Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2012/10559 E. 2012/15414 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2012/10559
Karar No
2012/15414
Karar Tarihi

Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi No :31-638

Dava, 24.10.1999 tarihli trafik-iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan ödemelerin 506 sayılı Yasanın 26. maddesi uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalılar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21. maddesinde iş kazası ve meslek hastalığı, hastalık bakımından işverenin ve üçüncü kişinin sorumluluğu konusunda yeni düzenlemesi getirilmiş ise de, söz konusu düzenlemenin anılan kanunda, yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi kuralı karşısında, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 26. maddesidir. 6100 sayılı Kanunun Belirsiz Alacak ve Tespit Davası Başlıklı 107.maddesinde "davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir..." hükmü öngörülmüştür. Açılacak davanın miktarı biliniyor ya da tespit edilebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz. Talep sonucunun belirlenememesi iki halde mümkündür: Dava açarken talep sonucunun belirlenmesi imkansızdır; davacının dava açarken talep sonucunu belirlemesinin kendisinden beklenemeyecek olmasıdır. Ancak m. 107/3'de bu konuda bir istisna getirilmiştir. Böylelikle dava açarken talep sonucunu belirleyemeyen davacı dilerse belirsiz alacak davası açabilecek, dilerse kısmi dava ile birlikte alacağın geri kalan kısmının tespitini isteyebilecek ve yine dilerse alacağın tümünün belirlenebilmesi için bir tespit davası açabilecektir. Davacı Kurum 24.10.1999 tarihli trafik-iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine, sigortalının yaşı, gelirin kesilme olasılığı ve iskonto oranı gözeterek, 07.01.2000 onay tarihli peşin sermaye değerli gelir bağlamıştır. Kurumun, sigortalı veya haksahiplerine bağladığı ilk peşin sermaye değerli gelirden fazlasını isteme hakkı bulunmamaktadır. Bağladığı gelirin ilk peşin sermaye değerinin bilinemezliğinden söz edilemez. Hal böyle olunca; Mahkemenin Kurum tarafından açılan ve 04.11.2010 tarihinde kesinleşen 2007/251 Esas 2009/470 karar sayılı ilk rücu davasının davanın belirsiz alacak davası mahiyetinde olduğu, bu dava sonucunda verilen kararın kesinleşmesi sonucunda davacının davalıdan talep edebileceği miktar belirlenmiş olduğundan belirtilen dosya ile zamanaşımının kesildiği bu nedenle davalıların zamanaşımı savunmasına itibar edilemeyeceği” yönündeki kabulü isabetli bulunmamıştır. Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanuna dayalı olarak işverenler aleyhine açılan rücuan tazminat davalarında; Borçlar Kanununun 332/I maddesinde belirtilen işçi-işveren arasındaki akde aykırılık eylemleri ve bu çevrede maddenin 2. fıkrası gereğince işverenin akde aykırı davranışları (işçi sağlığı ve iş güvenliğinin gerektirdiği önlemlerin alınmaması vs.) sonucu, 26/I maddeyle vaki ilişkilendirme, bir bakıma akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabii olmakla; zamanaşımının, işverenler açısından Borçlar Kanununun 125. maddesine göre belirlenmesi gerektiği gözetildiğinde on yıldır. Zararlandırıcı sigorta olayına neden olan 3. şahıslar yönünden; üçüncü kişi ile sigortalı arasında akdi bir ilişki söz konusu olmayıp 506 sayılı Kanununu 26/2 maddesi ile Borçlar Kanununa yollamada bulunulduğundan, Borçlar Kanunun 60. maddesinde öngörülen bir ve on yıllık haksız fiil zamanaşımı süresinin uygulaması gerekir. 2918 sayılı Kanunun 109./1 maddesine göre motorlu araç kazalarından doğan zararların tazminine ilişkin taleplerde ise iki ve her halde kaza gününden başlayarak on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğinde tereddüt yoktur. (HGK’nun 2008/4-326 E, 2008/325 K sayılı kararı) Kurum ceza davasına müdahil olarak katılamadığından rücu davalarında Borçlar Kanununun 60. maddesindeki ceza zamanaşımı ise uygulanmamaktadır. Zamanaşımının başlangıcı konusuna gelince; 506 sayılı Kanunda zamanaşımının (özel olarak) düzenlenmediği düşünüldüğünde; genel hükümler çerçevesinde çözüm arama gereği vardır. Gerçekten de Borçlar Kanunun 128 maddesinde: “Zaman aşımı, alacağın muaccel olduğu zamanda başlar” denilmektedir. Kurum açısından alacak hakkı, bağladığı gelirin yetkili organ tarafından onaylandığı tarihte ödenebilir hale geleceğinden, muacceliyet’in onay tarihi olacağı açıktır. O halde, masraflar için sarf ve ödeme, gelirler için ilk peşin sermaye değerinin başlangıçtaki gelir bağlama onay tarihinde zararın öğrenmiş olacağının ve zamanaşımının bu tarihte başlayacağının kabulü gerekir. Mahkemece; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilerek davalıların zamanaşımı defi değerlendirildikten sonra hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, alınan temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 18.09.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/10559, K. 2012/15414, T. 18.09.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2012-10559-e-2012-15414-k-7666e157dd09