İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2021/818 E. 2026/205 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2021/818
- Karar No
- 2026/205
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2021/818 KARAR NO : 2026/205
DAVA : Ticari Şirket (Pay Defteri Kaydına İlişkin) DAVA TARİHİ : 01/10/2021 KARAR TARİHİ : 05/03/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 11/03/2026
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Pay Defteri Kaydına İlişkin) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekili Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine verdiği 01/10/2021 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde özetle ; Müvekkili ..... ile davalı .....’ın kardeş olduklarını, Davalı ..... Gıda Tur. İnş. Oto. San. Dış Tic. ve Paz. A.Ş.’nin bir aile şirketi olduğunu, Davalı şirketin halihazır hissedarlarının tarafların babası ....... ile tarafların kardeşleri ......., ........, ...... ve davalı ...... olduğunu, Müvekkili .......’ın davalı şirkette bulunan %22,5 oranındaki hissesini, o dönemde hakkında yürütülen icra takipleri nedeniyle sahip olduğu davalı şirket hisselerinin haczedilmesini önlemek ve bu nedenle oluşan aile baskısı sebebiyle 03.03.2004 tarihinde davalı kardeşi ......’a inançlı işlem ile devrettiğini, 26.02.2020 tarihli sözleşme ile bu hususun sabit olduğunu, 26.02.2020 tarihli sözleşme içeriğinden de anlaşılacağı üzere müvekkil .......’ın aile baskısı nedeniyle davalı şirketteki hisselerinin tamamını 2004 yılında davalı ......’a devrettiğini, davalı şirketteki hisselerin gerçekte .......’a ait olduğunun kabul edildiğini, müvekkil ....... tarafından inançlı işlemle davalı ......’a devredilen %22,5 oranındaki davalı şirket hisselerinin bilgisi dışında diğer hissedarlar tarafından yapılan genel kurul toplantılarında alınan sermaye artırımı kararları neticesinde yaklaşık %1 seviyesine indirildiğini, bu nedenle davalı şirketin ilgili genel kurul kararlarının iptali için dava açılması halinde mahkemece tespit ve tescil edilecek gerçek hisse oranının (%22,5) %50’sine tekabül eden hisselerin inançlı işlemin iadesi kapsamında bedelsiz olarak müvekkil .......’a devredileceğinin davalı ...... tarafından açıkça beyan ve kabul edildiğini, davalı ......’ın ekte sunulan 26.02.2020 tarihli inanç sözleşmesindeki taahhüdüne rağmen ilerleyen süreçte diğer kardeş hissedarlarla birlikte hareket ederek inançlı işlemle edindiği hisseleri bugüne kadar müvekkiline iade etmediğini, bu nedenle işbu davanın açılmasının zaruri hale geldiğini, müvekkili ....... tarafından 03.03.2004 tarihinde davalı ......’a davalı şirkette bulunan %22,5 oranındaki hissenin devredilmesine rağmen dava dışı diğer hissedarlar tarafından yapılan genel kurul toplantılarında yasaya aykırı olarak alınan sermaye artırımı kararları (rüçhan hakkının kullandırılmaması vb.) ve muhtemelen muvazaalı şekilde gerçekleştirilen hisse devirleri neticesinde davalı ......’ın hisse oranının halihazırda yaklaşık %1 seviyesine indirildiğini, ayrıca davalı şirketin dava dışı hissedarlarından ...... ile .......’ın davalı şirketin kurucu ortaklarından olan tarafların annesi ..... ile babası .......’a ait yaklaşık %44 oranındaki hisseleri muvazaalı şekilde devralmak suretiyle müvekkilinin anne ve babasından miras payı oranında intikal etmesi gereken davalı şirket hisselerinden mahrum bırakıldığını ileri sürdüğünü, neticeten fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla davalının inançlı işlemle edindiği davalı şirketteki halihazır hisselerinin tamamının iptali ile müvekkiline iadesine ve müvekkili adına tesciline, uyuşmazlık konusu olan davalı ......’ın davalı şirketteki hisselerinin dava sonuna kadar devrinin engellenmesi amacıyla ihtiyati tedbir kararı verilmesine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili mahkememize sunmuş olduğu 02/11/2023 tarihli dahili dava dilekçesinde özetle ; Davalının inançlı işlemle edindiği davalı şirketteki halihazır hisselerinin tamamının iptali ile müvekkili adına tescili talepleri yönünden dava konusu hisseyi devralan ..... Yatırım Holding Anonim Şirketi'ne karşı HMK m.125/1-a uyarınca davaya devam edecekerinden işbu dahili dava dilekçeleri ile birlikte son duruşma zaptının ve dosyadaki bilirkişi raporlarının dahili davalıya tebliğ edilmesini, ıslah dilekçeleri kapsamında ; öncelikli olarak inanç sözleşmesiyle davalıya devredilen %22,5 hissinin dava tarihi itibariyle güncel değerinin tespiti ile fazlaya dair dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak davası olarak şimdilik 30.000,00-TL'sı tazminatın ve %22,5 hissenin tespit edilecek güncel bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı ......'dan tahsili ile müvekkiline verilmesini, olmaz ise terditli olarak davalının inançlı işlemle edindiği