İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 22. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 22. Asliye Ticaret Mahkemesi 2026/132 E. 2026/124 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 22. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2026/132
- Karar No
- 2026/124
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 22. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/926 Esas KARAR NO : 2026/68
DAVA : Ticari Şirket (Fesih ve Tasfiyeye İlişkin) DAVA TARİHİ : 20/11/2025 KARAR TARİHİ : 04/02/2026
Mahkememizde görülen davanın dosya üzerinden yapılan incelemesi sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, diğer ortak ... ile birlikte 25.02.2022 tarihinden bu yana davalı şirketin % 50 hisse sahibi ortağı olduğunu, şirketin iki ortaklı bir şirket olduğunu, her ikisinin de şirket müdürü olduğunu, müşterek temsil ile yetkili olduklarını, şirketin taraflar arasında meydana gelen husumet nedeniyle 2023 yılından beri hiçbir faaliyeti bulunmadığını, kurulup çalışmaya başladıktan bir sene sonra taraflar arasında meydana gelen husumet nedeniyle şirketin faaliyetine fiilen son verdiğini, müvekkili tarafından diğer ortak davalı ... hakkında şirket malını çalmak iddiasıyla ... Cumhuriyet Savcılığı'nın 2023/... Hazırlık Numaralı soruşturma dosyası ile şikayette bulunduğunu, şirketin devamının ve amacının gerçekleştirilmesinin bu şartlar altında mümkün olmadığını belirterek, iki ortaklı ...’nin haklı nedenlerle feshine ve 6762 sayılı Kanun'da gösterilen şekillerde tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, davalı limited şirketin feshi ve tasfiyesine ilişkindir. Taraf sıfatı, bir başka deyişle husumet ehliyeti; dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, aktif husumeti, davalı sıfatı ise pasif husumeti karşılayacak şekilde kabul edilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise, davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyor ise o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Taraf sıfatı bu anlamda, def'i değil itiraz niteliğinde olup; taraflarca süreye ve davanın aşamasına bakılmaksızın her zaman ileri sürülebileceği gibi taraflar ileri sürmemiş olsalar bile mahkemece re'sen nazara alınmalıdır. (Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi’nin 30.05.2019 tarih, 2019/1144 Esas ve 2019/2622 Karar sayılı ilamı) Yargıtay HGK'nın 27.11.2013 gün ve 2013/439 Esas ve 2013/1595 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere; bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı sıfatı yoksa, dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Bir sübjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı (aktif husumet ehliyeti) da o hakkın sahibine aittir. Bir sübjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek olan kişi, o hakka uymakla yükümlü (borçlu) olan kişidir (pasif husumet ehliyeti). (Kuru Baki/Arslan Ramazan/Yılmaz Ejder, Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 234; Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 530; Abdurrahim Karslı, Medeni Muhakeme Hukuku Ders Kitabı, 2. Bası, İst. 2011, s. 311- 312). Somut olayda; dava dosyası içerisine alınan davalı şirketin ticaret sicili kayıtlarından ve dava dilekçesinin ekinde bulunan şirket ana sözleşmesinden davacı ... ile dava dışı ...'nun %50'şer hisseyle davalı şirketin ortağı oldukları, ... ile dava dışı ...'nun davalı şirketi müştereken temsile yetkili oldukları hususu anlaşılmıştır. Davalı şirketin iki ortağının bulunması ve davacı ortağın aynı zamanda davalı şirketi müşterek temsile yetkili müdür olması nedeniyle; mahkememizin 05/12/2025 tarihli tensip tutanağının 3 numaralı maddesi ile "davacı ile davalı şirket arasında menfaat çatışması bulunduğundan eldeki davada davalı şirketin temsil edilebilmesi için davalı şirkete mali müşavir İrfan Demirci'nin temsil kayyımı olarak atanmasına, temsil kayyımı için aylık 20.000,00-TL brüt ücretin davacı tarafından her ayın 15'i ile 25'i arasında mahkememiz dosyasına yatırılmasına, ücret yatırıldığında temsil kayyımının göreve başlamasına ve görevin kendisine tevdine, ücret yatırılmadığı taktirde kayyımlık görevinin son bulacağının ve açılan davanın usulden reddine karar verileceği hususunun davacı vekiline iş bu tensip tutanağının tebliği suretiyle ihtarına" karar verilmiş, tensip tutanağı usulüne uygun olarak davacı vekiline tebliğ edilmiş ise mahkememiz ara kararı yapılan ihtarata rağmen ara karar gereği yerine getirilmediğinden davalı şirket yönünden taraf teşkili sağlanmadığından davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-Davanın dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE, 2-Alınması gerekli 732,00-TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 615,40-TL harcın mahsubu ile eksik 116,60-TL karar ve ilam harcının davacı taraftan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına, 3-Taraflar lehine/aleyhine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 4-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Taraflarca yatırılan avansın kullanılmayan kısmının, karar kesinleştiğinde ilgili tarafa resen iadesine, Dair, tarafların yokluğunda, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 341. maddesi uyarınca gerekçeli kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.
Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır