Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi 2021/849 E. 2024/1215 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
Esas No
2021/849
Karar No
2024/1215
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2021/849 Esas KARAR NO: 2024/1215 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 10/11/2020 NUMARASI: 2018/334 E. - 2020/191 K. DAVANIN KONUSU: Marka (Manevi Tazminat İstemli)|Marka (Tecavüzün Tespiti İstemli)|Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan)|Marka (Maddi Tazminat İstemli) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 01/07/2024 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 1980 yılından bu yana "..." alanında faaliyet gösteren, tescilli marakaları bulunan ve yabancı bir çok firmanın distrübütörü olan bir şirket olduğunu, "..." ve "..." markalarının sahibi olduğunu, ayrıca ... firmasının distribitörü ve tek satıcısı olduğunu, davacının markalarının meşhur ve tanınır hale getirildiğini, davalının https://www...com alan adlı intrenet sitesinde davacıya ait "..." ve "..." markalı ürünlerin satışını yaptığını, bununla ilgili İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2017/7120 D.İş sayılı arama kararı ve Gebze CBS'nın 2018/2321 soruşturma sayılı evrakı ile yapılan arama ve el koymalar ile tepsit yapıldığını, ayrıca İstanbul Anadolu 19. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2017/144 D.İş sayılı dosyası ile tespit yapıldığını, davalı tarafla sürekli bu konuda görüşülmeye çalışılmışsa da buna yanaşmadıklarını, yapılan şikayetler nedeniyle paralel ithalat olduğu gerekçesiyle takipsizlik kararı verildiğini, bu karara itiraz edildiğini, ancak eylemin paralel ithalat olmadığını, davacıya ait markaların Türkiye'de piyasaya sunulmasından sonra yurt dışına satış yapılmadığını, menşe ülke olan ABD'den başka bir ülkede de üretim yapılmadığını, bu nedenle marka hakkının tüketilmesi koşullarının mevcut olmadığını, davalının bu malları yurt dışından satın alıp Türkiye'ye ithal etmesinin marka hakkına tecavüz olduğunu, ABD'de bulunan ... şirketi ile davacı arasında marka hakkıyla ilgili itirazların dava konusu edildiğini ve davacının kazandığını, bu şekilde davacının bu markaların Türkiye'de tek satıcısı olduğunu, davalının kanunu dolanarak bu ürünleri satışa sunduğunu belirterek, davalının eylemlerinin haksız rekabet ve markaya tecavüz teşkil etmekte olduğunun tespitine, haksız rekabet ve markaya tecavüz teşkil eden eylemlerim menine ve maddi durumun ortadan kaldırılmasına, fazlaya ilişkin talepleri saklı kalmak şartıyla şimdilik 10.000,00 TL maddi ve 1,00 TL manevi zararın faizi ile birlikte ödenmesine, davalı taraftan, ilgili arama motorlarının internetteki ana sayfalarında bulunan web formlarını doldurarak, ilgili arama motorlarına ön bellekteki bilgi ve görsellerin de silinmesi talebinde bulunmasını ve bunu yaptığını mahkemeye kanıtlamasının istenilmesine, hükmün masrafları davalıya ait olmak üzere Türkiye'de tirajı en yüksek üç gazetede yayınlanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP DİLEKÇESİ: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;davacının Savcılığa verdiği şikayet dilekçesi ile müvekkili tarafından İtalya'da bulunan distribütörlükten yasal yollarla ithal edilen "..." marka buz kutusu için el koyma kararı alındığını, İstanbul Anadolu ve Gebze Cumhuriyet Savcılıkları tarafından müvekkiline ait iş yerinde arama yapıldığını, ancak sonrasında alınan bilirkişi raporları ile müvekkilinin marka haklarına tecavüz etmediğinin tespit edilerek takipsizlik kararı verildiğini, müvekkilinin sektörde pek çok markalı ürünün Türkiye'de yetkili distribütörü olduğunu, dava konusu ürünün de İtalya Distribütöründen tamamen yasal prosedüre uygun olarak ithalat yoluyla getirtilip satıldığını, müvekkili tarafından "..." markasının haksız şekilde kullanılmadığını, "..." markasının asıl sahibinin davacı taraf olmadığını, bu sebeplerle açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince; " davacının adına tescil ettirdiği "..." markasının dava dışı ... şirketi adına ABD'de tescilli olduğu, davacı şirketin bu şirketle yaptığı distribütörlük sözleşmesi uyarınca bir süre bu