İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2002/1024 E. 2003/898 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2002/1024
Karar No
2003/898
Karar Tarihi

İstemin Özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 27.2.2002 günlü, E: 2000/16, K: 2002/500 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması davacı tarafından istenilmektedir. Savunmanın Özeti: Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Danıştay Tetkik Hakimi Emin Sınmaz'ın Düşüncesi: Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı Nevzat Özgür'ün Düşüncesi: Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemektedir. Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin reddiyle Daire kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunca 2577 sayılı Yasanın 17. maddesi gereğince davacının duruşma istemi kabul edilmeyerek ve dosyanın tekemmül ettiği anlaşıldığından, davacının yürütmenin durdurulması istemi görüşülmeyerek dosya incelendi, gereği görüşüldü: Dava, bankaların yurt dışındaki şubeleri adına Türkiye'den kabul ettikleri mevduatın munzam karşılık uygulamasında taahhütlere dahil edilmesine ilişkin Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın 14.5.1999 tarih ve 53555 sayılı Talimatının ve davacı bankanın yurtdışı şubeleri adına Türkiye'deki şubelerince Türkiye'den kabul edilen mevduat için kanuni karşılık ayrılması gerektiğine ilişkin 5.11.1999 tarih ve 125008 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır. Danıştay Onuncu Dairesi, 27.2.2002 günlü, E: 2000/16, K: 2002/500 sayılı kararıyla, 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Kanunu'nun 4. maddesinde, bu kanun hükümlerine göre ve ekonomik gelişmeye yardım etmek amacıyla para ve kredi politikasının ekonominin gereklerine göre ve fiyat istikrarını sağlayacak bir tarzda yürütmenin bankanın temel görevlerinden olduğu öngörüldükten sonra aynı Yasa'nın 40/II-a maddesinde bankaların taahhütlerine karşı bulunduracakları umumi disponibilitenin nitelik ve oranının gerektiğinde Bankaca tespit edileceği, bankaların umumi disponibiliteden başka, Banka nezdinde açılacak hususi bloke birer hesapta nakden munzam karşılık tesis etmekle mükellef oldukları hükmünün yer aldığı ve madde devamında belirlenen düzenlemelerin Banka'nın yayımlayacağı tebliğlerle yürürlüğe gireceğinin belirtildiği, anılan düzenlemeye dayalı olarak Merkez Bankasınca hazırlanan ve 22.7.1996 tarih ve 22704 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 96/1 sayılı Mevduat Munzam Karşılıkları Hakkında Tebliğin 1. maddesinde Türkiye'deki bankaların yurt dışındaki şubeleri adına kabul ettikleri mevduatların da bu tebliğ hükümlerine tabi olduğunun vurgulandığı, dava dosyasının incelenmesinden; 96/1 sayılı tebliğin uygulama esaslarının açıklanması amacıyla bankalara gönderilen 1.8.1996 tarihli talimatta yurt içindeki yerleşik kişilerin yurt dışındaki şubelere gönderdikleri havalelerin yine talimatta belirtilen üç koşulun gerçekleşmesi halinde mevduat addolunarak munzam karşılık uygulamasına tabi tutulacağı belirtilmekte iken, dava konusu edilen Talimatla 1.8.1996 tarihli talimatta öngörülen üç koşul kaldırılarak her ne şekilde olursa olsun bankaların yurt dışı şubeleri adına Türkiye'den kabul ettikleri mevduatın munzam karşılık uygulamasında taahhütlere dahil edileceğinin öngörüldüğü, davacının 18.10.1999 tarihli dilekçeyle davalı idareye başvurarak dava konusu edilen talimat hakkında görüşlerini ilettiği, Merkez Bankasının ise 5.11.1999 tarih ve 125008 sayılı işlemi ile karşı görüşlerini bildirdiğinin anlaşıldığı, mevduat munzam karşılığının bankaların, mevduat hesaplarının teminatını teşkil etmek ve böylece iadesinde kolaylık sağlamak için bankaların mevduatının Merkez Bankasına yatırılmış olan bölümünü ifade ettiği, bundan amaçlananın toplanan mevduatın emniyetini kısmen sağlama işlevini yerine getirmesi olduğu, 4389 sayılı Bankalar Kanununun 7. maddesinin ( 2 ) numaralı fıkrasının ( d ) bendinde Türkiye'de kurulacak bir bankanın nakden ve her türlü muvazaadan ari olarak ödenmiş olan sermayesinin yirmi trilyon liradan az olmaması öngörülmüş olup, Bankaların Kuruluş ve Faaliyetleri Hakkında Yönetmeliğin 12. maddesinin de bankaların, yurtdışında açacakları her yeni şube için Kanunun 7. maddesinin ( 2 ) numaralı fıkrasının ( d ) bendinde öngörülen asgari kuruluş sermayesinin yüzde bir tutarında ilave özkaynak bulundurmaları zorunluluğu getirildiği, yine 4389 sayılı Bankalar Kanununun 13. maddesinin ( 1 ) numaralı fıkrasının ( a ) bendinde bankaların şubeleri, yurtiçi ve yurtdışındaki muhabirleri ile hesap uygunluğu sağlamadan bilançolarını kapatamayacakları ve ( 4 ) numaralı fıkrasında bankaların doğrudan ve dolaylı iştirakleri ile yönetim ve denetimine sahip oldukları ortaklıkların mali tablolarını konsolide etmek zorunda olduklarının vurgulanması karşısında, bankaların yurtdışı şubelerinin mali bakımdan merkezden özerk ( bağımsız ) şekilde çalıştığını kabule imkan bulunmadığı, dolayısıyla bankaların yurtdışı şubeleri adına Türkiye'den kabul ettikleri mevduatın munzam karşılık uygulamasında taahhütlere dahil edilmesine ilişkin talimatta ve işlemde 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununa aykırılık görülmediği, davacı bankanın yurt dışı şubeleri adına Türkiye'den kabul edilen, Türkiye kaynaklı paraları anılan şubelere havale yoluyla göndermesinin bu paranın mevduat olma niteliğini değiştirmeyeceğinden bankalar arasında maliyet farkı dolayısıyla haksız rekabete neden olmaması amacıyla 32 sayılı karar çerçevesinde tesis edilen dava konusu işlemin yerinde olduğu, davacının bu hususa yönelik iddialarının kabulüne olanak görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir, Davacı, Türkiye'de yerleşik kişilerin yurtdışında hesap açtırmasının mümkün olduğunu, banka tarafından yapılan işin ""havale"" olduğunu, Türkiye'de kurulan bankaların yabancı ülkelerdeki şubelerinin faaliyetlerinden dolayı tabi olacağı mevzuatın faaliyet gösterilen ülkenin mevzuatı olması gerektiğini, davanın 4389 sayılı Yasanın banka bütçesinin konsolide edilmesi zorunluluğundan hareketle reddedildiğini, Türkiye'de yerleşik kişilerden toplanan döviz tevdiat hesabı nedeniyle Bankanın Gelir Vergisi Kanununun 94. maddesi uyarınca tevkifat yapma zorunluluğu olmadığı yolundaki Danıştay Dördüncü Daire kararının da iddialarını doğruladığını öne sürmekte ve Danıştay Onuncu Daire Kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir. SONUÇ : Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacının temyiz isteminin reddine, Danıştay Onuncu Dairesinin 27.2.2002 günlü, E: 2000/16, K: 2002/500 sayılı kararının onanmasına, 11.12.2003 günü oybirliği ile karar verildi.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2002/1024, K. 2003/898, T. 11.12.2003, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2002-1024-e-2003-898-k-9e193f58f357