İlk Derece Mahkemesi · Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 2022/200 E. 2023/110 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
- Esas No
- 2022/200
- Karar No
- 2023/110
- Karar Tarihi
T.C. ... 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2022/200 Esas - 2023/110 T.C. ... 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
ESAS NO : 2022/200 KARAR NO : 2023/110
DAVA : Marka Hükümsüzlüğü DAVA TARİHİ : 23/05/2022 KARAR TARİHİ : 24/03/2023 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 24/03/2023 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan Marka Hükümsüzlüğü istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davalının 2020 162733 sayılı “belçöz” şeklindeki marka tescilinin, müvekkilinin “çöz, porçöz” esas unsurlu markaları ile iltibas yaratacak düzeyde benzer olduğunu, müvekkilinin 1979 yılından beri ...Organize Sanayi Bölgesinde faaliyet gösterdiğini, müvekkili markalarının 90’lı yıllardan beri tescil ile korunduğunu, davalı yana ait başvurunun 01 / 02 / 04 sınıflar yönünden tescil edildiğini, müvekkili markalarının da aynı sınıfları kapsadığını, markalardaki esas unsurun “çöz” ibaresi olduğunu, tüketiciler nezdinde bu ibarenin dikkat çekici olacağını, “... ... ” markalarının karıştırılmasının kaçınılmaz olacağını, dava konusu markanın, müvekkili markalarını birebir barındırdığını, müvekkilinin senelerdir “çöz” ibaresini değişik şekillerde kullandığını, müvekkili markalarının tanınır hale geldiğini, özellikle 01 / 02. Sınıflar bakımından dava konusu markanın müvekkiline ait marka tescilleri ile iltibas yarattığını, davalı başvurusunun kötü niyetli olduğunu beyan ederek ... sayılı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; ... Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden olan müvekkilinin 1989 yılında kurulmuş bir şirket olduğunu, müşterilerin talepleri ve olağan yaşamın getirdiği gereksinimlerin sonucunda kuruluş amacı olan yol çizgi boya çalışmaları dışında 2000 yılından itibaren kent zararlıları olarak tanımlanan sivrisinek, karasinek, bit, pire, kene, tahta kurusu, hamamböceği, fare vb. vektörlerin (taşıyıcı) populasyonlarının insan sağlığını tehdit etmeyecek düzeyde tutulması gibi vektörlerden bulaşabilecek sıtma, tifo, tifüs, kolera, ansefalit, sarı humma, KKKA ( Kırım Kongo Hemorajik Ateşi), kuş gribi (H1N5), İnfluenza (H1N1) vb. hastalıkların oluşması ve yayılmasının önlenmesi ile bilinçli ve bilimsel mücadele yöntemleriyle çevre ve toplum sağlığının korunması amacıyla ilaçlama üretimleri yaptığını, müvekkili markasının ayırt edici olduğunu, davacı markaları ile herhangi bir benzerliğinin bulunmadığını, markasındaki görsel unsurların, taraf markalarını farklılaştırdığını, müvekkilinin davacı yanın tanınırlığından faydalanması gibi bir ihtimalin dahi olmadığını, davanın kötü niyetle açıldığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporu alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. DEĞERLENDİRMELER; BENZERLİK VE İLTİBAS İHTİMALİ; Dava konusu marka başvurusu ile ilgili olarak 6/1 maddesi uyarınca; tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı veya benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı veya benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Dolayısıyla markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu; markaların tescilli oldukları sınıfların aynı olması veya birbirine benzer olmasıdır. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal veya hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Görüldüğü üzere karıştırılma ihtimalinin varlığı için çifte benzerlik şartının gerçekleşmesi ve her iki benzerliğin de dikkate alındığı genel izlenim ve değerlendirmeye göre ilişkilendirilme ihtimali dâhil karıştırma ihtimalinin bulunduğu kanaatine varılması gerekmektedir. EMTİALARIN BENZERLİĞİ Doktrinde de kabul gördüğü üzere, markalara ait mal veya hizmet listelerinde yer alan emtiaların "benzer" olup olmadığının değerlendirilmesinde, sınıflandırmaya ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemeler bağlayıcı kesin kurallar içermemektedirler. Bu nedenle, inceleme konusu markaların emtia listelerindeki sınıf numaralandırması ile bağlı kalınmaksızın, karşılaştırılan emtia listelerinin "aynı veya benzer" mal veya hizmetlerden oluşup oluşmadığı incelenmelidir. “Marka kapsamındaki mal ve hizmetlerin aynı veya benzer tür olup olmadığı hususunda 1957 yılında yapılmış olan “Uluslararası Nice Protokolü” kapsamında hazırlanan “Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğ” hükümlerine ve bunun ekindeki sınıflara ve alt gruplara göre yapılan listenin dikkate alınması gerekmekle birlikte tek başına listenin bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu anlamda, ilişkilendirmenin varlığı için mal ve hizmetlerin tamamen aynı sınıfta veya aynı alt grupta yer alması gerekmez.” Zira asıl olan, işaretlerin, kapsamlarındaki mal veya hizmetler üzerinde tescilli bir marka olarak kullanılması durumunda, tüketici nezdinde karıştırılma ihtimaline yol açıp açmayacağıdır. Bu nedenle, mal ve hizmet sınıf ve alt gruplarında benzerlik araştırmasında piyasanın anlayışı, benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, mal veya hizmetlerin birbiri yerine ikame edilebilme ve rekabet olanaklarının olup olmadığı, birinin diğerini tamamlama imkânı olup olmadığı, mal veya hizmetlerin dağıtım kanallarının ortak olması, aynı veya yan yana raflarda satışa arz edilip edilmediği kullanım yöntemleri, hedeflenen müşteri kesiminin aynı olup olmadığı hususlarının araştırılması gereklidir. Markalar arasında iltibas değerlendirmesinin ilk koşulunun, taraf markaları kapsamındaki emtiaların benzerliği olduğu hususu Yüksek Mahkemenin birçok kararında da açıkça belirtilmiştir. Nitekim EUIPO nezdinde verilen kararlarda da malların benzerliğine ilişkin değerlendirmenin, mal ve hizmetler arasındaki ilişkilerin ilgili özellikleri dikkate alınarak yapılması gerektiğini, bu özelliklerin, malların doğaları, kullanım amaçları, kullanım yöntemleri ve birbiriyle rekabet halinde veya birbirini tamamlayıcı olup olmadıklarını içerdiği belirtilmiştir. Dava konusu başvuru kapsamında yer alan 01 ve 02. Sınıftaki malların tamamı, davacının önceki tarihli markaları kapsamında da doğrudan yer almakta olup taraf markalarının bu sınıflardaki emtialar bakımından birbiri ile doğrudan rekabet ilişkisi içerisinde oldukları, birbirleri yerine ikame edilebilirliklerinin bulundukları, hitap ettikleri tüketici gruplarının benzer olduğu, benzer ihtiyaçlara yönelik oldukları, satış ve pazarlama biçimlerinin benzer olduğu, Bununla birlikte davacının önceki tarihli markaları kapsamında 04. Sınıf mallar yer almadığı gibi bu mallar ile doğrudan ilişkilendirilebilir nitelikteki malların da yine davacı markalarında mevcut olmadığı, zira 04. Sınıftaki malların hususiyetle “endüstriyel yağlar ve gresler, yakıt türleri, aydınlatıcı ürünler (mum vs) ve elektrik enerjisi” şeklinde tanımlanan ürünler oldukları, bu ürünlerin davacı markalarında yer alan sair sınıflardaki mal ve hizmetlerden farklı ihtiyaçlara yönelik, farklı tüketici gruplarına hitap eden, farklı satış noktaları aracılığıyla sunulan, dolayısıyla davacı markaları ile doğrudan rekabet ilişkisi içerisinde olmayan emtialar oldukları, nitekim davacı yanın da dava dilekçesinde özellike 01 ve 02. Sınıf mallar bakımından taraf markaları arasında iltibas ihtimali bulunduğu iddiasını vurguladığı da görülmektedir. Bu halde taraf markalarını 01 ve 02. Sınıf mallar bakımından benzer olduğu, 04. Sınıf mallar