davalı şirketteki halihazır hisselerinin tamamının iptali ile müvekkili adına tesciline ilişkin talepleri yönünden dava konusu hisseyi devralan .... Yatırım Holding Anoim Şirketine karşı HMK m.125/1-a uyarınca davaya devam ettiklerinden dahili davalı adına kayıtlı 1.06 hissenin iptali ile müvekkili adına tecsiline, yargılama giderleriyle avukatlık ücretlerinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. SAVUNMA : Davalı ...... vekili mahkememize sunmuş olduğu 15/11/2021 tarihli cevap dilekçesinde özetle ;taraflar arasında 26.02.2020 tarihinde akdedilen sözleşmenin dava talebiyle ilgili olmayan bir sözleşme olduğunu, müvekkili ile davacı taraf arasında 26.02.2020 tarihinde davacı vekili şahitliğinde imzalanan anlaşma incelendiğinde yapılan anlaşmanın aslında açılması muhtemel bir davanın tanımının yapılması ve bu davaya ilişkin masrafların taraflarca eşit şekilde karşılanmasına yönelik olduğunu, söz konusu anlaşmada gerek mahkeme masraflarının gerekse avukatlık ücretlerinin taraflarca eşit şekilde ödeneceğinin karara bağlandığını, sözleşme ile aynı günde Bakırköy ...... Noterliğinin 26.02.2020 tarih ve ..... yevmiye numaralı vekâletnamesi ile davacı vekilinin müvekkili tarafından vekil tayin edildiğini, sözleşme ile vekâletnamenin aynı tarihte düzenlenmiş olmasının davacı ile müvekkilinin muhtemel dava arkadaşlığı kapsamında açılması planlanan bir davanın çerçevesinin belirlenmesi ve masrafların nasıl karşılanacağının kararlaştırılmasına yönelik bir anlaşma niteliğinde olduğunu gösterdiğini, taraflar arasında yapılan sözleşmenin inanç sözleşmesi olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığını, inanç sözleşmesinin unsurlarından hiçbirinin somut olayda gerçekleşmediğini, ortada inanç işlemine konu edilen hisse devrinden önce veya hemen sonrasında düzenlenmiş bir sözleşme bulunmadığını, taraflar arasında 2004 yılında gerçekleştirilen hisse devrine ilişkin olarak o tarihte imzalanması ve işlemin şartlarını belirlemesi gereken bir sözleşmenin mevcut olmadığını, 2020 yılında açılması muhtemel bir davanın tanımlanması sırasında kullanılan ifadelerin inanç sözleşmesi olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, 2020 yılında imzalanan bu metnin inançlı işlem kabul edilerek 2004 yılında gerçekleşen hisse devrine uygulanmasının hukuka aykırılık teşkil edeceğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla iade yükümlülüğünün doğduğu düşünülse dahi davanın zamanaşımı süresinin dolmuş olması nedeniyle ayrıca reddine karar verilmesi gerektiğini, hukuka uygun şekilde gerçekleştirilen devir işleminin üzerinden yaklaşık on yedi yıl geçtikten sonra sonradan oluşturulan ve hukuki zemin yaratılmaya çalışılan kurgusal bir metin ile dava açıldığını, sayın mahkemece inanç sözleşmesinin şartlarının oluştuğu ve zamanaşımı def’inin kabul edilmediği kanaatine varılması hâlinde ise kabul anlamına gelmemekle birlikte müvekkilinin 26.02.2020 tarihinde imzalanan sözleşme hususunda aldatıldığını, müvekkilinin ailesine karşı dava açma niyetinin gerçek olmadığını kısa süre içerisinde idrak ederek dava açma düşüncesinden vazgeçtiğini, müvekkilinin 26.02.2020 tarihinde vermiş olduğu dava vekâletini 02.03.2020 tarihinde, yani yaklaşık bir hafta içerisinde, Büyükçekmece ..... Noterliğinin ..... yevmiye numaralı azilnamesi ile geri aldığını, bu azilname ile artık dava açılması mümkün olmayacağından ve sözleşmenin de kendisine bir nüshasının verilmemiş olması sebebiyle sözleşmenin kendiliğinden konusuz kaldığını düşünerek ayrıca söz konusu sözleşmeyi ihtarname ile feshetme gereği duymadığını ileri sürerek davaya konu iddianın Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca zamanaşımına uğramış olması nedeniyle zamanaşımı itirazları doğrultusunda davanın reddine, sayın mahkemenin zamanaşımı itirazları hakkında aksi kanaatte olması hâlinde ise esasa ilişkin itirazlarının dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ..... Gıda Turizm İnşaat Otomotiv Sanayi Dış Ticaret Ve Pazarlama Anonim Şirketi vekili mahkememize sunmuş olduğu 16/11/2021 tarihli cevap dilekçesinde özetle ; müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtları incelendiğinde 03.03.2004 tarihli Çatalca Noterliğince düzenlenen ..... yevmiye numaralı Limited Şirket Hisse Devri Sözleşmesi ile işlem tarihi itibarıyla müvekkili şirket ortaklarından .......’