Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2017/419 E. 2023/1205 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2017/419
- Karar No
- 2023/1205
- Karar Tarihi
T.C. ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ... 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 15/12/2020 NUMARASI ... DAVANIN KONUSU : YİDK Marka Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Dairemizden verilen 12/10/2023 tarih ve 2021/1221 Esas, 2023/1205 sayılı kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27/11/2024 tarih ve 2024/362 Esas, 2024/8356 Karar sayılı ilamıyla bozulmuş olmakla dava Dairemizin yukarıdaki esasına kaydı yapılıp incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin uzun yıllardan beri yaptığı yatırımlar sonucunda ... sektörünün öncülerinden biri olduğunu, ... sektöründe yer alan birçok markasının olduğunu, bu markaları kullanarak ayırt edicilik kazandırdığını, müvekkilinin resmi internet adresi olan ... adresinden alınan ve yazılı basında çıkan haberlerin yer aldığı görsellerin dilekçe ekinde sunulduğunu, 2010 yılından beri "..." ibaresi esas alınarak oluşturulmuş bir marka topluluğu bulunduğunu, bu markaları mesnet alarak davalının 2016/64237 başvuru numaralı ve "şekil+... ..." ibareli marka başvurusuna yaptıkları itirazın davalı ... Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunun kararıyla nihai olarak reddedildiğini, oysa başvurunun müvekkilinin tanınmış markalarına ayırt edilemeyecek derecede benzediğini, kötüniyetli olarak yapıldığını ve müvekkilinin seri markalarından biri olarak algılanacağını, müvekkilinin söz konusu marka üzerinde öncelikli ve üstün hak sahibi olduğunu, müvekkili ile davalı ... arasında, ... 1. FSHHM 2017/419 E. (... Kapatılan 3. FSHHM 2016/207 E.) sayılı dava dosyası ile ... 2. FSHHM 2016/351 E. sayılı müvekilinin davacı olduğu dava dosyasında, müvekkilinin seri markalarının ayırt edicilik kazandığını ve tanınmış marka olduğunu, "..." ibaresi ile "... ... ... ..." ibaresinin gerek telaffuz bakımından karıştırılmaya açık şekilde benzer olduğunu gerekse de sınıfsal olarak ayniyetlik içerisinde oldukları hususunun düzenlenen bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, 1. FSHHM 2017/419 E. (... Kapatılan 3. FSHHM 2016/207 E.) sayılı dava dosyasında davalı yana ait ... adlı internet sitesine dava sonuçlanıncaya kadar tedbiren Türkiye’den erişimin engellenmesine karar verildiğini, her iki markanın da kullanılmak istendiği sınıfları aynı olduğundan ... hizmetinden yararlanacak tüketiciler nezdinde karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu ileri sürerek YİDK'nın 2018-M-1263 sayılı kararının iptali ile söz konusu markanın tescil işlemleri neticelenmişse hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı şahıs vekili, taraf markalarının benzer olmadığını, davacı yanın “... ... ... ...” markasının iptali için ... 2. FSHHM 2016/351 Esas sayılı dosyanında açtığı davanın reddedildiğini, müvekkilinin iş yerinin ...’nda bulunduğunu ve faaliyet yerini belirten bu semt ismini kullanması kadar doğal bir durumun olamayacağını, “...” kelimesinin sunulan hizmetin coğrafi menşeini belirttiğini, ayırt etme vasfının düşük olduğunu, anılan semtte ... ile başlayan bir çok özel ya da devlete ait ... kurumu bulunduğunu, ticaret odası kayıtlarından da görüleceği üzere müvekkilinin 2010 yılından bu yana, davacı yanın faaliyetine başladığı tarihten daha önceki süreçte ...’nda faaliyetini sürdürdüğünü, müvekkili markasının ayırt edici unsurunun, tek öğretmenin tek öğrenciye “...” özel ders verme şeklindeki sistemleri olduğunu ve ekli ... kayıtlarından da görüleceği üzere müvekkili şirketin adının da ... ... ... Şirketi olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 26.11.1999 tarih, 1999/5790 E. ve 1999/9590 sayılı kararında, coğrafi alan isimlerinin marka olarak kullanılmasındaki esasların belirtildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davalı ... başvurusu kapsamında yer alan 41. sınıftaki hizmetlerin tamamının, davacı markaları kapsamında koruma altında olduğu, davacının itiraza mesnet çok sayıdaki seri markalarının asıl ve ayırt edici unsurunun “...” ibaresi olduğu, davalı markasının da “...” ibaresi ile başladığı, bu kısmın taraf markalarında öne çıktığı, bu ibareye eklenen “...” ibaresinin 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında markalar arasındaki ilişkilendirme ihtimalini ortadan kaldıracak düzeyde markaya ayırt edicilik katmadığı, tüketicilerin markanın kapsadığı emtia/hizmeti almak için ayırdıkları süre zarfında taraf markalarını ayırt edemeyecekleri, işaretlerin bu derece benzer olması nedeniyle işletmesel bağlantırılma ihtimalinin de mevcut olduğu, yine tüketiciler nezdinde davalının mezkur markayı davacının vermiş olduğu bir lisansla kullandığı düşüncesine kapılmaları ihtimalinin de yüksek olduğu, davalının dava konusu markayı çekişmeli sınıflar bakımından tescil ettirmesinin, davacının “... ...” ibareli ürün/hizmetler için tüketiciler ve yararlanıcılar nezdinde tesis ettiği imaj, güven ve hatırlanırlıktan haksız olarak istifade etmesi sonucunu doğuracağı, bu durumun ise, markaların aynı işletmeye ait seri markalar olduğu izlenimini yaratacağı, dava konusu davalı markasının davacı markaları ile ilişkilendirme ihtimalini de kapsayacak şekilde karıştırılma tehlikesine yol açacak derecede benzer olduğu, iltibas tehlikesinin bulunması ve emtia listelerinin aynı/benzer olması halinde 556 sayılı KHK'nın 8/4. maddesinin tartışma alanı bulamayacağı, ayrıca davalının aynı sektörde davacının seri marka niteliğindeki belli bir tanınmışlığa ulaşmış markasını tanımıyor bilmiyor olması ihtimalinin bulunmadığı, davacının markasının tanınmışlığının pek çok yargı kararı ile karar altına alındığı birlikte değerlendirildiğinde davalının davacı markasına yanaşma, ondan yararlanma çabasında olması karşısında kötü niyetli olduğu kanaatine varıldığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile, YİDK'nın 2018-M-1263 sayılı kararın iptaline, davalıya ait 2016/64237 kod nolu markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde, tarafların markaları arasında 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında benzerlik bulunmadığını, "..." ibaresinin ...'da meşhur bir semt adı olduğunu, sunulan hizmetin coğrafi menşeni bildirdiğini, KHK'nın 8/4. maddesindeki koşulların oluşmadığını, kötüniyete dair delil sunulmadığını ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı şahıs vekili, dava konusu ibarenin yer adı olduğu hususunun kararda tartışılmadığını, bilirkişi raporunda da .... coğrafi yer adı olarak zayıf marka olduğunun ve kimsenin tekelinde bulunmadığının belirtildiğini, davanın özünün coğrafi yer adlarının marka olarak kullanılması olduğunu, bu tür adların markaların esaslı unsuru olamayacağını, 41. sınıf hizmetlerin tüketicilerinin dikkatli olduğunu, başvurunun esaslı unsurunun "... ... verilmesi olduğunu ileri sürerek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Dairemizin 12/10/2023 tarih ve 2021/1221 E.- 2023/1205 K. sayılı kararıyla, taraf markalarında ortak olarak yer alan "..." ibaresi, maruf bir yerleşim yeri yer adı olup, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26.11.1999 tarih, 1999/5790-9590 E.K. sayılı kararında da belirtildiği gibi ülkemizdeki şehir, bölge, coğrafi yer veya maruf mahal isimlerinin tek bir sözcük olarak bir kişinin tekeline bırakılamayacağı, bu şekildeki şehir, ilçe veya maruf yerleşim yeri adlarının coğrafi işaret anlamını taşımamak kaydıyla yanlarına ilave ekler yapılması suretiyle marka olarak tescilinin mümkün bulunduğu, taraf markalarında "..." ibaresi ortak olsa da anılan ibarenin maruf bir yerleşim yeri adı olması nedeniyle taraf markalarında bu ibarenin ortak olarak yer almasının iltibasa neden olmayacağı, "..." ibaresi ile şekil unsurunun başvuruyu itiraza mesnet markalardan yeterince uzaklaştırdığı, 41. sınıfın dikkat düzeyi yüksek ve bilinçli tüketicilerinin dava konusu başvuruyu gördüklerinde bunun davacının itiraza mesnet markalarından farklı bir marka olduğunu derhal ve ilk bakışta algılayabilecekleri, dosya kapsamında alınan ve içinde ... konusunda uzman bilirkişinin bulunduğu heyet tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda da aynı sonuca ulaşıldığı, davacının itiraza mesnet markalarının tanınmış olduğu kabul edilse dahi bu durumun sonucu bir etkisinin bulunmadığı, kanıtlanamayan kötüniyet iddiasına itibar edilmediği gerekçesiyle davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNİN 27/11/2024 tarih ve 2024/362 Esas, 2024/8356 KARAR SAYILI İLAMININ ÖZETİ: Dairemiz kararının, davacı vekilince temyizi üzerine anılan Yargıtay ilamı ile özetle,avalı şahsa ait .... ibareli marka başvurusu, davacının “..." esas unsurlu önceki seri markalarının esaslı unsuru olan "..." ibaresini aynen barındırdığı gibi, davalı şahsın tescilini istediği marka kapsamındaki 41. sınıf mal ve hizmetlerin de davacının itiraza dayanak markaları kapsamında yer aldığı, davalı başvurusunun, davacı adına tescilli çok sayıda “...” esas unsurlu seri markaları arasına sızma niteliğinde olduğu, markalar arasında 556 sayılı KHK 8/1-b maddesi anlamında iltibas ihtimalinin bulunduğu, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken Dairemizce davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle, kararın temyiz eden davacı yararına bozulmasına karar verilmiştir. GEREKÇE : Dava, YİDK marka kararının iptali ile marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İlk derece mahkemesince, taraf marka işaretleri arasında iltibas tehlikesinin bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, Dairemizce ise taraf marka işaretleri arasında benzerlik ve iltibas tehlikesi bulunmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine dair hüküm kurulmuş, Dairemiz kararı yukarıda özetlenen gerekçe ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesince bozulmuştur. Bu duruma göre gelinen aşama itibariyle somut uyuşmazlık yönünden tartışılması gereken husus, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet marka işaretleri arasında iltibasa yol açacak düzeyde benzerlik bulunup bulunmadığıdır. Somut olaya uygulanması gereken 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1. maddesi uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa tescil edilemez. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Burada öncelikle iltibas (karıştırılma) kavramı açıklanmalıdır. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir. İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir. Öte yandan, markaların ayırt edicilik güçlerinin de iltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerekmektedir. Zira, ayırt edici niteliği zayıf olan markalar yönünden iltibas ihtimali daha düşük olacaktır. Diğer bir deyişle, tescili istenilen mal ve hizmetleri, diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt etme gücü düşük kalan, zayıf marka olarak nitelendirilebilecek markaların koruma alanı daha dar bulunmaktadır. Böyle durumlarda, küçük farklılıklar dahi tescil olunmak istenen markaya ayırt edicilik kazandırabilecektir. Somut olayda, dava konusu marka "... ..." ibaresinden, davacının itirazına mesnet markaları ise "... ... ....." ibarelerinden oluşmaktadır. Görüldüğü üzere, taraf markalarında "..." ibaresi ortak olarak yer almakta olup, uyuşmazlık da bu ibarenin markalarda ortak olarak yer almasının iltibasa sebebiyet verip vermeyeceği noktasındadır. "..." ibaresi ülkemizde bulunan maruf bir yerleşim yerinin adıdır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 26.11.1999 tarih, 1999/5790-9590 E.K. sayılı kararında, "... ülkemizdeki şehir, bölge veya maruf mahal isimlerinin tek bir sözcük olarak bir kişi lehine marka olarak tesciline olanak tanımak, bu isimlerin artık başkaları tarafından markalarında kullanılamayacağı sonucunu ortaya çıkaracaktır. Örnek verilmek gerekirse ..., ... veya İzmir veya dava konusu olayda olduğu gibi İstanbulun maruf bir ilçesinin adı olan sadece "..." sözcüğünün bir kişi adına marka olarak tescil edilmesi halinde, bu sözcük artık bir kişinin tekelinde kalacak ve bu şekilde bir kamu adı başkaları tarafından markalarında kullanılamayacaktır. Zira, yerleşen uygulamaya göre, bu isim, markanın "kök" sözcüğü olacak ve iltibas iddiası ile diğer marka başvurularının önlenmesine neden teşkil edecektir. 556 sayılı KHK.nin genel amacı dikkate alındığında böyle bir imtiyazın kimseye tanınmaması gerekir. Bu şekildeki şehir, ilçe veya maruf yerleşim yerlerinin isimlerini teşkil eden sözcükler hangi ürünün markası olarak kullanılacak ise, onunla birlikte tesciline imkan verilmesinin anılan yasal düzenlemenin amacına daha uygun olduğu görüşünün benimsenmesi de bu şekilde böyle bir markayı kullanmak isteyenlerin menfaat dengelerinin korunması bakımından da uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Bu ilkeye göre, örneğin "..." ve "..." adları coğrafi işaretlerle karışmaya meydan vermeyecek şekilde, "....... ..." gibi kullanılacağı mamul veya hizmetin nevi ile birlikte ancak işaret olarak kullanılabilecek ve bunun sonucu marka olarak tescili mümkün olabilecektir." denilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 04.06.2018 tarih ve 2016/11850 E.-2018/4241 K. sayılı ilamında da, aynı ilkeler tekrar edilmiş ve başkalarının da aynı coğrafi yer adını farklı bir takım eklerle marka olarak tescil ettirmesinin mümkün olduğu kabul edilmiştir. Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde, davacının itirazına mesnet markaları ile dava konusu başvuru arasında, SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunmadığı, zira taraf markalarında "..." ibaresi ortak olsa da anılan ibarenin maruf bir yerleşim yeri adı olması nedeniyle taraf markalarında bu ibarenin ortak olarak yer almasının iltibasa neden olmayacağı, dava konusu başvuru ve davacının itirazına mesnet markalarında yer alan diğer kelime ve şekil unsurlarının taraf markalarını farklılaştırdığı, başvuruya yeterli ayırt ediciliğin sağlandığı, "..." ibaresi ile şekil unsurunun başvuruyu itiraza mesnet markalardan yeterince uzaklaştırdığı, 41. sınıfın dikkat düzeyi yüksek ve bilinçli tüketicilerinin dava konusu başvuruyu gördüklerinde bunun davacının itiraza mesnet markalarından farklı bir marka olduğunu derhal ve ilk bakışta algılayabilecekleri, dosya kapsamında alınan ve içinde ... konusunda uzman bilirkişinin bulunduğu heyet tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda da aynı sonuca ulaşıldığı, davacının itiraza mesnet markalarının tanınmış olduğu kabul edilse dahi bu durumun sonucu bir etkisinin bulunmadığı kabul edilmiştir. Nitekim, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 09.07.2024 tarih ve 2023/3553 E.-2024/5710 K.; 16.12.2024 tarih ve 2024/680-9045 K.; 03.12.2024 tarih ve 2024/702-8581 K.; 12.09.2024 tarih ve 2023/4695 E.-2024/6342 K.; 11.09.2024 tarih ve 2023/4699 E.-2024/6266 K. sayılı kararları da bu yöndedir. Bu nedenlerle Dairemizce Yargıtay bozma ilamında belirtilen görüşlere iştirak edilmemiş, önceki kararda direnilmesine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Dairemizin 12/10/2023 tarih, 2021/1221 Esas, 2023/1205 Karar sayılı kararında DİRENİLMESİNE, 2-Davalı ... ile davalı ... vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile ... 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 15/12/2020 gün ve 2018/144 Esas - 2020/290 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın REDDİNE, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 35,90-TL harçtan mahsubu ile bakiye 579,50-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 5-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 40.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 7-Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yapılan 150,00-TL posta ve tebligat masrafından oluşan yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ... Kurumuna verilmesine, 8-Davalı ... tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 40,00-TL posta masrafı, istinaf aşamasında yapılan 80,00-TL posta masrafından oluşan toplam 120,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ...'ya verilmesine, 9-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), 10-Davacıdan alınması gereken 615,40-TL istinaf karar ve ilam harcından, peşin olarak yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 556,10-TL harcın, davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 11-Davalılar kendilerini istinaf aşamasında vekille temsil ettirdiklerinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 2/4 maddesine göre hesaplanan 16.000,00-TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara verilmesine, Dair, duruşmaya katılan davacı vekili, davalı ... vekilinin yüzlerine karşı, diğer tarafların yokluğunda, yapılan açık yargılama sonucunda 26/03/2025 tarihinde HMK 361 maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 26/04/2025 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...