bakımından ise benzerlik ilişkisi içerisinde bulunmadığı, Benzerliği tespit olunan bu emtialar arasındaki bu ilişkinin işaretler arasında iltibas ihtimali yaratıp yaratmadığı hususunun tespiti, işaretler yönünden bir değerlendirme yapılmaksızın mümkün olmadığından aşağıda markaları oluşturan işaretlerin de ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. İŞARETLERİN BENZER OLUP OLMADIĞI DEĞERLENDİRMESİ Markaların karıştırılma ihtimalinden söz edilebilmesi için yukarıda da belirtildiği üzere emtiaların/hizmetlerin aynı/benzer olması yanında markayı oluşturan ibarelerin de aynı/benzer olması koşulu bulunmaktadır. İki işaret arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir. İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Benzerlik ve karıştırılma ihtimaline dayalı değerlendirmelerde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Ancak tüketici kitlesinin dikkat ve özen düzeyinin mal ve hizmet sınıflarına bağlı olarak değişkenlik göstermesi de mümkündür. Somut uyuşmazlıkta taraf markaları arasında benzerliği tespit olunan 01 ve 02. Sınıftaki mallar, günlük tüketim rutininde yer almayan kimyasal özellikler ihtiva eden, endüstriyel pazarda kullanımı bulunan, dolayısıyla nihai alıcılarını ağırlıklı olarak ilgili pazarda faaliyet gösteren kişilerin oluşturduğu türden mallar olduğu, dolayısıyla tarafların markalarının tescilli oldukları emtiaların hitap ettiği tüketici kitlesinin belli bir bilgi birikimi olan, dikkatli ve seçicilik özelliği bulunan kişiler olarak görülmesi gerektiği, çoğunlukla endüstriyel mal alıcıları ve profesyonellerden oluşan bu nitelikteki tüketicilerin ürünleri satın alım sıklığı, satın almaya ayırdıkları zaman ve benzeri sebeplerden özenli ve bilinçli şekilde tercihlerini somutlaştıracak kimseler olacakları, Benzerlik değerlendirmesine ilişkin bu genel tespitler çerçevesinde yapılması gereken temel değerlendirme, dava konusu marka ile davacı tarafa ait markalar arasında karıştırılmaya yol açabilecek düzeyde bir benzerliğin mevcut olup olmadığı ile ilgili olacaktır. Yargıtay HGK’nun 13.06.2012 tarih ve 2012/11-155E - 2012/376K sayılı ilamında da belirtildiği üzere karıştırılma ihtimalinde ölçü bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halktır. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurma ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta, markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir” denilmektedir. Dolayısıyla ilgili tüketicinin aldığı mal ya da hizmetin başka bir işletmeye ait olduğunu bildiği ve fakat güvendiği işletme ile malını/hizmetini aldığı işletmenin arasında ekonomik bir bağlantı bulunduğunu düşünmesi hali dahi "karıştırılma ihtimali" nin var olduğunun kabulü için yeterli olacaktır. Markalar karşılaştırılırken görsel, sesçil (fonetik) ve kavramsal (semantik) açılardan taraf markalarını oluşturan işaretlerin benzer olup olmadıkları hususunun bütünsel bir bakış açısıyla ele alınması ve yine markalar kapsamındaki mallar/hizmetler yönünden markaların benzer olup olmadıkları konularının bir bütün olarak değerlendirilmesi neticesinde tespit edilebilir bir durumdur. Buna göre işaretler arasında görsel benzerlik karşılaştırması yapılırken markalara konu yazı ve işaretlerin konumlandırılma şekilleri ile harf sırası, yazım karakterleri gibi göze çarpan özellikleri dikkate alınmalıdır. Sesçil benzerlikte esas alınması gereken husus ise markaların ortalama tüketici kitlesi tarafından kendi lisanlarındaki okunuş şekli olup, markaların başlangıç kısımlarının fonetik açıdan benzer sesler çıkarılarak okunup okunmadığı dikkate alınmalıdır. Markaların kavramsal açıdan benzerliklerinin karşılaştırılmasında da, markalara konu sözcüklerin tescil kapsamındaki ortalama tüketici kitlesinin bakış açışı ve o