ın 180 paylık hissesini ortaklardan ......’a 4.500.000,00 TL karşılığında bütün aktif ve pasifi ile birlikte nominal değeri üzerinden usulüne uygun şekilde devrettiğini, 19.06.2006 tarihli bakanlık komiseri ....... gözetiminde gerçekleştirilen olağan genel kurul toplantısında hazır bulunanlar cetvelinin incelenmesi sonucu toplam 100.000 YTL sermayeye tekabül eden 4.000 paydan 3.820 payın toplantıda asaleten hazır bulunduğunu, toplantının kanun ve şirket ana sözleşmesinde öngörülen toplantı ve karar nisaplarına uygun olarak gerçekleştirildiğini, bu toplantıda şirket sermayesinin 100.000 YTL’den her biri 100 YTL değerinde 5.500 paya ayrılmak suretiyle toplam 550.000 YTL’ye çıkarıldığını ve kararın yönetim kurulu başkanı ......., üye ......., üye ..... ve Bakanlık Komiseri ....... tarafından imzalandığını, ayrıca 09.07.2021 tarihli genel kurul kararı ile şirket sermayesinin beheri 100 TL değerinde 20.000 paya bölünerek toplam 2.000.000 TL’ye çıkarıldığını ve bu kararın 29.07.2021 tarihli Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edildiğini, açılan davada uyuşmazlığın davacı ....... ile davalı ...... arasında imzalandığı iddia edilen sözleşmeden kaynaklandığını, pay devrinin kanuna uygun şekilde nominal değer üzerinden bedeli karşılığında gerçekleştirilmiş olması sebebiyle müvekkili şirkete husumet yöneltilemeyeceğini, ileri sürülen inançlı işlem iddiasına rağmen pay devrinin herhangi bir kayıt veya şarta bağlanmaksızın kanuna uygun biçimde gerçekleştirildiğini, sözleşmenin tarafı olmayan müvekkili şirkete husumet yöneltilemeyeceğini, müvekkili şirket ortağı ......’ın bilgisi dışında genel kurul toplantısı yapıldığı iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, 26.02.2020 tarihli ve “sözleşme” başlıklı metnin devir tarihinden yaklaşık 16 yıl sonra düzenlendiği dikkate alındığında ......’ın inançlı vekil olarak hareket ettiğinin kabul edilemeyeceğini, devir tarihi olan 03.03.2004 tarihinden itibaren yaklaşık 15 olağan genel kurul toplantısının kanuna ve usule uygun şekilde yapıldığını, bu süreçte davacı tarafından veya inançlı vekil olduğu iddia edilen ...... tarafından herhangi bir itiraz ileri sürülmediğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte söz konusu sözleşmede usulen geçersiz olduğu iddia edilen genel kurul kararlarına karşı dava açılması ve dava sonucunda mahkemece belirlenen pay oranının taraflar arasında paylaştırılması hususunun düzenlendiğini, devredilen pay oranının paylaşımının inançlı işlem niteliğinde değerlendirilemeyeceğini ileri sürerek dava konusu pay devrinin 03.03.2004 tarihinde yapılmış olması nedeniyle Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, bu nedenle davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmesini, sayın mahkemenin aksi kanaatte olması hâlinde ise davacı tarafından ibraz edilen belgenin inanç akdi olarak nitelendirilemeyeceğini ve müvekkili şirket sözleşmenin tarafı olmadığından pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesini, sayın mahkemece usul yönünden eksiklik bulunmadığı kanaatine varılması hâlinde ise 03.03.2004 tarihinde usulüne uygun gerçekleştirilen pay devrine ilişkin olarak yaklaşık 17 yıl sonra talepte bulunulmasının hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilerek davanın esastan reddine karar verilmesini, aksi hâlde ise ibraz edilen sözleşmenin inanç akdinin unsurlarını taşımaması sebebiyle davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. DELİLLER ve GEREKÇE : Dava,ıslah edilmiş haliyle;inançlı işlemden kaynaklanan iade borcunun ihlali sebebiyle payların rayiç değeri üzerinden tazminat istemine ilişkindir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. Mahkememizce atanan bilirkişiler Doç. Dr. ..... ile ..... tarafından sunulan 30/05/2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle ; davacı .......’ın 20.05.1999 tarihinde 1.125,00 TL, 31.12.1999 tarihinde ise 3.375,00 TL sermaye bedeli yatırdığı, davalı şirkette toplam 4.500,00 TL olan sermayesini 03.03.2004 tarihli Çatalca ..... Noterliğinin ..... yevmiye numaralı hisse devir sözleşmesi ile davalı ......’a devrederek ortak sıfatının sona erdiği, davacının davalı şirkette bulunan %22,5 oranındaki hissesini devretmesinin sebebinin, o dönemde hakkında yapılan icra takipleri nedeniyle sahip olduğu şirket hisselerinin haczedilmesini önlemek ve bu nedenle oluşan aile baskısı olduğu, bu durumda nihai takdir ve değerlendirmenin Sayın Mahkemeye ait olmak üzere taraflar arasında gerçekleştirilen işlemin inançlı işlem değil muvazaalı işlem olarak kabul edilmesi gerektiği, zira inançlı işlemden söz edilebilmesi için işlem konusu hakkın en azından güvence veya yönetim amacıyla ve ciddi bir devir iradesiyle inanılana bırakılmasının zorunlu olduğu, muvazaalı işlemlerin kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi bulunması nedeniyle zamanaşımının uygulanamayacağı, tarafların muvazaalı işlemi bilerek ve isteyerek yapmaları sebebiyle uğradıklarını ileri sürdükleri zararların tazminini isteyemeyecekleri, buna karşılık verilen şeylerin iadesinin yazılı delille ispat edilmek şartıyla talep edilebileceği, dosya kapsamındaki belgelerden davacı ....... ile davalı ...... arasında 26.02.2020 tarihinde “Sözleşme” başlıklı bir belgenin düzenlendiği, bu belgede davalının, davacı tarafından kendisine devredilen hisse paylarını iade edeceğini beyan ettiği, bu nedenle muvazaalı sözleşmeler baştan itibaren geçersiz olmakla birlikte verilen şeylerin iadesinin yazılı delille ispatı halinde istenebileceği, bu kapsamda dava konusu hisse paylarının iadesi gerektiği, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise davacı tarafından devredilen hisse bedellerinin iadesinin mümkün olmayacağı, ayrıca huzurdaki ihtilafta husumetin hem gerçek kişi olan pay devralana hem de şirkete yöneltildiği, oysa hisse devrinin iptali istemli davada husumetin şirkete yöneltilmesinin mümkün olmadığı ve bu nedenle davalı şirketin pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı, ancak bu konuda nihai takdirin yine Mahkemeye ait olduğu yönünde görüş ve beyanda bulunmuşlardır. Bilirkişiler ..... ile Prof. Dr. ..... tarafından mahkememize sunulan 12/04/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle ; davalı tarafın ticari defterleri, sair vesikaları ve muhasebe kayıtlarının 6102 sayılı TTK’nın 64, 65, 66 ve 82. maddeleri ile VUK’un 220-226, 229, 230, 231 ve 232. maddelerine uygun şekilde tutulduğu, davacı .......’ın 20.05.1999 tarihinde 1.125,00 TL, 31.12.1999 tarihinde 3.375,00 TL sermaye bedeli yatırdığı, davalı şirketteki toplam 4.500,00 TL sermayesini 03.03.2004 tarihli Çatalca ..... Noterliğinin ..... yevmiye numaralı hisse devir sözleşmesi ile ......’a devrederek ortaklığının sona erdiği, davalı ......’ın ilk ortaklığa girişinin 03.03.2004 tarihinde davacı .......’dan 4.500,00 TL’lik hisse devralması ile başladığı, 19.06.2006 tarihinde 20.500,00 TL’lik sermaye artışına katılarak sermaye payının 25.000,00 TL’ye yükseldiği, 12.06.2015 tarihinde dava dışı .......’dan 79.500,00 TL’lik hisse devralması ile payının 104.500,00 TL’ye çıktığı, 10.01.2016 tarihinde 99.000,00 TL’lik hissesini devretmesiyle sermaye payının 5.500,00 TL’ye düştüğü, 20.06.2020 tarihinde dava dışı ......’dan 99.000,00 TL’lik hisse devralması ile tekrar 104.500,00 TL’ye yükseldiği, 20.08.2020 tarihinde 99.000,00 TL’lik hisseyi yeniden ......’a devretmesiyle sermaye payının tekrar 5.500,00 TL’ye düştüğü, 28.07.2021 tarihinde 14.500,00 TL’lik sermaye artışı ile payının 20.000,00 TL’ye yükseldiği, dava tarihinden sonra 30.09.2022 tarihinde davalı şirket ortakları .......’ın %20,06, ........’ın %19,03, ......’ın %1,03 ve ......’ın %39,88 oranındaki hisseleri olmak üzere toplam %80 oranındaki payların dava dışı ..... Yatırım Holding A.Ş.’ye devredildiği, ....... ile ...... arasında imzalanan 26.02.2020 tarihli sözleşmenin muvazaa anlaşmasını ispat ettiği sonucuna varıldığından 03.03.2004 tarihli Çatalca ...... Noterliğinin 01888 yevmiye numaralı hisse devir sözleşmesinin geçersiz olduğunun tespitine ve iptaline karar verilebileceği, bu husustaki hukuki ve nihai değerlendirmenin mutlak surette Mahkemeye ait olduğu, 30.05.2022 tarihli raporda davacının devredilen hisse bedellerini talep edemeyeceği yönünde değerlendirme yapıldığı, bu konuda da hukuki ve nihai takdirin Mahkemeye ait olduğu, ayrıca ..... Gıda Turizm İnş. Oto. San. Dış Tic. ve Paz. A.Ş.’nin taraf sıfatının bulunmadığı yönünde görüş ve beyanda bulunmuşlardır. Bilirkişiler ..... ile Prof. Dr. .... tarafından mahkememize sunulan 19/09/2023 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle ;dosya kapsamında yapılan değerlendirmeler neticesinde kök raporda değişiklik yapılmasını gerektirir herhangi bir eksiklik bulunmadığı, şirketin kaydi mali verilerine göre davacı .......’ın devretmiş olduğu %22,5 oranındaki hisselerin değerinin 2020 yılı itibarıyla 698.560,28 TL, 2021 yılı itibarıyla 1.148.885,76 TL ve 2022 yılı itibarıyla 1.957.258,04 TL olarak hesaplandığı, hisse değerlemesi yapılırken şirketin kaydi değerli mali verilerinin esas alındığı, rayiç değerli bilanço oluşturulabilmesi için şirket aktifinde kayıtlı stokların ve duran varlıkların rayiç değerlerinin ayrıca tespit edilmesi gerektiği, ancak rayiç değer tespitinin kendi uzmanlık alanlarına girmemesi sebebiyle rayiç değerli bilanço üzerinden hisse değeri hesabı yapamadıkları, bu nedenle alanında uzman bilirkişilerce şirket aktifindeki stoklar ve duran varlıkların rayiç değerlerinin belirlenmesinden sonra rayiç değerler üzerinden hisse değerinin hesaplanabileceği yönünde görüş ve beyanda bulunmuşlardır. Bilirkişiler ...., Prof. Dr. ....., Dr. ....., ..... ve Prof. Dr. ..... tarafından sunulan 22/10/2024 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle ; Tarsan Şirketinin marka değerinin tespiti amacıyla finans literatüründe yer alan üç farklı değerleme yönteminin incelendiği, piyasa yaklaşımı yönteminin şirket halka açık olmadığından veri yetersizliği nedeniyle uygulanamadığı, buna karşılık cirodan hareketle oluşacak değer yöntemi ile kârdan hareketle marka değeri hesaplama yöntemlerinin uygulanabildiği, şirketin mevcut durumu, faaliyetleri, piyasa koşulları ve dosyaya sunulan bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde en gerçekçi sonucun ciro ve kâr yaklaşımıyla hesaplanan marka değerlerinin ortalamasının alınması suretiyle bulunabileceği kanaatine ulaşıldığı ve bu suretle ..... Şirketinin markalarının toplam değerinin 3.409.254,90 TL olarak belirlendiği, davalı şirketin dosyaya sunulan mali verileri incelendiğinde dava tarihi olan 2021 yılı kaydi mali verilerine göre davacı .......’ın devretmiş olduğu %22,5 oranındaki hisselerin değerinin 1.148.885,76 TL, dava tarihi olan 2021 yılı itibarıyla aktiflerin muhtemel satış fiyatı esasına göre rayiç değer üzerinden ise 60.708.140,43 TL olarak hesaplandığı, aynı şekilde dava tarihi itibarıyla mevcut %1,03 oranındaki hissenin kaydi mali verilere göre 52.593,44 TL, rayiç değerlere göre ise 2.779.083,76 TL olarak belirlendiği, nihai takdir ve hukuki değerlendirme Mahkemeye ait olmak üzere, taleple bağlılık ilkesi çerçevesinde mahkemece davacının dava tarihindeki mevcut %1,03 oranındaki pay üzerinden talepte bulunabileceği kanaatine varılması halinde 2.779.083,76 TL, buna karşılık devir tarihi olan 03.03.2004 tarihinde devredilen %22,5 oranındaki pay üzerinden talepte bulunabileceği kanaatine varılması halinde ise 60.708.140,43 TL tutarında talepte bulunabileceği yönünde görüş ve beyanda bulunmuşlardır. Bilirkişiler ....., Prof. Dr. ....., Dr. ....., ..... ve Prof. Dr. ...... tarafından sunulan 06/10/2025 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle ; İkinci ek rapor hazırlanırken dosyada yapılan inceleme ve değerlendirmelerde taraf vekillerinin tüm itirazları, dilekçeleri, dosyadaki deliller ve özellikle Yargıtay içtihatları birlikte değerlendirilerek görüş bildirildiği, taraf vekillerinin itirazları doğrultusunda ikinci ek raporda değişikliği gerektirir herhangi bir eksiklik tespit edilmediği yönünde görüş ve beyanda bulunmuşlardır. Uyuşmazlık; davacı tarafından geçmişte davalı ......’a devredilen şirket paylarının hukuki niteliğinin belirlenmesi, söz konusu devrin gerçek bir mülkiyet devri mi yoksa taraflar arasında kurulan güven ilişkisine dayalı bir inançlı işlem kapsamında mı gerçekleştiğinin tespiti, buna bağlı olarak davalı ......’ın devraldığı paylar bakımından davacıya karşı bir iade veya buna bağlı tazmin borcunun doğup doğmadığı ve davalı tarafça ileri sürülen zamanaşımı def’inin hukuki geçerliliğinin bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır. Dosya kapsamındaki dava dilekçesi, cevap layihaları, kök bilirkişi raporu, ek raporlar ve özellikle taraflar arasındaki 26.02.2020 tarihli yazılı metin birlikte değerlendirildiğinde, çekişmenin merkezinde 03.03.2004 tarihli pay devrinin hukuki vasfının bulunduğu görülmektedir. Davacı ......., ..... Gıda Turizm İnş. Oto. San. Dış Tic. ve Paz. A.Ş.’deki %22,5 oranındaki payını, o tarihte hakkında yürüyen icra takipleri ve aile içi baskı sebebiyle kardeşi ......’a devrettiğini; bu devrin gerçek bir satış olmayıp geçici nitelikte, güvene dayalı bir koruma devri olduğunu; 26.02.2020 tarihli protokolün de bu iç ilişkiyi yazılı biçimde doğruladığını ileri sürmüştür. Davalı ...... ise, 2004 tarihli devrin gerçek satış olduğunu, 2020 tarihli metnin inanç sözleşmesi sayılamayacağını, baskı altında imzalandığını ve her hâlükârda talebin zamanaşımına uğradığını savunmuştur. Davalı şirket ise, uyuşmazlığın ortaklar arasındaki şahsî iç ilişkiye dair olduğunu, şirket yönünden pasif husumet bulunmadığını bildirmiştir. Uyuşmazlığın sağlıklı çözülebilmesi için, önce “muvazaa” ile “inançlı işlem” arasındaki sınırın doğru çizilmesi gerekir. Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi, sözleşmenin türü ve içeriğinin belirlenmesinde tarafların kullandıkları sözcüklerden ziyade “gerçek ve ortak irade”nin esas alınacağını kabul eder. Bu hüküm, hâkimin görünüşteki hukuki kalıba takılıp kalmamasını; işlem metninin, tarafların davranışlarının ve işlem sonrası tutumlarının birlikte değerlendirilmesini emreder. Muvazaada taraflar, görünürde bir işlem kurarlar; fakat bu görünürdeki işlemin kendi aralarında hüküm ve sonuç doğurmasını istemezler. İnançlı işlemde ise bunun tam tersi söz konusudur: dış işlem geçerlidir, taraflar onun dış dünyada sonuç doğurmasını isterler; ancak iç ilişkide, devralanın hakkı belli bir amaçla elinde tutması ve kararlaştırılan şart gerçekleştiğinde iade etmesi yükümlülüğü vardır. Doktrinde de inançlı işlem, “geçerli dış devir + iç ilişkide geri verme borcu” şemasıyla açıklanmakta; muvazaa ise “görünüşte işlem + hüküm doğurmama iradesi” ile tanımlanmaktadır. Bu ayrım, yalnız kavramsal değil; uyuşmazlığın sonucu bakımından kurucu niteliktedir. Çünkü muvazaa kabul edildiğinde görünürdeki işlem baştan itibaren hükümsüzlük tartışmasına açılırken, inançlı işlem kabul edildiğinde sorun, geçerli devir sonrası doğan iade veya tazmin borcunun ihlal edilip edilmediğine dönüşür. Somut olay bu ölçütlerle değerlendirildiğinde, 03.03.2004 tarihli pay devrinin “taraflar arasında hiç hüküm doğurmasın” iradesiyle yapılmış bir muvazaa işlemi olarak nitelendirilmesi isabetli değildir. Zira devrin ticaret siciline ve şirket kayıtlarına yansıdığı, davalı ......’ın pay sahibi sıfatını fiilen ve hukuken üstlendiği, daha sonraki genel kurul süreçlerinde ve pay hareketlerinde bu görünümün sürdürüldüğü dosyadaki ticari kayıtlar ve savunmalarla sabittir. Dış işlem, taraflarca sonuç doğursun diye kurulmuştur; başka bir ifadeyle, pay devrinin hukuk düzeninde etkili olması bizzat istenmiştir. Bu husus, muvazaayı değil, inançlı işlemi işaret eder. Davalı tarafın bizzat ileri sürdüğü “devir usulüne uygun yapıldı, ticari sicilde ve pay defterinde sonuç doğurdu” savunması dahi, görünürdeki işlemin sonuç doğurmaması üzerinde birleşen bir iradenin bulunmadığını göstermektedir. Muvazaa bakımından gerekli olan temel unsur, yani görünürdeki işlemin hükümsüz bırakılması yönündeki ortak irade, bu dosyada saptanamamaktadır. Buna karşılık, devrin aile içi güven ilişkisi, alacaklı baskısı ve hisselerin korunması saikiyle yapılmış olduğu; dolayısıyla geçerli dış devrin arkasında iç ilişkide bir geri verme borcu bulunduğu yönündeki veri ve emareler dosya genelinde ağır basmaktadır. Bu noktada 26.02.2020 tarihli yazılı metin belirleyici delil niteliğindedir. Dosyada “protokol/sözleşme” olarak anılan bu belge, davalı ......’ın, 2004 yılında aile baskısı ve dönemin ekonomik koşulları çerçevesinde davacıya ait payları kendi üzerine aldığını; davacıya ait gerçek pay oranının korunması ve iadesi fikrini benimsediğini ortaya koyan yazılı bir açıklamadır. Davacı taraf, bu metni inanç ilişkisinin yazılı delili olarak ileri sürmüş; davalı ise bunun açılması muhtemel davaya ve masraf paylaşımına dair olduğunu savunmuştur. Ne var ki, belgenin dosyadaki anlatımına yansıyan içerik sadece “dava masraflarının paylaşımı” ile sınırlı değildir; payların gerçekte kime ait olduğu, hangi nedenle devredildiği ve yargısal süreç sonunda iadenin/geri verimin nasıl sağlanacağına ilişkin kabul ve taahhüt unsurları da taşımaktadır. Bu yönüyle belge, tarafların 2004 tarihli devre dair iç ilişkiyi açıklayan sıradan bir hazırlık metni değil; geçmişteki devrin sebebini açıklayan ve iade borcunu teyit eden yazılı delildir. 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme çizgisinde de inanç sözleşmesinin yazılı delille ispatı aranmakta; taraf imzasını taşıyan yazılı belgeye bu noktada özel önem atfedilmektedir. Somut dosyada 26.02.2020 tarihli metin tam da bu işlevi görmektedir. Davalının, belgenin sonradan düzenlendiği veya inanç sözleşmesinin “devir anında” yapılmamış olması sebebiyle hiç dikkate alınamayacağı yönündeki savunması, inanç ilişkisinin varlığını sonradan açıklayan, teyit eden veya borcu ikrar eden bir yazılı belgenin delil değerini bertaraf etmez. Zira mesele, metnin 2004 günü düzenlenip düzenlenmediği değil; tarafların gerçek ortak iradesini açıklayıp açıklamadığıdır. Dosyadaki bütünlük içinde bu soruya olumlu cevap verilmesi gerekir. Kök bilirkişi raporunda ve bir kısım ara raporlarda, işlemin “muvazaalı” olduğu yönünde hukuki nitelendirme yapılmış olması mahkemeyi bağlamaz. Bilirkişinin fonksiyonu teknik ve özel bilgi gerektiren hususlarda görüş bildirmektir; hukuki tavsif ise mahkemeye aittir. Nitekim kök raporda, bir yandan taraflar arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğu söylenmiş; diğer yandan 26.02.2020 tarihli metnin yazılı delil oluşturduğu, davacının iade veya buna bağlı talepte bulunabileceği kabul edilmiştir. Oysa bu ikinci sonuç, muvazaa mantığından değil, inançlı işlem mantığından beslenmektedir. Çünkü salt muvazaa kabul edilirse, dosya bir “geçersizlik” tartışmasına sıkışır; buna karşılık burada tartışılan asıl mesele, devralanın kendisine bırakılan payı veya onun ekonomik karşılığını geri vermekle yükümlü olup olmadığıdır. Bu ise ancak inançlı işlem çerçevesinde anlamlı ve tutarlıdır. Başka bir ifadeyle, bilirkişinin “muvazaa” kelimesini kullanmış olması, raporun maddi tespitlerinin mahkemece inançlı işlem ekseninde değerlendirilmesine engel değildir. Hukuki nitelendirmede son söz mahkemeye aittir; dosyanın maddi omurgası ise devrin güven ilişkisine dayandığını göstermektedir. Davalı tarafın “kimse kendi muvazaasından yararlanamaz” savunması da bu sebeple sonuca etkili değildir. Öncelikle, yukarıda açıklandığı üzere dosyada muvazaanın değil inançlı işlemin unsurları ağır basmaktadır. Kaldı ki, davalı ......’