İlk Derece Mahkemesi · Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 2022/110 E. 2022/424 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
- Esas No
- 2022/110
- Karar No
- 2022/424
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
ESAS NO : 2022/110 KARAR NO : 2022/424
HAKİM : ... ... KATİP : ... ...
DAVACI : ... - .... VEKİLLERİ : Av. ... ... DAVALI : 1-... VEKİLİ : Av. ... - ... DAVALI : 2- ... -... ... VEKİLİ : Av. ... ... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Marka Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 25/03/2022 KARAR TARİHİ : 22/12/2022 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 22/12/2022 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka ... Kararının İptali ile Marka Hükümsüzlüğü istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davalının....” ibareli marka başvurusuna karşı ileri sürdükleri itirazların .... kararı neticesinde reddedildiğini, müvekkilinin ...sayılı “....” markasının 35, 39 ve 42. Sınıf hizmetlerde sahibi olduğunu, dava konusu markanın tescili halinde müvekkili markaları ile karıştırılabilecek düzeyde benzerlik taşıdığını, dava konusu markanın da 39. Sınıf hizmetleri taşıdığını, tüketicinin daha evvelden bildiği müvekkili markası varken, dava konusu markayı da müvekkili markası zannedeceğini, dava konusu markanın hakim unsurunun .... olduğunu, Kurum nezdinde daha evvel .... kod numaralı, “banabinakliyat” ibareli başvuruya yönelik itirazlarının kabul edildiğini, yine ... kod numaralı “banabilogo” ibareli başvurunun da müvekkili itirazı sonucunda reddedildiğini, müvekkilinin “yemeksepeti” markasının kullanımında olan “banabi” markasına karşı ikame ettiği davada alınan bilirkişi raporunun da müvekkili lehine geldiğini, taraf markaları arasında iltibas ihtimali bulunmadığı yönündeki değerlendirmenin dayanağını anlamlandıramadıklarını beyan ederek .... kararının iptali ile ve dava konusu .... sayılı markanın tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; kurum kararının yerinde olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı başvuru sahibi taraf vekili davaya cevap dilekçesi ve sair beyanlarında özetle; müvekkilinin kurye hizmeti vermediğini, “özel şoför kiralama sistemi” adı altında, şehirlerarası araç transferi, saatlik veya günlük süreli şoför hizmeti ve vale hizmetleri verdiğini, davacı markası bakımından kullanım ispatı taleplerinin olduğunu, taraf markalarının bütünsel olarak değerlendirilmesi gerektiğini, davacı markasının “banabikurye” ibaresinden oluşuğunu, müvekkili markasının ise “v bana bi vale” ibaresinden oluştuğunu, “bana bi” kelimesinin “bana bir” söyleminden geldiğini, “Bana bir” ibaresinin güncel kullanımda yaygın bir karşılığı olup, aslında her tür mal veya hizmet için kullanılageldiğini, ayrıca taraf markalarındaki “kurye” ve “vale” kelimelerinin de farklı anlamlara geldiğini, “bana bi” ibaresinin ayırt ediciliğinin zayıf olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, bu halde taraf markalarında “....” ibareleri üzerindeki ayırt edicilik halinin ön plana çıkacak olduğunu, müvekkili markasında büyükçe yazılmış bir “v” harfi şeklinde logonun yer aldığını, mavi tonların kullanıldığını, müvekkilinin 39. Sınıfta “şoförlük hizmeti” sunacağını, bu tür hizmetlerint tüketicilerin düşünmeden verdikleri kararlar ile satın alınan türden hizmetler olmadığını, “banabi” şeklinde çok sayıda markanın sicil kayıtlarında yer aldığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, ..Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde; dava konusu... ibaresinin 39. Sınıfta ”Şoförlük Hizmetleri” alanında tescili için 15.07.2020 tarih ve .... sayısı ile başvuru konusu edildiği, başvurunun yapılan ilk incelemeler sonrasında 27.10.2020 tarih ve 359 sayılı bültende ilan olunduğu görülmüştür. Anılan ilana karşı davacı yanın ve yine dava dışı 3. Birtakım firmaların itirazda bulundukları, 12.05.2021 tarihli ....kararı neticesinde her bir itirazın haklı bulunmayarak reddolunduğu, anılan ret kararına karşı davacı tarafça yeniden itiraz edildiği, davacı itirazlarını inceleyen Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun 06.01.2022 tarih ve ....sayılı kararı sonucunda .... başvuru numaralı "banabivale" ibareli başvurunun ilanına yapılmış olan itirazın reddi yönündeki Markalar Dairesi Başkanlığı kararına karşı, başvurunun.... sayılı..." ibareli marka ile karıştırılma ihtimali, diğer gerekçelerle 6769 s. SMK'nın 6 ncı maddesi uyarınca reddedilmesi talebiyle yapılan itiraz incelenmiştir. .... yapılan değerlendirme sonucunda işbu başvuru ile itiraza gerekçe olarak gösterilen markada benzer unsur olan ... ibaresinin ayırt ediciliğinin yüksek olmaması, "vale" ve "kurye" ibarelerinin farklı anlamının bulunması, her iki markada da ibarelerin bir bütün olarak ayırt edici niteliklerinin düşük olması ve markaların bütün olarak değerlendirildiğinde birbirinden farklı olarak algılanması hususları da dikkate alındığında, ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırma ihtimaline yol açabilecek derecede benzer olmadığı kanaatine ulaşılmıştır. Markalar arasında karıştırılma ihtimaline yol açabilecek derecede benzerlik bulunmadığından muterizin tüm iddiaları kabul edilebilir nitelikte bulunmamıştır.” şeklindeki değerlendirmeler sonrasında taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı kanaatine varıldığı ve davacı taraf itirazlarının bir kez daha reddine karar verildiği, anılan kararın muterize tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır. DEĞERLENDİRMELER; TARAF MARKALARI ARASINDA BENZERLİK VE İLTİBAS İHTİMALİ; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı veya benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı veya benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Dolayısıyla markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu; markaların tescilli oldukları sınıfların aynı olması veya birbirine benzer olmasıdır. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal veya hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Görüldüğü üzere karıştırılma ihtimalinin varlığı için çifte benzerlik şartının gerçekleşmesi ve her iki benzerliğin de dikkate alındığı genel izlenim ve değerlendirmeye göre ilişkilendirilme ihtimali dâhil karıştırma ihtimalinin bulunduğu kanaatine varılması gerekmektedir.
EMTİALARIN BENZERLİĞİ Doktrinde de kabul gördüğü üzere, markalara ait mal veya hizmet listelerinde yer alan emtiaların "benzer" olup olmadığının değerlendirilmesinde, sınıflandırmaya ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemeler bağlayıcı kesin kurallar içermemektedirler. Bu nedenle, inceleme konusu markaların emtia listelerindeki sınıf numaralandırması ile bağlı kalınmaksızın, karşılaştırılan emtia listelerinin "aynı veya benzer" mal veya hizmetlerden oluşup oluşmadığı incelenmelidir. “Marka kapsamındaki mal ve hizmetlerin aynı veya benzer tür olup olmadığı hususunda 1957 yılında yapılmış olan ....” kapsamında hazırlanan “Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğ” hükümlerine ve bunun ekindeki sınıflara ve alt gruplara göre yapılan listenin dikkate alınması gerekmekle birlikte tek başına listenin bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu anlamda, ilişkilendirmenin varlığı için mal ve hizmetlerin tamamen aynı sınıfta veya aynı alt grupta yer alması gerekmez.” Zira asıl olan, işaretlerin, kapsamlarındaki mal veya hizmetler üzerinde tescilli bir marka olarak kullanılması durumunda, tüketici nezdinde karıştırılma ihtimaline yol açıp açmayacağıdır. Bu nedenle, mal ve hizmet sınıf ve alt gruplarında benzerlik araştırmasında piyasanın anlayışı, benzer alıcı çevresine veya aynı hedef kitleye hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, mal veya hizmetlerin birbiri yerine ikame edilebilme ve rekabet olanaklarının olup olmadığı, birinin diğerini tamamlama imkânı olup olmadığı, mal veya hizmetlerin dağıtım kanallarının ortak olması, aynı veya yan yana raflarda satışa arz edilip edilmediği kullanım yöntemleri, hedeflenen müşteri kesiminin aynı olup olmadığı hususlarının araştırılması gereklidir. Markalar arasında iltibas değerlendirmesinin ilk koşulunun, taraf markaları kapsamındaki emtiaların benzerliği olduğu hususu ... Mahkemenin birçok kararında da açıkça belirtilmiştir. Nitekim .... nezdinde verilen kararlarda da malların benzerliğine ilişkin değerlendirmenin, mal ve hizmetler arasındaki ilişkilerin ilgili özellikleri dikkate alınarak yapılması gerektiğini, bu özelliklerin, malların doğaları, kullanım amaçları, kullanım yöntemleri ve birbiriyle rekabet halinde veya birbirini tamamlayıcı olup olmadıklarını içerdiği belirtilmiştir. Dosya kapsamına göre her ne kadar davalı taraf davacıya ait ....sayılı marka açısından kullanmama defi’nde bulunmuş ise de anılan markanın 30.10.2017 tarihinde tescil işlemlerinin tamamlandığı, işbu dava konusu başvurunun ise 27.10.2020 tarihinde gerçekleştirildiği, keza yine hükümsüzlük talebini de içerir davanın 25.03.2022 tarihinde açılmış olduğu, dolayısıyla her iki tarih itibariyle de dava konusu markanın tescili üzerinden 5 yıldan daha fazla bir süre geçmediğinden, davalı yanca ileri sürülen itirazın işbu davada dikkate alınabilir olmadığı, Her ne kadar dava konusu marka 39.sınıfta spesifik olarak “şoförlük hizmetleri” kapsamında bir sınıflandırmaya tabi tutulmuş ise de esasen şoförlük hizmeti adı altında yürütülen faaliyetlerin taşımacılık hizmeti kapsamında tüketiciye sunulması muhtemel hizmet bütünü içerisinde bir parça olduğu, tüketicinin “şoförlük hizmeti” şeklindeki bir tanımlama ile karşılaştığında “şoförlük mesleğini icra eden personelin istihdamı” yönünde bir algıyı değil, esasen kişi ya da nesnelerin, bir yerden bir yere taşınması için ihtiyaç duyulan araç transferinin bir şoför aracılığı ile yerine getirilmesi yönünde bir hizmeti algılayacağı, bu niteliği itibariyle sunulan hizmet salt “araç kiralama” ya da salt personel istihdam hizmetinden nispeten uzaklaştığı ve doğrudan taşımacılık hizmeti kapsamında değerlendirilebilir bir hizmet olduğu, Bu haliyle taraf markalarının esasen aynı sektör içerisinde, benzer/birbirini tamamlar faaliyetleri tüketiciye sundukları, bu nedenle de benzer tüketici gruplarına hitap ettikleri, sunulan bu hizmetlerin tek bir iktisadi kaynakta temin edilebilecek olduğu, bu hizmetleri sunan işletmelerin birbiri ile doğrudan rekabet ilişkisi içerisinde bulunabilecekleri, Benzerliği tespit olunan bu emtialar arasındaki bu ilişkinin işaretler arasında iltibas ihtimali yaratıp yaratmadığı hususunun tespiti, işaretler yönünden bir değerlendirme yapılmaksızın mümkün olmadığından markaları oluşturan işaretlerin de ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. İŞARETLERİN BENZER OLUP OLMADIĞI; Markaların karıştırılma ihtimalinden söz edilebilmesi için yukarıda da belirtildiği üzere emtiaların/hizmetlerin aynı/benzer olması yanında markayı oluşturan ibarelerin de aynı/benzer olması koşulu bulunmaktadır. İki işaret arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir. İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Benzerlik ve karıştırılma ihtimaline dayalı değerlendirmelerde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Ancak tüketici kitlesinin dikkat ve özen düzeyinin mal ve hizmet sınıflarına bağlı olarak değişkenlik göstermesi de mümkündür. Somut uyuşmazlıkta benzerliği tespit olunan 39. Sınıf hizmetler, her ne kadar tüketicilerin anlık kararlar ile faydalanabilecekleri türden hizmetler değil ise de oldukça geniş bir tüketici grubunun bu hizmetlerden yararlanabilecek oldukları, tüketicinin bu hizmeti sağlayan işletmeleri tercih ederlerken önceden bildiği ve güvendiği bir markadan yararlanmak isteyebileceği gibi yeni bir marka tercihinde de bir ön araştırma yapabileceği, ancak bu durumda dahi çok üst düzeyde bir dikkat ile tercihlerini somutlaştıracağından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, zira belirtildiği üzere bu hizmetlerin nihai yararlanıcısı olan tüketiciler, toplumun genelini oluşturan her yaş, meslek, eğitim ve gelir grubundan kimseler olabileceklerinden genel anlamda makul düzeydeki dikkat, zeka ve bilinç düzeyine sahip kimselerin ilgili tüketiciler olarak kabul edilebilecekleri düşünülmektedir. Kaldı ki tüketici grubunun kısmen doğrudan ortalama tüketici (average consumer) kitlesinden nispeten daha üst düzey kimseler olacağından bahsedilse dahi bu durum ilgili tüketicilerin hiçbir hal ve koşulda, karşı karşıya kaldıkları markaları karıştırmayacakları yönünde bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkarmayacaktır. Benzerlik değerlendirmesine ilişkin bu genel tespitler çerçevesinde yapılması gereken temel değerlendirme, dava konusu marka ile davacı tarafa ait marka arasında karıştırılmaya yol açabilecek düzeyde bir benzerliğin mevcut olup olmadığı ile ilgili olacaktır. ...sayılı ilamında da belirtildiği üzere karıştırılma ihtimalinde ölçü bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halktır. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurma ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta, markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir” denilmektedir. Dolayısıyla ilgili tüketicinin aldığı mal ya da hizmetin başka bir işletmeye ait olduğunu bildiği ve fakat güvendiği işletme ile malını/hizmetini aldığı işletmenin arasında ekonomik bir bağlantı bulunduğunu düşünmesi hali dahi "karıştırılma ihtimali"nin var olduğunun kabulü için yeterli olacaktır. Markalar karşılaştırılırken görsel, sesçil (fonetik) ve kavramsal (semantik) açılardan taraf markalarını oluşturan işaretlerin benzer olup olmadıkları hususunun bütünsel bir bakış açısıyla ele alınması ve yine markalar kapsamındaki mallar/hizmetler yönünden markaların benzer olup olmadıkları konularının bir bütün olarak değerlendirilmesi neticesinde tespit edilebilir bir durumdur. Buna göre işaretler arasında görsel benzerlik karşılaştırması yapılırken markalara konu yazı ve işaretlerin konumlandırılma şekilleri ile harf sırası, yazım karakterleri gibi göze çarpan özellikleri dikkate alınmalıdır. Sesçil benzerlikte esas alınması gereken husus ise markaların ortalama tüketici kitlesi tarafından kendi lisanlarındaki okunuş şekli olup, markaların başlangıç kısımlarının fonetik açıdan benzer sesler çıkarılarak okunup okunmadığı dikkate alınmalıdır. Markaların kavramsal açıdan benzerliklerinin karşılaştırılmasında da, markalara konu sözcüklerin tescil kapsamındaki ortalama tüketici kitlesinin bakış açışı ve o sözcüklere kendi lisanlarında bir anlam verip veremeyecekleri hususu dikkate alınmalıdır. Bu genel ilkeler doğrultusunda taraf markaları incelendiklerinde, dava konusu markanın ... ibareli, sol kısımda “v” harfinden oluşan mavi renkte bir logo ve bu logonun hemen yanında alt alta sıralanmamış “bana bi vale” ibarelerinden meydana geldiği, dava konusu markanın bütününe mavi/lacivert renkler hakim olmakla birlikte şekli anlamda özgün bir tasarımı bulunduğundan bahsedilmesi mümkün değildir. Markanın bütünsel algıda “bana bi” ve “vale” şeklinde algılanacağı, zira “bana bi” ibaresinin tümleşik olarak algılanan bir tamlama olduğu, günlük hayatta bir istek/talep söz grubu şeklidne değerlendirilebileceği, “vale” ibaresinin ise uyuşmazlık konusu hizmetin mahiyeti de gözetildiğinde günlük hayatımıza İngilizce karşılığından geçen anlamı olan “kişisel refakatçi olarak hizmet eden bir erkek hizmetkar” şeklinde bir algıyı vereceği, zira günümüzde “vale” mesleğini icra eden kimselerin genel olarak bir işletmeye gelen misafirlerin ve müşterilerin araçlarını park etme görevini icra ettiği, bir nevi kısa süreli ve belli amaçlara yönelik kişisel şoförlük hizmeti sunan kimseler için kullanılan bir kavram olduğu görülmetkedir. Dava konusu markanın bütünsel algısında “bana bi vale” şeklindeki her bir kelimenin telaffuz edilerek markaya yönelik tecrübelerin 3. Kişilere aktarılacak olduğu değerlendirilmektedir. Bu halde “vale” ibaresinin kavramsal karşılığı da gözetildiğinde dava konusu markadaki esas unsurun “bana bi” ibaresi olacağı, “v” harfinin, “vale” sözcüğü ile ilişkilendirilecek olduğu, Davacının önceki tarihli markası ise ... şeklinde bir sözcük markası olup markanın “bana bi kurye” ibarelerinin bileşik yazımı ile oluşturulduğu, bu haliyle dava konusu markadan kelimesel açıdan tek farklı unsurunun son sıradaki “kurye” kelimesi olduğu, bu ibarenin “Genellikle elçilik postasını yerine ulaştırmakla görevli kimse, Posta, kargo, mektup vb. gönderileri alıcıya ulaştıran kimse, uçakla gönderilen mektup, koli veya havale. Düzenli olarak ticari bir hizmet gören taşıt.” Gibi anlamlara gelen, 39. Sınıf açısından hizmetin türünü tanımlayıcı nitelikte bir ibare olduğu, dolayısıyla davacı markasının da esas unsurunun “banabi” ibaresi olduğu, Bu bağlamda taraf markalarında esas unsur konumunda olan “BANABİ” ibaresinin markalardaki kullanım biçimi ve yine markaların bütünsel algıları itibariyle ilgili tüketici kitlesi nezdinde, işaretlerin iktisadi – idari kaynağı bakımından bir bağlantının kurulup kurulamayacağının tespiti gerekmektedir. Dava konusu marka ile davacı markası arasında şekli bütünlük açısından görsel bir benzerlik bulunmadığı, gerek dava konusu markanın renk ve şekil unsurları (V harfinden oluşan logo) gerekse de genel mizanpajında görsel anlamda markaların birbirlerinden uzaklaştıkları değerlendirilebilir, ancak her ne kadar markalar renk ve şekil unsurları açısından birbirlerinden uzaklaşmış iseler de bahsi geçen görsel farklılıkların bütüne olan etkilerinin son derece zayıf, akılda kalıcılığı düşük ve daha ziyade marka görselinin dekoratif olarak zenginleştirilmesi amacıyla yapılan eklemelerden ibaret olduğu, söz görünümden yüksek sesle konuşur ilkesi de gözetildiğinde, tüketicilerin daha evvelden bildiği varsayılan markalara dayalı deneyimlerini üçüncü kişilere aktarırken bu aktarımı sözcük unsurları üzerinden gerçekleştirilecek olduğu, zira sözcük ve şekil unsurlarından oluşan markalarda, tüketicinin, mal veya hizmet ile işaret arasındaki ilişkiyi tanımlarken, figüratif unsurları açıklamak yerine doğrudan sözcük unsuru ile markayı ifade etme eğiliminde olacağı genel kabul gören kanaattir. Kaldı ki taraf markaları salt sözcük unsurları itibariyle gözetildiğinde “banabi” ön sesini taşıdıklarından esasen görsel anlamda dahi düşük düzeyli bir benzerlik göstermekte olup yine bu ibarenin ön ses şeklindeki kullanımının taraf markalarını fonetik açıdan güçlü bir şekilde benzer kıldığı, keza yine markalardaki “vale” ve “kurye” ibarelerinin, ilgili sektörde yaygın kullanımı bulunan meslek adları/faaliyet isimleri oldukları gözetildiğinde, “banabi” ibaresinin ortak kullanımının markalara kattığı kavramsal ayniyetin, bahsi geçen sözcüklerde de yakınlaşma düzeyinde oldukları, Bu hususlar bir bütün olarak gözetildiğinde markaların özellikle dava konusu hizmetler yönünden ayırt edicilik katan kelime unsurlarının tamamen aynı olduğu dikkate alındığında, bu ayniyetin karıştırılma olasılığına neden olabilecek bir benzerlik yarattığı göz ardı edilemez. Kaldı ki itiraz gerekçesi marka, kelime markası olduğundan, herhangi bir yazım şekliyle kullanılabilir. Marka sahibinin bu kullanım için hakkı bulunmaktadır. Esasen markalardaki benzerlik, görünürde çok yüksek düzeyde değilse de, taraf markalarının bütünsel algılarında birbirlerinden somut bir şekilde uzaklaştıklarından bahsedilmesi de mümkün olamayacağı gibi taraf markalarının hizmet sektörüne yönelik faaliyetleri kapsadığı gözetildiğinde, tüketicinin her durumda markaları somut olarak bir mal üzerinde görme ya da markaları yanyana koyarak değerlendirme ihtimali bulunmadığından, markalardaki görsel farklılıkları çoğu zaman algılayamayabileceği ve taraf markalarına yönelik bir araştırmada “banabi” kelimesinin ön planda yer alacağı değerlendirilmektedir. Zira markalarda ikincil olarak seçilen ek kelimelerin ayırt edicilikten yoksun/sektörel kavramlar olmasının etkisiyle aynı/aynı tür mal ve hizmetler yönünden işaretler arasındaki benzerlik düzeyinin karıştırılma ihtimaline yol açabileceği, Uygulamada da kabul edildiği üzere marka işaretlerinin düşük dereceli benzerliği bile, mal ve hizmetlerin yüksek dereceli benzerliği karşısında karıştırılma olasılığına neden olabilecektir. Tersi de mümkündür. Önceki markanın ayırt edici özelliği de, karıştırılma olasılığının genel değerlendirmesinde dikkate alınması gereken unsurlardan biridir. Özellikle ve her ne kadar davacı yanca gerçekleştirilmemiş ise de “banabi” kelimesinin son yıllarda ticaret hayatındaki yoğun kullanımından kaynaklı tüketicinin bu ibareye olan güçlü aşinalığının, anılan ibare üzerinde daha eski hak sahibi konumundaki davacı yanın da markası açısından olumlu bir imaj çizerek, “banabi” ibaresinin markasal vasfı ve akılda kalıcılığını kuvvetlendiren bir durumu ortaya koyduğu, böyle bir durumda davacının daha evvelden sahip olduğu “banabikurye” şeklindeki markası mevcutken “banabivale” şeklinde tescil edilmek istenilen başvurunun da davacı yanca oluşturulmuş yeni bir iş kolu (valelik hizmeti) açısından tercih edilmiş ve buna göre görsel revizesi yapılmış bir marka şeklinde algılanma ihtimali son derece yüksek olacaktır. Bir an için “bana bi” kalıbının ticaret hayatında farklı mal ve hizmetlerde tercih edilmiş bir kalıp olduğu yönündeki davalı taraf itirazı dikkate alınsa dahi bu kalıbın sahip olduğu kavramsal karşılığın esasen 39. Sınıftaki hizmetler açısından anılan ibarenin tercih edilmesini sağlar bir etken olmadığı, nitekim....sicil kayıtları incelendiğinde de “banabi” kalıbı ile oluşturulmuş 39. Sınıftaki en eski markanın davacı markası olduğu, davacı markasından sonraki çoğu başvurunun da yine geçersiz ya da davacı taraf itirazları sonucunda reddedildiği anlaşılan başvurular oldukları, dolayısıyla anılan ibarenin uyuşmazlık konusu hizmetler açısından doğrudan zayıf bir marka olarak değerlendirilmesinin de mümkün olmadığı, bu noktada önemli olan husus, tüketicinin, satın almak istediği mal veya hizmet üzerinde göreceği bu ibareye yükleyeceği anlamdır. Somut olayda anılan ibarenin taraf markalarındaki ortaklığı, “banabi/bana bi” kelimesinin ilgili sektördeki yaygın/yerleşik kullanımından ya da sektörle doğrudan bağlantılı bir anlamından kaynaklı olarak da görülmediğinden, tüketici bu ibareye markasal bir vasıf yükleyecektir. Bu halde aynı esas unsuru taşıyan taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal açıdan güçlü bir benzerliği de taraf markaları arasında kuracağı, Bu nedenle üketicinin farklı zamanlarda söz gelimi “kurye hizmeti” ya da “vale hizmeti” ya da “taşımacılık hizmeti”nde dava konusu markalar ile karşı karşıya kaldığı bir durumda, sunulan her bir hizmetin esasen aynı işletme tarafından sunulduğunu düşünebileceği, markaların birbirlerinden farklı markalar olduklarını algılasa da bu markaları aynı işletmenin alternatif hizmet sunumları için tercih ettiği markalar olarak yorumlayabileceği, dolayısıyla özellikle iktisadi kaynak açısından taraf markalarının birbirleri ile ilişkilendirilebileceği ve kaynakta bir yanılgı ihtimalinin ortaya çıkabilecek olduğu, Başka bir ifadeyle daha evvel önceden beri tescilli davacı markalarını görmüş, davacı markalarının tescilli olduğu hizmetlerden yararlanmış bir tüketicinin, işbu dava konusu sonraki markayı da aynı ya da benzer hizmetlerde gördüğünde, önceki deneyimlediği marka ile arasında iktisadi – idari bir bağ bulunduğu yanılgısına düşme ihtimali kaçınılmaz olacaktır. Zira tüketicinin, iki markayı her durumda yan yana görme ihtimali bulunmadığından önceki markanın zihninde bıraktığı görsel algının kendisini yönlendirmesi ile sonraki marka ile önceki marka arasında ilişki kurması muhtemeldir. ....’nun da bir kararında ifade ettiği üzere “tescilli marka ile kullanılan işaret arasında görsel ve sesçil (fonetik) yönden benzerlik bulunmasa, hatta genel görünüş (umumi intiba) açısından ayniyet veya benzerlik bulunmasa dahi, halk bunlar arasında herhangi bir şekilde bir bağlantı kuruyorsa karıştırılma ihtimalinin mevcudiyeti kabul olunacaktır.” Taraf markalarının kapsamlarının benzer nitelikte hizmetleri kapsadıkları, böylesi bir durumda işaretlerin birbirlerinden daha somut bir biçimde uzaklaşmaları gerektiği, halbuki somut durumda her iki taraf markasının da ön ses olarak “banabi” ibaresini taşıdıkları, markalardaki ikincil sözcük unsurları olan “kurye” ve “vale” kelimelerinin, farklı anlamları bulunmakla birlikte aynı sektörde kullanılan genel kavramlar oldukları, bu haliyle gerek ikinci sözcüklerin gerekse de sair farklılıkların işaretler arasında özellikler işaretlerin farklı kaynaklara ait olduğu algısını ortaya koyacak farklı algılar yaratmadıkları, markaların bu haliyle iktisadi kaynak bakımından aynı işletmenin farklı iki markası şeklinde algı yaratacakları, bu durumun ise iktisadi kaynak bakımından ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimalini ortaya çıkarabileceği, TANINMIŞLIK İDDİALARI; Davacının markalarının tanınırlığı hususunda dosya kapsamında tanınırlığı hususunu ortaya koyar delillere yer vermediği, dosyaya sunulan mahkeme kararları kesinleşmiş nitelikte kararlar olduğu görülmedikleri gibi davacı yan markalarının tanınırlığı hususunda da somut bir tespit taşımadığı, dosya kapsamında davacı yanın markasının tanınırlığını ortaya koyar deliller tespit edilemediğinden SMK m. 6/5’te aranılan herhangi bir koşulun da ortaya çıkma ihtimalinin bulunmadığı, Netice itibariyle, Davalı taraf, davacı yana ait dayanak marka olan .... sayılı marka açısından kullanmama defi’nde bulunmuş ise de anılan markanın 30.10.2017 tarihinde tescil işlemlerinin tamamlandığı, işbu dava konusu başvurunun ise 27.10.2020 tarihinde gerçekleştirildiği, keza yine hükümsüzlük talebini de içerir davanın 25.03.2022 tarihinde açıldığı, dolayısıyla her iki tarih itibariyle de dava konusu markanın tescili üzerinden 5 yıldan daha fazla bir süre geçmediğinden, davalı yanca ileri sürülen itirazın somut olay açısından dikkate alınabilir olmadığı, Bu kapsamda yapılan incelemede dava konusu .... sayılı marka kapsamında 39. Sınıfta yer alan “şoförlük hizmetleri” ile davacı yanın ... sayılı markası kapsamında 39. Sınıfta yer alan bir kısım hizmetlerin, benzer olarak nitelendirilmesi gereken hizmetler oldukları, “banabi” ibaresinin ortak kullanımı ve markalardaki sair unsurların bütüne olan etkileri itibariyle, özellikle iktisadi kaynak bakımından ilişkilendirilme ve karıştırılma ihtimali ortaya çıkabileceği, Davacının markalarının tanınırlığı hususunda ve SMK m. 6/5 koşullarının oluşmadığı ve kurum kararının yerinde olmadığı, dava konusu... sayılı markanın tüm mal ve hizmetler bakımından hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu sonuç ve kanaatlerine varılmış aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Davanın kabulüne, ... sayılı kararının başvuruya konu tüm mal ve hizmetler yönünden iptaline, Davaya konu markanın tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen Türk Patent’e gönderilmesine, Alınması gereken 80,70.-TL harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, Davacı kendisini vekille temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 15.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 2.935,90.-TL
yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum ile diğer davalı vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Ankara Bölge Adliye Mahkemeleri'nde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.22.12.2022
Kâtip Hâkim ... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır
MASRAF DÖKÜMÜ İlk Masraf : 172,90.-TL Bilirkişi Ücreti :2.600,00.-TL P.P : 163,00.-TL TOPLAM :2.935,90.-TL