İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/447 E. 2025/844 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/447
- Karar No
- 2025/844
- Karar Tarihi
T.C. İstanbul Anadolu 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/447 KARAR NO : 2025/844
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 26/05/2025 KARAR TARİHİ : 13/11/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin ticari faaliyetleri kapsamında kurmakta olduğu yeni fabrikası ile ilgili proje müellifi olarak faaliyet gösteren davalıya proje işini vermiş ve bu iş kapsamında de talebi üzerine 10.000.USD. ödeme yaptığını ancak davalının üstlendiği işi tamamlayarak teslim etmediği gibi tüm taleplere rağmen almış olduğu 10.000.USD.nıda iade etmediğini, bunun üzerine alacağın tahsili için ----.İcra Müdürlüğünün ----- Esas Sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, davalının takibe itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, davalının itirazının haksız ve yersiz olduğunu iddia ile itirazın iptaline takibin devamına ve %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle icra dosyasına yapmış oldukları yetki itirazını tekrar ettiklerini, icra takibinin müvekkilinin ikametgahı olan ------ icra dairelerinde açılması gerektiğini, yetkisiz icra dairesi tarafından gönderilen ödeme emrinin usulsüz olduğunu dolayısıyla ortada geçerli bir icra takibi bulunmaksızın açılan işbu itirazın iptali davasının koşulları oluşmadığından davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, esasa ilişkin olarak da davacı tarafın dava dilekçesinde ileri sürmüş olduğu sebeplerin hukuki dayanaktan yoksun olduğu, işbu iddiaların hem usul hem de esas açısından bakıldığında hukuki gerçeklikle bağdaşmadığı anlaşıldığını, huzurdaki davaya konu takipte davacı yalnızca müvekkilin işi yapmaması soyut iddiasında bulunduğunu, bu hususta dekonta dahi dayanmadığını, takibe dayanak dekontun bir borç ödemesi yapıldığını göstermekte olduğunu, davacı yan tarafından müvekkilinin hesabına açıklaması yapılmaksızın yapılan ödemenin bir borcun ödemesi olduğu açık bir şekilde ortada olduğunu, bilindiği üzere ve Yargıtay’ın da kabul ettiği üzere havale borcun ödenmesi niteliğinde olduğunu, havale edilen paranın borç ödemesi dışında bir amaçla yapıldığını iddia eden bu iddia eden davacının kanıtlamakla yükümlü olduğunu, davacı tarafından kötü niyetli olarak açılan bu davada müvekkilinin davacıya herhangi bir borcunun mevcut olmadığını belirterek haksız ve kötü niyetli davanın reddine, davacının %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Dava, hukuki niteliği itibariyle; hizmet sözleşmesi kapsamında işin tamamlanmaması nedeniyle ödenen paranın iadesine ilişkin başlatılan icra takibine itirazın İİK m.67 hükmü kapsamında iptali davasıdır. Dava basit yargılama usulüne tabi olup, yöntemine uygun olarak oluşturulan tensip zabtı uyarınca yargılama yapılmak suretiyle sonuçlandırılmıştır. Taraflarca delil olarak dayanılan, icra dosyası, ticaret sicil kayıtları ve davalının tacir araştırması için ilgili kurumlardan kayıtlar celp edilmiş ve sunulan diğer deliller ile birlikte incelenmiştir. İtirazın iptali istemine konu----.İcra Müdürlüğünün ----- Esas sayılı takip dosyasının incelenmesinde; davacı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhine 10.000,00 USD alacağın tahsili için ilamsız icra takibi başlatıldığı, davalı borçlunun süresi içerisinde takibe yapmış olduğu itiraz üzerine takibin durdurulmasına karar verildiği ve davanın hak düşürücü süre içeresinde açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu uyuşmazlık, taraflar arasında eser sözleşmesine ilişkin bir ticari ilişki kurulup kurulmadığı, davacının davalıya havale ettiği 10.000 USD'yi işin yerine getirilmemesi sebebiyle TBK m.77 hükümleri kapsamında iadesini talep edip edemeyeceği, bu uyuşmazlık noktaları kapsamında yetkili icra dairesinin ve mahkemenin belirlenmesi noktalarında toplanmaktadır. Bir davanın açılmasına neden olan, talep sonucunu haklı göstermeye yarayan maddi vakıalar “dava sebebi” olarak tanımlanır. Başka bir ifade ile dava sebebi, dava konusunu oluşturan ve hukuk düzeni tarafından belli bir değerin atfedildiği, belirli bir hukuki sonucun bağlandığı olaylardır. Dava sebebi kavramı elbette maddi vakıaları karşılar. Ancak bu vakıaların bütününü teşkil eden hayat olayları bazen aynı anda birden fazla dava sebebi meydana getirebilir. Bu durumda talebin sebebini hukuki sebeple birlikte değerlendirmek, yapılacak tercih için önemlidir. Aynı günlük yaşam olgusunda alacak hakkı elde eden kişinin ileri süreceği talep, yargılama ile birlikte davaya dönüşecek ve davanın sebebi, yapılacak tercihe bağlı olarak hâkimin yapacağı yargılama faaliyetinin hareket noktasını oluşturacaktır. Hâkim, HMK m.25 hükmünce tarafça getirilecek malzemeye dayalı olarak HMK m.26 hükmünce taleple bağlı kalacak ve HMK m.33 hükmünce de hukuki sebebi bu talebe dayalı belirleyecektir.Örneğin haksız fiil niteliğindeki bir darp vakıası sebebiyle açılan tazminat davasında, darp olayı vakıayı, darp neticesinde oluşan zarar ise dava sebebini oluştururken tazminat isteminin dayanağı olan hukuki sebep ise haksız fiildir. Burada zarar dava sebebi vakıası aynı zamanda haksız fiil hukuki sebebinin koşul unsurudur. Bir dava dilekçesinin içeriğinde bulunması gereken hususlar HMK m. 119 hükmünde düzenlenmiş olup hükmün birinci fıkrasının (e) bendinde “iddianın dayanağı olan bütün vakıalar” ifadesi ile “dava sebebi” kavramı, (g) bendinde ise “hukuki sebep” kavramı belirtilmiştir. Görüldüğü üzere kanunda da dava sebebine yüklenen anlamın, hukuki sebep olmadığını açıkça belirtmiştir. HMK m. 119/2 hükmünde dava dilekçesinde belirtilmesi gereken unsurlardan biri olarak bahsedilen dava sebebi ve hukuki sebebin gösterilmemesi ya da eksik bırakılması, davanın akıbetini etkilememektedir . Kanunda bu iki kavram açısından ayrımı en net ifade eden durum burada ortaya çıkmaktadır. “Hukukun uygulanması” başlığı altında düzenlenen HMK m. 33 hükmü “Hâkim, Türk hukukunu resen uygular.” şeklinde olup bu hüküm gereğince olaya, yani maddi vakıaya uygulanacak olan kuralların hukuki niteliğini tayin etme, hukuk kurallarını araştırıp bulma ödevi hâkime aittir. Deyim yerinde ise hâkim, bir terzi olarak hareket edecek, olaya uygun elbiseyi dikerek hukuki sebebi belirleyecektir.Bu kapsamda, HMK m.119/1, e bendi kapsamında davacı tarafından ileri sürülen vakıalar incelendiğinde taraflar arasında eser sözleşmesine ilişkin ticari ilişki kurulduğu belirtilmiş ve davacı da HMK m.119/1, ğ hükmü kapsamında sözleşmeden dönerek ödediği bedelin iadesini TBK m.77/II hükmü kapsamında talep etmiştir. Davalı ise söz konusu iddiaların reddini talep etmiştir. HMK m.33 hükmü kapsamında yapılacak değerlendirme söz konusu iddia ve savunma kapsamında yapılacak ve somut olaya uygulanacak kurallar bu kapsamda belirlenmesi gerekmektedir.İİK m.67 hükmü uyarınca açılan itirazın iptali davalarında, icra takibinin yetkili icra dairesinde yapılmış olması bu davaya özgü bir dava şartı olup, öncelikle icra dairesine yapılan yetki itirazının yerinde olup olmadığının incelenmesi gerekir. İcra dairesinin yetkisine itirazın İİK m.50 yollamasıyla HMK’nun yetkiye ilişkin hükümlerince çözümlenmesi gerekir. HMK m.6 hükmü gereğince bir davada genel yetkili mahkeme, davalının yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesidir. Aynı kanunun 10. maddesinde sözleşmeden doğan davalar için, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinin de yetkili olduğu belirtilmiştir ki, bu da özel yetkiye ilişkin bir düzenlemedir. TBK m.470 ve devamı hükümlerinde düzenlenen eser sözleşmeleri, niteliği itibariyle iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler olup, karşılıklı edimleri içerir ve eser sözleşmelerinde ücretin eserin teslimi sonrasında ödeneceği esas olup, ifa yeri de eserin teslim edildiği yerdir. Davacı taraf her ne kadar somut uyuşmazlıkta TBK m.89 hükmü uyarınca kendi işyeri merkezinin bulunduğu yer icra dairelerinin ve mahkemeleri olan mahkememizin yetki olduğunu belirtmiş ise de bunun kabul edilmesi halinde bütün para borcu ilişkilerinden doğan ihtilâflarda yetkili mahkemenin bu maddeye göre tayini gerekeceğinden, para borçlarıyla ilgili tüm ihtilâfların davacının yerleşim yerinde davaya konu olması sonucu doğar ki, bu da, Hukuk Muhakemeleri Kanununda yer alan yetkiyle ilgili kuralları adeta istisna haline getirmiş olur. Eser sözleşmesinden kaynaklanan bir alacakta yetkili mahkemenin tayininde 6098 Sayılı TBK'nun 89. maddesi hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Nitekim Yargıtay ---HD'nin (Kapatılan ---. HD) kararları da bu yöndedir. (Yargıtay ---HD.-----Sayılı kararları)Tüm dosya kapsamına göre, dava dilekçesiyle taraflar arasında eser sözleşmesine ilişkin ticari ilişki kurulduğu, davacının işsahibi, davalının ise işgören olduğunun iddia edildiği, davalının icra müdürlüğünün ve mahkemenin yetkisine usulüne uygun itiraz ettiği ve işyeri merkezinin bulunduğu ----- İcra Daireleri ve Mahkemelerinin yetkili olduğunu belirttiği, somut uyuşmazlıkta HMK m.6 hükmü gereği davalının işyeri merkezinin yanında HMK m.10 hükmü gereği sözleşme konusu işin tesliminin yapıldığı icra daireleri yetkili olduğu, sunulan deliller arasında HMK m.10 hükmü kapsamında bir belirlemenin yapılamadığı bu kapsamda genel yetkili icra müdürlükleri ve mahkemenin yetkili olduğu, davacı alacaklının yetkili icra müdürlüklerinde takip yapmaması ve davalı borçlunun icra müdürlüğünün yetkisine usulüne uygun itiraz etmiş olması sebebiyle HMK m.114/II hükmü kapsamında geçerli bir takibin bulunmadığı, TBK m.470 ve devamı hükümlerinde düzenlenen eser sözleşmelerinin, niteliği itibariyle iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler olduğu, karşılıklı edimleri içerdiğinden eser sözleşmelerinden kaynaklanan bir alacakta yetkili mahkemenin tayininde TBK m.89 hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı kanaatine varılarak HMK m.115/II hükmü uyarınca davanın dava şartı noksanlığından reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın HMK m.114/2 ve HMK m.115/2 hükümleri kapsamında geçerli bir takibin bulunmaması sebebiyle usulden REDDİNE, 2-Alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcından peşin ödenen 4.825,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 4.210,45 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafça yapılmış, yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Taraflarca yatırılmış gider avansından kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 6-Davadan önce gidilen arabuluculukta devletçe karşılanan 4.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, bu nedenle bu miktar yönünden de harç gibi tahsil müzekkeresi hazırlanmasına,Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.