Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2017/321 E. 2019/241 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2017/321
- Karar No
- 2019/241
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2022/191 Esas KARAR NO: 2024/1596 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 11/06/2019 NUMARASI: 2017/321 E. - 2019/241 K. DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 10/10/2024 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili firmanın 1986 yılından beri uluslararası taşımacılık alanında kullandığı marka nedeni ile tüketiciler nezdinde bilinirlik seviyesine ulaştığını, aralıksız ve kaliteli yoğun kullanım nedeni ile piyasada tanınmış hale geldiğini, 1996 yılında markasını tescil ettiren ve tescilden bu yana "..." ibareli markaları ile birlikte kalite ve güvence sembolü haline geldiğini, davalı tarafın ... nolu "..." markasının yayınına itiraz ettiklerini, fakat itirazlarının TPMK tarafından kabul edilmediğini, YİDK kararının da müvekkili aleyhine olduğunu, markanın kullanımının müvekkilinin ... numaralı ... "..." .... şekil" markası ve ... nolu "..." markası ile benzer olması sebebiyle davalı yanın markasının hükümsüz kılınması gerektiğini, markalarda baskın unsurun tüketicilerin hafızasında yer ettiğini ve tüketicinin tercih ettiği markayı yardımcı unsur yardımıyla ayırt ettiğini, her iki tarafın markalarında esas unsurun ".." ibaresi olduğunu, davalı markasında yer alan "..." kelimesinin markaya ayırt edicilik katmadığını, yapılan işin ne olduğuna işaret ettiğini, OHIM ve Yargıtay tarafından somut olaya konu uyuşmazlığa benzer çok sayıda karar verildiğini, müvekkilinin "..." esas unsurlu markalar ile ilgili yaptığı yoğun kullanımın markayı sadece kendi sektöründe değil diğer sektörlerde de bilinir ve ayırt edici hale getirdiğini, davalı markası ile müvekkilinin markalarının ortak olarak 35 ve 39'uncu sınıflarda tescilli olduğunu bu ayniyet sebebiyle markalar arasında benzerlik oluştuğunu, müvekkilinin aynı zamanda ticaret unvanının esas unsurunun "..." olduğunu ve bu durumunda önceye dayalı hak sahipliğinin ortaya koyduğunu, davalı tarafın başka marka başvurularına müvekkili tarafından itiraz edildiğini ve bir kısmının kabul edildiğini, müvekkiline ait "..." esas unsurlu markanın tanınmış marka niteliğinde olduğunu, markanın aynı zamanda KHK 8/4 anlamında da tanınmışlığının olduğunu, davaya konu marka başvurusunun kötüniyetli olarak yapıldığını, hem müvekkilinin markasının tanınmış olması hemde taraflar arasında süregelen itiraz ve dava aşamaları değerlendirildiğinde markanın kötüniyetli tescil sebebiyle de iptal edilmesi gerektiğinden bahisle, dava konusu ... sayılı "..." ibarbeli markanın üçüncü kişilere devrinin önlenmesine, marka üzerinde üçüncü kişilere lisans hakkı tanınmasının engellenmesine ve markadan doğan hakların müvekkiline karşı kullanılmasının engellenmesi amacıyla davalı markası üzerine ihtiyati tedbir konulmasına, markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkinine, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava ettiği anlaşılmıştır. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin temellerinin 1967 yılında atıldığını, 2012 yılında şirket unvanının değiştirildiğini ve faaliyet alanına akaryakıt sektörünün de eklenerek genişletildiğini, 30.01.2013 tarihinde Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu nezdinde akaryakıt dağıtım lisansı alarak akaryakıt sektöründe faaliyetlerine başladığını, enerji sektöründe 45 yılı aşkın deneyimi olduğunu, davacı markası ile müvekkilinin markaları arasında MarkKHK 7/1-B ve 8/1-B anlamında ayniyet veya benzerlik bulunmadığını, müvekkili şirket markasının kullanım neticesinde bilinirlik ve ayırt edicilik kazandığını, müvekkilinin markasının tescilli olduğu 35. ve 39. Sınıflar yönünden yapılacak değerlendirmede, müvekkilinin "..." markasının davacı markası ile görsel olarak ve halk nezdindeki ortaya çıkan genel intiba açısından benzer olmadığını, markalar arasında bağlantı kurulamayacağını, iltibasın söz konusu olmadığını, müvekkili markasının tescil edildiği tarihten bu yana davacı markası ile tamamen farklı sınıftaki kullanımı ile bilinirlik ve ayırt edicilik kazandığını, "..." markasının müvekkiline ait "..." ibareli markaların seri markası olduğunu, müvekkilinin aynı zamanda ... numaralı ".." markasının da sahibi olduğunu, markaların hitap ettiği tüketici kitlesinin de benzer olmadığını, markaların genel ve bütün görünümleri esas alınarak inceleme yapılması gerektiğini, davacının ... numaralı markası ile müvekkilinin hiçbir ortak sınıfta tescili olmadığını, bu nedenle bu iki marka arasında görsellik açısından karşılaştırma yapılmaması gerektiğini, davacının ... nolu markasının ise bütünlük taşıyan bir şekil içinde tescil edildiğini, bu görselliğin göz ardı edilerek sadece kelime unsurlarının dikkate alınmasının mümkün olmadığını, taraf markalarının tamamen farklı sınıflarda tescilli olduğunu ve davacı markasının KHK 8/4 anlamında toplumda tanınmışlık düzeyine ulaşmış bir marka olmadığını, davacı tarafın markalarını 39'uncu sınıfta yer alan "nakliyecilik ve taşımacılık" hizmetleri dışında kullanmadığını, davacı markaları ile müvekkili markasının tescilli olduğu sınıfların aynı veya benzer olmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince; yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde; .. ibaresinin ayırt ediciliğinin yüksek olduğunu, müvekkili markalarının esas unsurunun “...” ibaresi olduğunu, istikrarlı davranma ilkesi uyarınca eldeki davanın kabulü gerektiğini, Markaların genel görünüşlerinin benzerlik taşımakta olup, müvekkili markasının esas unsurunun tescil edilen markada aynen kullanıldığını,Esas unsurların ayniyet teşkil etmesi markaların genel itibariyle de benzer olmasına yol açtığını, markalar arasındaki benzerlikler, onlardaki farklılıklara nazaran daha fazla önem arz ettiğinden 40/84 sayılı ... Marka Tüzüğü’nün 8/1-b maddesinde açıkça çağrıştırma ihtimalinin de karıştırma ihtimalinin varlığı için yeterli görüldüğünü, bir işaret görsel, fonetik veya diğer bir açıdan farklı olsa bile “bütünsel açıdan” kendisine yaklaşıldığında herhangi bir sebeple müşteri gözünde başka bir marka ile bağlantısı varmış intibaı yaratarak onu çağrıştırıyorsa ve bu yüzden müşterinin mal ve hizmet tercihlerinde etkili oluyorsa marka olarak tescili engellenebilir ve hatta karıştırılma tehlikesi ihtimal dahilindeyse bile benzerliğin var kabul edilmesi gerektiğini, bu noktada esas unsurları aynı olan iki markanın “..” ibareli olup, bunun yanı sıra ekledikleri tali unsurlar ile farklılık meydana gelmediğinden aralarında bağlantı olduğu fikrinin tüketicide uyanacağını, karıştırılma tehlikesinin tespitinde ana ölçütün, ilgili toplumsal çevreyi temsil eden ortalama bir alıcının dikkati olması gerektiğini, öncelikli olarak tüketicinin hafızasında esas unsurun baskın bir şekilde yer ettiği ve tüketicinin özellikle tercih ettiği markayı bu esas unsur yardımıyla ayırt ettiğinin söylenebileceğini, dava konusu marka ile müvekkili markası ele alındığında müvekkili markasının esas unsurunun ... ibaresi olduğunu ve davaya konu markada söz konusu esas unsurun aynen kullanıldığını, hal böyleyken, esas unsurları aynı olan söz konusu iki markanın, kendisinden aşırı dikkat ve özenin beklenemeyecek olduğu ortalama bir tüketici kitlesinde bulunan ortalama zekalı bir tüketiciyi yanılgıya düşüreceğini, bu kapsamda, raporun kesinlikle isabetli olmadığını ve bu konuda yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiğini, sektörde öncü haline gelmiş müvekkili markası kapsamında sağlanmış olan haklardan yararlanamamasının gerek hakların devamlılığı gerekse idarenin istikrarlı hareket etmesi açısından çelişkiler ortaya çıkaracağını, Müvekkili markasının tanınmış olduğunu, Bilirkişi raporundaki tespitlerin aksine, 556 Sayılı KHK’nın 35/1. maddesi kapsamında kötü niyet de mevcut olup; özen gösterme mükellefiyetine aykırı davranan her başvuru sahibinin kötü niyetli olduğunun kabulü gerektiğini, özellikle de tanınmış markalarda, markanın benzerini seçen ya da kullanan kişinin, bu kullanımı ya da seçimi haklı kılacak bir gerekçeyi ortaya koyması gerektiğini, ancak bunun somut olayda ortaya konulamadığını beyan ederek, Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava, 556 sayılı KHK hükümleri uyarınca açılmış marka hükümsüzlüğü ve sicilden terkin taleplidir. TPMK kayıtlarının incelendiğinde; ... tescil no'lu "... şekil+..." ibareli markanın ... Ticraet A.Ş adına, 39.sınıfta, ilk defa 24.07.1996 tarihinde tescil edildiği, 24.07.2006 tarihinden itibaren ON YIL müddetle yenilendiği, ... tescil no'lu "şekil+..." ibareli markanın ... Servis ve Ticaret A.Ş adına, 35, 36, 39, 42'nci sınıflarda ilk defa 21.08.2002 tarihinde tescil edildiği, 21.08.2012 tarihinden itibaren ON YIL müddetle yenilendiği, ... tescil no'lu "..." ibareli markanın ... A.Ş adına 04, 35, 39, 40'ıncı sınıflarda kayıtlı olduğu anlaşılmıştır. Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince bilirkişi raporu hükme esas alınarak; davacı adına ... tescil no'lu "... şekil+..." ibareli ... tescil no'lu "şekil+... " ibareli markaların "tanınmış marka" olarak kabulünün mümkün olmadığı, bu markalar ile davalıya ait ... tescil no'lu "..." ibareli markanın benzer olmadığı ve karıştırılma ihtimalinin de bulunmadığı, marka tescil ve kullanım durumları da dikkate alındığında davalı tarafın marka başvurusunun kötü niyetli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; davacının ... unsurlu markalarında şekil unsurunun bulunduğu, ancak davalı markasının ... ... şeklinde kelime unsurundan oluştuğu, yine de her iki markada ortak unsurun ... ibaresi olduğu, Dairemizin 2020/667 esas, 2021/1397 karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, davacı tarafından açılan başka bir davaya ilişkin olarak, Yargıtay 11.HD' nin 23.03.2016 tarih ve 2015/8798 E., 2016/3202 K. sayılı kararı ile onanan Ankara 1. FSHHM'nin 09.12.2014 tarih ve 2010/181 Esas, 2014/303 K. sayılı kararında; davacı ... NAKLİYAT'a ait işbu davada dayanak gösterilen markalarda yer alan "..." ibaresinin ayırt edici niteliğe sahip önemli bir unsur olduğu, bu ibarenin markaların esas unsuru olduğunun kabul edildiği, böylelikle davacı markalarında yer alan "..." işaretinin, markaların ayırt edici esas unsuru olduğu, yine Yargıtay 11.HD'nin 04/04/2016 tarih ve 2015/8960 E- 2016/3613 K. sayılı kararı ile onanan Ankara 2. FSHHM'nin 17.09.2015 tarih, 2014/496 E.- 2015/290 K. ve 29.04.2015 tarih, 2014/497 E,-2015/142 K. sayılı kararlarında; huzurdaki davanın davacısı ... NAKLİYAT ve ... NAKLİYAT'a ait markalar ile ilgili olarak; davacı markasının asıl ve ayırt edici unsurunun "..." ibaresi olduğu, davalı markasının yoğun ve yaygın biçimde kullanıldığı, davacı markasının uzun yıllardır kullanılmakla belli bir bilinirlik elde edildiğinin kabul edildiği, anılan kararlarda davacı markasının tanınmış marka olduğuna değil, daha çok ayırt edici unsuruna vurgu yapıldığı, dolayısıyla kelimeden ibaret davalı markasındaki ... ibaresinin davacı markasındaki ayırt edici unsur olduğu, zira davacı markalarının tescil edildiği şekliyle de şekil unsurunun geri planda kaldığı, davalı markasında ise ... ibaresinin diğer kelime unsurundan ayrı olarak ... ibaresinin önüne gelecek şekilde tescil edildiği, kelime markalarında vurgunun ilk hecede gerçekleştiği, bu nedenle taraf markalarındaki ... ortak unsurunun her iki markada da esaslı unsur teşkil ettiği, davalı markasındaki ... ibaresinin, davacı markasının bilinirliği karşısında markaya bir ayırt edicilik katmadığı, diğer yandan davacıya ait marka tescilinin davalıya ait markadan önceki tarihli olduğu, taraf markalarının ortak bir şekilde 35 ve 39. Sınıflarda tescilli olduğu, 39.sınıfın ''taşımacılık ve depo hizmetlerine'' ilişkin olup, davacının ana faaliyetinin konusu olduğu, yapılan bu tespit ve açıklamalara göre, taraf markaları arasında işitsel, kavramsal ve görsel yönden benzerlikler bulunduğu, bu benzerliklerin ortalama tüketici nezdinde iltibas ihtimali meydana getirdiği, pek çok seçenek özgürlüğü bulunan davalının davacı markasına yaklaşarak marka tescil ettirmiş olmasının dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı kanaatine varılmıştır. Ancak, Mahkemece, yukarıda belirtilen hususlar dairesinde, davalı markasının davacı markasları ile iltibas oluşturduğu gözetilmek suretiyle, ortak tescil sınıfları yönünden alt sınıflarda bir benzerlik olup olmadığı yönünde ek rapor aldırılmak suretiyle varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile sonuca gidilmiş olması yerinde görülmemiştir. Yukarıda açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince esasa münhasır delil toplanmadan, eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı olarak karar verilmesinin, usul ve yasaya aykırı olması ve ilk derece mahkemesi kararının tüm istinaf sebepleriyle birlikte değerlendirilmesinin gerekmesi karşısında, istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün bulunmamakla 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince davacının istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile; 2- İstanbul 2. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 11/06/2019 tarih, 2017/321 E. 2019/241 K. Sayılı Kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,3- Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4- İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine,5- Dosya üzerinde inceleme yapılması sebebiyle vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6- İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. ve 362/1-g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 10/10/2024