İlk Derece Mahkemesi · Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi

Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 2022/422 E. 2023/454 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Esas No
2022/422
Karar No
2023/454
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2022/422 Esas - 2023/454 TÜRK MİLLETİ ADINA

T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2022/422 Esas KARAR NO : 2023/454

HAKİM : ... KATİP : ... DAVACI :... VEKİLLERİ : Av. ... Av. ... ... DAVALI : 1- ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : 2- ... VEKİLLERİ : Av. ... Av. ...

DAVA : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) DAVA TARİHİ : 14/11/2022 KARAR TARİHİ : 27/10/2023 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 27/10/2023 Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili 14/11/2022 tarihli dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket tarafından, ... sayılı “...” ibareli başvurunun ilanına ... sayılı markalar mesnet gösterilerek itiraz edildiğini, itirazın ... kısmen reddedildiğini, karara karşı müvekkili şirket itirazının ... sayılı ... kararı ile haksız ve dayanaksız olarak reddedildiğini, müvekkili şirketin sektöründe lider ve tanınmış bir marka olduğunu, müvekkilinin “...” ibareli ... sayılı tanınmış markası bulunduğunu, müvekkili şirketin tanınmış markasını aynen/birebir içeren dava konusu marka başvurusunun reddi gerektiğini, dava konusu markanın tescili halinde müvekkili markalarının tanınmışlığından yararlanacağını ve bu durumun müvekkili markalarına zarar vereceğini, taraf markalarının ayırt edilemeyecek kadar aynı/benzer olduğunu, dava konusu markayı gören tüketicilerin aklına müvekkili şirket markasının geleceğini, markayı müvekkilinin seri markalarından biri zannedeceklerini, müvekkili markasının esas unsurunun “...” ibaresi olduğunu, dava konusu markanın da esas unsurunun “...” ibaresi olduğunu, dava konusu markanın başvuruya konu edildiği sınıflar ile müvekkili markasının tescilli olduğu sınıfların bağlantılı olduğunu, dava konusu markanın müvekkiline ait ticaret ünvanı ile de iltibas oluşturduğunu, dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli olduğunu beyanla; ... ...’nın ... sayılı kararının iptaline, ... sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı ... vekili 24/11/2022 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Başvuru markasında beyaz zemin üzerinde siyah renkte, düz yazı stilinde, büyük harflerle ve bitişik olarak “...” ibaresinin yer aldığını, ibarenin önünde ... unsuru bulunduğunu, itiraza mesnet davacı markalarının “...” ibaresini ihtiva ettiğini, bu ibarenin yanı sıra bazı markalarda ilave kelime unsurlarının yer aldığını, bazı markaların renk, bazı markaların ise ... unsuru içerdiğini, müvekkili Kurum tarafından yapılan inceleme sonucu başvuru markasının itiraza mesnet davacı markalarıyla, bütünüyle bıraktıkları izlenim itibarıyla ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzerliğinin söz konusu olabileceğinin değerlendirildiğini, ancak başvuru markası kapsamında kalan mal ve hizmetler ile itiraza mesnet markalar kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin farklı türden olduğunu, SMK 6/1. maddesi hükmü gereği aranan çifte benzerlik koşulunun mevcut olmadığını, başvuru kapsamında yer alan mal ve hizmetler açısından taraf markaları arasındaki benzerlik düzeyinin makul düzeyde bilgi, özen ve dikkat sahibi olduğu kabul edilen ortalama tüketici nezdinde markaların karıştırılması ya da ilişkilendirmesi ihtimali yaratmayacağını, ilgili tüketicilerin markalar arasında ilişki kurması ve davalı markasının davacının seri markası olarak algılanması ve/veya aynı ticari işletmeye ait olduklarını, işletmeler arasında idari ve/veya ekonomik bir bağlantı bulunduğunu sanmasının söz konusu olmadığını, markalar benzer olmadığından tanınmışlık hususunun davaya etkili olmadığını, 6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesinde belirtilen risklerin varlığının davacı tarafından ispatlanamadığını, davacının kötü niyete dayalı iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, ... kararının usule ve hukuka uygun olduğunu beyanla; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... ... A.Ş. vekili 15/12/2022 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin 1997 yılında kurulduğunu, kurulduğu tarihten itibaren aktif bir şekilde marka ve ticaret unvanı olarak “...” ibaresini kullandığını, bu unvanla ulusal ve uluslararası piyasada ciddi tanınırlığa sahip bir enerji üretim firması haline geldiğini, davacı şirketin elektronik haberleşme alanında faaliyet gösterdiğini, müvekkili şirketin ise bu alandan tamamen ayrı ve bağımsız enerji üretimi işi ile iştigal ettiğini, ... alan adlı web sitesinin 2002 tarihinde müvekkili şirket adına tescil edildiğini, 2010 yılından beri “...” ibaresini marka olarak kullandığını, davacı markasının “tanınmış” olarak kabul edilmesinden önce müvekkili şirketin 04 ve 40. sınıflarda markanın kullanımından kaynaklı öncelik hakkı kazandığını, markalar arasında ayniyet veya ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunmadığını, müvekkili markasının “...” ibaresinden oluşturulmuş, kelime, renk ve ... unsurlarını birlikte ihtiva eden bir marka olduğunu, davacının itiraza mesnet markasının ise kullanılan yazı stili, kullanılan renkler ile farklı unsurlarının bir bütünü olarak bıraktığı genel izlenim ve kompozisyon itibariyle müvekkili şirket markasından tamamen farklı olduğunu, müvekkili şirket markasının esas unsurunun “...” ibaresi olduğunu, markaların tüketiciler nezdinde görsel, işitsel ve kavramsal anlamda benzer addedilmelerinin mümkün olmadığını, markalar arasında iltibas yaratması için gerekli olan çifte benzerlik şartının gerçekleşmediğini, markaların hitap ettikleri tüketici kitlesinin farklı olduğunu, müvekkili şirketin kötü niyetli olmadığını beyanla; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. UYUŞMAZLIK: Dava, 5000 sayılı ... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şirkete ait ... sayılı "...+..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, davacı markalarının tanınmış olup olmadığı, davacıya ait ticaret unvanı ile dava konusu marka arasında iltibas tehlikesi bulunup bulunmadığı, davalı şirketin kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.

Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, özel veya teknik hususlara ilişkin bilirkişi raporu aldırılmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İşlem dosyasının tetkikinde; Davalı şirketin 21.06.2021 tarihinde "...+..." ibareli ... sayılı marka başvurusunun yapılan ilk incelemeler sonrasında 27.09.2021 tarih ve 381 sayılı Bülten’de ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın 29.11.2021 tarihinde "..." ibareli markalarını mesnet göstererek 6769 sayılı SMK’nın m.6/1, m.6/5, m.6/6 ve m.6/9 hükümleri kapsamında itirazda bulunduğu, davalı şirketin 03.02.2022 tarihinde itiraza karşı görüş ibraz ettiği, yayına yapılan itirazın ...'nca reddedildiği, ancak dava dışı 3.kişinin itirazı kısmen kabul edilerek başvurudan bir kısım hizmetlerin çıkarıldığı, bu karara karşı davacı şirket tarafından 24.05.2022 tarihinde yeniden itirazda bulunulduğu, davalı şirketin 02.06.2022 tarihinde itiraza karşı görüş dilekçesi ibraz ettiği, yeniden yapılan itirazı değerlendiren ... 'nun ... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 15.09.2022 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka 06.01.2023 tarihinde tescil edilmiştir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir. Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür. Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır. Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; İlk olarak belirtilmesi gerekir ki; ... kararının iptali istemi bakımından dava konusu olan mal ve hizmetler; "04. Sınıf: Elektrik enerjisi. 40. Sınıf: Malzemelerin montajı (üçüncü şahıslar adına) hizmetleri. Enerji üretimi hizmetleri, jeneratörlerin kiralanması hizmetleri." iken, markanın hükümsüzlüğü istemi bakımından dava konusu olan emtialar; "04. Sınıf: Elektrik enerjisi." emtiasına ilişkindir. Yukarıda belirtilen farklılığın sebebi; ...'nın davacının yayıma yapmış olduğu itirazları reddetmesi, ancak dava dışı 3.kişinin yayıma itirazını kabul ederek başvuru markasından "40. Sınıf: Malzemelerin montajı (üçüncü şahıslar adına) hizmetleri. Enerji üretimi hizmetleri, jeneratörlerin kiralanması hizmetleri." hizmetlerini çıkarması, davacının ... kararına yapmış olduğu yeniden itirazın iş bu hizmetleri de kapsamasından kaynaklanmaktadır. Dava konusu markanın tescil belgesinde "40. Sınıf: Malzemelerin montajı (üçüncü şahıslar adına) hizmetleri. Enerji üretimi hizmetleri, jeneratörlerin kiralanması hizmetleri." bulunmadığından, söz konusu hizmetler hükümsüzlük davasının konusu kapsamında kalmamaktadır. Davacı şirket tarafından itiraza mesnet gösterilen ...sayılı markaların başvurusu/tescili geçersiz olduğundan aşağıda yapılacak incelemede dikkate alınmamışlardır. Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunda tablolaştırıldığı üzere; dava konusu marka kapsamında yer alan “04. Sınıf: Elektrik enerjisi. 40. Sınıf: Enerji üretimi hizmetleri, jeneratörlerin kiralanması hizmetleri (sadece ... kararının iptali istemi bakımından).” mal ve hizmetleri ile davacıya ait markalar kapsamında yer alan “Elektrik enerjisini iletim, dönüştürme, depolama kontrol cihazları ve araçları (elektrik, elektronikte kullanılan kablolar ve güç kaynakları dahil). Elektrik malzemeleri: Fişler, prizler, buatlar, vavyenler, anahtarlar, şalterler, devre kesiciler ve ayırıcılar, sigortalar, balastlar, starterler, elektrik panoları, asansör kumanda panoları, klemensler (bağlantı parçası), elektrikte kullanılan borular, kablo kanalları, butonlar, rezistanslar, elektrik ve elektronikte kullanılan bağlantı elemanları yani konnektörler ve soketler; kuvvetli alan tekniği için, yani elektrik iletim, dönüşüm, yükleme, ayarlama, sevk ve idare için araç ve cihazlar, adaptörler, şarj cihazları...” emtialarının ilişkili, benzer amaca hizmet eden, ayrılmaz bir bütünün parçası olan mal ve hizmetler olduğu tespit edilmiştir. Yine dava konusu marka kapsamında yer alan “40. Sınıf: Malzemelerin montajı (üçüncü şahıslar adına) hizmetleri (sadece ... kararının iptali istemi bakımından)”, davacı markaları kapsamında yer alan “37. Sınıf: Mobilyalara ilişkin döşeme, tamir, restorasyon hizmetleri” ile ilişkilidir. Mobilyalara ilişkin tamir hizmeti sunanların, tamirat kapsamında ya da benzer hizmet olarak montaj hizmeti sunması yaygın bir uygulamadır. Bu hizmetler, aynı kişiler tarafından tüketicilere sunulmakta olup, mahkememiz bu hizmetlerin ilişkili olduğu kanaatindedir. Sonuç olarak; dava konusu marka kapsamında yer alan (gerek ... kararının iptali istemi bakımından, gerekse markanın hükümsüzlüğü istemi bakımından) tüm mal ve hizmetler bakımından, taraf markaları arasında “emtiaların aynı veya benzer olması” şartının sağlandığı kanaatine varılmıştır. Davaya konu marka başvurusu; standart bir yazı karakteri ile siyah renkle yazılmış “...” ibaresinden oluşmaktadır. Dava konusu markanın kelime unsurunun sol tarafında “şimşek” işareti kullanılmıştır. Dava konusu marka kapsamında yer alan “...” ibaresinin, ... çevrimiçi sözlüğünde herhangi bir anlamı bulunmamaktadır. Google arama motorunda araştırıldığında ise, “...” ibaresinin erkek adı olarak kullanıldığı, “Saf, katıksız. Allah''ın gönderdiği mucize meyve. İyi işler yapan” olarak tanımlandığı tespit edilmiştir. “ENERJİ” ibaresi ise, ... sözlüğünde “Maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan güç, erke. Organların çalışabilmesi ve vücut ısısının sürdürülebilmesini sağlayan besin ögelerinin oluşturduğu güç. Manevi güç” olarak tanımlanmıştır. Dava konusu marka kapsamında “enerji” ibaresini içeren mal ve hizmetler yer almakta olup, “enerji” ibaresinin tanımlayıcı bir kelime olması sebebiyle, marka vasfı bulunmamaktadır. Dava konusu markanın esas unsuru “...” ibaresidir. “...” ibaresi yazıldığı gibi okunmaktadır. Davacı markaları ise sadece “...” ibaresinden oluşan ya da “...” ibaresine eklenen tali unsurları barındıran kelime markalarıdır. Davacı markalarında “...” gibi, herkesin kullanımına açık, tali unsur yer almakta olup, davacı markalarının esas unsuru “...” ibaresidir. Dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait “...” esas unsurlu markalar, sadece renk ve tali unsurlar konusunda farklılık taşımakta olup, esas unsur olarak ayniyet taşımaktadır. Davacı markasının esas unsurunun, dava konusu markada esas unsur olarak aynen yer aldığı gözetildiğinde, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunduğu değerlendirilmiştir. Taraf markaları global olarak karşılaştırıldığında; görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik taşıdıkları, markalar arasında mal-hizmet bazında ayniyet bulunmamakla birlikte, dava konusu marka kapsamındaki mal ve hizmetlerin (gerek ... kararının iptali istemi bakımından, gerekse markanın hükümsüzlüğü istemi bakımından) davacı markaları kapsamındaki mal ve hizmetler ile ilişkilendirilebilir olduğu, taraf markalarının “...” ibaresini esas unsur olarak içerdikleri gözetildiğinde, bu durumun, davaya konu mal ve hizmetlerin hitap ettiği ortalamadan yüksek dikkat ve bilinç seviyesine sahip tüketici kesimi nezdinde ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesine yol açabileceği, zira markaların esas unsurunu oluşturan “...” ibaresinin davaya konu mal ve hizmetler bakımından somut ayırt edici niteliğinin ve ilgili tüketici nezdinde akılda kalıcılığının yüksek olduğu, markalarda “...” ibaresinden farklı olarak yer alan unsurların marka algısını “...” ibaresinden uzaklaştırmadığı, buna göre; daha önce davacı markalarını gören, işiten, bu markalı mal ve hizmetlerden yararlanan ortalamadan yüksek dikkat ve bilinç seviyesine sahip tüketici kesiminin dahi, daha sonra davaya konu markayı gördüğünde ya da işittiğinde, davaya konu mal ve hizmetlerden faydalanmak için ayıracağı sınırlı süre içerisinde, bu markayı, davacıya ait markalar ile ilişkilendireceği, markaların aynı ticari kökenden geldiği hususunda yanılsamaya düşerek tüketim tercihinde bulunacağı, bir kısım tüketici kesiminin markaların farklı ticari kökeni işaret ettiğini algılaması ihtimalinde dahi bu kez marka sahipleri arasında idari veya ekonomik bir bağlantı bulunduğu yönünde kafa karışıklığı yaşayacağı, dolayısıyla karşılaştırılan markalar arasında, gerek ... kararının iptali istemi bakımından, gerekse markanın hükümsüzlüğü istemi bakımından, ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunduğu kanaatine varılmıştır. SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için; A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi, B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi, C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir. Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir. Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır. Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir. Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır. Somut olayda yapılan değerlendirmede; Davacı şirket, ... nezdinde yaptığı itiraz aşamasında ve dava aşamasında “...” markasının tanınmış marka olarak sicile kayıtlı olduğunu ifade etmiş olup, bu kapsamda yapılan araştırmada, “...” ibaresi için ... sayı ile tanınmış marka tescili için 11.06.2012 tarihinde başvuru yapıldığı, bu başvurunun kabul edildiği tespit edilmiştir. Davacı taraf, dava dosyasına Mart 2022 tarihli faaliyet raporunu sunmuştur. Faaliyet raporu incelendiğinde, davacının “...” markası ile haberleşme elektroniği sektöründe faaliyet gösterdiği tespit edilmiştir. Davacı tarafça, itiraz aşamasında dosyaya sunulan tanınmış marka kaydına dair tescil bilgisinin başvuru tarihinin 2012 olduğu ve bu talebin kabul edildiği gözetildiğinde ve yine mahkememizce oluşturulan ve içinde sektörden kimselerin de yer aldığı bilirkişi heyetinin vermiş olduğu görüş dikkate alındığında, davacı yana ait “...” ibareli markanın “haberleşme elektroniği” sektörü bakımından tanınmış marka olduğu yönünde kanaat oluştuğu, dava konusu marka ile davacının tanınmış markasının ayniyet derecesinde benzer olduğu, fakat davacının tanınmış olduğu sektör ile dava konusu marka kapsamında yer alan “04. Sınıf: Elektrik enerjisi. 40. Sınıf: Malzemelerin montajı (üçüncü şahıslar adına) hizmetleri. Enerji üretimi hizmetleri, jeneratörlerin kiralanması hizmetleri” nin ilişkilendirilebilir olmadığı, dava konusu markanın davacının tanınmış markasının ayırt edici karakterine ve itibarına zarar vermesi ve tanınmışlığından haksız yarar sağlaması ihtimallerinin bulunmadığı ve davacı yan delilleri arasında bu açıdan bir delilin bulunmadığı değerlendirilmekle birlikte SMK m.6/5 hükmü koşulunun somut olayda gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır. SMK’nın 6/6 maddesine göre; “tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.” Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, FSEK kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı ve alan adı girer. Bir alan adının SMK m. 6/6 hükmü uyarınca korunmasının istenebilmesi için, o alan adının fiilen kullanıldığı faaliyet konuları kapsamı ile aynı/benzer konularda bir marka kullanımının söz konusu olması gerekir. Ticaret unvanı, bir tacirin ticari işletmesine ilişkin işlemlerinde kullandığı addır. Markalar, eşya ile işletme arasındaki ilişkiyi kurar ve farklı işletmelerin ürettiği benzer emtiayı birbirinden ayırt etmeye yarar. Buna karşılık, ticaret unvanları ise işletmenin kendisini tanımlar. Şirketlerin ticaret unvanları tescil edilirken, faaliyet alanına her türlü mal ve hizmetin yazılması mümkün olduğundan ve ticaret unvanının bu alanların hepsinde kullanma gibi bir yükümlülük bulunmadığından, ticaret unvanının fiilen kullanıldığı mal ve hizmetler bakımından, 6769 sayılı SMK'nin 6/6 maddesi anlamında sahibine öncelik hakkı sağladığının kabulü gerekmektedir. ... Dairesi'nin 13.03.2019 tarih ...sayılı kararında da, önceki tarihli ticaret unvanı nedeniyle sonraki tarihli aynı/benzer markanın başvurusunun engellenebilmesi için, salt ticaret unvanına ilişkin ticari sicil kayıtlarında yer alan iştigal alanlarına bakılmaması gerektiği, ticaret unvanının fiili olarak kullanıldığı mal ve hizmetler dikkate alınmak suretiyle iltibas değerlendirmesi yapılması gerektiği kabul edilmiştir. Somut olayda yapılan değerlendirmede; davalı markası ile davacı ticaret ünvanı arasında görsel ve işitsel olarak benzerlik bulunmakla birlikte, davacının ticaret ünvanını fiilen kullandığını gösterir bir belgenin dosya kapsamında bulunmadığı, dolayısıyla dava konusu markanın davacıya ait ticaret ünvanı sebebi ile reddi için gerekli koşulların oluşmadığı kanaatine varılmıştır. SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (...) Somut olayda; davaya konu marka ile itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmalarının haricinde davalı şirketin kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır. Yukarıda izah edilen gerekçelerle; somut olayda SMK m.6/1 hükmü koşulunun oluştuğu tespit edildiğinden, davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: 1-Davanın KABULÜ ile; ... sayılı ... kararının İPTALİNE, 2-Dava konusu ... sayılı markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve SİCİLDEN TERKİNİNE, 3-6769 sayılı SMK m.27/6 hükmü uyarınca hükümsüzlük kararı kesinleştiğinde bir örneğinin re'sen ...'e gönderilmesine, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 269,85 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 80,70 TL'nin düşümü ile bakiye kalan 189,15 TL'nin müteselsilen davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan 80,70 TL peşin harç, 80,70 TL başvurma harcı, 37,10 TL vekalet harcı, 3.500,00 TL bilirkişi ücreti, 45,42 TL dosya kapağı masrafı, 295,00 TL posta-tebligat ücreti olmak üzere toplam 4.038,92 TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davalı ... ... A.Ş. tarafından yapılan 62,70 TL vekalet harcına ilişkin yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 8-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa resen iadesine, Dair, Davacı vekilinin, Davalı Kurum vekilinin yüzüne karşı, davalı şirket vekilinin yokluğunda, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.27/10/2023

Katip ... E-imza

Hakim ... E-imza

Atıf: Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2022/422, K. 2023/454, T. 27.10.2023, www.arakarar.com/karar/ankara-5-fikri-ve-sinai-haklar-hukuk-mahkemesi-2022-422-e-2023-454-k-6eeb3190e34c