İlk Derece Mahkemesi · Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi

Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 2024/284 E. 2025/466 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Esas No
2024/284
Karar No
2025/466
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/284 Esas - 2025/466 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2024/284 KARAR NO : 2025/466

.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 14/06/2024 KARAR TARİHİ : 06/11/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 06/11/2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka ... Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davaya konu marka müracaatı olan “naturapark meram” ibaresindeki esaslı unsur olan ..., müvekkili firma markası olan "..." ile okunuş olarak aynısı olduğunu, toplam 2 kelimeden 11 harften oluşan bir markadaki esaslı unsurun, hiçbir dikkat çekiciliği veya ayırt ediciliği olan değişiklik yapılmadan "..." aynen tescil edilmek istendiğini, müvekkili esaslı unsurunun arasına genel ibare olan“park” ibaresi eklenerek davalı "..." markasına ayırt edicilik kazandırmadığı gibi müvekkili markaları ile de aynı şekilde başlangıç ibaresi olarak kullanıldığını, davaya konu olan “naturapark meram” markası görsel olarak müvekkili markası olan "..." markasından herhangi bir ayırt edici vasfa sahip olmadığı gibi işitsel olarak da farklılık içermediğini, dava konusu marka ile müvekkili firma markasının telaffuzu ve kulakta bıraktıkları etkinin birebir olarak aynı olduğunu, bu durumun işitsel olarak iltibasa neden olduğunu, müvekkili geniş faaliyet alanı içerisinde bilhassa işbu itiraza gerekçe olan .... tescil numaralı, “...” ibareli markası 37. sınıfta tescilli olup markanın da mülkiyet hakkına sahip olduğunu, davaya konu, ... başvuru numaralı “naturapark ... ibareli marka başvurusunun ise 19 / 36 / 37. sınıflar için yapılmış olduğunu, davalının müvekkili markalarından haberdar olmasına rağmen ısrarlı marka başvurusunda bulunduğundan kötüniyetli olduğunu beyan ederek ...” ibareli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; başvuru markası kapsamında kalan 19. Sınıftaki “Metalden olmayan binalar, konut, ticaret merkezi, iş yeri olarak kullanılan metalden olmayan yapılar.” ile 36. Sınıftaki “Gayrimenkul müşavirliği ve idaresi hizmetleri, konut, ticaret merkezi, iş yeri olarak kullanılan gayrimenkullerin komisyonculuğu, müşavirliği ve idaresi hizmetleri.” nin davacıya ait ... sayılı markası kapsamında bulunmadığını ve bu nedenle anılan emtialar arasında ise karıştırma ihtimali bulunmadığını, başvurunun kötü niyetle yapıldığını gösterir kanıtlar itiraz ekinde sunulmadığından ve Kurul’da başvurunun kötü niyetle yapıldığı yönünde kanaat oluşmadığından kötü niyet iddiasının yerinde olmadığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili dilekçeleriyle özetle, itiraz sahibinin "..." markası ile söz konusu müvekkili şirkete ait "..." markası arasında sadece iki kelime benzerliğinin bulunduğunu, bu benzer kelimeler tali eklenti niteliğindeki "..." kelimesi ve müvekkili şirketin kullanım hakkına tek başına haiz olduğu tescilli "..." kelimeleri olduğunu, söz konusu bu kelimelerin aynı olmasının, markaların benzerliği anlamına gelmediğini, markaların benzerliği, markaların görsel, işitsel, kavramsal ve çağrışımsal yönlerden benzer olmasıyla anlaşılır olduğunu, itiraz sahibinin "..." markaları ile söz konusu "naturapark meram" markası arasında bu yönlerden hiçbir benzerlik bulunmadığını, müvekkili şirkete ait olan "naturapark meram" ibareli markanın esas unsuru olan "...." ibaresi için müvekkilinin .... dosya numaralı tescilde görüleceği üzere müktesep hakka sahip olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, ... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, davalı şirket tarafından 08.07.2022 tarihinde ...başvuru numarası ile “naturapark meram” ibareli marka için 19 / 36 / 37 /sınıflarda marka başvurusunda bulunulmuş; söz konusu marka başvurusu .... tarafından kabul edilerek 12.09.2022 tarihli ve 404 sayılı .... ilan edilmiş, söz konusu yayına davacı şahıs tarafından itiraz edilmiş, işbu itiraz ... sayılı kararı ile nihai olarak 19. ve 36. sınıflardaki mallar/hizmetler bakımından kısmen kabul edildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; TARAF MARKALARI ARASINDA BENZERLİK VE İLTİBAS İHTİMALİ; 6/1 maddesine göre, bir marka başvurusunun tescili için önceki marka ile aynılığı veya benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı veya benzerliği incelenir. Eğer halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa, itiraz üzerine başvuru reddedilir. Bu bağlamda markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi için ilk koşul; markaların aynı sınıfta veya benzer sınıflarda yer almasıdır. İkinci şart ise markaların kendilerinin benzerliğidir. Çifte benzerlik şartı gerçekleştiğinde, genel izlenime göre karıştırılma ihtimaline karar verilir. Zira öğreti, kanun ile gösterilen kapsamı da gözeterek, hukuki anlamda karıştırılma ihtimalini markalar arasındaki benzerliğin, alıcıları, satın almayı düşündükleri mal yerine bir başka mal alma satın almak durumunda bırakması veya alıcıların iki farklı marka karşısında bulunduklarını anlamalarına rağmen bu markaların aynı işletmeye ait olduğunu sanmaları ya da bu malları üreten işletmeler arasında örgütsel ya da ekonomik bir bağlantının bulunduğu düşüncesine kapılmaları tehlikesi” şeklinde tanımlamaktadır. EMTİALARIN BENZERLİĞİ; Doktrinde de kabul gördüğü üzere, markalara ait mal veya hizmet listelerinde yer alan emtiaların "benzer" olup olmadığının değerlendirilmesinde, sınıflandırmaya ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemeler bağlayıcı kesin kurallar içermemektedirler. Bu nedenle, inceleme konusu markaların emtia listelerindeki sınıf numaralandırması ile bağlı kalınmaksızın, karşılaştırılan emtia listelerinin "aynı veya benzer" mal veya hizmetlerden oluşup oluşmadığı incelenmelidir. Önemli olan husus, işaretlerin, kapsamındaki mal veya hizmetler üzerinde tescilli bir marka olarak kullanılması durumunda, tüketicilerde karışıklık yaratma olasılığı taşıyıp taşımadığıdır. Bu nedenle, mal ve hizmet sınıfları ile alt gruplarında benzerlik araştırması yapılırken, piyasanın algısı, hedeflenen alıcı kitlesine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, mal veya hizmetlerin birbirinin yerine kullanılabilirliği ve rekabet koşullarının olup olmadığı, birinin diğerini tamamlama potansiyeli bulunup bulunmadığı, mal veya hizmetlerin dağıtım kanallarının ortaklığı, aynı veya bitişik raflarda satışa sunulup sunulmadığı, kullanım yöntemleri ve hedeflenen müşteri kitlesinin benzer olup olmadığı gibi unsurların incelenmesi gerekmektedir. Markalar arasında iltibas değerlendirmesinin ilk koşulunun, taraf markaları kapsamındaki emtiaların benzerliği olduğu hususu Yüksek Mahkemenin birçok kararında da açıkça belirtilmiştir. Nitekim ... nezdinde verilen kararlarda da malların benzerliğine ilişkin değerlendirmenin, mal ve hizmetler arasındaki ilişkilerin ilgili özellikleri dikkate alınarak yapılması gerektiğini, bu özelliklerin, malların doğaları, kullanım amaçları, kullanım yöntemleri ve birbiriyle rekabet halinde veya birbirini tamamlayıcı olup olmadıklarını içerdiği belirtilmiştir. Dava konusu marka başvurusunun "19.sınıf: Metalden olmayan binalar, konut, ticaret merkezi, iş yeri olarak kullanılan metalden olmayan yapılar. 36.sınıf: Gayrimenkul müşavirliği ve idaresi hizmetleri, konut, ticaret merkezi, iş yeri olarak kullanılan gayrimenkullerin komisyonculuğu, müşavirliği ve idaresi hizmetleri. " Davacının redde mesnet... sayılı markasının "37.sınıf: İnşaat hizmetleri, inşaat araç - gereçlerinin ve iş makinelerinin kiralanması hizmetleri. Temizlik hizmetleri; dezenfeksiyon hizmetleri; haşere ilaçlama hizmetleri; temizlik araçları ve makinelerinin kiralanması hizmetleri. Kara araçları servis istasyonu hizmetleri (bakım, tamir ve akaryakıt dolumu). Deniz araçlarının bakımı ve tamiri hizmetleri; gemi inşaatı hizmetleri. Hava taşıtlarının bakım ve tamiri hizmetleri. Mobilyalara ilişkin döşeme, tamir, restorasyon hizmetleri. Isıtma, havalandırma ve su tesisatının kurulması (tesis edilmesi), bakımı ve tamiri hizmetleri. Giysilerin temizliği, bakımı ve tamiri hizmetleri. Sınai makinelerin ve cihazların, büro makinelerinin ve cihazlarının, haberleşme cihazlarının, elektrikli ve elektronik cihazların tesisi, bakımı ve tamiri hizmetleri. Asansör tamiri ve bakımı hizmetleri. Saat tamiri hizmetleri. Madencilik, maden çıkarma hizmetleri. Ayakkabı, çanta, kemer tamiri hizmetleri." ni kapsadığı, kapsamlarının ortak bir mal veya hizmet sınıfı ihtiva etmediği, Bununla birlikte markaların korunmasında hususiyetle sınıflandırma tebliğ sistemine göre bir değerlendirme yapılması gerektiği kabul edilen görüş ise de Türkiye’nin de taraf olduğu Nice Anlaşması’nda birlik ülkeleri tarafından sınıflandırmanın esas sistem olarak kabul edilmesi zorunluluğu getirilmediği, bu nedenle gerek ülkemizde gerekse de yurtdışında görülen pek çok uyuşmazlıkta Nice sınıflandırması kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin bağlayıcı olmadığı açıkça kabul edilmiş olup benzerlik ihtimalinin mal ve hizmetler arasındaki ilişki gözetilerek ele alınması gerektiği kabul edilmektedir. Dolayısıyla Nice sınıflandırmasının esas sistem kabul etmesinin bağlayıcı değil ancak yardım fonksiyonlu olarak kabul edilmesinin doğru olduğu, bu bağlamda sınıflandırmadan bağımsız olarak mal ve hizmetler arasındaki ilişkinin değerlendirmeye alınması gerekeceği, başka bir ifadeyle markaların kapsamlarında farklı mal ve hizmet sınıfları dahi olsa, markaların tescilli oldukları mal ve/veya hizmet arasında bir ilişkilendirme ihtimali mevcutsa koruma kapsamının belirlenmesinde bu benzer mal veya hizmetlerin esas alınabileceği kabul gören görüştür. Nitekim ... tarafından verilen kararlarda da mal ve hizmetlerin benzerliğinin araştırılmasında .... sınıflandırması bağlayıcı görülmemekte, bu mal ve hizmetlerin aralarındaki ilişkiyi karakterize eden “tüm faktörler” in dikkate alınması gerektiği belirtilmektedir. Ülkemizde de Yüksek Mahkemenin çok sayıda kararında, farklı sınıflarda yer alan mal ve hizmet grupları arasında tüketici teamülleri ve davranışları, söz konusu mal ve hizmetler arasında uygulamada yaygın olarak gözlemlenen ilişkilerin varlığı, tüketicilerin bu mal ve hizmetlere yönelik algıları gibi hususlar göz önüne alınarak benzerlikler kurulmuş/kurulmaktadır. Bu nedenle inceleme konusu markaların emtia listelerindeki sınıf numaralandırması ile bağlı kalınmaksızın, karşılaştırılan emtia listelerinin "aynı veya benzer" mal ve hizmetlerden oluşup oluşmadığı incelenmelidir. Bu halde dava konusu marka başvurusu kapsamında yer alan altı çizili ve koyu renk ile gösterilen 19. Sınıftaki “yapı birimleri” ile davacı yanın önceki tarihli markasında 37. Sınıfta yer alan “inşaat hizmetleri” arasında bir benzerliğin mevcut olduğu, zira 19. Sınıftaki bu yapılan 37. Sınıf kapsamında sunulan hizmetin nihai ve temsili sonucu olduğu, dolayısıyla bu mal ve hizmetler farklı sınıflarda yer alsalar dahi aralarında doğrudan doğruya bir benzerliğin mevcut olduğu, bu mal ve hizmetlerin doğrudan birbirlerini tamamlayıcı nitelikte özelliklere sahip olduğu, doğaları ve rekabet olanaklarının benzer olduğu, Dava konusu marka kapsamında 36. Sınıfta sayılan bu hizmetler gayrimenkul sektörüne yönelik yapılan “komisyonculuğu, müşavirliği ve idaresi hizmetleri” olarak sınırlandırılmış hizmetler olup bu hizmetler ile “inşaat hizmetleri” arasında bir ilişkinin mevcut olduğunun mutlak kabulü gerekeceği, zira günümüzde inşaat firmalarının kendi yaptıkları konut ve iş yerlerini bizzat pazarladıkları, çeşitli kampanya ve taksit seçenekleri ile satışa sundukları, bu nedenle inşaat hizmeti sunan işletmelerin aynı zamanda gayrimenkullerinin satışı ve tanıtımı hizmetinin de sundukları, dolayısıyla bu hizmetlerin birbirini tamamlayan, aynı tüketici kitlesine hitap eden, sektörel teamüller doğrultusunda aynı dağıtım kanalı ile tüketiciye ulaşan hizmetler oldukları, dolayısıyla ister büyük ölçekli bir proje olsun ister standart bir inşaat projesi olsun, inşaat hizmetini gerçekleştiren kaynak ile ortaya çıkan taşınmazın satışını gerçekleştiren kaynak çoğu zaman aynı olup inşaat ve emlak hizmetleri günümüzde bir nevi iç içe geçmiş mahiyettedir. “ davalının davaya konu markayı 36. Sınıfta yer alan "Gayrimenkul Komisyonculuğu, müşavirliği ve idaresi hizmetleri" için kullandığı, bu hizmetlerin davacının markasının tescilli olduğu 37. sınıftaki inşaat hizmetleri ile ilişkili olduğu," Bununla birlikte farklı mal ve hizmet sınıfları arasında bu çerçevede bir ilişki kurulabilmesi için işaretler arasındaki benzerlik düzeyinin de çok daha yüksek olması gerekmektedir. “Karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde 8/1-b hükmündeki markaların ayniyeti veya benzerliği ile mal ve hizmetlerin ayniyeti veya benzerliğine ilişkin hususların karşılıklı bir bağımlılık ve dengeleme ilişkisi içinde olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Çünkü kimi zaman karşılaştırılan mal ve hizmetler arasındaki düşük düzeyli benzerlik, markalar arasında var olan yüksek düzeyde benzerlik ile ikame edilebilir.” Benzerliği tespit olunan bu emtialar arasındaki bu ilişkinin işaretler arasında iltibas ihtimali yaratıp yaratmadığı hususunun tespiti, işaretler yönünden bir değerlendirme yapılmaksızın mümkün olmadığından işaretlerin de ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir İŞARETLERİN BENZER OLUP OLMADIĞI ; Markaların karıştırılma olasılığından bahsedebilmek için, emtiaların veya hizmetlerin aynı ya da benzer olması gerektiği gibi, markayı oluşturan unsurların da aynı ya da benzer olması şarttır. İki işaret arasındaki karıştırılma ihtimali, iki farklı şekilde ortaya çıkabilir. Birincisi, başvurusu yapılan markanın, daha önce tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış bir markaya benzerliği nedeniyle, tüketicinin bu markayı daha önceki markayla karıştırması ve bu nedenle satın almayı düşündüğü üründen farklı bir ürünü almasıdır. İkinci durum ise, tüketici, iki marka arasındaki farkları fark etmesine rağmen, bu markaların aynı işletmeye ya da aynı ekonomik-idari kaynağa ait olduğunu düşünebilir. Bu durumda, tüketici aslında almak istemediği bir ürünü, güvendiği önceki markayla bağlantılı olduğunu düşündüğü için satın alabilir. Bu durum, önceki tescilli veya başvurusu yapılmış markanın tüketici nezdinde oluşturduğu güvenin haksız bir şekilde kullanılmasına yol açar ve karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olur. Benzerlik ve karıştırılma ihtimaline dayalı değerlendirmelerde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır.... kararlarında da belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar / kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir . Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zekâ ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir . Ancak tüketici kitlesinin dikkat ve özen düzeyinin mal ve hizmet sınıflarına bağlı olarak değişkenlik göstermesi de mümkündür. Somut uyuşmazlıkta ise taraf markalarının ortak olduğu hizmet gruplarının niteliği itibariyle özellikle yüksek fiyatlı hizmetler oldukları, düzenli ve sık satın alınan hizmetler olmadıkları gibi anlık kararlar ile satın alınması da mümkün olmayan hizmetler olması sebebiyle tüketicinin olağanın üstü bir dikkat ve özen sarf edeceğinden bahsedilmesi mümkündür. Ancak bu tüketici kitlesinin hiçbir zaman yanılmayacağından bahsetmek mümkün olmayacağı gibi aksine daha önceden tanıdığı ve bildiği bir marka ile sonraki marka arasında ilişkilendirme kurma eğilimi, başka bir ifadeyle sonraki markanın, önceki marka ile iktisadi ya da idari bir bağı olup olmadığı sorusu, bu nitelikteki tüketicinin algısında daha çabuk ön plana çıkacaktır. Benzerlik değerlendirmesine ilişkin bu genel tespitler çerçevesinde yapılması gereken temel değerlendirme, dava konusu marka ile davacı yana ait dayanak marka arasında karıştırılma riskini ortaya çıkarabilecek düzeyde bir benzerliğin mevcut olup olmadığı ile ilgili olacaktır. Markaların karşılaştırılmasında, işaretlerin görsel, sesçil (fonetik) ve kavramsal (semantik) açıdan benzer olup olmadıkları, markaları oluşturan unsurların bütünsel bir bakış açısıyla değerlendirilmesiyle tespit edilebilir. Aynı şekilde, markaların kapsadığı mal ve hizmetler açısından benzerlikleri de bir bütün olarak ele alınmalıdır. Görsel benzerlik karşılaştırılırken, markalara konu olan yazı ve işaretlerin yerleşim biçimleri, harf sırası ve yazı karakterleri gibi belirgin özelliklere dikkat edilmelidir. Sesçil benzerlik açısından, markaların ortalama tüketici kitlesi tarafından kendi dillerinde nasıl telaffuz edildiği önemlidir; özellikle markaların başlangıç kısımlarının fonetik olarak benzer sesler çıkarıp çıkarmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Kavramsal benzerliklerin karşılaştırılmasında ise, tescil kapsamındaki ortalama tüketici kitlesinin bu kelimelere kendi dillerinde anlam verip veremeyeceği dikkate alınmalıdır. Bu çerçevede dava konusu marka incelendiğinde.... ibaresinden oluşan bir marka olduğu, “...” kelimesinin İngilizce “canlının doğası” anlamına geldiği, ihtilaf konusu hizmetler açısından ayırt edici bir ibare olduğu, “park” ibaresinin ihtilaf konusu hizmetler yönünden sık tercih edilen bir son ek olduğunun kabulü gerekeceği, “Meram” ibaresinin ise davalı tarafın da beyanlarından anlaşılabildiği üzere Konya ilinde bulunan bir merkez ilçenin adı olarak coğrafi bir yeri temsil ettiği, markanın sol kısmında “na” harflerinin üzerine çiçek görsellerine yer verildiği, bu görselin markanın bütününe bir etkisinin doğrudan olmadığı, bu haliyle davalı markasının asli unsurunun “...” ibaresi olduğu, Davacının redde mesnet markası ise ...+.... şeklinde olup anılan markada da dava konusu markadaki münhasır ayırt edici unsur olan “...” ibaresinin ve yine “...” coğrafi yer adının yer aldığı, markaya siyah renklerin hakim olduğu, her iki kelimenin de alt ve üst kısımlarından çizgisel şeritler arasında konumlandırıldığı, Bu halde somut uyuşmazlık açısından tespiti gereken husus taraf markaları kapsamında benzerliği tespit olunan hizmetlerin ilgili tüketici kitlesi nezdinde markalar arasında karıştırılma ihtimaline yol açabilecek düzeyde olup olmadığının tespiti gerekmektedir. İşbu uyuşmazlık kapsamında tartışıldığı gibi kendisinden önce tescil edilmiş bir markadaki ibare ile birlikte kendi unsurlarını içerisinde barındıran birleşik bir markanın önceki marka ile iltibas oluşturup oluşturmadığına karar verilebilmesi için önceki markanın kendi başına uyuşmazlık konusu mal ve hizmetlerde bağımsız bir ayırt edici karakterinin olup olmadığının ve bu ibarenin sonraki markada da dominant bir etkiye sahip olmadığının incelenmesi gerekmektedir. Dolayısıyla iltibas ihtimalinin varlığı için önemli olan, önceki markanın, sonraki marka içerisindeki kullanımında bağımsız ayırt edici karakterini koruyup korumadığı ve ayırt edici niteliğinin ne denli yüksek olduğudur. ...ve ... ibareli taraf markaları görsel anlamda birbiri ile doğrudan bir benzerlik taşımamaktadır. Bununla birlikte firmaların logolarını dönemsel ihtiyaçlar, yeni faaliyetler, değişen trend vb. birçok sebeple zaman içerisinde değişiklik yapmaları olağan bir durum olduğundan işaretlerin görsel anlamdaki farklılığı “...” ve “...” ibarelerini ortak olarak ihtiva etmelerinin yarattığı algının ortaya çıkaracağı benzerliği ortadan kaldırmamıştır. Zira markalardaki ortak ayırt edici unsur olan “...” ibaresi her iki markada da ön ses olarak yer aldığı gibi dava konusu markadaki “park” ikincil unsurunun da bütünsel algıyı değiştiren bir katkısı bulunmamaktadır. Bu durumda taraf markaları arasında görsel açıdan ortalama düzeyde bir benzerlik hali mevcuttur. Bunun yanı sıra markaların “....” ibarelerini ortak olarak ve birebir içermesi, işaretlerin telaffuzlarını yüksek düzeyde benzer kıldığı gibi yine kavramsal olarak da aynı ibarelerle yaratılmış markaların, “...” kelimesinin anlamının tüketici tarafından bilinip bilinmemesinden bağımsız aynı kavram köküne işaret ettiği algısını yaratacağı şüphesizdir. Bu durumda taraf markalarının bütünsel algılarını etkileyen unsurları açısından ortaya çıkan nihai algının, her iki markanın da iktisaden aynı kaynağın markaları olduğu izlenimini yaratma ihtimalinin kuvvetle muhtemel olacağı, şekilsel açıdan mevcut farklılıkların bütünsel imajı etkiler yeterlilikte olmadığı gibi “park” kelimesinin varlığının da bu algıyı değiştirmek için yeterli değildir. Zira her iki markada da “...” ayırt edici ibaresi ortak olarak markanın asli unsuru olduğu gibi “...” ibaresinin ortak kullanımı da yine işaretleri güçlü düzeyde benzer kılmaktadır. Hal böyleyken her iki taraf markasın altında sunulan hizmetler ile aynı ya da ayrı zamanlarda karşı karşıya kalması muhtemel tüketicinin, dikkat ve algı düzeyi ne olursa olsun, önceden deneyimlediği davacı markası ile yüksek düzeyli benzerlik gösteren sonraki markayı birbirine karıştırabileceği ve sonraki markayı, önceki deneyiminin hafızasında kalan izlenimi doğrultusunda o markaymış gibi tercih edebileceği, dolayısıyla markaları birbirlerinin serisi olarak algılayabileceği, Neticesinde dava konusu marka kapsamında.... kararı sonrasında kalan 19 ve 36. Sınıf hizmetler ı bakımından, taraf markaları arasındaki benzerlik düzeyinin yüksekliğinin, bu hizmetler yönünden tespit edilen benzerlik ilişkisini, iltibas riskine çevirebilecek mahiyette olduğu, her iki tarafın markasının da iktisaden aynı kaynağın markaları olarak algılanacağı, DAVALI TARAFIN MÜKTESEP HAK İDDİASI; Yargıtay kararlarında kazanılmış hak sağlayan önceki markaların belirlenmesi yönünden bazı ölçütler getirilmiş ve getirilen bu kriterler güncel kararlarda da geçerliliğini korumuştur. Buna göre; Öncelikle kazanılmış hak sağlayan markanın tescilli olması, bir başka deyişle kullanım ve tescilinin taraflar arasında artık çekişme konusu olmaktan çıkmış olması, kabullenilmesi gerekir. (Bkz aynı doğrultuda ... İkinci olarak bu markaya dayalı olarak yapılan sonraki başvuruda kazanılmış hak sağlayan markanın asli unsuru muhafaza edilerek, işletme ile bağlantısı ve tüketici nezdinde yarattığı izlenim korunmak suretiyle oluşturulması gerekmektedir. Zira önceki markanın asli unsuru dahi değişmiş ise bu artık yeni bir marka başvurusu olacağından önceki markanın zaman içindeki değişikliklere uyarlanması için yapılmış bir başvuru olduğu kabul edilemez.( Bkz aynı doğrultuda .... Son olarak sonraki başvurunun, önceki markanın kapsadığı mal/hizmet ile aynı veya aynı tür emtiaları içermesi, kapsamını genişletme yoluna gitmemesi zorunludur. Müktesep hak iddiasının temel gerekçesi markanın taraflar arasında çekişme konusu olmaktan çıktığının kabul edilmiş olunmasıdır. Çekişme konusu olmaktan çıkmanın temel şartı ise önceki markanın tescili üzerinden asgari beş yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olmasıdır. Bununla birlikte Yüksek Mahkemenin güncel içtihatlarında müktesep hakkın varlığı için, önceki dayanak markanın fiili kullanımının varlığının da aranılması gerektiğini istikrarlı bir şekilde vurgulamakta olduğu bilinmektedir. “…., davalının önceki tarihli "... markasını kullandığını ispat edememesi sebebiyle müktesep hak karinesinden faydalanamayacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı adına tescilli ... markasının tüm sınıflarda hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, karar kesinleştiğinde ...na bildirilmesine karar verilmiştir.” Müktesep hak için aranılan kriterler arasında markanın salt sicildeki kaydı gözlemlenerek incelenmesi gereken kriterler bulunduğu gibi diğer yandan markanın fiili olarak da kullanıma konu edilip edilmediğinin yerleşik yargı kararlarında arandığı, Davalı taraf gerek işlem dosyasında gerekse de dava dosyasında ... sayılı ve ibareli 19. Sınıfta “Bu sınıfa dahil biçimlendirilmemiş halde malzemeler: kum, çakıl, mıcır, asfalt, zift, çimento, kireç, alçı, sıva, beton, blok mermer. Beton, alçı, toprak, kil, taş, mermer, ahşap, plastik veya sentetik malzemelerden imal edilmiş ve şekil almış yapı/inşaat/yol yapımı ve benzer amaçlı malzemeler: metalden olmayan binalar/yapılar, yapı elemanları, direkler, bariyerler, tabii veya sentetik ısı ile yapıştırılabilen kaplamalar, çatılar için ziftli kartonlar, ziftli kaplamalar, ahşap ve sentetik malzemeden kapı ve pencereler. Yollar için metal, mekanik ve aydınlatmalı olmayan trafik işaretleri. Beton, taş veya mermerden yapılmış anıtlar, heykeller. İnşaatlar için cam ürünleri. Metalden olmayan prefabrik yüzme havuzları. Akvaryum kumları.” ... tescilli markasının varlığına dayanarak müktesep hak iddiasında bulunmuştur. Söz konusu markanın 17.05.2016 tarihinde tescil edilmiş olduğu, dava konusu marka başvurusunun başvuru tarihi olan 08.07.2022 tarihi itibariyle tescili üzerinden 5 yıldan uzun bir süre geçtiği, başvuruda yer alan 19. Sınıf emtiaları birebir kapsadığı, esas unsuru itibariyle dava konusu marka ile gerek şekil gerekse de kelimesel unsurları itibariyle seri marka algısı yaratacak şekilde esas unsurunun muhafaza edilmiş olduğu, Bununla birlikte davalı taraf işlem ve dava dosyası kapsamında anılan markasının 19. Sınıf emtialarda kullanıldığını gösterir herhangi bir delile yer vermemiştir. Markanın yalnızca tescilli olması ve yukarıdaki sair kriterleri karşılaması, müktesep hakkın varlığının kabulü açısından yeterli olmayıp aynı zamanda nizasız ve fasılasız bir biçimde kullanımın varlığının da gözetilmesi gereklidir. Dolayısıyla bu yükümlülüğün yerine getirilmediği bir durumda müktesep hak kapsamında tartışılabilir önceki markanın varlığının da sonraki başvuru açısından doğrudan bir koruma sağlamayacağı, KÖTÜ NİYET İDDİALARI; Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir. Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir. Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. ...ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. Davalının markasının davacı markasıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı, Netice itibariyle, Dava konusu başvuruda yer alan mal 19 ve 36. Sınıf mal ve hizmetlerin tamamının, redde mesnet davacı markası kapsamında 37. Sınıfta yer alan “inşaat hizmetleri” ile benzer olduğu, Taraf markaları arasında mal ve hizmetler açısından oluşan benzerlik düzeyi ile birlikte işaretsel açıdan oluşan benzerlik düzeyi birlikte incelendiğinde, SMK m. 6/1 koşullarının başvuruya iade edildiği görülen tüm mal ve hizmetler yönünden ortaya çıkacak olduğu, Davalının ... sayılı markasının müktesep hak açısından dikkate alınması mümkün olduğu, bu markanın dava konusu marka ile 19. Sınıfta aynı tür emtiaları kapsamakta ve esas unsurunu da aynı şekilde muhafaza ettiği görülmekte ise de anılan markanın kullanımına yönelik hiçbir delilin ne işlem ne de dava dosyasına sunulmadığı, bu nedenle müktesep hak koşullarının oluşmadığı, Kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı sonuçlarına ulaşılmış davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın kabulüne, ... sayılı kararının 19. ve 36. Sınıf mal ve hizmetler bakımından iptaline, Davaya konu markanın 19 . Ve 36. Sınıf mal ve hizmetler bakımından hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen Türk Patent’e gönderilmesine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubu ile eksik kalan 187,80.-TL maktu ilam harcının davalılardan alınarak hazineye irat kaydına, Davacı kendisini vekille temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 16.358,10.-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ile davalı kurum ile davalı şirket vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.

Kâtip Hâkim ... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır

MASRAF DÖKÜMÜ Harçlar : 2.048,10.-TL Gider Avansı :14.310,00.-TL TOPLAM :16.358,10.-TL

Atıf: Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2024/284, K. 2025/466, T. 06.11.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-ankara-2-fikri-ve-sinai-haklar-hukuk-mahkemesi-2024-284-e-2025-466-k-f8dce448a117