ın savunması, özü itibarıyla şu anlama gelmektedir: “Payı güven ilişkisi içinde üzerime aldım; fakat şimdi bu devrin arkasındaki sebep alacaklı baskısı olduğundan iade etmeyeceğim.” Böyle bir savunma, Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz. Hukuk düzeni, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilecek bir muvazaa yahut tasarrufun iptali meselesini, iç ilişkide emanet alanın mal üzerinde mutlak mülkiyet iddiasına dönüştürmez. İç ilişkide güvene dayalı devir yapan kişi, devrin sebebini ileri sürerek iade yükümlülüğünü ortadan kaldıramaz; aksi yaklaşım, emanet alanın kendi konumunu kötüye kullanarak sebepsiz biçimde zenginleşmesine kapı aralar. Dosyada korunan hukuki yarar, “alacaklılardan mal kaçırma amacının meşrulaştırılması” değil; taraflar arasındaki iç ilişkide üstlenilen geri verme borcunun ifasının sağlanmasıdır. Bu iki düzlem birbirine karıştırılamaz. Zamanaşımı itirazı yönünden de davalı savunmasına itibar edilemez. Davalılar, 03.03.2004 tarihli pay devrinden itibaren on yılı aşkın süre geçtiğini, bu sebeple TBK m.146’daki genel on yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu savunmuşlardır. Bu savunmanın dayandığı varsayım, iade veya tazmin talebinin devir günü muaccel hale geldiği kabulüne dayanır; oysa inançlı işlem ilişkilerinde bu kabul doğru değildir. İnançlı işlemde devralanın geri verme borcu, devrin yapıldığı gün değil, inanç ilişkisinin amacı ortadan kalktığında veya inanan tarafından iade talebi ileri sürülmesine rağmen inanılan kişi bunu yerine getirmediğinde muaccel hale gelir. Bir başka anlatımla, 2004 yılı devir tarihi, dış tasarruf işleminin tarihidir; fakat davacının talep hakkını doğuran ihlal tarihi, davalı ......’ın güven ilişkisine aykırı biçimde geri verme yükümlülüğünü yerine getirmediği andır. Somut olayda bu ihlalin en geç 26.02.2020 tarihli yazılı metinle görünür hale geldiği kabul edilmelidir. Çünkü bu metin, yalnızca geçmişteki ilişkinin varlığını doğrulamakla kalmamış, aynı zamanda davalı bakımından mevcut borcun ikrarı ve yerine getirilecek edimin kabulü sonucunu doğurmuştur. Türk Borçlar Kanunu’nun 154. maddesi uyarınca, borçlunun borcu ikrar etmesi zamanaşımını kesen sebeplerdendir; yine aynı maddede alacaklının dava yoluna başvurmasının da zamanaşımını kestiği düzenlenmiştir. 26.02.2020 tarihli protokolün borç ikrarı niteliği taşıdığı, en geç bu tarih itibarıyla davalının iade/telafi borcunu kabul ettiği ve 01.10.2021 tarihli davanın da bu tarihten kısa süre sonra açıldığı gözetildiğinde, zamanaşımı def’inin kabulü mümkün değildir. Kaldı ki, dava açıldığı anda 2020 tarihli ikrar üzerinden henüz iki yıl dahi geçmemiştir. Böyle bir durumda 2004 tarihini başlangıç kabul eden zamanaşımı hesabı, inançlı işlemin muacceliyet mantığını göz ardı eden biçimsel bir yaklaşımdan ibarettir. Üstelik dosya kapsamındaki 2020 tarihli belge, salt “zamanaşımını kesen ikrar” olarak değil, yeni bir ifa yükümlülüğünü somutlaştıran ve taraflar arasındaki iç ilişkiyi yeniden görünür kılan yazılı beyan olarak da önem taşımaktadır. Davalı ......, bu metinle ya geçmişteki güven ilişkisini ve davacıya ait pay gerçeğini açıkça kabul etmiş ya da en azından bu ilişkinin varlığına dayalı bir edim üstlenmiştir. Sonrasında vekâletnamenin azledilmiş olması veya davanın o aşamada açılmamış bulunması, protokolde yer alan maddi kabulü ortadan kaldırmaz. Azil, avukatlık ilişkisine dairdir; oysa 26.02.2020 tarihli metnin uyuşmazlık bakımından önemi, taraflar arasındaki borç ilişkisine dair yazılı kabul içermesinden ileri gelmektedir. Bu nedenle davalının “vekâlet geri alındı, protokol konusuz kaldı” savunması, metnin borç ikrarı vasfını bertaraf etmez. Davalı ......’ın sorumluluğunun yalnız elinde kaldığını ileri sürdüğü %1,03 payla sınırlanması gerektiği yönündeki savunma da kabul edilemez. İnançlı işlemde sorumluluk, inanılan kişinin dava tarihi itibarıyla elinde ne kaldığına göre değil, ona hangi malvarlığı unsurunun hangi kapsamda bırakıldığına göre belirlenir. Davacı, 2004 yılında %22,5 oranındaki payını davalıya bırakmıştır. İnanılan kişi, bu emanet niteliğindeki payı üçüncü kişilere devretmiş veya içeriğini azaltmış ise, sorumluluğu “elinde kalanla” değil, “kendisine emanet edilenin tamamıyla” ölçülür. Aksi yorum, emanet alanın, emanet konusu hakkı parçalayıp üçüncü kişilere devretmek suretiyle borcunu azaltabilmesine yol açar ki bu sonuç ne inançlı işlem mantığıyla ne de dürüstlük kuralıyla bağdaşır. Bu sebeple tazminat hesabında esas alınacak oran, davacı tarafından inançlı işlem çerçevesinde devredildiği kabul edilen %22,5 pay oranıdır. Dosyadaki son bilirkişi hesapları da bu eksende yapılmış ve şirket malvarlığının rayiç değerleri esas alınarak %22,5 pay karşılığının 60.708.140,43 TL düzeyinde olduğu