İlk Derece Mahkemesi · Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 2024/468 E. 2025/465 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
- Esas No
- 2024/468
- Karar No
- 2025/465
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/468 Esas - 2025/465 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2024/468 KARAR NO : 2025/465
.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 11/11/2024 KARAR TARİHİ : 06/11/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 07/11/2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, Davalının .... sayılı ve “... kahve” ibareli markasına yapılmış olan itirazın reddedildiğini, müvekkiline ait ... ... markasının Türkiye’nin en eski markalarından biri olup, artık ünü dünyaya da yayılmış olan dünya çapında tanınmış bir marka olduğunu,.... tescilli olduğunu, müvekkilinin “... ...” ibaresini ilk olarak 1983 yılında tescil ettirmiş ve bu marka üzerinde yatırımlar yaparak seri markalarını yarattığını, müvekkili firmanın bir devlet kurumu olan ...’in özelleştirilmesi sonucu doğduğunu ve .... markalarını da devraldığını, ... ... markasının da 1937 yılından beri kullanıldığını, Türkiye’nin en eski ... markalarından biri olduğunu, belki de en eski tescilli markalarından da biri olması nedeniyle sadece ticari bir değer değil bir kültür mirası olma özelliğinin de bulunduğunu, .... sayılı “... kahve” markasının, müvekkilinin “... ...” ibareli markaları ile ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, davaya konu başvurunun esas unsurunun "..." ibaresi olduğunu, 30, 35 ve 43. Sınıf yönünden .... ibaresi nedeniyle marka başvurusunun zaten “Çaylar ve buzlu çaylar” emtiaları bakımından kısmen reddedildiğini, kurum kararının aksine müvekkilinin ... ... markasının ayırt ediciliği düşük, zayıf marka konumunda olmadığını, uzun yıllardır kullanımları ile ve bu kullanımlarda ... ibaresi tek başına da kullanılmak suretiyle, münhasıran ... sözcüğü de müvekkil markasını anımsatır hale geldiğini, her ne kadar “... ...“ve “... ...” ibareleri birbirinden farklı gibi görünse de, hem her iki ibarede yer alan sözcüklerin birbirleri ile bağlantısı ve hem de ilk algıda birbirlerini çağrıştırmaları açısından markaların iltibasa neden olacak derecede benzer olduğunu, davalının kötü niyetli olarak müvekkili tanınmışlığından faydalanmayı amaçladığını, ...sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; SMK m.6/1 anlamında bir tescil engelinin mevcut olduğundan söz edebilmek için, markaların benzer olması, kapsadıkları mal/hizmetlerin aynı/benzer olması ve iltibas yaratması koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerektiğini, her ne kadar taraf markalarında “...” ibaresi ortak olarak kullanılmış ise de, ... ibaresinin ayırt ediciliğinin zayıf olduğunu, orijinal bir ibare olmayıp, herkes tarafından kullanılabilecek bir ibare olduğunu, nitekim ticari hayatta sıklıkla kullanıldığını, bu nedenle zayıf marka konumunda olan “...” ibaresi yanında kullanılan diğer ibarelerin anılan markayı farklılaştırmak için yeterli olduğunu, taraf markalarının benzer olmadığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şahıs dilekçeleriyle, davacı markası tanınmışlığının “...” ibaresi üzerinde tekel hak bahşetmeyeceğini, ... ibaresinin zayıf bir unsur olduğunu ve çok sık kullanılan bir ibare olduğunu, 2021 Marka İnceleme Kılavuzu'nda "..." gibi ön ekler, eklendikleri işaretleri kök ibareyi tek başına içeren markalardan ayırt edilemeyecek kadar benzerlik kapsamı dışına çıkarmaya yetecek ölçüde farklılaştırmaktadır” şeklinde belirtildiğini, marketlerde kahvelerin satıldığı raf düzeni ve konumlandırmasının alkolsüz içecekler, atıştırmalıklar yahut çaylar arasında olduğunu, alkollü bir ürün olan "..."nın bambaşka bir yerde konumlandırıldığını ve karıştırılmasının mümkün olmadığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, YİDK Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, davalı tarafından ... ilan edildiği, davacının ... ... unsurlu unsurlu markalarını mesnet göstererek 6/1,6/4, 6/5, 6/9, 5/1 (b ve c)maddelerine dayanarak itiraz ettiği, ...tarafından itirazın reddedildiği, davacının bu karara itiraz ettiği, davacı itirazının ... sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içeresinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; MARKALARI ARASINDA BENZERLİK VE İLTİBAS İHTİMALİ; SMK 6/1 maddesi uyarınca; tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı veya benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı veya benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Dolayısıyla markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu; markaların tescilli oldukları sınıfların aynı olması veya birbirine benzer olmasıdır. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal veya hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Görüldüğü üzere karıştırılma ihtimalinin varlığı için çifte benzerlik şartının gerçekleşmesi ve her iki benzerliğin de dikkate alındığı genel izlenim ve değerlendirmeye göre ilişkilendirilme ihtimali dâhil karıştırma ihtimalinin bulunduğu kanaatine varılması gerekmektedir. EMTİALARIN BENZERLİĞİ; Öncelikli olarak davacının çok sayıda markasının 33. Sınıfta ..., alkollü içecekler (biralar hariç) vb. mallarında tescilli olduğu, ilk değerlendirme için dava konusu marka ile sınıfsal benzerlik gösteren .... markaları incelemeye alınmıştır. Zira daha detaylı bir incelemeye geçmeden dahi gıda ürünleri ile alkollü içeceklerin birbirinden farklı olduğu ortadadır. İlgili ürünlerin kullanım amaçları, hedef kitleleri, satış yerleri vb. koşullar birbirinden farklıdır. Zira alkollü içecekler ile gıda vb. emtiaların kullanım amaçları farklı olduğu gibi, yasa nedeniyle aynı yerde satılması da mümkün değildir (aynı satış yerinde olsa dahi ayrı bir reyonda satılmak durumundadır ). Bununla beraber yine yasalar gereği alkollü içeceklerin alımında +18 yaş kuralı ve saat sınırlaması mevcuttur, bu nedenle bahse konu malların tüketicisinin bilinçli tüketici olduğu ve emtialar arasında bir karışıklık yaşaması mümkün değildir.Söz konusu bu ürünlerin genellikle aynı anda tüketilmesinden hareketle benzer olduğu sonucuna varılamaz. Aksinin kabulü halinde bir kahvaltı veya yemek sofrasında genellikle birlikte bulunan ve birlikte yenen bütün ürünleri de benzer kabul etmemiz gerekirdi. Sonuç olarak karşılaştırma konusu mallar aynı veya benzer alıcı çevresine hitap etmediği gibi, benzer ihtiyaçları gidermede de kullanılmamakta ve birbirini ikame etmemektedir. Doktrinde de kabul gördüğü üzere, markalara ait mal veya hizmet listelerinde yer alan emtiaların "benzer" olup olmadığının değerlendirilmesinde, sınıflandırmaya ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemeler bağlayıcı kesin kurallar içermemektedirler. Bu nedenle, inceleme konusu markaların emtia listelerindeki sınıf numaralandırması ile bağlı kalınmaksızın, karşılaştırılan emtia listelerinin "aynı veya benzer" mal veya hizmetlerden oluşup oluşmadığı incelenmelidir. “Marka kapsamındaki mal ve hizmetlerin aynı veya benzer tür olup olmadığı hususunda 1957 yılında yapılmış olan “....” kapsamında hazırlanan “Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğ” hükümlerine ve bunun ekindeki sınıflara ve alt gruplara göre yapılan listenin dikkate alınması gerekmekle birlikte tek başına listenin bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu anlamda, ilişkilendirmenin varlığı için mal ve hizmetlerin tamamen aynı sınıfta veya aynı alt grupta yer alması gerekmez.” Zira asıl olan, işaretlerin, kapsamlarındaki mal veya hizmetler üzerinde tescilli bir marka olarak kullanılması durumunda, tüketici nezdinde karıştırılma ihtimaline yol açıp açmayacağıdır. Bu nedenle, mal ve hizmet sınıf ve alt gruplarında benzerlik araştırmasında piyasanın anlayışı, benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, mal veya hizmetlerin birbiri yerine ikame edilebilme ve rekabet olanaklarının olup olmadığı, birinin diğerini tamamlama imkânı olup olmadığı, mal veya hizmetlerin dağıtım kanallarının ortak olması, aynı veya yan yana raflarda satışa arz edilip edilmediği kullanım yöntemleri, hedeflenen müşteri kesiminin aynı olup olmadığı hususlarının araştırılması gereklidir. Markalar arasında iltibas değerlendirmesinin ilk koşulunun, taraf markaları kapsamındaki emtiaların benzerliği olduğu hususu Yüksek Mahkemenin birçok kararında da açıkça belirtilmiştir. Nitekim ....nezdinde verilen kararlarda da malların benzerliğine ilişkin değerlendirmenin, mal ve hizmetler arasındaki ilişkilerin ilgili özellikleri dikkate alınarak yapılması gerektiğini, bu özelliklerin, malların doğaları, kullanım amaçları, kullanım yöntemleri ve birbiriyle rekabet halinde veya birbirini tamamlayıcı olup olmadıklarını içerdiği belirtilmiştir. Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri temel olarak restoran, lokanta, kafe ve bu bağlamda yiyecek ve içeceklerin sunulması hizmetini kapsamaktadır. Gıda malları ile bu malların tüketiciye sunulması arasında direk olarak bir benzerlik kurulması doğru olmayacaktır. Marka İnceleme Kılavuzunda belirtildiği üzere gıda ürünleri ile 43. Sınıfa dâhil “yiyecek ve içecek sağlanması hizmetlerinin” karşılaştırılmasında benzerlik durumu gıda ürününün niteliğine göre değişiklik gösterir. Örneğin, 30’uncu sınıfta bulunan “her türlü un, irmik ve nişasta; toz şeker, kesme şeker, pudra şekeri; tuz; yiyecekler için çeşniler” gibi mallar başka gıdalar ile birlikte veya gıda yapımında kullanılan emtialardır; bu nedenle tek başlarına servis edilmeleri söz konusu olmaz. Dolayısıyla, tüketicilerin bu tarz malları tüketmek amacıyla restorana ya da kafeteryaya gitmesi beklenmezken; çay, kahve, pastacılık mamulleri, dondurma veya et gibi servise konu olabilecek malların tüketimi için herhangi bir restorana gidilebilir veya bir restoranda sunulan/servis edilen yemekle birlikte tuz, baharat, ketçap-mayonez gibi ürünlerin de bulunması, bu malların da restoran sahibi tarafından üretildiği anlamına gelmeyecektir. Restoranlarda yiyeceklerin ve içeceklerin tüketiliyor olması tek başına yiyecek ve içecek ürünleri ile restoran hizmetleri arasında benzerlik bulunması için yeterli değildir. (.... sayılı karar) Bununla beraber, bazı durumlarda, yiyecek veya içecek ile “yiyecek içecek hizmetinin sağlanması” arasında tamamlayıcılık söz konusu olabilir. Bilindiği üzere, malların (veya hizmetlerin) birinin diğerinin kullanımı için zorunlu ya da önemli olması nedeniyle birbirleriyle yakın bağlantı içinde olmaları ve bu yakın bağlantı nedeniyle tüketicilerin de bu malların üretiminin ya da hizmetlerin sağlanmasının aynı işletmenin sorumluluğunda olduğunu düşünebilecek olması durumlarında tamamlayıcı mallar (veya hizmetler) olarak kabul edilir. Bu kapsamda, gıda ürünleri ile yiyecek içecek hizmetleri arasında tamamlayıcılık ilişkisi kurulabiliyorsa bu durum genellikle düşük de olsa benzerliğe sebep olacaktır. Ayrıca, ilgili sektörde yiyecek içecek sağlanması hizmetlerini sunan işletmelerin aynı zamanda yaygın olarak yiyecek veya içecek ürünlerinin üretimini de gerçekleştirdiği durumlarda da benzerlik bulunduğu sonucuna varılabilecektir. Bu açıklamalar kapsamında çaylar ve kahveler açısından inceleme yapılacak olursa, çaylar ve kahveler ile kafe hizmetleri birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olan mallar ve hizmetlerdir. Söz konusu malların ve hizmetlerin dağıtım kanalları da aynı olabilir, örneğin bir kafede kahvenin veya çayın kendisi paket halinde müşterilere satılabilir. Dolayısıyla, belirtilen mallar ve hizmetler arasında düşük düzeyde benzerlik bulunduğu sonucuna varılabilir. Nitekim.... sayılı kararında şu tespitlerde bulunmuştur: “başvuru kapsamında yer alan ve çekişmeli bulunan 43. Sınıftaki “yiyecek içecek sağlanması hizmetlerinin” ise davacıya ait itiraza ve hükümsüzlüğe dayanan markalar kapsamında tescilli bulunmadığı; bununla birlikte 43. Sınıftaki “yiyecek içecek sağlanması hizmetleri” ile itiraza/hükümsüzlüğe dayanak markaların kapsamında bulunan 29 ve 30. Sınıflardaki çaylar, pastacılık ve fırıncılık mamulleri, kahve, kahve ve kakao esaslı içecekler gibi özellikle restoran, hastane, cafe, cafeterya gibi yiyecek içecek hizmetlerinin sağlandığı işletmelerde tüketiciye sunulan ürünler olmaları itibarıyla ürünlerin tüketiciye sunuluş yerleri itibarıyla belirli bir benzerlik bulunduğu kabul edilmelidir.” Benzer şekilde, 30’uncu sınıfa dâhil “fırıncılık ve pastacılık mamullerinin tatlıların” hazır sunuma konu olabilecek türde emtialar olması nedeniyle bu emtialar ile “yiyecek içecek sağlanması hizmetleri” arasında tamamlayıcı bir ilişkinin bulunduğu, bu mamulleri üreten işletmelerin aynı zamanda yiyecek içecek sağlama hizmeti sunması hususu da göz önüne alındığında 30’uncu sınıfa dâhil fırıncılık ve pastacılık mamulleri ile yiyecek içecek sağlanması hizmetleri arasında benzerlik bulunduğu kabul edilir. Hal böyle olunca, dava konusu markada 30. Sınıfta yer alan bazı mallar ile davacının markalarında yer alan 43. Sınıf arasında benzerlik kurulmuştur. İŞARETLERİN BENZER OLUP OLMADIĞI; Markaların karıştırılma ihtimalinden söz edilebilmesi için yukarıda da belirtildiği üzere emtiaların/hizmetlerin aynı/benzer olması yanında markayı oluşturan ibarelerin de aynı/benzer olması koşulu bulunmaktadır. İki işaret arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir. İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Benzerlik ve karıştırılma ihtimaline dayalı değerlendirmelerde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. .... kararlarında da belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar / kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir . Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zeka ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir . Ancak tüketici kitlesinin dikkat ve özen düzeyinin mal ve hizmet sınıflarına bağlı olarak değişkenlik göstermesi de mümkündür. İlgili tüketici kitlesinin dikkat düzeyi arttıkça karıştırılma ihtimali azalır. İki markanın benzer olup olmadığı değerlendirilirken; markalar arasında görsel, işitsel veya kavramsal düzeyde ortaya çıkan benzerlik veya yakınlık dikkate alınır. Görsel, işitsel veya kavramsal benzerliğin derecesi konusundaki değerlendirmeyi malların niteliğini ve malların piyasaya sunum yöntemlerini dikkate alarak yapmak yerinde olacaktır. İlgili tüketicinin markaları doğrudan karşılaştırma imkânının bulunmadığı, markaların karşılaştırmasını zihninde muhafaza ettiği tam (eksiksiz) olmayan imaja göre yaptığı dikkate alınmalıdır. Kavramsal (anlamsal) benzerlik,kelime veya şekil markalarının karşılık geldikleri anlam veya kavramlar bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Kelime markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği, temel olarak, farklı şekilde yazılı kelimelerin aynı veya farklı dilde aynı/benzer kavramlara (anlamlara) karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Şekil markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği ise temel olarak, markalarda yer alan şekil unsurlarının aynı kavramlara karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Taraf markalarında yer alan husumet konusu “...” ibaresinin “...” kelimesinin TDK’da“1.sıfat Kullanılmamış veya az kullanılmış olan, eski karşıtı, 2.Oluş veya çıkışından beri çok zaman geçmemiş olan, 3.Daha öncekilerden farklı olan, 4.O güne kadar söylenmemiş, görülmemiş, gösterilmemiş, düşünülmemiş olan, 5. En son edinilen, 6. İşe henüz başlamış, 7. zarf Biraz önce, çok zaman geçmeden, 8. Tanınmayan, bilinmeyen, 9. Eskisinin yerine gelen” anlamlarına geldiği görülmüştür. Kelimenin yapısı gereği sıklıkla kullanıldığı ve herkes tarafından anlamlarının bilindiği düşünülmektedir. Diğer yandan “Kahve” kelimesinin ise “1. Kök boyasıgillerden, sıcak iklimlerde yetişen bir ağaç, 2. Bu ağacın meyvesinin çekirdeği, 3. Bu çekirdeklerin kavrulup çekilmesiyle elde edilen toz, 4. Bu tozla hazırlanan içecek, 5. kahvehane,” anlamlarına geldiği görülmüştür. Yine sıklıkla kullanılan bu ibarenin anlamının herkes tarafından bilindiği düşünülmektedir.Dava konusu marka “... ...” ibaresi anlamsal açıdan kahvenin taze çekildiği vurgusu yapabilecektir. Davacı markaları “... Yolculuk” markasında yer alan yolculuk ibaresi “Ülkeden ülkeye veya bir ülke içinde bir yerden bir yere gidiş veya geliş; yol, seyahat, sefer” anlamına geldiği, Yenilikhane diye bir sözcüğün bulunmadığı, yenilik ibaresinin “... olma durumu” anlamına geldiği, hane ibaresinin ise “Birleşik kelimelerde "bina, yapı, yer, makam" anlamlarıyla ikinci kelime olarak yer alan bir söz:” anlamına geldiği, bu bağlamda “yeniliğin üretildiği, geliştirildiği, yaşandığı veya yayıldığı yer” anlamına gelebileceği, Sonuç olarak, taraf markalarınıda ortak unsur ... ibaresinin yer almasından kaynaklı anlamsal bir benzerlik kurulabileceği söylense de, “...” ibaresinin sıfat olduğu ve yer alan ikinci kelimeleri anlamsal açıdan betimlediği asıl anlamın “...” ibaresinde değil ikinci kelimelerde olduğu, bu bağlamda markaların anlamsal açıdan bariz farklılıklar içerdiği, İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda tek başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür. Bu noktada dava konu markalar ... ibaresi ile başlamakta, bu bağlamda fonetik bir benzerlik içerdiği, Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, tek başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Kelime markalarında görsel değerlendirme; kelimenin uzunluğu/kısalığı, harf sayısı, harflerin dizilimi, kelime sayısı ve işaretlerin yapısı gözetilerek yapılmalıdır. Taraf markalarından ... ... ibareli markada ise şekil unsurunun ön planda olduğu, bu bağlamda farklışamanın sağlandığı, Bu noktada ... ibaresinin ayırt edici gücünden bahsetmek gereklidir. Ayırt edici gücü yüksek olan markalarda karıştırılma ihtimali daha kolay bir şekilde ortaya çıkacakken, zayıf markalar bakımından tam tersi olacaktır. Zayıf markalar, ayırt edici gücü düşük olan, tescili istendiği mal/hizmetle alakalı olan veyahut günlük hayatta herkesçe ve her yerde kullanılan sıradan sözcüklerden seçilmiş markalar olarak tanımlanabilir. Yaratım bir ibarenin akılda kalma gücü ile sıradan, sıklıkla kullanılan bir ibarenin akılda kalma gücü aynı değildir. Bu noktada zayıf markanın koruma alanı daha dardır. Bu şekilde sektörel anlamda kullanımı yaygın olan ve ayrıca tüketicinin de ilk ve öncelikli olarak ibareyi yaygın olarak bilinen anlamı ile algılayacağı kelimeleri marka olarak tercih eden kimselerin, kendisi ile aynı sektörde faaliyet gösteren rakiplerinin de anılan ibare üzerinde eşit orandaki kullanım hakkına katlanması gerekeceği düşünülmektedir. Bu noktada ... ibaresinin sıklıkla kullanıldığı (sektörden bağımsız olarak) ve ayırt edici gücünün düşük olduğu ortadadır. Davalı kurum nezdinde ... ile başlayan 3960 tane marka kaydı bulunmaktadır. Zayıf bileşenlerin karıştırma ihtimali etkisi hususunda Ülkemizin de kabul edip imzaladığı 02.10.2014 tarihinde yayınlanan “Nispi Ret Nedenlerine İlişkin Ortak Uygulama Hakkında Ortak İletişim – Karıştırılma İhtimali (Ayırt edici olmayan/zayıf bileşenlerin etkisi)” başlıklı mutabakat metninin de değerlendirme yapılırken göz önüne alınması gereklidir. Bu Uygulamanın amacı, markaların ayırt edici olmayan/zayıf bileşenlerinin karıştırılma ihtimali değerlendirmesinde etkisine yönelik yaklaşımda bir bütünlük sağlamaktadır. Anılan Mutabakat metninin 5.3 maddesi; “Markalar düşük seviyede ayırt ediciliği olan bir unsuru paylaşıyorsa, karıştırılma ihtimali değerlendirmesinde örtüşmeyen bileşenlerin markaların genel izlenimi üzerindeki etkisine odaklanılacaktır. Örtüşmeyen bileşenlerin benzerlikleri/farklılıkları ve ayırt edicilikleri ele alınacaktır.” şeklindeyken, aynı metnin 5.4 maddesi; “Sadece ayırt edici olmayan bileşenlerin örtüşmesi karıştırılma ihtimali meydana getirmez.”şeklindedir. Bu noktada markaların ortak unsurlarının düşük ayırt edici niteliği haiz olduğu durumlarda işaret benzerliği incelemesinde ortak olmayan unsurlar ve genel izlenim belirleyici olacaktır. Diğer bir ifadeyle, markalar düşük düzeyde ayırt ediciliği olan bir unsuru paylaşıyorsa, karıştırılma ihtimali değerlendirmesinde örtüşmeyen bileşenlerin ayırt etme güçleri ve markaların genel izlenimi üzerindeki etkisine odaklanılacaktır. Karşılaştırma konusu işaretlerde ortak unsur dışında diğer unsurların daha düşük seviyede ayırt ediciliğe sahip olması veya diğer unsurların işaretlerde belirgin olmayan görsel bir etkiye sahip olması ve bu nedenle işaretlerin düşük ayırt edici niteliğe haiz ortak unsur sebebiyle genel izlenimlerinin benzer olması nedeniyle markalar benzer bulunabilecektir. Aksi halde ayırt edici özelliği düşük ibarelerin ortak unsur olarak yer almasından kaynaklı otomatik bir benzerlik kurulması mümkün değildir. Somut olay yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde değerlendirildiğinde; taraf markalarında bariz anlamsal farklılıklar bulunduğu ve tüketici zihninde bu anlamlarla kolaylıkla ayrışma sağlanabileceği, benzer bulunun emtiaların tüketici kitlesinin dikkat seviyesinin özellikle 35. Ve 43. Sınıf nazarında çoğunlukla yüksek olduğu, markalarda yer alan fonetik ve harfsel küçük benzerliklerin anlamsal farklılık etkisiyle bertaraf edilebileceği, tüketicinin ... ibaresine sıklıkla aşina olduğu, bu bağlamda ... ibaresini içeren her markayı birbirinin serisi gibi algılamadığı, markaların çağrışımlarının ve bir bütün olarak uyandırdıkları izlenimin farklı olduğu, ... ibaresinin ayırt edici gücünün düşük olduğu, zayıf markaların ayırt edici gücü yüksek markalar gibi korunmasının mümkün olmadığı, zayıf markaları adına marka olarak tescil ettirenlerin, sonraki zamanlarda anılan işaretleri başkalarının da diğer ayırt edici eklerle ve şekillerle birlikte tescil edilebileceğini öngörmeleri ve buna katlanmaları gerektiği de eklendiğinde, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, TANINMIŞLIK İDDİALARI; 6769 sayılı SMK’nın 6/4 maddesinde “Paris Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir.” ve 6/5 maddesinde “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önce yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hallerde, aynı veya benzer markanın başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hali saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” denilmektedir. 6769 s. SMK’nın 6. maddesinde “tanınmış marka”lara yer vererek onların diğer markalara göre daha yoğun korunmalarının koşullarını oluşturmuştur. Madde bu korumayı SMK md. 6/4 ve 5 olmak üzere iki ayrı fıkrada düzenlemiştir. Belirtilmelidir ki, SMK md. 6/4’de Paris Sözleşmesi kapsamında bir markanın aynı veya benzer olması ve ayrıca mal/hizmetlerin de aynı/benzer olması şartı aranırken, md. 6/5’te Türkiye’de tanınmışlık düzeyine ulaşan markalar için mal/hizmet sınıflarının aynı/benzer ya da benzer olmasına bakılmayacağı ifade edilmiş ve bu bağlamda SMK md. 6/5’in koruma kapsamı, hükümde anılan hallerden birinin gerçekleşmesi durumunda daha geniş tutulmuştur. Bununla birlikte, md. 6/5 hükmünden yararlanabilmek için Türkiye’de tanınmışlık düzeyine ulaşmış markanın tescil edilmesi şartı aranırken, SMK md. 6/4 hükmünden yararlanacak olan Paris Sözleşmesi kapsamında Türkiye’de tanınmış markanın tescil edilme şartı aranmamaktadır. Davacının “... ...” markasının ... ürünlerinde tanınmış olduğu konusunda bir beis bulunmamaktadır. Yukarıda sınıfsal anlamda benzer olan davacı markaları incelenmiştir. Bu aşamada davacının ... ... marka tanınmışlığının, sınıfsal engeli aşıp dava konusu markayı engeleyip engellemeyeceği araştırılmalıdır. Davacı “... ...” markası bir bütün halinde tanınmıştır, yani davacı tanınmışlığının salt “...” ibaresine davacı lehine bir aidiyet kazandırmadığı, ayırt edici gücününü arttırmadığı, Bu noktada ... + ürün adı şeklindeki her kullanımın davacı markalarını akla getirmesi hayatın akışı içinde pek mümkün değildir. Yukarıda da belirtildiği üzere ... ibaresi ile başlayan ve yanına ek ibare alan çok sayıda marka bulunmaktadır. Özellikle gıda malları ve alkol tüketen tüketici kitlesinin bir kısmının örtüşmesi noktasında bile, taraf markalarının karıştırılmayacağı, zira bahse konu ürünlerin kullanım amaçları farklı olup, birbiri ile rekabet etme olanakları bulunmamaktadır. Bu bağlamda bir imaj transferinin yaşanması da mümkün gözükmemektedir. Davacı “... ...” markasının “...” ürünleri bakımından tanınmış olduğu kabul edilmekle birlikte, markalar benzer görülmediği için madde korumasından yararlanamayacağı, KÖTÜ NİYET İDDİALARI; Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir. Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir. Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. Somut olayda davacı, markasının tanınmış olması nedeniyle davalının bu ibareyi seçtiğini beyan etmekte ve bu nedenle davalının kötü niyetli olduğunu belirtmektedir. Karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi ya da markalar arasında yer alan benzerlikler kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren herhangi somut bir kanıt sunulmamıştır. Bu noktada davalı markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması -ki somut olayda markalar benzer bulunmamıştır-, tek başına kötü niyet oluşturmadığı, Netice itibariyle, Dava konusu markada yer alan bir kısım emtiaların, davacı emtiaları ile aynı/benzer olsada, taraf markaların genel izlenim bakımından farklı olduğu ve karıştırılma ihtimali bulunmadığı, davacının 6/5 madde korumasından yararlanamayacağı, kötü niyet iddialarını ispat edilemediği, kurumun vermiş olduğu kararın hukuka uygun olduğu hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı sonuçlarına ulaşılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 187,80.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı kurum kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şahsın yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekili ile davalı şahsın yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.
Kâtip Hâkim ... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır