İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2023/514 E. 2025/853 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2023/514
Karar No
2025/853
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2023/514 KARAR NO : 2025/853

DAVA : Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 04/08/2023 KARAR TARİHİ : 21/11/2025

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: (I) TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: (1) Davacı Tarafın İddialarının Özeti:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 22.03.2022 tarihinde müvekkili ... ile ... A.Ş. arasında 2 yıllık bir iş ortaklığı sözleşmesi akdedildiğini, sözleşmeye konu işin tanımı; markaların reklam yetkililerine ve bunların reklam yönetimini, medya planlamasını yapan reklam ajanslarına ulaşılarak markaların reklamlarında ulaşmak istediği hedef kitleleri ayrıştırarak ..., ..., ..., ...ve ... hesaplarına hedeflenmiş kitleleri aktarıp daha verimli reklamlar yayınlamalarını sağlamak şeklinde olduğunu, müvekkili alanında 16 yıllık tecrübe sahibi olduğunu, iş tanımından da anlaşılacağı ve sözleşme safhasında müvekkili tarafından özellikle ifade edildiği üzere iş bir süreç dâhilinde ilerleyip zaman alacağını, gerçek anlamda kazancın sağlanabilmesi için en az iki senelik bir zaman dilimi gerektiğini, nitekim işe başlarken karşı tarafın sözleşmeyi bir senelik yapmak istemesi üzerine müvekkilinin kurucu ortaklar ... ve ... ile yaptığı konuşmalar neticesinde sözleşmenin iki senelik olması gerektiği hususunda hemfikir olunduğunu, sözleşme taraflarca bu doğrultuda imzalanmadığını, imza tarihinin ardından yapılması planlanan iş kapsamında müvekkili tarafından çok çalışma ve emek sarf edildiğini, onlarca toplantı ve görüşme yapıldığını, bağlantılar kurularak karşı tarafın iş yapması ve yapmaya başlanması sağlandığını, bu süreçte karşı taraf düzenli olarak bilgilendirildiğini, raporlamalar yapıldığını, birçok yazışmada şirket yetkilileri “bilgi” de yer aldığını, yapılan çalışmalar kapsamında artık müvekkilinin çabalarının meyve vermeye başlayacağı zaman geldiğinde ise karşı tarafça göstermelik nedenlerle taraflar arasındaki sözleşmenin feshedildiğini, bahse konu sözleşmenin taraflarca imzalandıktan bir sene üç ay sonrasına tekabül eden 17.05.2023 tarihinde tam müvekkilinin yapmış olduğu çalışmaların karşılığını artık almaya başlayacağı dönemde karşı tarafça somutlaştırılmaksızın, mesnetsiz ve haksız bir şekilde, tek taraflı olarak feshedilmesi açıkça hukuka aykırı olup iş bu haklı davayı ikame etme zorunluluğu hâsıl olduğunu, arz ve izah edilen ve mahkemenizce resen gözetilecek nedenlerle talepleri doğrultusunda haklı davanın kabulüne, davacı müvekkilinin uğradığı zararı teminen, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak ve henüz belirsiz olan, tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğu anda arttırılmak üzere alacaklarının şimdilik 250.000,00 TL’ sinin davalı taraftan tahsiline, dava tarihinden itibaren ticari faiz işletilmesine, yaklaşık ispat koşulunu sağlayan işbu haklı davada, davalının dava konusu alacağa yetecek varlıkları üzerine ihtiyati tedbir niteliğinde ihtiyati haciz konulmasına, yargılama giderleri ve ücreti vekâletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. (2) Davalı Tarafın Savunmalarının Özeti:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından belirsiz alacak davası olarak açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddedilmesi gerektiğini, davanın işbu alacak davasına karşı zamanaşımı defileri ileri sürdüklerini, müvekkil şirket veri analizi hizmeti sağladığını, müvekkili şirketin müşteri konumunda olan markalar kamu kuruml ve kuruluşları olup ajanslar olmadığını, davacı dava dilekçesinde de belirttiği gibi müvekkiline marka olan müşteri sağlamakla yükümlü iken şirketin zaten irtibatta olduğu ve markalara ulaşmak için partner olduğu ajansları müşteri olarak değerlendirerek haksız bir şekilde hak elde etmeye çalıştığını, davacının 22.03.2022 tarihli iş ortaklığı sözleşmesinin 5. maddesinde belirtilen yükümlülüklerinin hiçbirini uyarılmasına rağmen süresinde yerine getirmemesi ve müvekkili şirketten bağımsız bir şekilde ürün fiyatı belirlemesi nedeniyle sözleşme müvekkili şirket tarafından haklı nedenle tazminatsız olarak feshedildiğini, davacının fiyat belirleme yetkisi olmamasına rağmen ürün fiyatı belirlemesi nedeniyle şirketin zarara uğramasına neden olduğunu, davacı kendisi gerçek tüzel kişilere şirketin tek yetkilisi ve Türkiye'de tek satış yetkilisi olarak tanıttığını, şirketin itibarını zedelediğini, davacının dava dilekçesinde belirttiği ajanslar müvekkili şirketin müşteri konumunda olmadığını, iş ortaklığı pozisyonunda yer aldığını, kabul etmek anlamına gelmemek kaydı ile kabul edilse dahi müvekkil şirketin davacı ile imzalanan sözleşme öncesi irtibat sağlandığından davacının sağladığı başarılı satış olmadığının açık olduğunu, davacı sözleşmenin esaslı maddelerine aykırı davrandığından herhangi bir hak ve alacağı bulunmadığını, açıklanan nedenlerle davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini savunmuştur. (II) ÇEKİŞMELİ VAKIALAR HAKKINDA TOPLANAN DELİLLER: 1-... 19. İcra Dairesinin...Esas sayılı dosyası, 2-... Vergi Dairesinden gelen ...'in 2020, 2021 ve 2022 yıllarına ait gelir vergisi beyanı ve ekleri, 3-Bilirkişi raporu, 4-Tüm dosya kapsamı. (III) DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE DEĞERLENDİRİLMESİ, SABİT GÖRÜLEN VAKIALAR, ÇIKARILAN SONUÇ VE HUKUKÎ SEBEPLER: Davacının davası taraflar arasında imzalanan sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği iddiası ile sözleşmeden doğan alacağın tahsiline ilişkindir. Taraflar arasında imzalanan ve dosyaya ibraz edilen 22.03.2022 tarihli "İş Ortaklığı Sözleşmesi" başlık sözleşmenin 3. Maddesine göre sözleşmenin konusunun davalıya ait ürünlerin satışlarının arttırılması, davalıya yeni müşteri kazandırılması amacıyla davacı tarafından ihtiyaca uygun ürünlerin potansiyel müşterilere tanıtılması, pazarlanması ve talep toplanması, ön satış veya satın alma süreçlerinin tamamlanmasına ilişkin olarak davacının yetkilendirilmesi, bu faaliyetler karşılığında davacıya ödenecek prim koşullarının, tarafların hak ve yükümlülüklerinin düzenlenmesinden ibaret olduğu anlaşılmıştır. Yine sözleşmenin 5.12. Maddesinde 3. Kişilere karşı davacının davalının temsilcisi veya vekili olmadığı, davacının davalıyı taahhüt altına sokma yetkisinin bulunmadığı kararlaştırılmış, 8.2 Maddesinde ise davacı tarafından toplanan taleplerden başarıya ulaşan satışlar nedeniyle davacıya prim ödemesi yapılacağı konusunda mutabık kalındığı anlaşılmıştır. Anılan sözleşmenin 11. Maddesinde sözleşmenin herhangi bir sebeple feshedilmesi veya süresinden sonra sona ermesi halinde tarafların, fesih tarihi itibariyle doğmuş ve fesih yapılmış olsa dahi daha önceki işlemleri ve çalışmalardan kaynaklanan ( ön satışlar hariç) prim alacaklarının hak kazanmış tarafa ödeneceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmıştır. Tarafların delilleri toplanmış, taraf tanıkları dinlenmiş, taraflara ticari defterlerini dosyaya ibraz etmek üzere kesin süre verilmiş ve ibraz etmemenin sonuçları usulüne uygun ihtar edilmiş ve uyuşmazlığa ilişkin bir mali müşavir ile bir nitelikli hesap uzmanı bilirkişisinden oluşan bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır. Dosyaya ibraz edilen 28.05.2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle, davacının ticari defterlerini ticari defterlerini ibrazdan kaçındığı, davalının ticari defterlerine göre davacı tarafından tanzim edilen faturaların tamamının davalı tarafından ödendiği, bu nedenle davalının ticari defter ve kayıtlarına göre davacının davalıdan bakiye bir alacağının bulunmadığı bildirilmiştir. Davacının davası sözleşme kapsamında davalı ile dava dışı 3. Kişiler arasında yapılan satış sözleşmelerine aracılık yapılmasına rağmen bundan doğan bedelin ödenmediği iddiasına dayanmaktadır. Sözleşme ilişkisine girmek isteyen tarafların birbirlerini bulmaları, çeşitli sebeplerden dolayı güçlük arz eder. Bu güçlüğü ortadan kaldırmak, sözleşme yapmak isteyen kişileri bir araya getirmek, sözleşmenin yapılabilmesi için uygun bir ortam hazırlamak üzere simsar (tellal) denilen aracıdan yararlanılır (Arkan, Sabih: Ticari İşletme Hukuku, 19. Baskı, Ankara 2014, s. 190; Cevdet, Yavuz: Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 10. Baskı, İstanbul 2012, s. 1312; Yıldız, Şükrü: Taşınmaz Simsarlığı Sözleşmesinin Şekli Ve Şekle Uyulmamasının Hukuki Sonuçları, Cevdet Yavuz’a Armağan, s. 3046, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/373685 - erişim tarihi 03.06.2022). Taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlenen ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazanan kişi olarak tanımlanan (Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 2021, C. 1, s. 991) simsarlık yürürlük tarihi itibariyle somut uyuşmazlıkta uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 520 ve devam maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun koyucu 520. maddede simsarlık sözleşmesini “simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşme” olarak tanımlamış, maddenin ikinci fıkrasında bu sözleşmelere kural olarak vekâlete ilişkin hükümlerin uygulanacağını, üçüncü fıkrada ise taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmelerinin, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmayacağını belirlemiştir. 16. Kanun’un 521 ve devamı düzenlemelerine göre, simsarın ücret alacağının doğumu için şu şartların birlikte gerçekleşmesi aranır: Simsarın aracılık ettiği asıl sözleşmenin iş sahibi (vekâlet veren) ile üçüncü kişi arasında kurulması gerekir. Bu şart, iş sahibinin, kendisine teklif olunan üçüncü kişilerle sözleşme yapmayı sebepsiz olarak reddetmesi hâlinde de gerçekleşmiş sayılmalıdır. Bu konu, TBK’nın 175. maddesinin kapsamı çerçevesinde değerlendirilmelidir. Fakat asıl sözleşmenin geçerli olarak kurulması lazım ve yeterli olup ücret alacağının doğumu için, bu sözleşmenin ifa edilmesi gerekmez. Geciktirici şarta bağlı olarak yapılmış sözleşmelerde, şartın gerçekleşmesi beklenmelidir. Bu düzenlemeyi getiren TBK m. 521/1 hükmü, emredici nitelik taşımaz. Taraflar, asıl sözleşme kurulmamış olsa bile, ücret ödenmesini kararlaştırabilecekleri gibi ücretin, sözleşmenin ifa edilmesi hâlinde ödeneceğini de kararlaştırabilirler. Asıl sözleşmenin kurulması ile simsarın faaliyeti arasında nedensellik ilişkisi bulunmalıdır. TBK’nın 521/1. maddesi bu şartı, “yaptığı faaliyet sonucunda” sözleriyle ifade etmiştir. Bu şartın aksi de kararlaştırılabilir. Kanun’un 523. maddesinde düzenlenen ve simsarın ücret ve giderlere ilişkin alacağının kaybı sonucunu doğuracak durumlardan birinin gerçekleşmemesi gerekir. Anılan mevzuat hükümlerinde kanun koyucu tellallık sözleşmesinin genel hatlarını çizmiş olup tarafların sözleşme serbestisi ilkesi gereği bu sınırlar dâhilinde hukukî ilişkilerini şekillendirebileceklerdir (Hukuk Genel Kurulunun 13.12.2018 tarihli ve...E., ... K. sayılı kararı). İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir. İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.” Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre “(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve ... E., ... K. sayılı kararında da değinilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır. ( İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi ...Esas ... Karar) Yapılan yargılama, toplanan deliller, dinlenen tanık beyanları, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının usulüne uygun yapılan ihtara rağmen ticari defterlerini ibraz etmekten kaçındığı, bu nedenle davalının ticari defter ve kayıtlarına itibar edilmesi gerektiği, davacı tanıklarının görgüye dayalı bilgilerinin bulunmadığı, davacının dava dışı 3. Kişiler ile davacı arasında sözleşme kurulmasına aracılık etmesi sebebiyle davalıdan bakiye alacağının olduğu iddiasının ispatlanamadığı anlaşılmakla davacının davasının reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM/ Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; Davacının davasının REDDİNE, Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu karar harcının peşin yatırılan 4.269,38 TL harçtan mahsubu ile bakiye 3.653,98 TL harcın kararın kesinleşmesi ve talep halinde davacıya iadesine, Davalı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 45.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, Davalı tarafından yapılan 267,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/A gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, tahsilat ve gereği için Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünce ilgili vergi dairesine müzekkere yazılmasına, Taraflarca yatırılan bakiye gider ve delil avanslarının kararın kesinleşmesi halinde yatırana iadesine, Dair, taraf vekillerinini yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 21/11/2025

KATİP ¸e-imzalıdır

HAKİM ¸e-imzalıdır

Harç/ Masraf Dökümü Peşin Harç : 4.269,38 TL Karar Harcı : 615,40 TL Bakiye Harç : 3.653,98 TL

Davacı Gider Avansı Yatırılan Avans : 11.418,00 TL

Davalı Gider Avansı Yatırılan Avans : 500,00 TL

Yargılama Gideri Detayları Bilirkişi Ücreti : 10.000,00 TL Posta Giderleri : 1.685,00 TL

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2023/514, K. 2025/853, T. 21.11.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2023-514-e-2025-853-k-49f17cd60703