Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/4159 E. 2026/3577 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/4159
- Karar No
- 2026/3577
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2024/363 E., 2026/44 K.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Davacı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369/2 hükmü gereğince duruşma isteğinin miktardan reddi ile incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Bankada 18.11.1980 tarihinde çalışmaya başladığını, 01.09.2008 tarihinde emekli olduğunu, emeklilikten sonra da ara vermeksizin çalışan davacının iş sözleşmesinin şube müdürü olarak görev yapmakta iken 31.12.2015 tarihinde davalı işveren tarafından feshedildiğini, işveren aleyhine açılan işe iade davasının kabulüne ilişkin kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiğini, müvekkili tarafından süresi içerisinde işe iade için başvuruda bulunulmasına rağmen işveren tarafından 15.08.2017 tarihli ihtar ile işe başlatılmayacağının bildirildiğini ileri sürerek fark kıdem tazminatı, fark ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, bireysel emeklilik işveren katkı payı alacağı, boşta geçen süreye ilişkin yemek ücreti alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacının iş sözleşmesinin 31.12.2015 tarihinde her türlü işçilik alacağı ödenmek suretiyle feshedildiğini, açılan işe iade davası sonucunda da tüm ikramiyeleri eklenerek davacının çalışmadığı dönemlere ait ücreti ve işe başlatmama tazminatının ödendiğini, talep edilen yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığını, geriye kalan yıllık ücretli izin karşılığının da davacıya ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 15.10.2020 tarihli kararı ile; davacının 01.09.2008-31.12.2015 tarihleri arasında davalı Banka nezdinde çalıştığı, iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedilmesi üzerine açılan işe iade davası sonucunda davacının işe iadesine ve işe başlatılmaması hâlinde en çok 4 aya kadar olan ücret ve diğer hakları ile 5 aylık brüt ücreti tutarında iş güvencesi tazminatı ödenmesine karar verildiği, söz konusu kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, davalı işverence iş sözleşmesinin kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona erdiği ispatlanamadığından davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, davacının kıdemi dikkate alındığında kullanılmayan bakiye 428 gün izninin olduğu, iş sözleşmesinin feshi sonrası davacıya ödenmesi gereken 4 aylık boşta geçen ücreti ve diğer haklara yemek ücreti gibi parayla ölçülebilen menfaatlerin ilave edilmesi gerektiğinden davacının bilirkişi raporunda hesaplanan 4 aylık yemek ücreti alacağı ile bireysel emeklilik işveren katkı payı alacağına hak kazandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 15.10.2020 tarihli kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 52. Hukuk Dairesinin 02.11.2022 tarihli kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesinin 02.11.2022 tarihli kararının süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 03.04.2023 tarihli kararı ile; ihbar tazminatının reddi gerektiği, yemek ücreti ve yıllık ücretli izin alacaklarının hatalı hesaplandığı ve özellikle cumartesi günlerinin de kullanılan yıllık ücretli izin günleri sayısına dâhil edilerek hesaplama yapılması gerektiği gerekçeleriyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin 11.07.2024 tarihli kararı ile; bozma kararı doğrultusunda ihbar süresine ait ücretin fesih sırasında peşin olarak ödendiği anlaşıldığından, dava konusu ihbar tazminatı talebinin reddi gerektiği, dosyaya sonradan eklenen davalı işveren tarafından imzalı yazıda yemek ücreti bedelinin 12,00 TL olduğunun anlaşıldığı, öte yandan cumartesi günlerinin de kullanılan yıllık ücretli izin günleri sayısına dâhil edilerek yapılan bilirkişi ek raporundaki hesaplama dikkate alındığında davacının bakiye 234,5 gün yıllık ücretli izin hakkının bulunduğu, davalı tarafça fesih sonrasında yapılan ödeme de dikkate alındığında davacının bakiye yıllık ücretli izin alacağına hak kazandığı gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin 11.07.2024 tarihli kararının taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Dairece; 1996 yılından önceki izin belgelerinden davacının bu dönemlerde de 30 gün izin kullandığının sabit olduğu, davalı tarafından yapılan istinaf ve temyiz itirazlarının davacının hak kazandığı kabul edilen 1.050 günlük yıllık izin süresine değil kullanıldığı kabul edilen 622 günlük sürenin hesabına ilişkin olduğu gözetildiğinde davacının hak kazandığı yıllık izin süresinin bozma öncesinde olduğu gibi 1.050 gün olarak kabul edilmesi gerektiği; hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinin yıllık izne dâhil edilmesine ilişkin bozma öncesindeki değerlendirmenin istinaf ve temyiz edenin sıfatı itibarıyla bozma kararı kapsamı dışında kaldığından davalı bakımından usuli kazanılmış hak oluşturduğu ve buna aykırı şekilde bu günlerin kullanılan izin süresinden dışlanarak hesaplama yapılmasının yerinde olmadığı; 15.10.2020 tarihli karara karşı davacı tarafça istinaf ve temyiz başvurusunda bulunulmadığı da gözetilerek bozma öncesinde hükme esas alınan 31.07.2019 tarihli bilirkişi ek raporunda davacının işe başlamasına rağmen yıllık izinli olduğu kabulüyle hesaplamaya dâhil edilen sürelerin de yıllık ücretli izin kullanılan günlere eklenmesi suretiyle yeniden hesaplama yapılması gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının yeniden bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma kararı uyarınca yapılan hesaplama doğrultusunda davacınn bakiye 333 gün yıllık ücretli izin hakkının bulunduğu tespit edilmiş olup davacıya yapılan ödemenin mahsubu sonrasında davacının bakiye yıllık ücretli izin alacağının bulunduğu belirtilerek hüküm kurulmuş; diğer alacaklar yönünden ise bozma öncesinde olduğu gibi davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; a. Fesih tarihinde ödenen ihbar tazminatı eksik olduğundan fark ihbar tazminatının hüküm altına alınması gerektiğini, b. Dava tarihi itibarıyla mevcut içtihatlara güvenilerek açılan işbu davada, yargılama sırasında değişen içtihatlar nedeniyle yıllık ücretli izin ve ihbar tazminatına esas emsal ücret tespiti, cumartesi gününün işgünü sayılması ve ihbar tazminatı hesap yöntemine ilişkin içtihat değişiklikleri nedeniyle talepleri reddedilmiş olduğundan bu ret kararları gerekçe gösterilerek davacı aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür. 2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; a. Yıllık ücretli izin alacağının hatalı hesaplandığını, b. Karar altına alınan miktarların net rakamlar olduğunu; ancak hükme esas alınan bilirkişi raporunda brüt miktarların nete çevrilmesi sırasında hata yapıldığını, c. Hesaplamaların davacının yeni iş sözleşmesinin başladığı 02.09.2008 tarihinden sonraki dönem için yapılması gerektiğini, davacının önceki dönem çalışmaları için müvekkili Bankayı ibra ettiğini, d. Davacıya tanınan izin süresi 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 53. maddesindeki izin sürelerinden çok fazla olduğu için pazar günleri ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinin yıllık ücretli izin süresinden dışlanmaması gerektiğini, e. Hesaplanan prim ve yıllık ücretli izin alacağından ... Kurumu primi ile işsizlik primine ilişkin kesintilerin yapılmamasının hatalı olduğunu, f. Ücret bordroları dikkate alınarak hesaplama yapılması gerektiğini, buna göre davacının bakiye kıdem tazminatı alacağının bulunmadığını, g. 2006 yılından itibaren hiçbir çalışana yemek ücreti adı altında bir ödeme yapılmadığı hususu dikkate alındığında yemek ücreti alacağına da itiraz ettiklerini, h. Bireysel emeklilik işveren katkısının doğrudan davacıya yapılan bir ödeme olmadığını, sigorta poliçesini yapan sigorta firmasına ödenmekte olup davacı ödeme yaptığı sürece ödendiğinden şarta bağlı olan bu ödemenin ücret eki niteliğinde olduğunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesince hüküm altına alınmasının da hatalı olduğunu ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, yıllık ücretli izin alacağının hesaplanma şekli ve miktarı ile davacı aleyhine hükmedilecek vekâlet ücretinin miktarına ilişkindir. 1. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin kapatılması sonrasında Başkan ve Üyelerinin Yargıtay 9. Hukuk Dairesinde görevlendirilmesi üzerine her iki Daire kararlarında uyuşmazlık konusu hususlar görüşülmüş ve böylelikle bir çok konuda uygulamanın birleştirilmesine karar verilmiştir Bu konular arasında, hafta tatili günü olarak kararlaştırılan cumartesi gününün yıllık ücretli izin hesabında nasıl değerlendirileceği sorunu da ele alınmış ve bu konuda "4857 sayılı Kanun’un 46... . maddelerine göre hafta tatili haftalık 45 saatlik çalışmadan sonraki 24 saatlik bir gündür. Bu nedenle kural olarak cumartesi işgünüdür. Akdi tatil günü olarak cumartesi günleri yıllık izin süresine eklenmez. Başka bir anlatımla, cumartesi günleri akdi tatil günü olarak işçi çalışmadığı takdirde yıllık ücretli izin süresine ilişkin hesapta hafta tatili olarak değerlendirilemez. Cumartesi günü hafta tatili olarak da kararlaştırılabilir. Bireysel veya toplu iş sözleşmeleriyle cumartesi ve pazar günleri hafta tatili günü olarak belirlenmişse, İş Kanunu'nun 56/5 hükmü gereği her iki gün yıllık izin sürelerinden sayılmaz.Başka bir anlatımla yıllık izin kullanma dönemi içindeki cumartesi ve pazar günleri kullanılan izin süresinden düşülür. Ancak bireysel veya toplu iş sözleşmesinde hafta tatiline eklenen bu cumartesi gününün yıllık izin hesabında iş günü olarak sayılacağı veya izin süresinden düşülmeyeceği şeklinde açık bir kural mevcutsa, bu hüküm geçerli sayılmalı 4857 sayılı Kanun'un 56/5 hükmü gereği sadece yıllık izne rastlayan pazar günleri izin süresinden düşülmelidir." yönünde Dairemiz uygulaması belirlenmiştir. Dairemizin 03.04.2023 tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesinin 15.10.2020 tarihli kararı; yukarıda değinilen Dairemiz uygulamasına göre, cumartesi günlerinin de kullanılan yıllık ücretli izin günlerine dâhil edilerek hesaplama yapılması gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. Ancak İlk Derece Mahkemesinin 15.10.2020 tarihli kararında, Dairemizin emsal kararına dayanılarak kabul hükmü kurulmuş; bu karar Dairemizin değişen uygulamasından kaynaklı olarak bozulmuştur. Bu durumda, söz konusu ret nedenine dayalı olarak davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin hakkaniyetli olmayacağı ve adaletsizliğe yol açacağı sonucuna varılmaktadır. Bu itibarla; Mahkemece bozma sonrası verilecek yeni hükümde, Dairemizin değişen uygulaması nedeniyle ortaya çıkan bu ret gerekçesiyle davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerekirken bu husus gözetilmeksizin karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirir. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370/2 hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Davalı tarafın tüm, davacı tarafın diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. Davacı tarafın İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının, hüküm fıkrasının (6) numaralı bendinde yer alan "Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve taktir olunan 45.000,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine," ibaresinin çıkartılarak yerine "Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap olunan 14.755,26 TL vekâlet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine," ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlerden davalıya yükletilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 21.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.