belirlenmiştir. Mahkemece ise talep ile bağlılık ilkesi gereği, bu üst sınır üzerinden değil, ıslah edilmiş talep miktarı olan 20.000.000,00 TL üzerinden hüküm kurulmuştur. İnançlı işlemden doğan borç, davacı ile davalı ...... arasındaki şahsî iç ilişkiye dayanır. Şirket, pay devrine konu dış işlemin sicil ve şirket kayıtları bakımından muhatabı olsa da, davacı ile ...... arasındaki güven ilişkisine taraf değildir. Davacı tarafından talep edilen iade/tazmin yükümlülüğü, şirket tüzel kişiliğinin değil, payı güven ilişkisi içinde üzerine alan kişinin şahsî borcudur.Bu nedenle şirketin bu ilişkinin tarafı olmadığı ve inançlı işlemden doğan iade yükümlülüğünün şirket tüzel kişiliğine yöneltilemeyeceği anlaşılmıştır. Bu nedenle davanın şirket yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekmiştir. Dahili davalı ..... Yatırım Holding A.Ş. yönünden ise davacı tarafından ileri sürülen talebin terditli nitelikte olduğu, davacının asıl talebinin kabulüne karar verilmesi nedeniyle ikinci derecede ileri sürülen talep hakkında ayrıca karar verilmesine yer olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bütün bu nedenlerle mahkememizce, 03.03.2004 tarihli pay devrinin, davalı tarafın ileri sürdüğü gibi mutlak ve nihai bir satış işlemi ya da davacının kendi muvazaasına dayanan korunamaz bir hukuki durum değil; aile içi güven ilişkisi, alacaklı baskısı ve ileride iade edilmek üzere yapılan geçerli dış devir niteliğinde bir inançlı işlem olduğu sonucuna varılmıştır. Tüm dosya kapsamı, taraf beyanları, bilirkişi raporları ve hukuki değerlendirmeler birlikte ele alındığında taraflar arasındaki ilişkinin güvene dayalı bir inançlı işlem niteliği taşıdığı, davalı ......’ın bu işlemden doğan yükümlülüğünü yerine getirmediği, davacının talep ettiği alacağın hukuken korunmaya değer olduğu ve davalı tarafça ileri sürülen zamanaşımı def’inin yerinde olmadığı anlaşıldığından davalı ...... yönünden davanın kabulü ile 20.000.000,00.-TL'nin dava tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ......'dan tahsili ile davacıya verilmesine , davalı .... Gıda Turizm İnşaat Otomotiv Sanayi Dış Ticaret ve Pazarlama A.Ş. yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine ve davalı ..... Yatırım Holding A.Ş. yönünden terditli talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM/Yukarıda açıklandığı üzere; 1-)Davacının davalı ...... aleyhine açtığı davanın ıslah edilmiş haliyle KABULÜNE; 20.000.000,00.-TL'nın dava tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ......'dan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, 2-Davacının davalı, ..... Gıda Turizm İnş.Oto.San.Dış Tic.ve Paz.A.Ş. Aleyhine açtığı davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle REDDİNE, 3-)Davacının ,davalı ..... Yatırım Holding A.Ş. aleyhine açtığı davada;davacının asıl talebinin kabulü nedeniyle terditli talep hakkında karar verilmesine YER OLMADIĞINA, 4-Alınması gerekli 1.366.200,00 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 170,78TL peşin harç ile 341.550,00 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 341.720,78 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.024.479,22 TL harcın davalı ......'dan alınarak hazineye İRAD KAYDINA, 5-Davacı tarafından ödenen 59,30 TL Başvurma Harcı, 170,78 TL peşin harç, 341.550,00 TL ıslah harcı ile 8,50 TL vekalet harcı olmak üzere toplam 341.788,58 TL harcın davalı ......'dan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 6-Davacı tarafından yapılan 32 tebligat + posta ücreti 763,10 TL, üç bilirkişi ücreti 28.000,00 TL olmak üzere toplam 28.763,10 TL olan yargılama giderinin davalı ......'dan alınarak davacıya VERİLMESİNE, diğer davalılar için yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA, 7-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre kabul edilen miktar üzerinden hesap edilen 1.270.000,00 TL ücreti vekaletin davalı ......'dan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, 8-Dahili davalı ..... YATIRIM HOLDİNG ANONİM ŞİRKETİ'nin kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 45.000,00 TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile dahili davalıya VERİLMESİNE, 9- Davalı ..... GIDA TURİZM İNŞAAT OTOMOTİV SANAYİ DIŞ TİCARET VE PAZARLAMA ANONİM ŞİRKETİ'nin kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 45.000,00 TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile bu davalıya VERİLMESİNE, 10-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzleri karşı oybirliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı. 05/03/2026 Başkan ..... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ..... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ..... ☪e-imzalıdır.☪ Katip .... ☪e-imzalıdır.☪ "İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR."