyle sözleşmeden kaynaklı cezai şart alacağına yönelik olup, tarafların delilleri toplanarak dosyada dosya bilirkişi heyetine tevdi dilerek düzenlenen denetime uygun olan ve mahkememizce de benimsenerek hükme esas alınan rapor da dikkate alınarak, yıllık 2.000 ton ... alım taahhüdü ve bu taahhüdün yerine getirilmemesinin müeyyidesi olan öngörülmüş olan cezai şart", davacı ile davalı arasında akdedilmiş olan 06.06.2012 tarihli Ek Protokol'de hükme bağlandığı, davacı ile davalı arasında daha sonra akdedilmiş olan 21.10.2014 tarihli Bayilik Sözleşmesi'nde böyle bir hükme yer verilmediği gibi, 06.06.2012 tarihli Ek Protokol hükümlerinin işbu Bayilik Sözleşmesinin ayrılmaz parçası olduğu ya da Bayilik Sözleşmesi bakımından da bağlayıcı/geçerli olduğuna ilişkin bir hükme de yer verilmediği, bu durum nedeniyle, 06.06.2012 tarihli Ek Protokol'de yer alan "yıllık 2.000 ton ... alım taahhüdü ve bu taahhüdün yerine getirilmemesinin müeyyidesi olarak öngörülmüş olan cezai şart"m 21.10.2014 tarihli Bayilik Sözleşmesi'nin akdedilmesi ile başlamış olan bayilik akdi ilişkisi bakımından bağlayıcılığı bulunmadığı, kaldı ki, 21.10.2014 tarihli Bayilik Sözleşmesi'nin akdedilmesi ile başlamış olan bayilik akdi ilişkisinin ilk 2 yılında davalı/bayi söz konusu alım taahhüdünü yerine getirmemiş olmasına rağmen her yılın sonunda davalı/bayiden Cezai Şart talep edilmediği, bu durum da, söz konusu alım taahhüdü ile Cezai Şartın 21.10.2014 tarihli Bayilik Sözleşmesinin akdedilmesi ile başlamış olan bayilik akdi ilişkisi bakımından bağlayıcılığı bulunmadığına delalet ettiği, bu nedenlerle, söz konusu alım taahhüdü ile Cezai Şartın 21.10.2014 tarihli Bayilik Sözleşmesinin akdedilmesi ile başlamış olan bayilik akdi ilişkisi bakımından bağlayıcılığı bulunmadığı, davacının iddia ve talep ettiği gibi bir cezai şart alacağına hak kazanamadığı, Davalı, 21.10.2014 tarihli Bayilik Sözleşmesinin akdedilmesi ile başlamış olan bayilik akdi ilişkisinin l'inci ve 2'nci yılında da söz konusu alım taahhüdünü ihlal ettiği, söz konusu yılların sonunda davacı davalıdan cezai şart talep etmediği gibi, cezai şart talep etme hakkını saklı tuttuğunu da bildirmediğinden davalı nezdinde, bundan sonra da cezai şart talep etmeyeceği, Bu nedenle de, akdi ilişkinin 3'üncü yılında Alım Taahhüdünün ihlal edildiği gerekçesiyle Cezai Şart talep etmesi MK.md.2 anlamında hakkın kötüye kullanılmasını oluşturacağından davanın reddine," karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince bayilik sözleşmesine bayilik protokolünün hukuki değerlendirmesinde hataya düşüldüğünü, taraflar arasında davalı şirkete ait Karabağlar İzmir adresinde bulunan ... otogaz istasyonunun Eragaz kurumsal kimliği altında işletilmesi amacıyla 06/06/2012 tarihli bir protokol ve bayinin ilgili belediyeden ... istasyonu için iş yeri açma ve çalışma ruhsatı ile EPDK'dan bayilik lisansı alabilmesi için 06/06/2012 tarihli bir bayilik sözleşmesi akdedildiğini, protokolde tarafların tabi olacağı ticari koşullar ve karşılıklı hak ve yükümlülüklerin tespit edildiğini, ayrıca 06/12/2012 tarihli bir TİP bayilik sözleşmesi imzalandığını, protokolde alım taahhüdünün gerçekleşmemesi halinde ödenecek cezai şartın belirlendiğini, davalının süresinde EPDK'dan lisansını alamadığı için 21/10/2014 tarihinde yeni bir bayilik sözleşmesi düzenlendiğini, bu sözleşmenin önceki sözleşmenin yerine geçtiğini, bahsi geçen protokolünde bu sözleşmenin eki niteliğinde olduğunu, davalı iddialarının Türk Medeni Kanunu'nun 2. Maddesi kapsamında dürüstlük kuralına aykırı olduğunu belirterek, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili 07/01/2022 tarihli beyan dilekçesinde özetle: Yerel Mahkemenin gerekçeli kararının 3 numaralı bendinde "Davalı taraf kendisini vekil ile temsil ettiğinden davalı yararına AAÜT uyarınca 6.349,97 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, karar verdiğini, davacı yanın dava dilekçesinin talep kısmında; Fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 11.000-USD cezai şart alacağının fiili ödeme tarihindeki TCMB'nin ABD Doları satış efektif değerinin Türk Lirası üzerinden karşılığının dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalı müvekkilden tahsilini talep ve dava ettiğini, Dava Tarihinin 17/11/2017, karar tarihinin 17/02/2021 olduğunu, karar tarihi itibari (17/02/2021) ile "Davacının 11.000-USD Ceza-i Şart talebi yönünden ( TCMB'nin ABD Doları satış efektif değerinin Türk Lirası üzerinden karşılığı) karşılığı = 11.000-USD * 7,0272-TL = 77.299,20-TL olduğunu, yabancı para alacağında vekalet ücretine ilişkin olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi kararında, tahsiline karar verilen yabancı para alacağında karar tarihi itibariyle TC Merkez Bankası Efektif Satış Kuru üzerinden vekalet ücretine karar verilmesi gerektiğine hükmettiğini, kararın vekalet ücreti yönünden düzeltilmesi ve/veya bozulması gerektiğini beyanla, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: Dava; taraflar arasında düzenlenen 06/06/2012 tarihli bayilik sözleşmesi ve 06.06.2012 tarihli Ek Protokol ve 2014 tarihli bayilik sözleşmelerine dayalı olarak alım taahhüdünün ihlali nedeniyle cezai şart istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ve bilirkişi raporu esas alınarak davanın reddine karar verilmiş, davacı tarafça istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; cezai şart talebine dayanak alım taahhüdünün düzenlendiği 06.06.2012 tarihli bayilik sözleşmesine Ek Protokol hükümlerinin 2014 tarihinde düzenlenen bayilik sözleşmesi açısından bağlayıcı olup olmadığı noktasındadır. Taraflar arasında İzmir İli, Karabağlar İlçesinde kurulu ulunan Otogaz İstasyonunun Eragaz Kimliği altında işletilmesi amacıyla 06.06.2012 Tarihli, "... İle Çalışan Karayolu Taşıtları İçin İkmal İstasyonu Bayilik Sözleşmesi yapıldığı ve aynı tarihli "... İle Çalışan Karayolu Taşıtları İçin İkmal İstasyonu Bayilik Sözleşmesi Ek Protokolü" başlıklı belgenin imzalandığı, Ek Protokol uyarınca sözleşme süresince her yıl için 2.000 Ton olmak üzere On Yılda Toplam 20.000 Ton ... Otogaz Ürünü Satışı taahhüt edildiği, işletmenin aynı yıl faaliyete geçemeyip 2 yıl sonra faaliyete geçtiği, taraflar arasında 21.10.2014 tarihinde yeni bir bayilik sözleşmesi imzalandığı, bu tarihten itibaren bu sözleşme hükümlerince ticari ilişkinin yürütüldüğü, yeni yapılan sözleşmede önceki tarihli bayilik sözleşmesine yada ek protokole herhangi bir atıf bulunmadığı sabittir. Dava konusu uyuşmazlık; 21/10/2016-21/10/2017 tarihleri arası dönem için yerine getirilmeyen alım taahhüdüne dayalı cezai şart istemine ilişkindir. Davacı tarafça dava dilekçesine ek olarak 06/06/2012 tarihli ... İle Çalışan Karayolu Taşıtları İçin İkmal İstasyonu Bayilik Sözleşmesi Ek Protokolü" ile 21/10/2014 Tarihli, "... İle Çalışan Karayolu Taşıtları İçin İkmal İstasyonu Bayilik Sözleşmesi" ibraz edilmiştir. Dosyada fiziken bulunmamakla birlikte dava dilekçesi içeriğinden ve davacının istinaf dilekçesinin ikinci sayfasındaki "müvekkil şirket davalı şirket ile .. adresinde bulunan ... otogaz istasyonunun .. İşletilmesi amacıyla 06/06/2012 tarihli bir protokol ve bayinin ilgili belediyeden ... istasyonu için işyeri açma ve çalıma ruhsatı ile enerji piyasası düzenleme kurumundan