İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/376 E. 2025/221 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/376
Karar No
2025/221
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/376 Esas - 2025/221 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2024/376 KARAR NO : 2025/221

.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 04/09/2024 KARAR TARİHİ : 29/05/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 29/05/2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka .... Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkili şirketin “...” ibareli markaları ilk kez 2007 yılında üretmiş ve piyasa sunmuş olduğunu, 2007 yılından bu yana “...” ibareli markalarını büyüterek seri marka ailesi haline getiren müvekkili şirketin, markalarını 2007 yılından bu yana gerek ülke gerekse yurt dışı piyasasında korumak adına birçok girişimde bulunmuş olduğun, müvekkili şirketin 2007 yılından bu yana kullandığı ... esas unsurlu seri markalarının yoğun sermaye ve emek harcamaları neticesinde tüketici nezdinde bilinir, tanınır markalar haline gelmiş olduğunu, davalı şirket marka başvurusu “... & ..... ibaresinin anlamı itibariyle ve gündelik hayatta markette, manavda ve herhangi bir işletmede çok sıkça kullanılan bir ibare olması ve gıda ürünleri için tanımlayıcı bir ibare olması sebebiyle davalı şirket markasında tanımlayıcı konumda olduğunu, .... ibaresinin ise klasik pizzalara nazaran boyut olarak daha küçük pizzaları tanımlıyor olup cins isim olduğundan ayırt edici bir unsur olmadığını, bu sebeple dikkat çeken, esaslı olan unsurların ayrı ayrı yazılan “...” ibaresi olduğunu, ayrıca davalı markasının beyaz zemin üzerine mavi ibarelerden meydana gelmiş olup hiçbir ayırt edici görsel niteliği haiz olmadığını, davalı tarafından markanın sol üst köşesine eklenen “..... şekline benzer şeklin ise herkesin kullanımına açık ve davalı şirket markasını farklılaştırmamış bir şekil olduğunu, davalı şirket markasında, müvekkili şirket markasının anlamı değiştirilmeden aynen kullanılması, .... ibaresinin gündelik hayatta herkese açık ibare olması,....” ibaresinin cins isim olmasın ve kullanılan şeklin ayırt edici olmaması sebebiyle müvekkili şirket markası ile davalı şirket markasının benzer olduğunu, dolayısıyla davalı yan markasının görsel anlamda müvekkili markalarından farklılaşamamış olduğunu, ... & .... markasının hizmet verdiği gıda sektörünün ve 30. sınıftaki tescil başvurusunda da bizzat “pizza” ibaresinin geçmesi dikkate alındığında davaya konu markadaki boyutça küçük pizzayi tanımlayan “....” ibaresinin tanımlayıcı nitelikte olup işbu markaya ayırt edicilik katmadığını, davaya konu marka başvurusu ile müvekkilinin “...” markalarının benzer olması ve aynı/benzer malları kapsamasından dolayı söz konusu marka ile müvekkilinin tescilli markaları arasında halk arasında karıştırılma ihtimalinin de bulunduğunu, müvekkili şirketin “...” asli unsurunu taşıyan markaları ile işbu dava konusu markanın yöneldiği tüketici kitlesi davalı marka başvurusunda tescili istenen sınıf ve emtialar yönünden uzun süre araştırma yapmayan, hızlı karar veren ve markalar arasında çağrışımlar yaparak beğenilen, tanınan markaya benzer görülen markaları tercih eden kısacası algılama ve dikkat düzeyi düşük tüketicilerden oluştuğunu, ilk kez müvekkili tarafından kullanılan “...” esas unsurlu markalara çok büyük yatırımlar yapılmış olup, bu yatırımlar neticesinde müvekkil şirketin “...” ibaresini içeren seri markalarının tanınmış ve ayırt edici nitelik kazanmış olduğunu, müvekkilinin markasının tanınmış bir marka olması sebebi ile çok benzerinin aynı sektöre dâhil aynı ve/veya benzer mal/hizmetler bakımından üçüncü bir şahıs tarafından tescili halinde, bu tescilin müvekkilinin çok tanınmış markasının ün ve itibarından haksız kazanç sağlama, markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesine, markaların kaynağı konusunda tüketicilerin yanılmasına ve bu bağlamda müvekkilinin markalarının kalite ve güven fonksiyonun zedelenmesine neden olacağını ifade ederek .... başvuru numarası ile kayıtlı “... & .....” ibareli marka başvurusunun tescil edilmesi halinde 30. sınıf ve 35. sınıfın altında yer alan 29, 30 ve 32. sınıf emtiaları yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu marka ile davacıya ait “...” ibareli markalar, bir bütün olarak ele alındığında, ortalama tüketici nezdinde karıştırılacak derecede benzer olmadıklarını, “...” sözcüğü, gıda ve spor sektöründe herkesin kullanabileceği türden ve ayrım gücü zayıf bir ibare olup, özellikle ayırt edici ek/sözcüklerle kullanıldığında karıştırılma ihtimalinin ortadan kalkacağını, başvuruya konu markası bir bütün olarak “...& ....” ibarelerinden oluşmuş olup, markanın başlangıç kısmında yer alan baskın şekil unsuru ile birlikte davacı markalarından yeterince farklılaşmış olduğunu, kullanılan renklerin farklılığı, şekil unsuru ve ibarelerin gözde ve akılda bıraktığı genel izlenim, davacıya ait “...” esas unsurlu markalardan farklı olduğunu, “...” ibaresi günlük hayatta ve ticaret hayatında sıklıkla kullanılan bir ibare olduğundan, fantezi-orijinal olmayan bir kelime olup, zayıf marka konumunda olduğunu, bu nedenle anılan ibarenin çekişme konusu mal ve hizmetler yönünden zayıf marka olduğunu, taraf markaları arasında karıştırılacak derecede benzerlik olmadığı için tanınmışlık koşulları oluşmadığı gibi, davalı markasının davacı markalarının çıkarlarına zarar vermesi ve itibarından haksız yararlanmasının da mümkün olmadığını, bu nedenle davacı vekilinin tanınmışlık ile ilgili iddialarının da kabul edilebilir olmadığını, kötü niyet iddialarının ispat edilemediğini ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili dilekçeleriyle özetle; müvekkili şirkete ait marka beyaz zemin üzerine açık mavi renkte ve müvekkilinin kurumsal yazı tipinde yazılan "... & Fresh Pizzetta" ibaresi ve ibarenin sağ başında yine açık mavi ve kırmızı renkte müvekkili şirket logosu olan domino taşından oluştuğunu, dava konusu müvekkili markasını oluşturan ögeler arasında, marka görselinde herhangi bir ayrıma gidilmemiş ve markanın bir bütün olarak algılanacağı şekilde tescil edilmiş olduğunu, davacının iddiasına mesnet markalarının ise beyaz zemin üzerine siyah renkte ve genel bir yazı karakteri ile yazılan ibarelerden ibaret olduğunu, davacının 'fresh' ibaresini yaygın olarak nitelerken, 'fresh' ibaresine nazaran çok daha fazla kullanılan '...' ibaresinin ayırt ediciliğinin yüksek olduğu ve baskın unsur olduğu yönündeki beyanlarının da gerekçelendirilememiş olduğunu, davacının, müvekkili şirketin dava konusu markasının başında bulunan ibaresini "halihazırda hiçbir ayırt ediciliği olmayan zar şeklindeki işaret" olarak nitelendirmiş olduğunu, ancak söz konusu işaretin, hem WIPO üzerinde uluslararası olarak hem ülkemiz genelinde marka olarak uzun süredir tescilli olduğunu, müvekkili şirketin uzun yıllardan beridir yaygın olarak kullanıyor olması ve işaretin bilinirliğini arttırmak için vermiş olduğu bilinçli çaba sonucunda işaretin ülke ve dünya genelinde .... ile özdeşleşmiş durumda olduğunu, şekilin zar değil, müvekkili marka adının... olmasına istinaden domino taşı olduğunu, benzerlik iddiasında bulunulan markalar görsel açıdan değerlendirildiğinde, kullanılan renkler, yazı karakterleri, marka ve logo yerleşimleri gibi asli unsurların hiçbirinde benzerlik bulunmadığını, bilinçli bir tercihin sonucu olarak '...' ve 'fresh' ibareleri birleşmekte ve farklı bir bütün oluşturduklarını, davacı yanın dayanak gösterdiği markalar ile eldeki dava konusu marka arasında herhangi bir işitsel benzerlik bulunmadığını, markalarda ortak unsur olarak bulunan '...' ibaresinin, sağlıklı ve zinde gibi anlamlara gelmekte ve ayırt edici değil nitelik bildirici unsur özelliği gösterdiğini, '...' ibaresinin, ticari hayatta gıda, spor, giyim gibi sektörlerde sıklıkla kullanılan ve kendi başına bir markayla ilişkilendirilmesi mümkün olmayan bir ibare olduğunu, '...' ibaresinin davacı lehine bir seri marka oluşturduğunun ve bu hususun da tüketiciler nezdinde bilinir kılındığının da ispatı gerekçelendirmesinin yapılamamış olduğunu, kurum kararının hukuka uygun olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, davalı şirket tarafından 22.04.2022 tarihinde.....l başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” hükmüne amirdir. 