Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/3376 E. 2025/4323 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/3376
Karar No
2025/4323
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/881 E., 2025/244 K. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen kararı davalılar vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin faaliyet alanının ağaç işleme makineleri üretimi olduğunu, 08.03.2022 tarihinde bir kısım makine parçası ve malların eksik olduğunun gözlemlenmesi üzerine kamera kayıtlarının incelemesi sonucunda; gece fazla çalışma yapmak üzere işyerinde kalan davalıların, güvenlik kameralarından bir kısmını devre dışı bırakarak bir kısım makine parçasını kamyona yüklediklerinin tespit edildiğini, haklarında yapılan şikayet üzerine davalı ...'in suçlamaları kabul ettiğini, diğer davalı inkâr mahiyetinde ifade vermiş ise de kısmi olarak olaylara iştirak ettiğini beyan ettiğini, söz konusu emtia değerinin çok yüksek olduğunu, davalıların haksız eylemleri neticesi uğranılan zararın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında işçi işveren ilişkisi bulunduğundan görevli mahkemesinin iş mahkemesi olduğunu ve davanın görevsiz mahkemede açılmış olduğundan görev itirazında bulunduklarını, davacının talepleri zamanaşımına uğramış olduğundan zamanaşımı def'inde bulunduklarını, hem kısmi hem belirsiz alacak olarak açılan davanın usulden reddi gerektiğini, davacının uğradığı zararı kalem kalem belirtmesine rağmen netice ve talep kısmında alacağın belirsiz alacak davası olduğunu beyan ettiğini, davalının iddia olunan hırsızlık olayına hiçbir şekilde karışmadığını, işyerinde hukuka aykırı bir eylemi olmadığını bu nedenle dava dilekçesinde yer alan farklı tarihlerde davalının işyerinden parça çıkarttığı iddialarını kesinlikle kabul etmediklerini, mahkemenin aksi kanaatte olunması hâlinde davada müşterek sorumluluk hükümleri uygulanması gerekmeyip, davalıların meydana gelen zarardan kusurları ve kendi payları oranında müşterek sorumlu olduklarını, davada taraf teşkilinin sağlanması amacıyla davacı tarafa süre verilmesini taraf teşkili sağlanamaması hâlinde davanın usulden reddine karar verilmesini istemiştir. 2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın öncelikle görev, yetki, husumet yönüyle reddini talep ettiklerini, hakkındaki ceza soruşturmasını gerekçe göstererek haksız şekilde işten çıkarıldığını, davalının yapılan işlerin resmî belgeye dayanarak yapıldığını zannettiğini, fatura ve diğer belgeleri kontrol etme görev ve sorumluluğu bulunmadığını, ortada bir zarar varsa bu zararın davalıdan istenmesinin mümkün olmadığını, davacının işyerinden kaybolduğunu iddia ettiği malzemelerin son derece ağır ve ancak forklift vasıtasıyla kamyona yüklenebilecek malzemeler olduğunu, davalının forklift kullanmayı bilmediğini, davacı tarafta bulunan özlük dosyasındaki belgeler de davalının forklift kullanma ehliyeti olmadığını, müvekkiline atfı kabil bir kusur bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Bursa 5. iş Mahkemesinin 11.07.2023 tarihli kararı ile; 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun (7036 sayılı Kanun) 3/2 hükmü uyarınca işçilik tazminat ve alacaklarına ilişkin davalarda arabuluculuğa başvurulmasının dava şartı niteliğinde olup davacının arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanak aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunda olduğu, bu zorunluluğa uyulması hâlinde Mahkemece davacıya son tutanağın bir haftalık kesin süre içerisinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderileceği, ihtarın gereği yerine getirilmezse; arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verileceğinin düzenlendiği, davalıların, davacı Şirket çalışanı oldukları ve eldeki davanın davalıların, davacıya Şirkete ait bir kısım malzemeyi çaldıkları iddiasına dayalı olarak davacı işverenin uğradığı zararın tazmini talebiyle açıldığı, her davanın açıldığı tarihe göre değerlendirilmesi gerektiği ve davanın açıldığı tarih itibarıyla zorunlu olarak arabulucuya başvuru şartı olduğu, mahkemenin görevsiz olması nedeniyle Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından dosyanın iş mahkemesine görevsizlik nedeniyle gönderilmesinin zorunlu arabuluculuk başvurusunu bertaraf etmeyeceği, dolayısıyla zorunlu arabucululuk başvurusunun davanın açıldığı 11.03.2022 tarihine göre değerlendirilmesinde zorunluluk bulunup Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın görevli iş mahkemesine gönderilmesinden sonra arabuluculuk dava şartı noksanlığının tamamlanmasının mümkün olmayacağı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF Kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 24.10.2023 tarihli kararı ile; arabuluculuk dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesinde belirtilen kanuni düzenlemelere aykırılık bulunmadığı, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 7/2 hükmü gereğince dava şartı yokluğundan davanın reddi hâlinde maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde nispi vekâlet ücretine karar verilmesinin ve kamu tarafından karşılanan arabuluculuk ücreti hakkında, açılabilecek yeni bir davada karar verilebileceğinden bu aşamada arabuluculuk ücreti hakkında hüküm kurulmasının usul ve kanuna aykırı olduğu ve kararın bu yönlerden hatalı bulunduğu belirtilerek, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 355. maddesi gereğince davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile aynı Kanun'un 353/1-b(2) hükmü gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine dair hüküm tesis edilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesinin 24.10.2023 tarihli kararının süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine, Dairece 14.02.2024 tarihli karar ile; taraflar arasındaki uyuşmazlığın, işçi ile işveren arasında iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden kaynaklandığı ve 7036 sayılı Kanun'un 5. maddesine göre iş mahkemelerinin görev alanına girdiği göz ardı edilerek davanın görevsiz Asliye Hukuk Mahkemesinde açıldığı, bu nedenle de 7036 sayılı Kanun'un 3. maddesinde "Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda" dava şartı olarak düzenlenen arabuluculuğa başvurulmadığı, ancak Bursa 7. Asliye Hukuk Mahkemesince 01.11.2022 tarihinde görevsizlik kararı verilmesi üzerine, 22.12.2022 tarihinde arabuluculuk süreci başlatılarak 16.01.2023 tarihinde son tutanağın düzenlendiği ve böylece dosyanın görevli olan iş mahkemesinin esasına kaydedilmesinden önce arabulucuya başvurulup sürecin sonuçlandırıldığı anlaşılmakla 7036 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun uygulanmasındaki amaç ve usul ekonomisi gözetilerek, somut dava bakımından arabuluculuk dava şartının yerine getirildiğinin kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalılar hakkında yapılan yargılama sonucu Bursa 7.Asliye Ceza Mahkemesinin 07.05.2024 tarihli ve 2022/314 Esas, 2024/512 Karar sayılı ilâmıyla, "....Her ne kadar sanık ... ve ... hakkında Bina İçinde Muhafaza Altına Alınmış Olan Eşya Hakkında Hırsızlık suçundan kamu davası açılmış ise de; sanıkların eylemlerin bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; sanıkların işyerinde çalıştıkları hizmet ilişkisi sonucu kendilerine teslim edilen işyerine ait malzemeleri zilyedinin rızası dışında tasarrufta bulunduklarından eylemlerinin hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu anlaşıldığından, zarar miktarının yüksek olması ve sanıkların kastının yoğunluğu gözetilerek üzerlerine atılı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan takdiren ve teşdiden cezalandırılmalarına, " karar verildiği, dosya kapsamındaki bilgi, belgeler, davalı işyeri genel müdürü M.H.'nin ceza davasında müşteki ve işbu davada tanık sıfatıyla verdiği ifadeler, olayın doğruluğunu teyit eden davalı tanığı U.M.'nin beyanları, davalıların ceza dosyasındaki savunmaları ve tüm dosya kapsamına göre, olay tarihinde davalıların işyerinde çalıştıkları, kendilerine teslim edilen işyerine ait alüminyum makine parçalarını değişik zamanlarda işyeri dışına çıkararak dava dışı F.S. isimli ve aynı zamanda davalı ...'un eniştesi olan şahsa satarak maddi menfaat temin etikleri, diğer taraftan ceza yargılamasında her iki davalının hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan cezalandırılmalarına karar verildiği, dosya kapsamına göre davaya konu olayın mevcudiyetinin ispatlandığı, meydana geldiği iddia olunan zararın miktarı konusunda tanık M.H. ceza dosyası ve eldeki davada o ifadelerini tekrar ederek "...zararlarının 20 tonun üzerinde olduğunu ancak bunun tamamını davalıların yaptığını tespit edemiyor olduklarını, ancak 2-3 aylık süreçle ilgili sayımları karşılaştırdıklarında aradaki eksikliği 6.075,00 kg olduğunu bulduklarını" belirtmiş olup, olayın varlığının ispatlanması, olayın temadi eder şekilde gerçekleşmesi karşısında davacı tarafın zararla ilgili iddialarına itibar edilmesi gerektiği, bu kapsamda ceza dosyasında alınan usul, kanuna ve denetime uygun bilirkişi raporuna göre 6.075,00 kg hammadde alüminyumun işlenmiş her bir parçasının 65,64 kg olduğu, her bir işlenmiş parçada işçilik tutarının 687,50 TL olup 6.075,00 kg alüminyumun 92,55 adet işlenmiş parçaya tekabül ettiği, işlenmiş parçaların işçilik dâhil toplam değerinin rayiç değerlere göre karşılığının 555.703,13 TL olduğu, bu suretle davacı Şirketin gördüğü zarar miktarını 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51/1 hükmüne göre ispatladığı, davalıların zarardan sorumlu tutulmaları gerektiği, eylemin haksız fiil olması ve temadi etmesi nedeniyle temadinin son bulduğu tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasının yerinde görüldüğü gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; a. İlk Derece Mahkemesi tarafından esasa ilişkin bir karar verilmeden Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece sıfatıyla hüküm kurulmasının usul ve kanuna aykırı olduğunu, dosyanın esasa ilişkin karar verilmek üzere öncelikle İlk Derece Mahkemesine gönderilmesi gerektiğini, b. Müvekkilinin işlendiği iddia olunan suç ile bir ilgisi bulunmadığını, taraflarına husumet yöneltilmesinin hatalı olduğunu, c. Hükme esas alınan bilirkişi raporunun davacının beyanı doğrultusunda hazırlandığını ve hüküm kurmaya ve denetime de elverişli olmadığını, taraflarınca rapora bu yönüyle yapılan itirazlarına rağmen yeni bir bilirkişi raporu alınmaksızın esasa ilişkin karar verilmesinin hukuka ve kanununa uygun olmadığını, d. Davacı işyerinde meydana gelen bütün zararın tarih bildirmeksizin davalılarca giderilmesini talep etmesinin kabul edilemeyeceğini, zararın varlığının ispat edilmesi gerektiğini ve bunun için de kamera kayıtlarının çözümü yaptırılarak makine mühendisi bir bilirkişiden rapor alınarak meydana gelen olayda fabrikadan dışarıya çıkarılan malzemelerinin alüminyum parça mı, hurda malze mi olduğu hususundaki ihtilaf çözülmeden eksik incelemeyle karar verildiğini beyanla ve inceleme sırasında resen gözetilmesi gereken sair nedenlerle kararın bozulması gerektiğini ileri sürmüştür. 2. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; a. İlk Derece Mahkemesi tarafından esasa ilişkin bir karar verilmeden Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece sıfatıyla hüküm kurulmasının usul ve kanuna aykırı olduğunu, dosyanın esasa ilişkin karar verilmek üzere öncelikle İlk Derece Mahkemesine gönderilmesi gerektiğini, b. Hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olmayıp davacının beyanı doğrultusunda hazırlandığını, kamera kayıtları mevcut olup zarar iddiasının ispatı için kamera kayıtlarının çözümü gerektiğini, aksi durumda davacının zarar miktarını ispatlayamadığının kabulü gerektiğini, davacı tarafından olay sonrasında herhangi bir delil tespiti yaptırmadığını ve bu hâlde davacının zarar miktarı ile ilgili iddialarına itibar edilemeyeceğini, c. Davacı işyerinde meydana gelen bütün zararın tarih bildirmeksizin davalılarca giderilmesini talep etmesinin kabul edilemeyeceğini, zararın varlığının ispat edilmesi gerektiğini ve bunun için de kamera kayıtlarının çözümü yaptırılarak makine mühendisi bir bilirkişiden rapor alınarak meydana gelen olayda fabrikadan dışarıya çıkarılan malzemelerinin alüminyum parça mı, hurda malze mi olduğu hususundaki ihtilaf çözülmeden eksik incelemeyle karar verildiğini beyanla ve inceleme sırasında resen gözetilmesi gereken sair nedenlerle kararın bozulması gerektiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalıların haksız fiil niteliğindeki kusurlu eylemleri ile davacı işvereni zarara uğratıp uğratmadıkları ve zarar miktarının belirlenmesi konularına ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılar vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/3376, K. 2025/4323, T. 13.05.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2025-3376-e-2025-4323-k-e5503a104f97