ürünleri Türkiye'de sattığı, ancak daha sonra "..." markasını kendi adına tescil ettirdiği ve ... şirketi ile aralarında hukuki anlaşmazlıklar yaşandığı, davalının satışa sunduğu "..." markalı buzlukların orijinal oldukları, davalı tarafça ... şirketinin İtalya distribütöründen satın alındığının savunulduğu, ürünlerin yasal yollarla Türkiye'ye getirildiğinin tespit edildiği, davacı dava konusu ürünlerin orjinal olmayıp taklit ürünler olduğunu iddia ettiğine göre bu iddianın davacı tarafça ispatının gerekli olduğu, dava konusu ürünlerin taklit olduklarının davacı tarafça ispat edilemediği, ispat yükünün ters çevrilmesi için yeterli sebep ve verinin de bulunmadığı, somut olayda paralel ithalat savunmasının, ticari hayatın olağan akışı ile de çelişmediği, ispat yükü kendisine düşen davacı tarafın iddiasını ispat edemediği, mevcut şüphenin davalı aleyhine yorumlanarak ürünlerin taklit olduğunun kabul edilemeyeceği," gerekçeleriyle "SMK'nun 152/1. maddesi uyarınca davanın REDDİNE" karar verilmiştir. İSTİNAF: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu eksik incelemeye dayalı olduğunu, mahkemece kesin süre verilmesine rağmen davalı ticari defterlerini bilirkişi incelemesi için ibraz etmediğini, FİZİKİ KAYITLAR VE FİZİKİ SATIŞLAR hususunda bir inceleme yapılamadığını, ticari defterler incelenmeden davalının müvekkili adına tescilli ürünleri hangi tarih itibariyle kullanmaya ve satmaya başladığını, ne kadar ürün sattığını, bu ürünlerin ne kadarının orjinal olduğunu, ne kadarının hukuka uygun şekilde ithal edildiğini, ne kadarının ne şekilde tedarik edildiği tespit edilmeden sadece davalının internet sitesi bir kısım incelenerek rapor düzenlendiğini, bilirkişi raporuna itirazlarının mahkemece değerlendirilmediğini, müvekkili adına tescilli ... markasının ürünlerinin Türkiye de tek satıcısı olduğunu, yurtdışına satmadığını, ve üretimi de olmadığını, davalının müvekkilinin adına tescilli ürünleri Türkiye sınırları içinde satabilmesinin hukuken yerinde olmadığını, mahkemece davalının eylemlerinin marka hakkına tecavüz teşkil etmediği yönündeki değerlendirmesinin hatalı olduğunu, davalının sattığı ürünlerin kanuni prosedüre uygun olmadan ithal edilerek yurda kaçak surette sokulan, elde bulunan orijinal emtianın ne şekilde bulundurulduğu kanıtlanmayan yahut da Türkiye'de veya yurt dışında taklidi imal ve ithal edilip satılan ürünlerden olup olmadığı hususları yerel mahkemece araştırılmadığını, davalının elinde hangi miktarda orijinal ürün bulunduğu, bunların ne kadarını hangi koşullar altında yurda soktuğu hususlarının tümünün davalı tarafça ispat edilmesi gerektiğini, mahkeme davalının dosyaya ibraz ettiği tek fatura suretinden davalının müvekkilinin markası olan ürünleri tamamen yasal surette davalı tarafından ... şirketinin İtalya distribütöründen satın alındığının sonucuna vardığını, davalının faturadaki ürün içeriğinde yer alan emtia modelleri ile internet sitesinde sattığı emtia modellerinin aynı olmadığını, davalı ürünleri distribütör İtalyan bir şirketten ithal ettiğini iddiasını ispatla yükümlü olduğunu Müstekar Yargıtay kararında işaret edildiği üzere; markalı malların Türkiye’de piyasaya sunulmasından sonra marka hakkı sahibi, bu malları yurtdışına satar veya yurt dışında menşe ülkeden başka bir ülkede üretirse bunların 3. kişiler tarafından yurtdışından satın alınarak Türkiye’ye ithaline (parallel import) engel olamayacağını, Aynı ilke yabancı markayı taşıyan malların Türkiye’de tek satıcısı (münhasır lisans sahibi) durumunda olan ve marka sahibinin izniyle bu markayı adına tescil ettirmiş bulunan kişi bakımından da geçerli olacağını paralel ithalatın şartlarının oluşmadığını, bilirkişilerin davalı adresinde bulunan bir kısım müvekkil markası ürünlerin orijinal olduğu yönünde ''atıfta bulunulmuş'' ve huzurdaki yargılamaya konu müvekkil markası ürünlerin (davalı elinde bulunan ürünlerin) ''orijinal olduğu kanısına varıldığının' bildirildiğini bilirkişilerin, incelemede bulunma vazifelerini yerine getirmeksizin yapmış oldukları atıf, hem eylemsel olarak hem de hukuki niteleme yönüyle hatalı olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesince kurulan hükmün istinafen incelenerek kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAFA CEVAP; Davalı vekili istinaf başvurusuna karşı cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava konusu ürünü, ürünün İtalya distribütöründen tamamen yasal prosedüre uygun olarak “ithalat” yoluyla getirip satmakta olduğunu, yani müvekkilinin siparişini vermekte ve İtalya’daki Distribütör ürünü, Türkiye de piyasaya sürülmek üzere müvekkiline göndermekte olduğunu, bu durumun "bavul ticareti” gibi bir durumla karıştırılamayacağını, davacı ile üretici arasında eğer ki tek satıcılık sözleşmesi var ise, bu sözleşmede, üreticinin ya da diğer distribütörlerin Türkiye bölgesinde davacıdan başka bir firmaya mal satmayacaklarına dair kural mevcut olması gerektiğini, davacı tarafın bu konuyu, davalı müvekkili değil, kendisine “tek satıcılık” yetkisi verdiğini iddia ettiği, ancak buna rağmen İtalya Distribütörünün müvekkiline mal satmasına göz yuman üretici firmayla çözmesi gerektiğini, davacının dava konusu markayı kendi adına tescil ettirdiğini ve markanın tanıtımı için çaba sarf etmiş olabileceğini, bunun da gayet doğal olduğunu, ancak müvekkili olan firmanın dava konusu bu markayı haksız biçimde kullanarak üretim yapmışlığı, kataloglarında kapak olarak basmışlığı, bu markanın çatısı altında bir takım etkinlikler, paneller, ödüllü yarışmalar düzenlemişliği, yani “MARKA”yı kullanmışlığının dahi olmadığını, alt tarafı “buz kutusu” niteliğindeki bu ürünü ticaret özgürlüğü, serbest piyasa ekonomisi çerçevesinde yasal yollarla ithal edip getirip mağazasında sattığını, bunun “çok tanınmış marka” sayesinde ününe ün katmışlığının olmadığını, davacının savcılıklara yaptığı yersiz şikâyetlerdeki yanıltıcı beyanlarıyla da (sahte, kaçak ürün izlenimi vererek) kolluk güçlerini savcılık makamını ve mahkemeleri haksız yere meşgul ettiklerini, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının, Fikri ve Sınai Haklar Soruşturma Bürosu tarafından yaptırılan Bilirkişi incelemesi sonucunda verilen raporda, konuyu açık, net ve tereddüte yer vermeyecek biçimde ortaya koymakta olduğunu, davacının dava dilekçesinde bahsini ettiği üretici firma ile yaşadığı marka konusundaki husumetten üstünkörü bahsettiğini, bu konuya dair evrak ve belgeleri de mahkemenin bilgisine sunması gerekirken, sunmadığını, tüm bu tutarsız, saldırgan, uzlaşmaya kapalı ve haksız girişimlerin temelinde hala üretici firmayla yaşanan olumsuzlukların devam ettiğini ve davacının hasbelkader elinde tuttuğu marka haklarını koz olarak kullandığı ihtimalini de düşündürmekte olduğunu, konuyla ilgili bilirkişi raporunda yapılan tespitin son derece doğru bir tespit olduğunu, davacının bu markayı kendisi yaratmadığını, bu marka altında bu ürünleri kendisinin üretmediğini, serbest piyasa ekonomisi kurallarına, rekabetin korunması ve ticaret özgürlüğüne aykırı bu tutum kabul edilemeyeceğini, bu yönüyle hiçbir aldatıcı eylemi ve tecavüz kastı olmayan, dürüstlük kuralını çiğnememiş olan müvekkili bakımından ne “marka hakkına tecavüz” ne de “haksız rekabet” iddiasından söz etmek mümkün olmadığını, tüm bu açıklamalar ışığında, davacı tarafın asla ispatlayamadığı hayal ürünü bir takım iddialarla, tek satıcılık sözleşmesi de sunamadan, geçerliliği tartışılır bir distribütörlük belgesine dayanarak açtığı haksız davası, gerek dava öncesi savcılık aşamasında, gerek dava sırasında alınan bilirkişi raporlarıyla "marka hakkının tükenmiş olduğunun ve paralel ithalat şartlarının da gerçekleşmiş olduğunun sabit olması" ile yerel mahkemece verilen hükmün yerinde olduğunu ileri sürerek davacı tarafından sunulan istinaf başvurusunun reddine, ilk derece mahkemesince kurulan hükmün onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davanın konusu davacı adına tescilli "..." markasını içeren ürünlerin davalı tarafından satılması sebebiyle tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ve men'i ile maddi ve manevi tazminata ilişkindir. TPMK Kayıtlarına göre,; ... numaralı "..." markasının 08.01.2009 tarihinde 18, 22, 28 ve 35.sınıflarda, ... numaralı "..." markasının 10.10.2016 tarihinde 11 ve 35.sınıflarda, ... numaralı "..." markasının 30.11.1999 tarihinde 11 ve 21.sınıflarda davacı ... Ticaret Limited Şirketi adına tescil edildiği görülmüştür.İstanbul Anadolu 19.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/144 D.İş sayılı dosyasında alınan 01.02.2018 tarihli bilirkişi raporunda; www...com isimli internet sitesinde "..." markasını taşıyan 6 adet ürüne yer verildiği, bu ürünlerin buzluk ürünleri olduğu, ürünlerin üzerinde yer alan etiketlerde ve ürünler üzerinde yer alan baskı yazılarında "..." markasının yer aldığı, ayrıca "..." markasının internet sitesinde ürünün tanıtımı için kullanıldığı, "..." markasının tespit talep eden adına tespit tarihi itibariyle 11.sınıfta tescilli olduğu, ürünlerin hangi tarihten itibaren satışa sunulduğunun tespit edilemediği belirtilmiştir. 25.06.2020 tarihli bilirkişi heyet raporunda; davalı tarafın www...com isimli internet sitesinde "..." markalı orijinal ürünlerin satışının yapıldığı, hali hazırda incelemenin yapıldığı tarihte internet sitesinde görülen 8 adet "..." markalı ürünün satışta olduğu ve pazarlamasının devam ettiği, yapılan aramada ele geçirilen ürünlerin orijinal olduğu, Amerikan menşeili bu ürünlerin ... firmasından davalı firma tarafından satın alınarak Türkiye'de satışa sunulduğu, davacı tarafın "..." markalı ürünlerin satışı konusunda Türkiye'de tek yetkili satıcı olmadığı, davalı tarafından "..." markası ile satılan ürünlerin ilk arşiv kaydının 19.01.2017 tarihinde tutulduğu, bu tarih itibariyle 6 çeşit "..." ürünün satışa sunulduğu, somut olay açısından marka hakkının tükenmesi ve paralel ithalat şartlarının oluşmuş olması sebebiyle marka hakkına tecavüzün söz konusu olmadığı, davalı tarafça inceleme gün ve saatinde yasal ticari defter ve belgeler ibraz edilmediğinden maddi tazminat hesabı yapılamadığı yönünde görüş bildirilmiştir. Somut olayda "..." markasının dava dışı ... şirketi adına ABD'de tescilli olduğu, davacı şirketin bu şirketle yaptığı distribütörlük sözleşmesi uyarınca bir süre bu ürünleri Türkiye'de sattığı, ancak daha sonra "..." markasını kendi adına tescil ettirdiği davalının satışa sunduğu "..." markalı buzlukların orijinal oldukları, davalı tarafça ürünlerin dava dışı ... şirketinin İtalya distribütöründen satın alındığını ileri sürdüğü mahkemece ürünlerin yasal yollarla Türkiye'ye ithal edildiği ürünlerin sahte olduğu iddiasının davacı tarafından ispat edilmesi gerektiği ve davacı tarafından bu konuda ispat yükümlülüğünün yerine getirilmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, paralel ithalat iddiasının, ürünlerin dava dışı İtalya da bulunan yetkili distrübütör firmadan ithal edildiği iddiasının davalı tarafından ispatı gerektiği anlaşılmış,ispat yükünün tersine çevrilmesinin yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır. Mahkemece dosya kapsamında incelenen ürünlerin seri numaralarını içeren garanti belgeleri ve bu seri numaralı ürünlerin İtalyan firmadan ithal edildiğini gösterir belgelerin, İtalyan firmanın üreticiden satın aldığını gösterir belgelerin ve davalı taraf ticari defterleri, dayanak belgeleri, ithalat ve gümrük belgelerinin incelenerek karar verilmesi gerekir iken eksik inceleme neticesinde karar verildiği anlaşılmıştır. Tüm bu nedenlerle davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, ürünlerin marka hakkı sahibi tarafından piyasaya sürüldükten sonra paralel ithalat ile Türkiye'ye getirilip getirilmediği konusunda davalı ticari defter ve kayıtları üzerinde usulünce inceleme yapılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile; 2-İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 10/11/2020 tarih, 2018/334 E. 2020/191 K. Sayılı Kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine, 5-Dosya üzerinde inceleme yapılması sebebiyle vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 6-İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. ve 362/1-g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 01/07/2024

Atıf: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, E. 2021/849, K. 2024/1215, T. 01.07.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-bolge-adliye-mahkemesi-44-hukuk-dairesi-2021-849-e-2024-1215-k-4979ebd8cd44