6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi anlamında benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu markaların tescilli oldukları sınıfların birbirine benzerliğidir. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal ve hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Eğer her iki koşul da gerçekleşmiş ise markalar arasında iltibas olduğuna karar verilecektir. Markalar arasındaki benzerlik incelenirken, Markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlik, Çağrıştırma, Bir bütün olarak markaların uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan mal veya hizmetin değeri ve alıcının bu mal ve hizmeti almaya ayırdığı zaman kriterleri ele alınmalıdır. Yerleşik Yargıtay içtihatları ile sabit olduğu üzere; bir markanın bir başka marka ile benzer olup olmadığı müşterisi hafızasında bıraktığı imaja göre belirlenir. Bir marka, hizmet veya malın, diğer bir marka, hizmet veya malla karşılaştırılarak benzerliği tespit edilirken marka, mal veya hizmete bütünsel bir açıdan yaklaşılmalı ve müşterileri nezdinde bıraktıkları izlenim dikkate alınmalıdır. Nitekim .... E. ve .... K. sayılı kararında; “…556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8/1-b bendi uyarınca markaların iltibas yaratıp yaratmadıklarının belirlenmesinde, markaların kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının alıcısı olan ortalama düzeydeki halk nezdinde karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığının tespiti gereklidir. Bunun için de işaretleri oluşturan harf, kelime, şekil gibi asıl ve yardımcı unsurların değerlendirilmesi zorunludur... Dairemizin bu konuda yerleşik içtihatları uyarınca asıl unsurun; bunların ayırt edici ve baskın unsurları unutulmaksızın markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin tümüne hâkim olan görünüş ve ayırt ediciliği vurgulayan imajda aranması gereklidir...” denmektedir. İltibas, kanunlarda tanımlanmamış olmakla birlikte öğretide “bir markanın aynen veya benzerinin kullanılması suretiyle, alıcı zihninde gerek emtiaların (veya hizmetlerin), gerekse müteşebbisin kaynağı açısından yanlış kanaatler uyandırılması ve bunların aynı yerden piyasaya sürüldüklerinin düşündürülmesi, bu yönden çağrışımlar yapması” olarak tanımlanmıştır. Sadece alıcıların belirli bir mal veya hizmet yerine başka mal veya hizmeti almak istemeleri halinde değil; alıcıların mal veya hizmetlerin birbirinden farklı olduklarını anlamalarına rağmen, bunların kaynağının aynı işletme olduğuna veya malları satan yahut hizmetleri sunanlar arasında idari veya ekonomik bağlılık olduğuna inanmaları halinde de iltibas ihtimali vardır . Dolayısıyla, iltibas bulunduğunun kabulü için işaretin marka ile bağlantı kurulmasına ve düşünsel olarak markayı çağrıştırmasına elverişli olması gerektiği anlaşılmaktadır. Karıştırılma ihtimalinin varlığı 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi uyarınca “halk” nezdinde olmalıdır. Bir markanın diğer marka ile karıştırılma ya da iki marka arasında ilişki bulunduğu ihtimali, malın hitap ettiği uzman ya da satıcı nezdinde değil, halk nezdinde araştırılmalıdır. Dolayısıyla, markaların hitap ettiği tüketici ya da kullanıcı dikkate alınmak suretiyle, markaların bu kişiler nezdinde karıştırılıp karıştırılmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasada geçen “halk” tabiri amaca uygun şekilde “markayı taşıyan ürünlerin nihai tüketici kitlesi” olarak anlaşılmalıdır. Benzerlikte görüşüne başvurulacak kişi markalı ürünün yöneldiği hedef kitleye mensup/makul derecede bilgilendirilmiş, makul derecede dikkatli ve makul derecede ihtiyatla değerlendirme yeteneğine sahip kişinin değerlendirmesidir. İltibas tehlikesinin bulunup bulunmadığının tespitinde, mal ve hizmetlerin aynı veya benzer alıcı çevresine hitap edip etmediklerine ve aynı veya benzer ihtiyaçları gidermede kullanılıp kullanılmadıklarına; markaların kullanıldığı mal veya hizmetin ekonomik değerine; bunların hitap ettiği alıcı grubunun sosyal ve ekonomik düzeyine ve orta yetenekteki alıcıların markanın kullanılacağı mal veya hizmetleri aldıkları sırada sarf edecekleri dikkat ve özene de bakılır. Emtiaların Aynı/Benzer/İlişkili Olup Olmadığı; Dava konusu .... sayılı ve “...&.....” ibareli markanın kapsamındaki 30.sınıftaki mallar ile 35. Sınıftaki 29., 30. ve 32. sınıflardaki malların satışı hizmetlerinin davacı markalarının kapsamında aynı/aynı tür/benzer/ilişkili olarak yer aldığı, Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır. Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır. Dava konusu markanın tescil kapsamına giren mallar/hizmetlerin hitap ettiği nihai tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi açısından somut olaya bakıldığında; bu emtiaların hepsi, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerdendir ve hitap ettikleri tüketicilerin markaları aynı anda incelemeye tabi tutmaması, küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde incelememesi, sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışması nitelikleri de gözetildiğinde, bu emtiaların hitap ettiği hedef kitlenin, seçicilik/algı/dikkat/özen/bilinç seviyesinin ortalama/makul düzeyde olduğu, Marka İşaretlerinin Benzer Olup Olmadığı ; Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, yukarıda da değinildiği üzere, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaya göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla asıl olan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaya göre değerlendirme yapılmasıdır. Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir. Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, tek başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Kelime markalarında görsel değerlendirme; kelimenin uzunluğu/kısalığı, harf sayısı, harflerin dizilimi, kelime sayısı ve işaretlerin yapısı gözetilerek yapılmalıdır. Görsel değerlendirmede, kelimenin ilk kısmında oluşan benzerlik ya da benzememe durumu kelimenin son kısmına göre daha büyük öneme sahiptir. Bununla birlikte, görsel algı önce dışta bulunan elemanları ayırt ettiği için, son harf, kelimenin iç kısımlarında yer alan harflere kıyasla, daha büyük etkiye sahip olacaktır. Kelime markalarında, kelime yazıldığından farklı şekilde okunmadığı sürece (yabancı dillerdeki markalar), görsel ve işitsel benzerlik genellikle aynı anda ortaya çıkar. Bununla birlikte, kısa zaman aralığında gerçekleşen işitsel algıya kıyasla, görsel algının daha kesin ve tekrarlanan algılama imkânı sağladığı dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, işaretler arasındaki görsel farklılıklar işitsel farklılıklara kıyasla daha fazla etkiye sahip olacaktır. İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda tek başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür. Kavramsal (anlamsal) benzerlik, kelime veya şekil markalarının karşılık geldikleri anlam veya kavramlar bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Kelime markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği, temel olarak, farklı şekilde yazılı kelimelerin aynı veya farklı dilde aynı/benzer kavramlara (anlamlara) karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Şekil markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği ise temel olarak, markalarda yer alan şekil unsurlarının aynı kavramlara karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Dava konusu “ ” ibareli marka, beyaz zemin üzerine, mavi renkte, ilk harfleri büyük, standart harflerle, “...&Fresh Pizzetta” ibaresinin yer aldığı, bu ibarenin solunda domino taşı figürünün bulunduğu karma bir markadır. Davacı markaları, münhasıran “...” ibaresi veya bu ibare ile birlikte “index” veya “x” ibarelerinin yer aldığı kelime markalarıdır. Dava konusu markanın esas unsurunun bütüncül olarak “...&.....” ibaresi, davacı markalarında ise markaların esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, Markalarda yer alan “...” ibaresinin, dava konusu marka ile davacının redde gerekçe markaları arasında marka işaretleri bakımından karıştırılma ihtimaline yol açıp açmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Marka korumasının kapsamını genişleten hâller gibi daraltan hâller de ayırt edicilik unsuru ile ilgilidir. Bu bağlamda korumanın kapsamının daraldığı, marka sahibinin üçüncü kişilerin benzer veya yakın kullanımlarına katlanma zorunluluğunun doğduğu ilk hâl, markanın ayırt ediciliğinin zayıf olması hâlidir. Markanın ayırt ediciliğinin zayıf olarak değerlendirilmesine yol açan temel husus ise, tescili istenen işaretin niteliğidir. Söz gelimi; ticari hayatta yaygın kullanılan sözcük ve işaretler, özellikle cins isimleri, bir ülkede yaygın kullanılan kişi ad ve soyadları, günlük dilde sıklıkla kullanılan sözcükler, bir malın şekli veya ambalajından oluşan işaretler nitelikleri gereği sınırlı düzeyde ayırt ediciliğe sahiptir. Bütün olarak, sadece bu tür işaretlerden oluşan markaların koruma kapsamı da aynı ölçüde daralmaktadır. Zayıf ayırt ediciliğin sonucu olarak, daha dar bir koruma alanına sahip olan bu markalar öğretide “zayıf marka” olarak adlandırılmaktadır. Esasen “güçlü” ya da “zayıf” marka ayrımının kanunî bir dayanağı bulunmamaktadır; ancak markaya tanınacak korumanın kapsamının belirlenmesinde önemli bir ayrım olarak öğretide ve yargı kararlarında kabul edilmektedir. Zayıf markalara, özgün markaların aksine benzer mal veya hizmetleri ya da tanınmış markanın aksine farklı mal veya hizmetleri kapsayacak biçimde koruma sağlamak olanaklı değildir. Zayıf bir marka tescil ettiren kişi, o işaret ile normal koşullarda iltibas oluşturabilecek benzer işaretlerin üçüncü kişiler tarafından kullanılmasına katlanmak durumundadır. Zira marka olarak tescil edilmiş olsa bile zayıf bir işaret üzerinde bir kişiye tüm mal veya hizmetleri kapsayacak şekilde inhisarî hak tanınamaz. Bu husus, yukarıda koruma kapsamının genişlediği hâller arasında sayılan ve karıştırılma ihtimalinin yükselmesine neden olan özgün markanın tam tersi bir durumu ifade etmektedir. Markanın birden fazla unsurdan oluştuğu hâllerde unsurların ayırt edicilik düzeyleri birbirinden farklı olabilir. Bu doğrultuda, bir marka zayıf unsurlar içerse dahi, bir bütün olarak değerlendirildiğinde zayıf marka olarak nitelendirilmeyebilir. Şüphesiz zayıf markada olduğu gibi, zayıf unsurlar içeren markada da unsurların ayırt ediciliği koruma kapsamını etkilemektedir. Şöyle ki; marka sahibi, markasının ayırt edicilik gücü yüksek unsurları bakımından SMK m. 7.2 çerçevesinde koruma elde edebilirken; zayıf unsurlarının üçüncü kişilerce kullanılmasına ise kural olarak katlanmak zorundadır. Temelde bir sözcüğün anlamsal içeriği o sözcüğün ayırt ediciliğini belirleyen en önemli husustur. Zira bir ülkenin konuşma dilinde yaygın olan sözcüklerin üçüncü kişiler tarafından kullanımının tümüyle engellenerek, sözcüğün sadece marka sahibinin tekeline verilmesi olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu hâllerde marka sahibi, üçüncü kişilerin dürüst kullanımına katlanmak zorundadır. Dava konusu “...&....” ibareli marka ile davacı markalarında ortak unsur olarak yer alan “...” ibaresinin İngilizce’de “uygun, zinde” anlamlarına geldiği, ülkemizde toplumda sağlıklı, zinde olunduğunu belirtmek için “... olmak” şeklinde kullanımının yaygın olduğu, dolayısıyla dava konusu gıda sektörüne ait mallar ve bu malların satışı hizmetleri bakımından ayırt edici niteliği zayıf bir ibare olduğu, ... ibaresi gıda ürünlerini tanımlayan, bu emtialar bakımından vasıf veya cins bildiren ve doğrudan bu emtiaları işaret eden bir anlamı haiz olmamakla birlikte; günümüzde yaygın ve yoğun piyasa kullanımı neticesinde söz konusu emtialar bakımından ayırt ediciliği zayıflamış ve hatırlatıcı bir işaret haline gelmiştir. Vücut yapısına ve gıda ürünlerinden temin ettiği içerik ve kaloriye dikkat eden tüketiciler, ambalajı üzerinde “...” yazan bir ürün satın aldığında, bu ürünün diyet bir ürün olduğu, kalorisinin eşlenik ürünlere göre (üzerinde “...” yazmayan) daha düşük olduğu, daha az yağlı veya daha yüksek proteinli ve tüketildiği takdirde tüketicinin dış şeklinin (bedeninin) istenen görünüşe daha yakın olacağı beklentisi oluşturduğu, Dosya kapsamında, davacının “...” ibareli markalarının kullanım sonucu ayırt edici niteliğinin arttığı yönünde iddiası somut delillerle ispat edilememiş, mahkememizce de bu yönde bir kanaat oluşmamıştır. Bazı mahkeme kararlarında bunun aksi yönünde değerlendirmelerde bulunulmuşsa da, bu görüşe katılmamaktadır. Karşılaştırmaya konu olan markalar görsel, işitsel ve kavramsal olarak incelendiğinde, her ne kadar dava konusu marka ile davacı markalarında “...” ibaresi ortak unsur olarak yer alsa da, dava konusu markanın başında yer alan “fresh pizzetta” ibaresinin şekil unsurunun varlığının markaları farklılaştırmaya yeterli olacağı, zira tüketicinin dava konusu markayı bütüncül olarak “...&fresh pizzetta” olarak algılayacağı, markalarda yer alan “...” ibaresinin dava konusu mallar/hizmetler bakımından ayırt edici niteliği düşük bir ibare olduğu, zayıf ibarelerin küçük eklemelerle ortalama tüketici nezdinde farklılaşabileceği hususları birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu “...&....” ibareli marka ile davacının markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı, Sonuç olarak, her ne kadar dava konusu markanın kapsamında yer alan dava 30. sınıftaki mallar ile 35. Sınıftaki 29., 30. ve 32. sınıflardaki malların satışı hizmetlerinin davacının redde gerekçe markalarının kapsamında aynı/aynı tür/benzer/ilişkili olarak yer alsa da, dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunmaması nedeniyle dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında karıştırılma ihtimalinin olmadığı, Tanınmışlık İddiaları; 6769 sayılı SMK m. 6/5 düzenlemesi “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” biçimindedir. Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir. Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma) tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması mümkün değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır. Yukarıda anlatılanlar doğrultusunda, dava konusu markanın davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlama, tanınmış markanın itibarına zarar verme, tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme gibi hususların değerlendirilmesi için ilk şart dava konusu marka ile davacı markaları arasında aynılık/benzerlik olmasıdır. Yukarıdaki bölümlerde bahsedildiği gibi, somut olayda, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmamaktadır. Öte yandan, 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunması şartının sağlanması gerektiği ancak bu şartın gerçekleşmediği, bu şart gerçekleşse dahi dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, bu risklerden herhangi birisinin gerçekleşme ihtimalinin ayrıca davalı başvurusunun davacıya ait “...” esas unsurlu markasının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığının davacı tarafından ispatlanamadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı ve dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı, Kötü Niyet İddiaları ; Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir. Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir. Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. Somut olayda, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı önceki bölümlerde detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, velev ki markalar arasında karıştırılma ihtimali olsa dahi, -somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir- davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı, Netice itibariyle, Dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu 30. sınıftaki mallar ile 35. Sınıftaki 29., 30. ve 32. sınıflardaki malların satışı hizmetlerinin davacının redde gerekçe markalarının kapsamında aynı/aynı tür/benzer/ilişkili olarak yer aldığı, Dava konusu marka başvurusu ile davacı markaları arasında marka işaretleri bakımından benzerlik olmadığı, Dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, Davacının tanınmışlık gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, Kötü niyet iddialarının ispat edilemediği, .... Kararı’nın yerinde olduğu sonuç ve kanaatlerine varılmış aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 187,80.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı kurum ile şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalının yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ....yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.29.05.2025

Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2024/376, K. 2025/221, T. 29.05.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-376-e-2025-221-k-7f16d794bb73