Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2011/2546 E. 2011/3384 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2011/2546
Karar No
2011/3384
Karar Tarihi

T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: .... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : .... KARAR NO : .... KARAR TARİHİ : 14/03/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : .... (.......) ÜYE : .... (.......) ÜYE : .... (.......) KATİP : .... (.......) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 17/09/2024 NUMARASI : ....... Esas ....... Karar DAVACI : ....... VEKİLİ : Av. .... DAVALI : ..... ....... VEKİLİ : Av. .... DAVA : Tazminat İSTİNAF KARAR TARİHİ : 14/03/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 14/03/2025 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili 20/04/2023 tarihli dilekçesiyle; müvekkili .......'nın 28/11/2021 günü sürücü olduğu ......... plakalı araç ile yolculuk yaptığı sırada aracın arıza verdiğini ve müvekkilinin aracını emniyet şeridine çektiğini, müvekkilinin aracın arka kısmında dinlenirken ön taraftan telefonunu almak için kapıyı açtığını ve ön tarafa geçerken plakası ve şoförü tespit edilemeyen bir aracın müvekkiline çarptığını, gerçekleşen kazada müvekkilinin hiç bir suçu olmadığını, kaza sonucu müvekkilinin hastaneye götürüldüğünü bu nedenle kaza tespit tutanağının tutulamadığını, jandarma tarafından araştırmalar yapıldığını bu hususta Konya CBS tarafından ......... soruşturma sayılı dosyada soruşturmanın halen devam ettiğini, ancak vur-kaç yapan şahsın halen yakalanmadığını, kaza sonrası müvekkilinin uzun süreli tedavi geçirdiğini, müvekkilinde kalıcı hasarlar meydana geldiğini, kendilerince 09/02/2023 tarihli maddi zararlarının tazmini için davalı ..... Hesabına başvurduklarını davalının başvuruya cevap olarak faili meçhul trafik kazası olduğunun tespiti yapılamamış bu sebeple ispat unsurunu taşımadığından başvurularının reddedildiğini, izah edilen nedenlerle şimdilik 400 TL. Maddi tazminatın kaza tarihindeki sigorta limitleri aşılmamak üzere davalı ..... Hesabından tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Davacı vekili 26/06/2024 tarihli ıslah dilekçesinde özetle; 400 TL olarak açılan maddi tazminat davasını 457.734,91 TL. olarak ıslah etmiş, bu miktarın ise kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal avans faiz ile birlikte kendilerine ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, katıldığı duruşma sırasındaki beyanlarında davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk derece mahkemesinin kararı ile; "Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirildiğinde; davaya konu trafik kazasının oluşmasında plakası tespit edilemeyen dava dışı araç sürücüsünün % 100 oranında kusurlu olduğu, davalı ..... Hesabının plakası tespit edilemeyen aracın karıştığı kazada, müteselsil sorumluluğunun bulunduğu, Davacının kalıcı maluliyet tazminat tutarının TRH2010 yaşam tablosuna göre 793.897,09 TL olduğu, sakatlanma teminat klozu kapsamında davacının, davalıdan talep edebileceği sürekli iş göremezlik tazminatı tutarının 430.000,00 TL, geçici iş göremezlik tazminatı tutarının 15.443,35 TL, bakıcı gideri tazminatı tutarının 5.894,06 TL olduğu ve SGK tarafında karşılanmayan tedavi gideri tazminatı tutarının 5.000,00 TL olduğu sonucuna varıldığından davanın belirtilen tutarlar üzerinden kabulüne karar vermek gerekmiş, oluşan vicdani kanaat ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Davacının davasının KABULÜ ile; 28/11/2021 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu davacıda meydana gelen yaralanmadan dolayı, 430.000,00 TL sürekli iş göremezlik zararı tazminatı, 15.443,35 TL geçici iş göremezlik zararı tazminatı, 5.894,06 TL bakıcı gideri zararı tazminatı, 5.000,00 TL tedavi gideri zararı tazminatı olmak üzere toplam 456.337,41 TL maddi tazminatın davalı sigorta şirketlerinin olay tarihi itibariyle geçerli olan kaza başına ölüm ve sakatlık ile sağlık teminat klozu limiti ile sınırlı olarak, temerrüt tarihi olan 29/02/2023’dan itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE" şeklinde hükmün kurulduğu anlaşılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının dava konusu kaza sebebiyle yaralandığı ve malul kaldığı iddiasına istinaden müvekkilinden talep ettiği bedensel zarar tazminatı hususunda müvekkiline usulüne uygun bir başvurusu bulunmadığını, maluliyet raporunun ilgili yönetmeliğe uygun olarak ATK'den alınması gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla hükme esas alınan bilirkişi raporundaki tazminat hesaplama metodunun hatalı olduğunu, geçici iş göremezlik, bakıcı ve tedavinin kurum sorumluluğunda olmadığını, kaza ile ilgili olarak alınmış olan kusur raporlarının kazayı aydınlatmaktan uzak olup hükme esas alınmalarının mümkün olmadığını, müvekkili ..... Hesabının sorumluluğu olay tarihinde geçerli olan trafik sigortası teminat limitleri ile sınırlı olup kabul anlamına gelmemekle birlikte mahkemenin davacının kalıcı sakatlığına ilişkin tazminatı ayrı, diğer kalemler yönünden hükmettiği tazminatı ayrı teminat limiti varmış gibi değerlendirerek tek teminat limitini aşacak şekilde karara bağlamasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca müvekkili ..... Hesabına usulüne uygun bir başvuru bulunmadığından temerrüde düşmediğini, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Dava; yaralanmalı trafik kazası sebebiyle geçici, sürekli iş göremezlik, tedavi ve bakıcı giderlerine ilişkin maddi tazminat istemine ilişkindir. 1-Davalı vekilinin davadan önce usulüne uygun başvuru yapılmadığından dava şartının yerine gelmediği ve davadan önce temerrüdün gerçekleşmediğine yönelik istinafı yönünden yapılan incelemede: ..... ....... Yönetmeliğinin 9. maddesinde; trafik sigortası bulunmayan araçların neden olduğu bedensel zararlar için ..... .......'na başvurulabileceği öngörülmüştür. O halde, eldeki davada, davalı ..... .......'nın sorumluluğunun belirlenmesi açısından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortasına ilişkin hükümlere göre değerlendirilme yapılması gerekir. Davalı sigorta şirketinin istinaf itirazlarının incelenmesinde; davacılar tarafından usulüne uygun başvuru yapılmadan dava açıldığından dava şartının yerine gelmediği ve faizin başvuru tarihine göre belirlenmesinin de hatalı olduğunu ileri sürmüştür. 2918 sayılı KTK'nun 99. ve ZMSS Genel Şartlarının B.2.1 maddesi uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortacının tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmaktadır.Sigortacının kendisine iletilen belgelere haklı olarak itiraz etmesi veya kendisinin hak sahibinden ya da başka bir kurumdan haklı olarak yeni bir belge talep etmesi halinde söz konusu süre yeni talep edilen belgenin sigortacının merkez veya şubelerinden birine iletilmesinden sonra başlar. Sigortacı hak sahibinden münhasıran hak sahibinin tazminat hakkını etkileyen bilgi ve belgeleri talep edebilir. Bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi E: 2014/22997, K: 2017/4526) Somut olayda, davadan önce sigortaya başvuru yapılmış olması nedeniyle dava şartının yerine getirildiği, davalı sigorta şirketince ZMSS Genel Şartlarının B.2.1 maddesi uyarınca sunulan belgelere itiraz edilmediği veya belgelerin eksik olduğuna yönelik bir talepte bulunmadığından davacının rizikoyu ihbar ettiği tarihten 8 iş gün sonrasında temerrüt gerçekleşmiş olması nedeniyle mahkemece belirlenen faiz başlangıç tarihinde yasaya aykırılık olmadığı anlaşılmaktadır. 2-Kamu düzeni ve maluliyet ve aktüer raporlarına yönelik itirazlarının değerlendirilmesinde: AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir. Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı). Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir. Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da; “Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır. Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir. Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır. Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir. Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır. Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından; Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir. (Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları) Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve vergilendirilmiş gelirin nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat ....... yapılması, davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından, vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir. Somut olayda, mahkemece hükme esas alınan aktüerya bilirkişi raporunda, 20/02/2019 tarih ve 30692 sayılı "Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında" yönetmeliğe ve TRH 2010 yaşam tablosu ile 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine ve PMF 1931 yaşam tablosuna göre ihtimalli olarak hesaplama yapıldığı, mahkemece Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında yönetmelik hükümleri ve TRH 2010 yaşam tablosuna göre yapılan hesaplamanın dikkate alınması doğru değil ise de, her iki hesaplama yöntemiyle belirlenen sürekli iş göremezlik tazminatı miktarının teminat limitinin üzerinde olduğu gözetildiğinde, yapılan yanlışlığın sonuca bir tesiri olmayacağı anlaşılmakla, itiraz yersizdir. 3- Teminat dışılık itirazının incelenmesinde: 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin "Sağlık Giderleri teminatı" başlıklı (b) maddesinde " Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve ..... Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir." ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar, 1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, 2-Tedaviyle ilgili diğer giderler, 3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler, Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir. Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır. Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki; 1-Bakıcı giderleri 2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları) 3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir. Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez. Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder. (Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ) Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de düşünülemez. ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN 09/10/2020 TARİHLİ RESMİ GAZETDE YAYINLANA 17/07/2020 TARİHLİ VE 2019/40 E 2019/40 K SAYILI KARARINA GÖRE 6704 SAYILI KANUNU 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA " İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE GENEL ŞARTLARDA " İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR. Bu halde davalı vekilinin geçici iş göremezlik, tedavi ve bakıcı giderinin teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir. 4-Bakıcı gideninin brüt asgari ücret üzerinden hesaplanmasının yanlış olduğuna ilişkin itirazın incelenmesinde : Kaza tarihinde yürürlükte olan brüt asgari ücret tutarı (tamamı) üzerinden hesaplama yapılmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından itirazın reddi gerekmiştir. (YARGITAY 17. Hukuk Dairesi 2020/1566 E 2020/6103 K) 5-Kusur itirazının incelenmesinde; Mahkemece hükme esas alınan 16.10.2023 tarihli adli trafik bilirkişi raporunda, yaya ......., emniyet şeridi üzerinde bulunan aracından telefonunu aldıktan sonra aracının sol ön kapısını kapatmak üzere iken keşif esnasında da yer göstermesinde de emniyet şeridi içerisinde bulunan tırtıklı alan içerisindeyken emniyet şeridine giren ve kaza sonrasında olay yerinden ayrılan aracın kendisine çarptığı kural ihlalinden söz edilemez. Kaza yerinden ayrılan ve tespit edilemeyen araç sürücüsünün 2918 sayılı KTK'nın 56.maddesinin a bendinde belirtilen ... ihlal ettiğinden %100 (yüzde yüz) oranında kusurlu olduğu, kanaatinin bildirildiği, çarpan aracın olay yerinden ayrılması ve tespit edilememesi nedeniyle kollukça kaza tespit tutanağı tutulamadığı, bilirkişi raporunun, yapılan keşif sonucu olay yeri de incelenmek suretiyle hazırlandığı, kaza esnasında davacı aracında bulunan .....'ün Jandarma K.nda alınan ifadesinde yer alan anlatımları da gözetildiğinde, raporun olayla uyumlu olduğu, hükme esas alınmasında bir yanlışlık bulunamadığı kanaatine varılmış olmakla, itirazın reddi gerekmiştir. Bu karara karşı davalı vekilinin istinaf başvurusu yerinde görülmediğinden başvurunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği esas yönünden reddine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İlk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gereken 31.172,40 TL harçtan peşin alınan 7.793,10 TL harcın mahsubu ile bakiye 23.379,30 TL harç giderinin davalı ..... .......'ndan tahsili ile hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-HMK'nın 359/3. fıkra gereği kararın tebliği ile 302/5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması ve tebliğ işlemlerinin İLK DERECE MAHKEMESİ tarafından yapılmasına, Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; (544.000,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 14/03/2025 .... Başkan ....... e-imzalı .... Üye ....... e-imzalı .... Üye ....... e-imzalı .... Katip ....... e-imzalı Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2011/2546, K. 2011/3384, T. 16.10.2023, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2011-2546-e-2011-3384-k-4bfdd1b28214