bayilik lisansı alabilmesi için 06/06/2012 tarihli bir bayilik sözleşmesi akdetmiştir." beyanı, yine bahsi geçen protokolün konu başlıklı 2. Maddesinin 2. Paragrafında "(bayi) aralarında akt ve imza ettikleri ... ile çalışan karayolu taşıtları için ikmal istasyonu bayilik sözleşmesinin mütemmim cüzü olan iş bu protokolü imzalayarak ..",... ticari koşullar ve karşılıklı hak ve yükümlülükler tespit edilmiş ve ayrıca 06/12/2012 tarihli bir tip bayilik sözleşmesi akdedilmiştir., ....06/12/2012 tarihli tip bayilik sözlemesi fiili imkansızlık sebebiyle uygulamaya konulamamış ve ... 21/10/2014 tarihinde yeni bir tip bayilik sözleşmesi akdedilerek" şeklindeki beyanlar ile 06/06/2012 tarihli bir bayilik sözleşmesi daha bulunduğu kabul ve beyan edilmiş ancak dosyaya yazılı bir sözleşme ibraz edilmemiştir. Bilirkişi ek raporu 5. Sayfasında da ek protokolün 06/06/2012 tarihli bayilik sözleşmesinin eki olduğu görüşü belirtilmiştir. Bayilik sözleşmesi yazılı yapılması geçerlilik şartı bulunmayan sözleşmelerden olmakla, taraflar arasında düzenlendiği konusunda ihtilaf bulunmayan iki farklı tarihli bayilik sözleşmesi ve bir adet 06/06/2012 tarihli sözleşmeye ek protokolün bulunduğu, cezai şarta ilişkin düzenlemelerin ek protokolün 3. Maddesinde, 2014 tarihli sözleşmenin ise 25. Maddesinde düzenlendiği anlaşılmaktadır. Davalının lisans almasının gecikmesi nedeniyle 2014 tarihinde taraflar yeniden bayilik sözleşme yapmışlardır. 2014 yılı itibarıyla oluşan yeni durum ve tarafların beklentilerine göre düzenlenen 2014 tarihli yeni sözleşmede 2012 tarihli sözleşmeye veya 2012 tarihli sözleşmenin mütemmim cüzü olduğu konu başlığı altında açıkça belirtilen ek protokole en küçük bir atıf yoktur. 2014 tarihli sözleşme 2012 tarihli sözleşmeye ek bir sözleşme de değildir. Her iki sözleşmenin aynı hukuki ilişkiyi benzer şartlarla düzenlemiş olması önceki tarihli sözleşmenin ve dolayısıyla eki protokolün yeni sözleşmenin düzenleme tarihinden itibaren artık yürürlükte olmadığı anlamına gelir. Bir başka anlatımla eğer eski sözleşme ve eki protokolün ayakta tutulması irade edilmiş olsa benzer hükümler içeren sözleşme yapılmasının hiçbir anlamı olmaz. Taraflar arasında düzenlenen 2012 tarihli sözleşme ve eki protokol döneminde mal teslimi bulunmadığı, davacının talebinin 2014 tarihli yeni sözleşme imzaladıktan sonra yapılan teslimata ilişkin olduğu anlaşılmakla, taraflar arasında artık hüküm ifade etmeyen 2012 tarihli ek protokol uyarınca cezai şart talep etme imkanı bulunmadığından davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. TBK'nun 179/II maddesine göre; “ceza borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkca feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.” Anılan yasa hükmünden de açıkça anlaşılacağı gibi, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebilecektir. TBK, “borcun belirlenen zamanda veya yerde ifa edilmemesi” hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, ifaya eklenen ceza koşulu niteliğinde olacağına dair bir karine koymuştur. Kanun, 179. maddenin ikinci fıkrasında bütün eksik ifa hallerini değil, bunlardan sadece zaman veya yer itibariyle aykırılık teşkil edenlerin ifaya eklenen ceza koşulu olduğunu kabul etmiştir. TBK'nun 179/II. md. hükmü emredici yapıda olmayıp düzenleyici nitelikte olduğundan taraflar, yukarıda belirtilen iki hal dışında kalan eksik ifalarla, bütün ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabilirler. (Bkz. Tunçomağ Kenan; age sh. 875 vd.; Eren Fikret age sh. 1173 vd. ; Kılıçoğlu M. Ahmet age sh. 579 vd.; Günay Cevdet İlhan, Cezai Şart Ankara 2002 sh. 83 vd.; Uygur Turgut; Açıklamalı – İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, İkinci Cilt 1990 sh. 740) TBK.'nun 179/II. maddesine göre, iki halde alacaklı, ceza koşulunu isteyemez. Eğer alacaklı, ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse artık bu yönde bir talepte bulunamaz. Diğer yandan alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu isteyemez. Beş yıl süreli bir “akaryakıt bayilik sözleşmesinde (veya eki taahhütnamede) bayinin yıllık asgari ürün alımı taahhüdü bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmamış ise tedarikçi (sağlayıcı) firmanın, TBK'nun 179/II. md. uyarınca hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce ceza koşulu ile ilgili “çekince” (ihtirazi kayıt) bildirmesi ya da bu konuda bayiye noterden bir ihtarname göndermesi gerekir.Çekince için bir şekil şartı getirilmemiştir. Tedarikçi, taahhüde aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yıldaki ilk fatura ve irsaliyeye koyacağı bir açıklama (şerh) ile bu koşulu yerine getirebilir. Bu şekilde bir çekince (ihtirazi kayıt) konulduktan veya ihtar çekildikten sonra tedarikçi (sağlayıcı) firma, mal vermeye (ifaya) devam etse bile önceki yıla ilişkin ceza koşulu alacağını sözleşme zamanaşımı süresi içinde her zaman talep edebilir. Sonraki yıllarda da aynı kural geçerlidir. Yani her yıl sonunda bir önceki yıla dair ceza koşulunun istenebilmesi, takip eden yılda henüz ifaya başlanmadan önce çekince (ihtirazi kayıt) bildirilmesi veya ihtar çekilmesine bağlıdır. Bunlar yapılmadan müteakip yılın ifası gerçekleşmişse artık bir önceki yıla ait ceza koşulu istenemez. Çekince konmuş veya ihtar çekilmiş olan yıllarla ilgili ceza koşulunun istenebileceği ise kuşkusuzdur. TBK’nun 179/II. Maddesinde öngörülen hüküm, emredici nitelikte olmadığından taraflar, sözleşme serbestisi ilkesi gereğince aralarında farklı bir düzenleme yapabilirler. Sözleşmenin feshi halinde hem cezai şart hem de kar mahrumiyeti ödeneceğini kararlaştırabilirler. Ancak sözleşmenin feshi halinde cezai şart ödeneceğinin kararlaştırılmış olduğu hallerde, Yargıtay HGK'nun 20.01.2013 T. 2012/19-670 E. 2013/171 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere, sözleşme süresi içinde çekince konmadan uzun süre ifaya devam edilmesi üzerine borçluda, “ceza koşulu istenmeyeceği” ne dair haklı bir güven oluşmuş ise oluşan bu haklı güven ve dürüstlük ilkesi nedeniyle önceki yıla veya yıllara ait ceza koşullarının talep edilemeyeceğinin kabulü gerekir(Yargıtay 19. HD'nin 04/12/2019 Tarih 2018/3380 E. - 2019/5428 K. Sayılı Kararı). Dosya içerisindeki evraklardan taraflar arasındaki sözleşmenin feshedilip edilmediği, eğer feshedilmiş ise hangi tarihte feshedildiği belirlenememektedir. Davacı tarafça dava konusu edilen 2016-2017 dönemi sonunda herhangi bir ihtirazi kayıt konulmadan yeni dönemde davalıya mal verilmediği hususu da ispatlanmış değildir. Bu durumda davanın reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik yoktur. Davalı vekilince istinaf ve katılma yolu ile istinaf süreleri geçtikten sonra dairemize sunulan dilekçe ile vekalet ücreti yönünden kararı istinaf ettiği beyan edilmiş ise de süresinde verilen ve harçlandırılmış bir istinaf dilekçesi bulunmadığından inceleme konusu yapılmamıştır. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın, alınması gerekli olan 427,60 TL harçtan mahsubu ile bakiye 368,3‬0 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 12/12/2024

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2018/3380, K. 2013/171, T. 20.01.2013, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2018-3380-e-2013-171-k-4ae164ce9534