Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2009/13500 E. 2011/616 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2009/13500
- Karar No
- 2011/616
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 05/04/2007 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 10/09/2009 günlü kararın Yargıtay’da duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 25/01/2011 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Avukat ... ile karşı taraftan davalı vekili Avukat ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü. Davacı, elinde soda şişesi patlayıp parmağı yaralanınca Kayseri Devlet Hastanesi’ne bağlı Belsin Semt Polikliniğine gittiğini, burada görevli olan davalı doktorun gerekli tedaviyi yapmaması nedeniyle sağ elinin bir kısmının sakat kaldığını iddia ederek, uğradığı maddi ve manevi zararın ödetilmesini istemiştir. Davalı ise, davanın zamanaşımından ve esastan reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Yerel mahkemece, taraflar arasında vekalet sözleşmesi bulunduğu, dava tarihinde, tedavi tarihi olan 3.5.2001 gününden itibaren Borçlar Yasası'nın 126. maddesinde öngörülen 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçesiyle istem reddedilmiştir. Dava, niteliği itibariyle haksız eylemden kaynaklanmakta olup zamanaşımı süresinin Borçlar Yasası'nın 60/2 ve Türk Ceza Yasası'nın 102. maddelerine göre belirlenmesi gerekir. Davalının ceza mahkemesinde yargılandığı gözetildiğinde, olayda uygulanacak zamanaşımı süresi 5 yıldır. Davalının görevi savsamak suçundan cezalandırılmasına ilişkin ceza mahkemesi kararı 11.10.2006 günü verilmiş olup Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 10.04.2009 günlü kararı ile ceza davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmiştir. Eldeki davanın açıldığı 05.04.2007 günü ceza mahkemesi kararı henüz kesinleşmemiş olup davacının ceza davasına katılarak tazminat isteme hakkı bulunduğundan, 5 yıllık ceza zamanaşımı süresi geçmiş olsa bile zamanaşımından söz edilemez. Kaldı ki, zararın tamamını sürekli iş göremezlik oranının saptanmasına ilişkin Adli Tıp Kurumu'nun 31.12.2007 günlü raporu ile öğrenmiş olan davacı, bu rapor tarihinden önce eldeki davayı açtığından zamanaşımı süresi geçmemiştir. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek işin esası incelenip varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve temyiz eden davacı yararına takdir olunan 825,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 25/01/2011 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dava, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken (görevlerini yaparken) kusurları sonucu şahıslara zarar vermelerinden kaynaklanan ve zarar gören şahısların kamu görevlileri aleyhine adli yargıda açtıkları tazminat davasıdır. Anayasa’nın 129/5. maddesindeki “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan ... tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine açılabilir” hükmü ile buna paralel olarak düzenlenmiş olan 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 13. maddesi hükmünün açık, net ve amir olması, bu düzenlemeler gereğince kamu görevinden dolayı zarar gören kişilerin ancak idare aleyhine idari yargıda dava açabileceği, kamu görevlisi aleyhine adli yargıda dava açılmasının ve açılacak bu davalarda kamu görevlisinin kişisel kast veya kusurunun araştırılmasının mümkün olmaması, yasa hükümlerine aykırı yorum ve uygulama yapılamayacağı, idari yargının görevine giren davaların kamu düzenine aykırı sonuç doğuracak şekilde adli yargıda görülemeyeceği, kamu görevlileri hakkında adli yargıda kişiler tarafından açılan tazminat davalarının kast ve kusur araştırması yapılmaksızın husumet yönünden reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz. 25/01/2011