Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2011/6708 E. 2011/10052 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Hukuk Dairesi
Esas No
2011/6708
Karar No
2011/10052
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı önalım davasına dair karar Dairemizin 23.3.2011 gün ve 1934-3478 sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmesi üzerine bu defa davalı tarafından yasal süresinde karar düzeltme isteminde bulunulmuş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Davacılar vekili, dava dilekçesinde, müvekkillerinin 10 No’lu parselin paydaşlarından olup taşınmazın diğer paydaşı ...’nun taşınmazdaki payını 18.10.2004 tarihinde 38.500 TL bedelle davalıya sattığını, davacıların söz konusu pay satışından açılan paydaşlığın giderilmesi davasında kendilerine dava dilekçesinin tebliğ edilmesi ile haberdar olduklarını, pay satışının kendilerine noter aracılığı ile bildirilmediğini, davanın iki yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığını, davacıların önalım haklarını kullanmak istediklerini belirterek, davalı adına kayıtlı payın iptali ile müvekkilleri adına tescilini talep etmiştir. Davalı vekili, davanın süresinde açılmadığını, taşınmazın paydaşı ...’nun aslında bağış olan dava konusu temliki bu işlemin gerçekleştiği tarihte davacılara bildirdiğini, söz konusu payın aslında davalının babası ...’a ait olup davalının babasının çeşitli nedenlerle payı baldızı olan ... üzerine gösterdiğini, daha sonra da bu payı oğlu olan davalıya bağışlamak istediğinden tapuda ...’nun davalıya devrettiğini, yapılan işlem satış gibi görünse de gerçekte payın bağışlandığını, ortada bir satış işlemi bulunmadığından 27.3.1957 tarih ve 12/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereği önalım hakkının kullanılamayacağını, temlik tarihinde davalının ekonomik durumunun da payı satın almaya elverişli olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Paylı mülkiyet halindeki taşınmazın paydaşı payını karı-kocaya evlada veyahut akrabaya temlik ederse şeklen satış olarak gösterilen bu akdin gerçekte satış olmayıp miras hakkına bağlı veya hibe gibi maksada yönelik işlem olduğu iddia ve ispat edilirse önalım hakkının ileri sürülemeyeceği 27.3.1957 gün ve 12/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nda açıkça belirtilmiştir. Bu yöndeki savunmanın tanık dahil her türlü delille kanıtlanması mümkündür. Anılan İçtihadı Birleştirme Kararı sözleşmede taraf olan kişinin işlemde muvazaa savunmasında bulunamayacağı kuralının bir istinasıdır Olayımıza gelince: dava konusu edilen 10 No’lu parseldeki 37944 / 57576 pay taşınmazın paydaşlarından ... tarafından 18.10.2004 tarihinde 38.500 TL bedelle davalıya satılmış, davacılar da 20.7.2006 tarihinde süresinde açtıkları işbu dava ile önalım hakkının tanınmasını istemişlerdir. Dosyada bulunan nüfus kayıtlarına göre satıcı paydaş davalının teyzesidir. Davalı her ne kadar söz konusu payın tapuda satış gösterilse de, teyzesi tarafından kendisine aslında babasına ait olan payı bağışladığını savunmuştur. Payı satın alan tarafından temlik işleminin satış olarak gösterilmekle birlikte gerçekte hibe olduğu savunmasında bulunulması halinde, diğer bir anlatımla hibe ile temlikin amaçlandığının iddia edildiği hallerde; kural olarak payı temlik alan davalı muvazaalı resmi işlemin tarafı olduğundan ve hiç kimse kendi muvazaasına dayanamayacağından muvazaa iddiasının dinlenmeyeceği açıktır. Somut uyuşmazlıkta ise davalı gerçekte miras hukukundan kaynaklanan amaçlarla yapılan hibe işleminin görünürde satış işlemi olarak gösterildiği savunmasında bulunarak, 20.03.1957 tarih 1956/12 E. 1957/2 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararını iddiasına dayanak yapmıştır. Uyuşmazlığın çözümünde anılan İçtihatı Birleştirme Kararının kapsamı ve amacı önem taşımakta olup anılan kararın uygulanabilmesi için işlemin tarafları arasında doğrudan mirasçılık ilişkisinin bulunması gerekip gerekmediği hususunun değerlendirilmesi ve çözümü gerekmektedir. Yargıtay Hukuk Genel kurulunun 2011/6-164-2011/245 ve 2011/6-38-2011/225 Esas ve karar sayılı ilamlarında da belirtildiği gibi 20.03.1957 tarih 1956/12 E. 1957/2 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının bağlayıcı olan sonuç kısmında “Müşterek mülkün hissedarı, hissesini karı ve kocaya evlada veyahut akrabaya temlik etmesi halinde şeklen satış akdi bulunsa bile hakikatte satıştan gayri miras hukukuna müteferri maksatların veya hibe gibi mülahazaların hakim olduğu ahvalde Medeni Kanunun hakiki satışlarda kabul eylediği şufa hakkının cereyan etmeyeceğine” karar verildiği belirtilmiştir. Anılan kararın açıklayıcı olan gerekçe kısmında, “miras hukukuna müteallik kaidelere tevkifan veya sair mülahazalarla kendi evladına veya akrabasına satış yapması halinde de şufa cereyan edip etmeyeceği noktası... mülahaza olunmak icap eder. Bu gibi akrabaya satışta ortada satış akdinin bir unsuru olan bedel zikredilmiş olsa bile bunu mücerret bir satış olarak kabul etmeye imkan yoktur. Çünkü burada mümellikin maksadı malının bedelini almak değil, belki akrabalık münasebeti dolayısıyla onu tesahüp etmek ve yerine geçmektir” açıklamasına yer verilmiştir. Görüldüğü üzere kararın hem bağlayıcı olan sonuç kısmında ve hem de açıklayıcı olan gerekçe kısmında özel bir hukuki statüyü ifade eden “mirasçı” teriminin tek başına kullanılmasından özenle kaçınılmış ve daha geniş olan “akraba” kavramına yer verilmiştir. Bu halde, kararın sadece satış tarihi itibariyle doğrudan mirasçı olan kişileri kapsamına aldığının kabulü mümkün değildir. Öte yandan, anılan karar muvazaa iddiasının mevcudiyeti halinde yol gösterici olarak, bu halde akdin amacının tespitinin zorunlu olduğunu, “müşterinin, bayiin mirasçısı olması” hususunun akdin vasfını tayinde değerlendirilecek bir emare olduğunu belirtmiştir. Temlik işleminin taraflarının birbirlerine akraba olmasının ötesinde “mirasçı” olması hususu akdin amacının satış olup olmadığını tayinde bir emare olarak kabul edilmiş ve “mirasçı” kavramına bu noktada özel olarak yer verilmiştir. Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında 20.03.1957 tarih 1956/12 E. 1957/2 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının, sözleşmede taraf olan kişinin işlemde muvazaa savunmasında bulunamayacağı ve bunu her türlü delille ispat edemeyeceği kuralının istisnası olduğu görülmektedir. Anılan kararın uygulanabilmesi için öncelikle satışın, satış tarihi itibariyle doğrudan mirasçılar arasında yapılması gerekmeyip, temlikin taraflarının akraba olması yeterlidir. Temlikin akrabalar arasında satış şeklinde yapılmış olması halinde ise bu kez İçtihadı Birleştirme Kararının aradığı “hibe veya miras hukukuyla ilgili amacı” nın bulunup bulunmadığı hususunun, diğer bir ifade ile akrabalar arasında yapılan her temlikte somut uyuşmazlığın niteliğine göre temlikin hibe veya miras hukukuyla ilgili amaçlarla yapılmış olup olmadığının yöntemince ispatı aranmalı ve ispatı halinde temlikle önalım hakkının kullanılmasının mümkün olamayacağı gözetilmelidir. Somut uyuşmazlıkta, paylı mülkiyete tabi taşınmazda paydaş olan dava dışı ...’nun payını halen sağ olan kız kardeşinin oğlu davalı ...’a satış yoluyla devrettikleri, taşınmazın diğer paydaşı davacılar süresinde önalım hakkını dava yolu ile kullandıkları anlaşılmaktadır. Davalı, tarafı olduğu temlik işleminin muvazaalı olduğunu gerçekte hibe amacı ile işlem yapıldığını ve hibe amacı ile yapılan temliklerde önalım hakkı kullanılamayacağını savunmuştur.Bu konuda dinlettiği davalı tanıkları yapılan işlemin aslında satış olmayıp bağış olduğunu pay satın alan davalının babası ...’ın taşınmazda bir kısım hissedarların hissesini satın aldığını,kendi üzerine yapamadığından baldızı pay satan ... adına devir ettiğini,...’nun da bu payı yeğeni olan ........ oğlu ... bağışladığını ifade ederek davalının savunmasını doğrular nitelikte beyanda bulunmuşlardır. Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında, temlik işleminin tarafları arasında teyze-yeğen ilişkisi bulunması ve tarafların akraba olması karşısında Yerel Mahkemenin, “20.03.1957 tarih 1956/12 E. 1957/2 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanabilmesi için temlik işleminin tarafları arasında akrabalık ilişkisi bulunmasının yeterli olduğu, doğrudan mirasçılık ilişkisinin aranması gerekmediğine” ve somut uyuşmazlık yönünden dosyada mevcut deliller uyarınca “taraflar arasında satış şeklinde yapılan temlik işleminin muvazaalı olduğu, tarafların gerçek amacının hibe olduğu ve hibe ile yapılan temlikte önalım hakkının kullanılamayacağı” bu defaki incelemeden anlaşılmakla davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüne karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ:Yukarda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 23.3.2011 gün ve 1934-3478 sayılı bozma ilamının kaldırılarak, mahalli mahkemenin24.7.2009 gün ve 2006/155-247 sayılı kararının ONANMASINA, ve aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenden alınmasına 3.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2011/6708, K. 2011/10052, T. 20.03.1957, www.arakarar.com/karar/yargitay-6-hukuk-dairesi-2011-6708-e-2011-10052-k-c600188f76ce