sözcüklere kendi lisanlarında bir anlam verip veremeyecekleri hususu dikkate alınmalıdır. Bu genel tespitler çerçevesinde dava konusu marka incelendiğinde, BELÇÖZ+ŞEKİL şeklindeki markanın sol kısmında asfalt yol görseli ihtiva eden mavi renkte yuvarlak bir logo ve bu logonun sağ kısmında yine mavi renkte yazılmış ve kelimeyi oluşturan her bir harfin belirli bölümlerine buzlanma efekti katılmş şekilde tasarlanmış “BELÇÖZ” kelimesinin yer aldığı görülmektedir. Anılan ibarenin bütün olarak bir anlamının bulunmadığı, Türkçe harf karakterleri kullanılarak yazılan bu kelimenin yazıldığı şekliyle bir bütün olarak telaffuz edileceği ve bu haliyle markanın esas unsurunu oluşturacağı, Davacı yanın önceki tarihli markaları ise esasen ÇÖZ, PORÇÖZ, PORÇÖZ, PORÇÖZBANYO, LEKEÇÖZ, KİRÇÖZ, YAĞÇÖZ, KİR-ÇÖZ gibi markalar olup davacı yanın tek başına “çöz” kelimesi üzerinde münhasır tescili bulunduğu gibi bu kelimenin ikincil sözcük unsuru olarak kullanıldığı “porçöz” başta olmak üzere “lekeçöz, kirçöz,yağçöz,” gibi alternatif markalarının da mevcut olduğu görülebilmektedir. “çöz” kelimesi “çözmek” eyleminin mastarsız hali olup “Düğümlü, bağlı veya sarılı birşeyi açma, Bir maddeyi çözücüyle çözündürmek, onun çözeltisini yapmak, Bir problemde aranan sonucu, belli ögeler yardımıyla ortaya çıkarmak, halletmek” anlamlarına gelen bir kelimedir. Davacı yanın markalarında bu ibarenin ön kısmına konumlandırılan “kir, yağ, leke” gibi sözcüklerin her biri yine somut anlamları bulunan Türkçe kelimeler olup bu ibareleri içerir şekilde yazılan davacı markalarında “çöz” ibaresinin “kir çözen, leke çözen, yağ çözen” gibi anlamları tüketiciye verdiği, “porçöz” markasının ise ister alt alta ister yatay olarak tek kelime halinde yazılsın bütün olarak algılanacak yaratım bir marka olarak görüleceği, Bu halde tespiti gereken husus dava konusu marka ile davacı markaları arasında, ilgili tüketici grubu nezdinde, iltibasa yol açacak bir benzerliğin mevcut olup olmadığı, dava konusu markanın, davacı yanın seri markalarından biri şeklinde algılanıp algılanmayacağıdır. İşbu uyuşmazlık kapsamında tartışıldığı gibi kendisinden önce tescil edilmiş bir markadaki ibare ile birlikte kendi unsurlarını içerisinde barındıran birleşik bir markanın önceki marka ile iltibas oluşturup oluşturmadığına karar verilebilmesi için önceki markanın kendi başına uyuşmazlık konusu mal ve hizmetlerde bağımsız bir ayırt edici karakterinin olup olmadığının ve bu ibarenin sonraki markada da dominant bir etkiye sahip olmadığının incelenmesi gerekmektedir. “Bir markanın önceki markaya eklenmiş bir diğer kelimeden oluşması iki markanın benzer markalar olduğu yönünde bir göstergedir.” (Karar no: T-22/04, 04/05/2005, “Westlife”, paragraf: 40); Dolayısıyla iltibas ihtimalinin varlığı için önemli olan, önceki markanın, sonraki marka içerisindeki kullanımında bağımsız ayırt edici karakterini koruyup korumadığı ve ayırt edici niteliğinin ne denli yüksek olduğudur. Somut olayda da uyuşmazlığın temelini dava konusu markanın ikinci hecesi ve dolayısıyla son sesini oluşturan “çöz” ibaresi oluşturmaktadır. Anılan ibare davacı yana münhasıran tescil edilmiş bir marka olup yine davacının sair markalarında da ikincil hece ya da özellikle altlı üstlü yazım biçimi ile tasarlanmış PORÇÖZ, KİRÇÖZ, YAĞÇÖZ gibi markalarında ikincil sözcük olarak konumlandırılmıştır. “çöz” ibaresi yukarıda da değinildiği üzere “çözmek” fiilinin mastarsız halini oluşturup davacı yanın markalarında da özellikle kir, yağ, leke ön kelimeleri ile kullanımında doğrudan ve yalnızca bu anlamı tüketiciye verdiği, “porçöz” markasında ise bu anlamdan sıyrılarak “porçöz” şeklindeki anlamsız bir bütünün son sesini oluşturduğu görülmektedir. Dava konusu markada da “çöz” son sesinin bağımsız bir karakterde kullanılmadığı ve bir bütünün son üç harfi/ikinci hecesini oluşturduğu, dolayısıyla bu bütün içerisinde “çöz” son sesinin bağımsız bir ayırt edici karakterde kullanılmadığı, dava konusu markanın, ilgili tüketici grubu tarafından bütün olarak algılanacak olduğu, ortalama zeka düzeyindeki bir tüketicinin dava konusu markanın mevcut marka örneğindeki gibi bir kullanımda, ikincil ses olan “çöz” ibaresine, markanın kalanından bağımsız bir anlam yüklemeyecek olduğu, bu haliyle dava konusu markanın, davacı yana ait “lekeçöz, kirçöz,yağçöz” gibi esas unsurları ihtiva eden markalardan derhal farklılaştığı, Uygulamada da kabul edildiği üzere markaların başlangıç seslerini oluşturan ibareler normal şartlarda tüketicinin daha fazla dikkat edeceği kısımda yer almaktadır. Nitekim tüketicinin davranışsal tecrübeleri de göstermektedir ki tüketiciler ,markaların başlangıçlarında yer alan ilk unsurlara, soldan sağa okuma alışkanlığı nedeniyle, daha fazla odaklanmaktadırlar. Pek tabi bu kural mutlak/değişmez bir kural olmamakla birlikte, karşılaştırılan işaretlerde, önceki markanın, sonraki marka içerisinde bağımsız varlığını ne ölçüde koruduğunun da önemi bulunmaktadır. Somut olayda da dava konusu markanın “bel-çöz” şeklinde telaffuz edilecek olduğu, bu telaffuzunda davacının “çöz” ibaresini içerir markaları (porçöz dahil) ile son sesi itibariyle bir benzerlik taşıyacağı aşikar ise de tek başına bu düzeydeki bir benzerliğin doğrudan iltibas ihtimalini ortaya çıkarmayacağı, Zira taraf markaları görsel anlamda da birbirilerinden gerek şekli unsurlar gerekse de yazım biçimi itibariyle farklılaşmış olup davacı yanın esasen birbirinden farklı şekillerde tescilli markaları mevcut ise de seri marka yaratma kimliğinde PORÇÖZ, KİRÇÖZ, YAĞÇÖZ şeklindeki örneklerden de görülebileceği üzere özel bir görsel kompozisyon etrafında markalarını yarattığı, başka bir ifadeyle davacının sair markalarının dahi birçoğunun, davacının seri markası olduğu yönünde bir izlenimi oluşturacak temelde olmadığı gözetildiğinde, dava konusu markanın da sahip olduğu görsel farklılıklar ile davacı markaları ile ilişkilendirilmeyecek olduğu, Tüketicinin “BELÇÖZ” şeklindeki dava konusu markayı bir bütün olarak algılayacak olduğu tereddütsüz olup bu algısında “çöz” ibaresine tek başına bir kavramsal algı yüklemeyeceği, bütün olarak markayı anlamsız/uydurulmuş bir sözcük gibi algılayacağı, aynı şekilde davacı yanın “porçöz” markasını da uydurulmuş/anlamsız bir kelime olarak algılayacağı, dolayısıyla bu noktada işaretleri kavramsal olarak karşılaştırmayacağı gibi davacı yanın “çöz, leke çöz, kir çöz, yağ çöz” gibi markalarının ise kavramsal olarak her iki markadan da farklı bir algıyı zaten tüketiciye vermekte olduğu, bu halde karşılaştırılan işaretler arasında kavramsal olarak bir benzerlik halinin de mevcut olmadığı, Dolayısıyla işaretler arasında yalnızca ortak harflerin kullanılmış olunması, bu durumun, bütünsel bakış açısıyla ortaya çıkan farklılığa üstün tutulması sonucunu doğurmayacağı, karşılaştırılan işaretlerin ilgili tüketici tarafından birbirinden bağımsız markalar olarak algılanacakları, Netice olarak her ne kadar taraf markalar 01 ve 02. Sınıf mallarda aynı ya da aynı tür olarak değerlendirilebilecek emtiaları kapsamakta iseler de dava konusu marka ile davacı yanın markaları arasında, salt birtakım harf diziliminden kaynaklı bir fonetik benzerlik mevcut ise de markaların bütünsel anlamda birbirlerinden yeterli düzeyde farklılaşmayı başardıkları ve kurumsal olarak tüketiciye sundukları kimliklerinde ayrıştıkları, taraf markalarının birbirinden bağımsız algılar yarattıkları, ilgili tüketici kitlesinin dava konusu markayı gördüğünde, markayı unsurlarına ayırarak, zihnine daha önceki tarihli davacı markalarını getirme veya bu markalar ile ilişkilendirmek gibi bir izlenim edinmeyeceği, markaların birbirlerinin serisi/devamı olarak algılanmayacakları, tüketicinin dava konusu markayı unsurlarına ayırarak ve vurgunun aslen toplandığı ön sese değil son sese ayırt edici bir anlam yükleyerek değerlendirme yaparak tercihlerini somutlaştırmasının rasyonel bir bakış açısı olmayacağı, işaretlerin bütünsel algılarda birbirleri ile ilişkilendirme ihtimali dahil karıştırılma ihtimaline yol açacak bir benzerliğe sahip olmadıkları, TANINMIŞLIK DÜZEYİ Mevzuatımızda markaların tanınmışlık düzeyiyle ilgili tescil engeli bakımından “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” Düzenlemesi bulunmaktadır. Söz konusu düzenleme ile birlikte önceki markanın tanınmış olması halinde aynı veya benzer mal veya hizmet gruplarının yanı sıra farklı mal veya hizmetlerde de korunabileceği hüküm altına alınmıştır. Söz konusu tescil engeli kapsamında, koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve düzenlemede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu nedenle, markanın tanınmışlığı ve anılan şartlardan en az birinin varlığı söz konusu tescil engelinin ortaya çıkması açısından bir zorunluluktur. Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır10. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir. Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin(sulandırılma)tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması söz konusu değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır. Tanınmış markanın aynısının veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kullanılması halinde markanın ayırt edici karakterinin zarar görmesi olasılığı artmakta, markalar arasındaki benzerlik azaldıkça, bu tehlike de azalmaktadır. Yukarıda da belirtildiği üzere bu hallerden her birisinin aynı anda mevcudiyeti mecbur olmayıp bunlardan herhangi birisinin varlığının maddenin uygulanabilirliği açısından yeterli olduğu kabul edilmektedir. Somut uyuşmazlıkta davacı yanın markalarının tanınırlığı iddiasını destekler/somutlaştırır delilleri dava dosyasına sunmadığı, buna bağlı olarak davacı markalarının tanınır olmadığı, Davacının, davalının kötü niyetli olduğu iddiasını da somutlaştırır nitelikteki delilleri dosyaya sunmadığı, buna bağlı olarak davalının kötü niyetli olduğundan bahsedilemeyeceği, Netice itibariyle, • Dava konusu marka başvurusu kapsamında yer alan 01 ve 02. Sınıf mallar bakımından taraf markalarının aynı, aynı tür ya da benzer malları kapsadıkları, • Başvuruda yer alan 04. Sınıf mallar bakımından ise taraf markalarının aynı ya da benzer olmadığı, • Benzer görülen emtialar bakımından yapılan incelemede davacı yanın önceki tarihli “ÇÖZ” esas unsurunu taşıyan ve yine “çöz” ibaresini içerir markaları ile dava konusu marka arasında bütünsel algılarda somut farklılaşma mevcut olduğundan, anılan markalar bakımından, ilgili tüketici grubu nezdinde, karıştırılma ihitmaline yol açacak bir benzerliğin varlığına kanaat getirilemediği, • Davacı markalarının tanınmışlığına kanaat getirilebilecek ve davalının kötü niyetli olduğuna dair deliller dosyada mevcut olmadığından, davacı markalarının tanınmışlığından bahsedilemeyeceği ve davalının kötü niyetli olmadığı sonuç ve kanaatlerine varılmış açılan davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 179,90.-TL harçtan, peşin alınan 80,70.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 99,20.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 15.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı şirket vekilinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ... Bölge Adliye Mahkemeleri'nde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.23.03.2023
Kâtip Hâkim ... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır