Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2018/1471 E. 2022/306 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2018/1471
- Karar No
- 2022/306
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2022/1299 KARAR NO : 2024/1690 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 12.04.2022 NUMARASI : 2018/1471 E. - 2022/306 K. DAVANIN KONUSU : Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat KARAR TARİHİ : 09.10.2024 KARAR YAZIM TARİHİ : 09.10.2024 İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.04.2022 tarih 2018/1471 E. - 2022/306 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili, davacının 14.06.2017 tarihinde saat 13.30 civarında, ... Mah. ... Sok. ... ... adresinde bulunan evinin önünde aracın çarpıp kaçması sonucunda yaralandığı, olayın şoku ve çarpan aracın durmayarak hızlıca olay yerinden kaçması nedeniyle davacıya çarpan aracın plakasının alınamadığı, olay yerinde yaralanan davacının, eşi ve eşinin kardeşi tarafından İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldığı, söz konusu kaza nedeniyle davacının sağ kol ve dirsek bölgesinde kalıcı hasar meydana gelmiş olup, davacının halen sağ kol ve dirsek bölgesini randımanlı bir şekilde kullanamadığı, bu bağlamda, söz konusu kaza nedeniyle davacının vücudunda sürekli (kalıcı) iş göremezlik halinin mevcut olduğu, keza, bu durumun, İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin 08.08.2018 tarihli kati heyet raporundaki, “Tanı: Sağ Dirsek Kırığı...Karar: Resmi Gazetenin 30.03.2013 tarih/28603 sayılı yönetmeliği gereği fizik tedavi ve ortopedi yönünden özür oranının %8 (sekiz)'dir. Özürlülük kalıcıdır” şeklindeki tespit ile de sabit olduğu, diğer yandan, davacının kaza akabindeki tedavi sürecinde yaklaşık 2 (ay) işsiz kalmış olduğu, davacıya çarpan araç sürücüsünün ve aracın belirlenememesi nedeniyle, davacının vücudunda meydana gelen kalıcı ve geçici göremezlik zararı karşılanması amacıyla 29.06.2018 tarihinde ...na müracaat edildiği, taraflarınca yapılan yazılı başvurudan sonra davalı ... tarafından eksik evraklar istenmiş olup istenen evrakların kendilerine gönderilmesine rağmen başvurunun reddedildiği, ...nın 25.09.2018 tarihli ret gerekçesi ise, “14.06.2007 tarihinde meydana gelen kaza ile ilgili olarak kaza gününde herhangi bir tutanak düzenlenmediği ve hiçbir merciye müracaatta bulunulmadığı görülmüştür. Kazaya tespit edilemeyen bir aracın sebep olduğu hususunda bir bilgi ve belge bulunmamaktadır” şeklinde olduğunu, davacının hastaneye gittiği esnada kazayı ilgili birime ve hastane kolluğuna bildirdiği ve şikâyetçi olduğunu beyan ettiği, davacının ilkokul terk olup, hastane kolluğuna yapılan şikâyetin yeterli olacağını düşündüğü, kazanın meydana gelişinin de anılan hastanenin adli vaka birimine bildirildiği, meydana gelen kazanın bildirildiği hususun da, hastane giriş kaydı, hastane adli vaka defterinin imzalı sureti ve adli vaka bildirim formundan açıkça anlaşıldığı, hastane polisi tarafından davacının şikâyetinin işleme alınmadığının taraflarınca tespit edildiği, bu nedenle İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2018/99754 soruşturma numaralı dosyası ile faili meçhul araç sürücüsü hakkında suç duyusunda bulunulduğu, savcılığının 05.09.2018 tarihli ve 2018/40666 K. sayılı kararı ile şikâyet hakkında, süre yönünden takipsizlik kararı verildiği, salt bu nedenle davalının başvuruyu reddetmesinin hukuka aykırı olduğu, keza, davacının, faili meçhul araç sürücüsü hakkında şikâyetçi olduğu, bir an için davacının şikayetçi olmadığı varsayılsa dahi, davalı ...nın davacının tüm bedensel zararını karşılaması gerektiği, davalının ödeme yapması için suç duyurusu ve kesinleşmiş bir mahkeme kararının bulunmasının kanuni bir şart olmadığı, kaldı ki, davacının kazanın trafik kazası ve adli vaka olduğunu hastane polisine bildirmiş olup bu hususun resmi kayıtları ile ortada olduğu, yaşanan kaza ve sonrasının tanık beyanları ile de sabit olacağı, diğer yandan, meskün mahalde aşırı hız yaparak diğer trafik kurallarına aykırı davranan şahsın olay mahallinden kaçmış olup, anılan şahsın olay mahallinde kaçması hususunun dahi kaçan şahsın ağır kusurlu olduğunu gösterdiği ileri sürerek fazlaya ilişkin tüm hak ve alacakları saklı kalmak kaydıyla, davanın trafik kazasından kaynaklanan ve zararın tespitinin baştan belirlenmesi mümkün olmadığından belirsiz alacak davası olup şimdilik; ... lehine (bilirkişi raporu ile tespit edilecek zarar miktarlarına göre dava değerini sonradan arttırmak üzere) şimdilik kalıcı iş göremezlik zararı bakımından 5.000,00 TL ile geçici iş göremezlik bakımından 1.000,00 TL olmak üzere toplam 6.000,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 24.05.2021, 22.11.2021 tarihli harç tamamlanmasına dair dilekçelerini müteakiben 15.02.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile geçici iş göremezlik tazminatı taleplerini 5.756,40 TL'ye, sürekli iş göremezlik tazminatı taleplerini 170.944,12 TL olmak üzere toplam dava değerini 176.700,52 TL olarak artırmıştır. CEVAP : Davalı vekili, kaza tarihi 14.06.2017 olduğundan, 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Trafik Sigortası Genel Şartlarının işbu davada uygulanması gerektiğini, davacının 14.06.2017 tarihinde sürücüsü tespit edilemeyen bir araç nedeniyle maluliyetinin oluştuğuna dair somut delil bulunmadığından davanın reddine karar verilmesinin talep edildiğini, davacı tarafça, işbu davanın açılmasından önce davalı kuruma başvuru yapıldığını, açılan 148295 sayılı hasar dosyası kapsamında soruşturma dosyasının incelendiği, ilgili belgelerin incelenmesi sonucu 14.06.2017 tarihinde meydana geldiği iddia olunan kaza ile ilgili olarak kaza gününde herhangi bir tutanak düzenlenmediğini ve hiçbir merciye müracaatta bulunulmadığının anlaşıldığını, kazadan 1 yıldan fazla süre geçtikten sonra İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'na müracaat edildiğini, bunun dışında kazaya plakası tespit edilemeyen bir aracın sebep olduğu hususunda herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığını, davaya konu iddianın tamamen davacının çelişkili soyut beyanlarına dayanmakta olup davalı kurumun sorumluluğuna sebep olacak başkaca delil bulunmadığını, bu nedenle davacının soyut iddialarına dayanarak davalı kurumdan tazminat talep etme hakkı bulunmadığından, davanın reddine karar verilmesinin talep edildiğini, açıklamalarına rağmen davalı kurum aleyhine yargılmaya devam edilmesi halinde kazaya sebebiyet verdiği iddia edilen taşıtın cinsinin tespiti ve araç plakası ve sürücüsünün tespit edilemediğinin ispatının gerektiğini, kazaya tespit edilemeyen aracın neden olduğunun tanık, kamera kaydı vs. delillerle ispatlanması gerektiğini, ...'nın sorumluluğunun plakası tespit edilemeyen aracın kusur oranı ile sınırlı olduğunu, burada ...'nın tazmin etmekle yükümlü olduğu zararların, zarar-kusur ilişkisine bağlı olup zararların kusur oranında karşılanması gerekliliğinin esas olduğunu, bu nedenle de davacı tarafın öncelikle kazanın oluşumunda plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen aracın kusurlu olduğunun ispatının gerektiği ayrıca bu aracın ...’nın sorumluluğuna sebep olacak araçlardan olup olmadığının da bilinmediğini, bu durumun da tespit edilmesi gerektiğini, davaya konu kazanın oluşumundaki kusur oranlarının tespitinin Adli Tıp vasıtasıyla yapılması gerektiğini, yapılacak yargılamada, davalı kurum aleyhine hüküm kurulması halinde, zarar görenin kusuru oranında tazminattan indirim yapılması gerektiğini, zarar görenin tam kusurlu olması halinde ise davacının tazminat talep hakkının bulunmadığını, davacının daimi maluliyet durumunun tespiti adına Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi’nden Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmeliğe uygun olarak hazırlanmış sağlık raporu alınması gerektiğini, davacının kalıcı sakatlık tazminatı talebi için; “Özürlülük ölçütü, sınıflandırılması ve özürlülere verilecek sağlık kurulu raporları hakkında yönetmeliği”ne göre kişinin kalıcı bir sakatlığının olup olmadığının tespit edilmesini, yine aynı yönetmeliğin eklerinde yer alan kas-iskelet sistemi ile ilgili yaralanma modeli veya tanı ilişkili değerlendirme kriterlerine göre, davacının tüm tedavileri tamamlandıktan sonra sakatlığın 12 ay boyunca stabil ve kalıcı olması gerektiğini, davaya konu maluliyet tazminatının uzman bilirkişilerce hesaplanması gerektiğini, Trafik Sigortası Genel Şartları Ek-3 maddesinde, maluliyet tazminatının hesaplanmasında dikkate alınması gereken hususların belirlendiğini, söz konusu düzenlemeye göre, tazminat hesaplamalarında TRH-2010 tablosunun dikkate alınacağı, ayrıca hesaplamalarda teknik faiz (iskonto) oranının %1,8 olarak hesaplanacağını, geçici iş göremezlik nedeni ile doğan zararlara ilişkin maddi tazminat talepleri teminat dışında olup davalı kurumun bu talepler nedeniyle sorumluluğunun bulunmadığını, ... tarafından davacıya ödenmiş veya ödenen rücuya tabi tazminat miktarı tespit edilerek davalı kurum tarafından ödenecek tazminattan mahsup edilmesi gerektiğini, ...’nın sorumluluğunun poliçedeki teminat limiti ve kusur oranı ile sınırlı olduğunu, davacı tarafın kaza tarihinden itibaren faiz talebi haksız olup ancak dava tarihinden itibaren yasal faiz talep edilebileceğini ileri sürerek açıklanan nedenlerle haksız ve mesnetsiz açılan davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 14/06/2017 tarihinde plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen transit marka aracın kaza mahalline geldiği sırada o anda aracın sol tarafında bulunan yaya kaldırımında araca göre sırtı dönük olarak duran davacı tarafın sağ arka tarafından çarpması ile davacı tarafın yere düşerek yaralandığı ve aracın kaçması nedeniyle plakasını ve sürücüsün tespit edilemediği ve ancak dosya kapsamına göre kazının bu şekildeki aracın davacıya çarpıp kaçması ile yukarıda belirtilen oluş şekli ile gerçekleştiği, az yukarıda da belirtildiği üzere davacının bu kaza sonucu geçici ve kalıcı maluliyete uğrayacak şekilde yaralandığı anlaşılmakla davacının yaralanması sonucu geçici ve kalıcı iş göremezlik zararının toplamda 176.700,52 TL'ye karşılık geldiği ve bu tutarın davalı tarafın sorumluluğunda olduğu ayrıca tutarın sorumluluk limitinde de kaldığı tespit edilmekle her ne kadar davacı tarafından faiz başlangıç tarihinin olay tarihi olduğu belirtilmiş ise de, KTK 97 ve 98,. maddeleri ile ... Yönetmeliği 14 ve 15. maddelere göre yapılan değerlendirme sonucunda davalı tarafa 13/11/2018 tarihinde başvuru yapıldığından ve başvuruya istinaden davalı tarafından 16/11/2018 tarihinde ret cevabı verildiğinden bu tarih itibariyle davalı yanın temerrüte düştüğü gerekçesiyle açılan davanın kabulü ile 14/06/2017 tarihinde meydana gelen trafik kazasından kaynaklı; 5.756,40 TL geçici iş göremezlik tazminatının ve 170.944,12 TL sürekli iş göremezlik tazminatının davalının temerrüt tarihi olarak takdir edilen 16/11/2018 tarihinden itibaren işleyecek ayrı ayrı yasal faizleri ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Karar karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, davalı vekilinin istinaf istemlerinin yerinde olmadığından reddinin gerektiğini, davacının sağ kolunu kullanmamakta olup tespit edilen engellik yüzdesinin düşük hesaplandığını, davacının muayenesinde 14.06.2018 tarihli trafik kazasına bağlı yaralanması nedeniyle dirsek fleksiyon ve ekstansiyon kısıtlılığına bağlı üst eksremite engellik yüzdesi %5, dirsek ekleminin hareket kısıtlılıklarına bağlı üst ekstremite engellik yüzdesi %11, üst ekstremitesindeki arızası nedeniyle kişinin sakatlık oranının %7 olduğu sonucuna varıldığını, her ne kadar aktüerya hesabının %7 engellik oranı üzerinden hesaplanmışsa da, esasında aktüerya raporunun en üst engellik oranı (%11) üzerinden hesaplanması gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmüştür. Davalı vekili, kaza tarihi 14.06.2017 olduğundan, 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Trafik Sigortası Genel Şartları'nın işbu davada uygulanması gerektiğini, kazaya sebebiyet verdiği iddia edilen taşıtın cinsinin tespiti ve araç plakasının tespit edilemediği ispatlanamadığını, gerçekleştiği iddia olunan kazaya ilişkin resmi mercilere şikayet başvurusunun kazanın üzerinden 6 aydan fazla zaman geçtikten sonra yapıldığını, bu nedenle, başvuruya ilişkin KYOK kararı verildiğini, kazanın gerçekleşip gerçekleşmediği dahi araştırılamadığını, ayrıca, adli muayene raporunda da davacının yalnızca sağ yanına düşmüş olduğu belirtilmekle yetinildiğini, iddia olunan kazanın gerçekleştiğinin, bu kazaya plakası tespit edilemeyen aracın neden olduğunun ve davacıda oluşan maluliyetin bu kazadan kaynaklandığının ispatlanması gerektiğini, ...nın sorumluluğunun plakası tespit edilemeyen aracın kusur oranıyla sınırlı olduğunu, bu nedenle de davacı tarafın öncelikle kazanın oluşumunda plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen aracın kusurlu olduğunu ispatı gerektiğini, bu durumda yalnızca davacı tarafın iddialarıyla söz konusu kazanın gerçekleştiğine ve bu kazaya bağlı olarak davacıda maluliyet oluştuğu sonucuna vararak davalı kurumun sorumluluğuna gitmenin haksız olup usul ve yasaya aykırı olduğunu, davaya konu kazanın gerçekleştiğine dair davacının ifadesinden başka hiçbir delil bulunmadığını, davacının dava ve iddiasını somut delillerle ispat edemediğini, kazaya ilişkin tanık ve görüntü kaydı bulunmadığını, kusur raporlarının davacının soyut ve taraflı beyanlarına göre düzenlendiğini, bilikişi raporlarında kusur paylaşımı somut iz-emarelere değil tamamen davacının beyanlarına dayandığını, davacının iddiasını somut delillerle ispatlayamadığından davanın reddi gerektiğini, 01.06.2015 tarihinden sonra gerçekleşen kazalara yönelik tazminat hesaplamalarında TRH-2010 tablosu ve 1,8 teknik faiz oranının kullanılması gerektiğini, davalının geçici işgöremezlik tazminatından sorumluluğu bulunmadığını, yeni genel şartların yürürlüğe girmesi sonrası gerçekleşen kazalarda geçici işgöremezlik zararından ... sorumlu olduğunu, davaya konu tazminat talebine dayanak trafik kazasının Trafik Sigortası Genel Şartlarının yürürlüğe girmesi sonrasında gerçekleştiğini, 5684 sayılı yasanın 14. Maddesi ve ... yönetmeliği gereği ...nın bedensel zararlardan sorumlu olduğunu, dolaylı zarar, gelir kaybına ilişkin geçici iş göremezlik tazminatından sorumlu olmadıklarını, hiçbir şekilde sorumluluğu kabul anlamına gelmemek kaydıyla, ... tarafından davacıya ödenmiş veya ödenen rücuya tabi tazminat miktarı tespit edilerek davalı kurum tarafından ödenecek tazminattan mahsup edilmesi gerektiğini, ... tarafından davacıya ödeme yapılıp yapılmadığının tespit edilmediğini, davaya konu kazanın oluşumundaki kusur oranlarının tespitinin Adli Tıp vasıtasıyla yapılması gerektiğini, kusur raporunun denetime elverişli olmadığını, ATK veya kusur heyetinden kusur raporu alınması gerektiğini, ayrıca iddia edilen kazanın yine iddia edilen gerçekleşme şekline bakıldığında, davalı kurum aleyhine %100 kusur tespitinin fahiş olduğunu, kusur tespitinin net olarak yapılamaması halinde, taraflara ancak eşit kusur yüklenebileceğini, hesaplanan haksız tazminat için hatalı bir şekilde 16.11.2018 tarihinden itibaren faize hükmedildiğini, davalı aleyhine karar verilmesi halinde ancak dava tarihinden itibaren ve ancak yasal faiz oranlarına hükmedilmesi gerektiğini, dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığını, davacının kazaya bağlı olarak gerçekleştirilen tedavi belgeleri ve mevzuata uygun sağlık kurulu raporunu yazılı olarak talep edilmiş, ancak davacı bu belgeleri davalı kuruma sunmadığından, eksik evrak nedeniyle, davacının sunmuş olduğu maluliyet raporu hakkında sağlıklı bir değerlendirme yapılamadığını ve tazmininin mümkün olmadığını, bu nedenle de, usulüne uygun başvuru şartı yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiğini, davacının daimi maluliyet durumunun tespiti adına ATK 3.İhtisas Dairesi’nden Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliğe uygun olarak hazırlanmış sağlık raporu alınması gerektiğini, icra müdürlüklerinin teminat mektubunun iadesinde istinaf hükmü aradığından, verilecek hükümle birlikte teminat mektubunun iadesi hususunda da karar verilmesini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE : Dava, 14.06.2017 tarihinde meydana gelen trafik kazası nedeniyle sürekli ve geçici iş göremezlikten kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Davaya konu 14.06.2017 tarihinde plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen araç sürücüsü sevk ve idaresindeki kamyoneti ile 704 sokak üzerinde seyir halinde iken No:4/A önüne geldiğinde, seyir yönüne göre solunda yaya kaldırımı üzerinde bulunan davacı ...'in sağ koluna aracının sol dış dikiz aynası ile çarpması sonucunda yayanın yere düşüp olay mahallinde yaralandığı, kamyonet sürücüsünün ise kaza mahallinde durmayıp olay mahallinden firar etmesi ile neticelenen bahse konu yaralamalı kazanın meydana geldiği anlaşılmıştır. Her ne kadar davalı yanca kazaya sebebiyet verdiği iddia edilen taşıtın cinsinin tespiti ve araç plakasının tespit edilemediğinin ispatlanamadığı, gerçekleştiği iddia olunan kazaya ilişkin resmi mercilere şikayet başvurusunun kazanın üzerinden 6 aydan fazla zaman geçtikten sonra yapıldığı, başvuruya ilişkin KYOK kararı verildiği, kazanın gerçekleşip gerçekleşmediğinin dahi araştırılamadığı, bu kazaya plakası tespit edilemeyen aracın neden olduğunun sabit olmadığı istinaf nedeni olarak ileri sürülmüş ise de, mahkemece olay tanığı olan tanıklar ..., ...'ın olaya ilişkin görgü ve beyanlarının tespit olunduğu, dosyaya davacının kazadan sonra götürülmüş olduğu İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki müracaatı ile oluşturulan adli kayıtlarının mevcut olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, plakası tespit edilemeyen ve davacının yaralanmasına sebebiyet veren araç yönünden davalı ...'nın sorumluluğunun mevcut bulunduğu değerlendirilmekle, davalı vekilinin bu hususlara ilişkin istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. İlk Derece Mahkemesince mahallinde trafik bilirkişi refakatinde keşif icra kılındığı, olaya ilişkin görgü ve bilgisi bulunan tanık beyanlarının alındığı, keşiften sonra tanzim edilen 17.02.2020 tarihli bilirkişi raporunda; plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen kamyonet sürücüsü sevk ve idaresindeki kamyoneti seyir halinde iken yola ve sokak içerisinde bulunan yaya trafiğine gereken dikkat ve özeni göstermesi, olay mahalline yaklaştığında, yolun sağında park halinde bulunan araçlar sebebiyle yolun sol taraftan seyrini sürdürürken ileride seyir yönüne göre yolun solunda 1 metre genişliğindeki yaya kaldırımı üzerinde sırtı dönük olarak bulunan yayanın varlığını dikkate alarak teyakkuz halinde olması ve aracının sol dış aynasının mevcut durumunu, yani aracının teknik donanımını da önemseyip yaya kaldırımına ve özellikle yayadan uzak kalarak seyrini sürdürmesi gerekirken, sürücü bu hususlara riayet etmeyerek, meskun mahalde görüş mesafesini bayağı açık olduğu sokak içerisinde yola gereken dikkat ve özeni göstermediği, kaldırım üzerinde görüş alanında bulunan davacı yayanın varlığına rağmen dikkatsiz ve kontrolsüz bir şekilde yaya kaldırımına yakın seyretmesi neticesinde, aracının sol dikiz aynası ile yayaya çarparak davacının yaralanmasına sebebiyet verip, olay mahallinde durmayıp firar ederek karıştığı olayda, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışından dolayı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 47/1-d ve 52/1-b maddelerini ihlal ettiğinden kazanın oluşumunda %100 oranında asli ve tam kusurlu olduğu, davacı ...'in yayaların güvenle hal ve hareketleri sağlamak amacıyla tahsis edilen yaya kaldırımı üzerinde trafik kurallarına uygun şekilde bulunurken olay mahallinden firar eden sürücünün hatası ve kusuru ile karışmış olduğu olayda, mevcut şartlarda hatası ve kusuru görülmediğinden kusursuz olduğunun rapor edildiği, işbu raporun davalı vekiline 23.02.2020 tarihinde tebliğ edildiği, davalı vekilinin kusura ilişkin itirazını da içerir beyan dilekçesinin ise iki haftalık süre geçtikten sonra 29.03.2021 tarihinde verildiği, bu hususun davacı taraf yönünden usuli kazanılmış hak olduğu, kusur raporunun olayın oluş şekli ve dosya ile uyumlu bulunduğu değerlendirilmekle davalı vekilinin kusura ilişkin istinaf nedenleri yerinde değildir. Davacının istinaf nedenleri yönünden yapılan incelemede; Maluliyete ilişkin alınacak raporlar 11.10.2008 tarihinden önce Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 tarihi ile 01.09.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013 tarihi ile 01.06.2015 tarihleri arasında Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.06.2015 tarihi ile 20.02.2019 tarihleri arasında Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması Ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine, 20.02.2019 tarihinden sonra da Erişkinler için Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/6445 E. 2021/8550 K. sayılı kararı) Somut olayda hükme esas alınan raporda kaza tarihinde yürürlükte bulunan Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre hesaplama yapıldığı anlaşılmakla, davacı vekilinin ve ayrıca davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebinin reddi gerekmiştir. Davalı vekili hüküm altına alınan geçici iş göremezlik tazminatının teminat kapsamında olmadığını istinaf nedeni olarak ileri sürmüştür. 25.02.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 13.02.2011 tarihli 6111 Sayılı Yasa’nın 59.maddesi ile 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 98. maddesi değiştirilmiş, buna göre "trafik kazaları nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinin kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın ... tarafından karşılanacağı", Yasanın geçici 1. maddesi ile de "Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedellerinin ... tarafından karşılanacağı, sözkonusu sağlık hizmet bedelleri için bu Kanun'un 59. maddesine göre belirlenen tutarın %20'sinden fazla olmamak üzere belirlenecek tutarın üç yıl süreyle ayrıca aktarılmasıyla anılan dönem için ilgili sigorta şirketleri ve ...nın yükümlülüklerinin sona ereceği," öngörülmüştür. Sigorta şirketi, motorlu aracın işletilmesinden kaynaklanan kaza nedeniyle zarar görenlerin tedavisi için ödenen giderleri zorunlu olarak teminat altına alır. Sigorta şirketinin, işleten ve sürücünün yasadan ve sözleşmeden doğan bu yükümlülüğü, 6111 sayılı Yasa ile getirilen düzenleme ile sona erdirilmiş bulunmaktadır. 2918 sayılı Yasa'nın 98. maddesinde belirtilen tedavi giderleri yönünden sorumluluğun dava dışı ...'na geçmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere geçici işgöremezlik talebi yönünden sigorta şirketlerinin sorumluluğu devam ettiğinden mahkemece gecici iş göremezlik tazminatına hükmedilmesinde bir isabetsizlik yoktur. (Yargıtay 4. H.D'nin 13.09.2021 tarih 2021/3454E, 2021/4465K sayılı kararı). Davalı vekilinin geçici iş göremezlik tazminatı bedelinden sorumlu bulunmadıkları yönündeki istinaf nedeni yerinde değildir. ... Başkanlığı ile yapılan yazışmadan davacıya yönelik dava konusu kazaya ilişkin herhangi bir müracaat bulunmayıp, geçici ve sürekli iş göremezlik ödeneği ödendiğine ait herhangi bir kayda rastlanılmadığına yönelik cevabi yazıdan davalı vekilinin bu hususun tespit edilmediğine ilişkin istinaf nedeninin de yerinde bulunmadığı anlaşılmıştır. Davalı vekilinin dava şartına ilişkin istinaf nedeninin incelenmesinde; sigorta şirketine müracaatta ibrazı gereken evraklar arasında bulunan sağlık kurulu raporunun eksik bulunmasına karşın sağlık kurulu raporu davacı tarafça kısa sürede alınıp tamamlanamayacağından, davalı sigorta şirketinin bu istemi davacının haklarının sürüncemede kalmasına yol açacaktır. Yargılama aşamasında kaza tarihinde yürürlükte bulunan yönetmelik hükümlerine göre düzenlenmiş sağlık kurulu raporu alınarak eksiklik tamamlanabileceğinden, davacının başvurusunun sonuçsuz kaldığı, anılan maddede düzenlenen başvuru dava şartının gerçekleştiği kabul edilerek, davalı vekilinin dava şartının gerçekleşmediği, temerrüde düşülmediği ve faiz başlangıç tarihine yönelik istinaf itirazları yerinde görülmemiştir. Davalı vekilinin tazminat hesaplama yöntemine ilişkin istinaf nedeninin irdelenmesinde; Anayasa Mahkemesi'nin 17.07.2020 tarih- 2019/40-2020/40 sayılı kararı ile; KTK'nun 90. maddesindeki "bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir" bölümündeki "bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda" ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Bu nedenle; işgücü kaybı tazminatı hesabında, yeni ZMSS Genel Şartları ekindeki cetvellerin kullanılması mümkün olmadığından ve %1,8 teknik faiz uygulaması da anılan cetvellerle getirildiğinden artık uygulanamaz. (Yargıtay 4. H.D'nin 22.06.2021 tarih 2021/3089E, 2021/3441K). Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, hükme esas alınan aktüerya raporunda kazanın 01.06.2015 tarihli ZMMS Genel Şartlarındaki değişiklikten sonra gerçekleştiği de gözetilerek TRH 2010 Yaşam Tablosu ve gelirin %10 artırılıp %10 iskonto edilmesi esasına dayalı progresif rant metoduna göre yapılan 09.02.2022 tarihli tazminat hesaplamasının hükme esas alınması yerinde olup, davalı vekilinin istinaf isteminin reddi gerekmiştir. Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranların dilekçelerinde yer verdikleri itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 427,60 TL'den peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 346,90 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davalı yönünden istinaf karar harcı olan 12.070,42 TL'den peşin alınan 3.017,50 TL'nin mahsubu ile bakiye 9.052,92 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf başvurusu nedeniyle tarafların yaptıkları giderlerin kendi üzerlerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere 09.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.