İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 1987/51 E. 1989/37 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 1987/51
- Karar No
- 1989/37
- Karar Tarihi
Davalılar : l- Başbakanlık 2- Adalet Bakanlığı İstemin özeti: 21.8.1987 günlü başvurularının reddine ilişkin, Adalet Bakanlığının 1.9.1987 günlü 41737 sayılı işlemi ile, bu işleme neden olan, 5.7.1967 günlü 6/8517 sayılı Bakanlar Kurulu Karan ile yürürlüğe konulan "Ceza infaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların infazına Dair Tüzük" ün 78/3, 134, 139, 184 üncü maddeleri ile 2.8.1983 günlü 83/6920 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Tüzüğün 1 inci maddesi ile değiştirilen 110, 152, 178, 183, 189, 198 ve 204 üncü maddelerinin, 2 inci maddesi ile eklenen 36/A, 36/B, 37/A, 78/A, 78/B maddelerinin ve 5 inci maddesi ile eklenen 107/d maddelerinin, 17.8.1987 günlü 87/12046 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Tüzüğün 1 inci maddesi ile değiştirilen 126, 139, 198 inci maddeleri ile 2 inci maddesi ile değiştirilen 154 üncü maddeye eklenen son fıkra hükmünün ve Adalet Bakanlığının 17.12.1984 günlü "Oluru" ile yürürlüğe konulan ........... Münferit Tip Cezaevi iç Yönetmeliğinin, Anayasa'ya, 647 sayılı Cezaların infazı Hakkında Kanuna ve 1721 sayılı Hapishane ve Tevkifhanelerin idaresi Hakkında Kanuna aykırı oldukları iddialarıyla, iptalleri istenilmektedir. Davalı Başbakanlık Savunmasının Özeti : Usul yönünden bir dilekçe ile birden fazla kişinin dava açması durumunun 2577 sayılı Kanun hükümlerine göre incelenmesi istenmekte ve Ceza infaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların infazına Dair Tüzük'te değişiklik yapılırken Tüzüğün yasal dayanağını oluşturan Kanun maddelerinden bazılarında yapılan değişikliklerin Tüzüğe yansıtılması, hükümlü ve tutukluların, topluma yeniden kazandırılmasıyla ilgili olarak kurumlarda sürdürülen ıslah çalışmalarındaki başarının en üst düzeye çıkarılması, uygulamada kendisini gösteren aksaklıkların giderilmesi gibi temel ilkelerin gözönünde tutulduğu, yapılan düzenlemelerde Anayasa'ya, Cezaların infazı Hakkında Kanuna, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa, Hapishane ve Tevkifhanelerin idaresi Hakkında Kanuna ve Milli Eğitim Temel Kanununa herhangi bir aykırılık söz konusu olmadığı gibi, bu yasaların koymuş olduğu kuralların, Tüzük ile düzenleme altına alındığı, Danıştay'ın incelemesinden geçirilen Tüzüğün her yönüyle mevzuata uygun olduğu, Tüzüğün 121 inci maddesine dayanılarak hazırlanan ........... Özel Tip Cezaevi iç Yönetmeliğinin, Tüzük düzenlemesine paralellik taşıdığı ve Adalet Bakanlığı işleminin, üst hukuk kurallarına uygun olduğu belirtilerek davanın reddi savunulmaktadır. Davalı Adalet Bakanlığının Savunmasının Özeti : Başbakanlık savunmasında öne sürülen hususlarla, dava konusu işlemlerin hukuka ve kanuna uygun oldukları belirtilmekte ve davanın reddi savunulmaktadır. Danıştay Tetkik Hakimi: Suna Türkoğlu Danıştay Savcısı Acar Oltulu'nun Düşüncesi: Dava; Ceza infaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların infazına Dair Tüzüğün 78/4, 78/8, 110, 183, 184, 37/A, 178, 36/A, 37/B, 107/d, 134, 189, 139, 152, 126, 154 ve 198 inci maddelerinin, ........... Münferit Tip Cezaevi iç Yönetmeliğinin; 9, 15, 18, 22, 23, 27, 28, 29, 30 ve 33 üncü maddeleri ile Adalet Bakanlığınca bunlara dayanılarak tesis edilmiş olan işlemin iptali isteğiyle açılmıştır. Açılan davada davacılar yönünden hak ve menfaatte iştirak maddi ve hukuki sebeplerde birlik mevcut olduğundan, 2577 sayılı Kanunun 5. maddesinin 2. fıkrası hükmü karşısında dava Başbakanlığın davanın ayrı ayrı açılması yolundaki usule ilişkin defi varit görülmemiştir. Anayasanın 115. maddesinde "Bakanlar Kurulu, kanunun uygulanmasını göstermek veya emrettiği işleri belirtmek üzere kanunlara aykırı olmamak ve Danıştay'ın incelemesinden geçirilmek şartıyla Tüzükler çıkarabilir. Tüzükler Cumhurbaşkanınca imzalanır ve kanunlar gibi yayımlanır" hükmü yer almıştır. Tüzükler; Bakanlar Kurulunun Kanuna istinaden yaptığı genel objektif kurallar içeren düzenleyici işlemler olarak tanımlanır. Davaya konu edilen Tüzük yasal dayanağını 1721 sayılı Hapishane ve Tevkifhanelerin idaresi Hakkında Kanunla 647 sayılı Cezaların infazı Hakkında Kanundan almaktadır. 1721 sayılı Kanunun 4068 sayılı Kanunla değişik 2. maddesinde; A- Mahpusların cezaevlerine dağıtılması, B- Mahpus ve mevkufların giydirilmesi, yedirilmesi, yatırılması, okutulması ve çalıştırılması, C- iş kazançlarından sanatlar ihtiyacına ve çalışanlara pay ve ailelerine nafaka ayrılması D- Mahpus ve mevkuflar hakkında kimler tarafından ne gibi inzibat muameleleri tatbik olunacağı, E- Cezaevinin emniyeti bakımından mahkumlara ait mektupların ve kendilerini ziyarete gelenlerle konuşmalarının ve hariçle muhaberelerinin ne suretle tanzim ve kontrol edileceği, Hakkında bir nizamname tanzim olunur." hükmüne yer verilmiş, 647 sayılı Kanunun, 9, 10, 12, 14, 15, 17 ve 19 uncu maddelerinde cezaevlerinde tüzükle düzenlenecek hususlar belirtilmiştir. Dava konusu Tüzük ile değişiklikleri Anayasa'da belirlenen usule uygun olarak yürürlüğe konulmuş olup yetki ve şekil yönünden Kanuna aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Sözü edilen kanun hükümleri ile kanunkoyucunun, cezaevlerinde hizmetin bütünün düzenlenmesine ilişkin kuralların konulması hususunda Bakanlar Kuruluna çok geniş bir takdir yetkisi verdiği görülmektedir. Bu gibi hallerde idarenin, kendisine bırakılmış bu yetki alanı içerisinde, hizmetin özelliği, niteliği vs gereklerini gözönünde tutarak teknik bir takım düzenlemelere gidebileceği idare Hukukunda kabul edilmekte ise de, tu şekildeki bir düzenlemenin kamu yararına, hukuk ve kanun kurallarına aykırı olamayacağı da yine bu hukukun bir gereğidir. Uyuşmazlık konusu tüzük hükümlerine geçmeden önce cezanın infazı görevi ile cezaevlerindeki hizmetin özellikleri üzerinde durulması uygun olacaktır. Hürriyeti bağlayıcı cezaların; Kamu düzeninin korunması, suçun işlenmesiyle bozulmuş olan toplum nizamının yeniden sağlanması, fertlerin suç işlemekten alıkonması ve caydırılması amaçlarıyla verildiği bilinmektedir. Hükümlüyü; suç işlediği bir yargı kararıyla kesinleşmiş ve bu suçun cezasını çekmesi için hak ve hürriyetleri kısıtlanmış kişi olarak tanımlıyabiliriz. Çağdaş infaz sistemlerinde, hükümlünün ıslah edilmesi başta gelen hedef olarak alınmıştır. Böyle bir sistemin esaslarını şu şekilde sıralamak mümkündür. A- Belli bir süreyle hak ve hürriyetleri kısıtlanmış ve askıya alınmış olsa dahi cezaların infazı insan haysiyetine yakışır bir biçimde olmalıdır, infazda eziyet ve işkenceye yer verilmemelidir. B- infaza ilişkin kurallar yazılı olmalıdır. Böylece hem idarenin yetkileri hem de hükümlülerin hakları ve tabi olacakları hükümler belirginleşir. Ayrıca infaz idaresinin bu kuralları ihlali halinde, hukiki, cezai ve inzibati sorumluluğu söz konusu olur. C- infazda başta gelen amaç; hükümlüyü eğitmek, iyileştirmek ve Islah etmek olmalıdır. Bununla birlikte hükümlünün ruhen de tedavi ve terbiye edilmesi, manevi ve moral yönden gelişmesi sağlanmalıdır. Bunun sonucunda suçlunun bu davranışının vehametini idrak etmesi ve belki de bir daha suç işlemekten kaçınması gerektiği bilincine ulaşması sağlanabilecektir. D- Cezasını bitirdikten sonra hükümlünün kendisine, ailesine ve topluma yararlı olmasının temini için infaz sırasında okutulması, çalıştırılması, bir iş sahibi olması veya bir mesleği varsa bunu geliştirmesi için gerekli düzenlemeleri kapsamalıdır. E- Nihayet cezaevlerinde topluca yaşandığı nazara alındığında buradaki yaşamın eşit ve adil, ayrıcalıksız, düzenli, emniyetli bir şekilde cereyanının temini idarenin kolayca yürütülebilmesi için gerekli disiplin kurallarının konması, tedbirlerin alınması hizmetin nitelik ve özelliğinin gereğidir. Ayrıca, bütün bu hususlar cezaevlerindeki kamu hizmet ve görevinin ne denli kapsamlı ve gerek toplum gerek fertler ve gerekse idare açısından ne derece önem arzettiğini de ortaya koymaktadır. Dava dilekçesindeki sıraya göre adı geçen tüzüğün iptali istenilen maddelerinin sebep, konu ve maksat yönlerinden incelenmesine gelince: 1- 647 sayılı Kanunun 11 inci maddesinde cezaevleri açık, yarı açık ve kapalı olmak üzere üç sınıfa ayrılmıştır, idarece hizmetin özellik ve niteliği uyarınca toplu ve bireysel iyileştirme ve eğitim uygulanmak üzere inşa ettirildiği anlaşılan "L" ve "E" tipi adıyla anılan cezaevleri kapalı tipte cezaevi olduğundan tüzükte yapılan böyle bir ayrımın Anayasa'ya ve kanuna aykırı bir yönü yoktur. Yine 647 sayılı Kanunun 12. maddesinde hükümlerin cezaevlerinde gruplara ayrılmasının ve bunlara uygulanacak metodun teshilinin tüzükte yer alacak esaslara göre yapılacağı öngörülmüştür. Ayrıca 1412 sayılı Kanuna 1696 sayılı Kanunla eklenen Ek Madde 1 de, Anayasa'da yer alan temel hak ve hürriyetleri ideolojik amaçlarla devletin ülkesi ve milliyetiyle bölünmez bütünlüğünü veya dil, din, ırk, sınıf ve mezhep ayrılığına dayanılarak nitelikleri Anayasa'da belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak maksadıyla işlenen suçların soruşturma ve kovuşturulmasının 3005 sayılı Kanuna göre yapılacağı hükmü yer almıştır. Görüldüğü üzere suçun nitelik ve özelliğine göre suçluların bir takım gruplara ayrılmasına bazı kanunlarımızda açıkça, yer verilmiştir. 647 sayılı Kanunla verilen yetkiye istinaden, infaz hizmetinin sağlıklı bir biçimde yürütülmesini temin amacıyla uygulamada bazı suçların anarşi ve terör suçu olarak isimlendirilmesi ve bunların ayrı gruplara ayrılmasına ilişkin 78/4, 78/A ve 78/B maddelerde kanuna aykırılık bulunmamaktadır. 2- Davanın, tüzüğün değişik 110, 183 ve 184 üncü maddeleriyle ilgili kısmına gelince; bu maddelerde hükümlülerin eğitim, öğretim ve iyileştirme çalışmaları düzenlenmiştir. 1721 sayılı Kanunun 2/B maddesinde mahkumların eğitilmesi hususu tüzüğe bırakılmıştır. Anayasa'nın 42. maddesinde eğitim ve öğretimin Atatürk ilke ve İnkılapları doğrultusunda çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre devletin gözetim ve denetimi altında yapılacağı, eğitim ve öğretim hürriyetinin Anayasa'ya sadakat borcunu ortadan kaldırmıyacağı hükme bağlanmıştır. Yine bu maddenin gerekçesinde; eğitim ve öğretim özgürlüğünün hiç bir şekilde Anayasa'nın temel felsefesine ve ilkelerine aykırı davranmanın bahanesi olamıyacağı, devletin bu özgürlüğün kullanılmasında Atatürk ilkelerine uyulmasını gözeteceği belirtilmiştir. öte yandan, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun 2, 9, 10, 17, 18 ve 57 inci maddelerinde temel eğitimin amacının Atatürk ilkelerine ve devrimlerine bağlı, insan haklarına saygılı, yurdunu ve milletini seven, pozitif düşünme alışkanlığı edinmiş fertler yetiştirilmesi olduğu vurgulanmıştır. Tüzüğün 110. maddesinde iyileştirme ve eğitim rejiminin ilkeleri gösterilerek bunun için yapılacak öğretim, eğitim, meslek, sanat ve atölye çalışmalarının amaçları belirlenmiştir. Bununla hükümlülerin belli bir ideolojiye göre değil Anayasa'ya ve Milli Eğitini Temel Kanununa dayanan objektif ilke ve esaslara göre eğitilip iyileştirilmeleri ve topluma yeniden kazandırılmaları öngörülmüştür. 183. maddede eğitim ve öğretimin amacı gösterilmiştir. Bu amaç; hükümlü ve tutuklulara okuma-yazma öğretmek, bilgilerini artırmak, yurt ve millet sevgilerini güçlendirmek, anarşi ve terör eğilimlerini yok etmek, Atatürk ilkelerini benimseterek manevi kalkınmalarım geliştirmeye yönelik olup bu haliyle yukarıda belirtilen kanunlara aykırı bir yönü bulunmamaktadır. 184. maddede ise, bütün hükümlülerin kurumun okuluna devamları zorunlu kılınmış böylece hükümlülere eşit davranılması ve eğitilmeleri gerektiği ilkesine ve çağdaş infaz esaslarına uygunluk sağlanmıştır. Maddenin son fıkrası ile öğrenim seviyesi kurum okulunda öğretilenden üstün olanlar bu zorunluluğun dışında tutulmak suretiyle Anayasa'ya paralellik sağlanmıştır. Açıklanan nedenlerle yukarıda belirtilen tüzük hükümlerinde yasaya aykırılık görülmemiştir. 3- 647 sayılı Kanunun 19. maddesinde iyi halliliğin tüzükle tesbit olunacağı öngörülmüştür. Tüzüğün 178. maddesinde hükümlü hakkında iyi hal kararı verilirken, kurum düzenine karşı tutumu, pişman olup olmadığı, verilen işlerde gayret ve istekle çalışıp çalışmadığı, idareye karşı samimiyet ve dürüstlüğü, arkadaşlarıyla geçim, eğitim ve iyileştirme çalışmalarına uyumu gibi hususların gözönünde bulundurulacağı belirtilmiştir, iyi halli olma hükümlüye bazı hak ve imkanlar (örneğin şartla salıverme gibi) sağladığına göre bunun tesbitinin bir takım kıstaslara bağlanması, idarenin bu konuda keyfi davranmasını önlemesi bakımından gereklidir. Tesbit edilen bu kriterler, işlediği suçun hükümlü hayatındaki etkilerini gösteren pişmanlık gibi sübjektif, cezaevi kurallarına uyulup uyulmadığı gibi objektifte olabilir. 647 sayılı Kanunun temeldeki amacı hükümlülerin ıslah edilmeleri olduğuna göre işlediği suçtan pişmanlık duymayan bir hükümlünün ıslah olduğunu söylemek bir hayli güçtür. Tüzüğün 37/A maddesi ile cezaevlerindeki psikolog, sosyolog, sosyal hizmet uzmanı, pisikiyatri ve pedagogun görevleri düzenlenmiştir. Hükümlünün işlediği suçun nedenini, buna uygun iyileştirme metodunu ve bunun uygulanmasını tesbit hususunda ihtisas sahibi ve uzman olan bu kişilerin görevlendirilmesinde ve sicil ve müşahade dosyalarının bunlar tarafından düzenlenmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. 4- Tüzüğün 36/A maddesi ile din adamının görevleri düzenlenmiş 36/B maddesi ile de din adamının hükümlünün manevi kalkınma yönünden gösterdiği gelişmeyi sicil ve müşahade fişine kaydedeceği öngörülmüştür. Görüldüğü üzere tüzüğe sevkedilen bu iki maddede hükümlüleri din eğitimine zorlayıcı ve her halükarda islam dinini empoze edici bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durumda söz konusu hükümlerin Anayasa'nın 24. maddesi ile doğrudan bir ilgisi bulunduğundan söz edilmesi mümkün değildir. Hükümlülerin manevi ve moral açısından iyileştirilmesi için din adamının görevlendirilmesinde ıslah esaslarına ve hukuka aykırılık bulunmadığı gibi cezaevinde yaşayanların bu tür ihtiyaçlarının karşılanması için zaruri de olmaktadır. Din adamının vardığı kanaati belirtmesi yaptığı görevin zorunlu bir sonucu olup görevin etkinliğini sağlaması bakımından gereklidir, öte yandan sicil müşahade fişleri hükümlüler hakkında iyi hal kararı verilmesinde bir kriter ise de tek başına böyle bir kararın alınmasını engelleyen bir unsur değildir. Zira iyi hal kararı verilmesine engel haller tüzüğün 179. maddesinde kınamadan gayri disiplin cezaları olarak gösterilmiştir. Tüzüğün yukarıda değinilen 178. maddesinde bu hususta ayrıca daha bir çok kritere yer verilmiştir. Açıklanan nedenlerle tüzüğün 36/A ve 36/B maddelerinde Anayasa'ya ve hukuka aykırılık görülmemiştir. 5- Tüzüğün dava konusu edilen 107 inci maddesinde kanuna aykırılık bulunmamakta ise de (d) bendinde yer alan "Ayrı siyasi görüşte olanlar karışık olarak bulundurulur" yolundaki hüküm, hizmetin düzenli ve etkili bir şekilde yerine getirilmesini engeller nitelikte görülmektedir. Gerçekten birbirlerine hasım durumda olan siyasi görüşlere sahip hükümlülerin bir arada tutulmaları cezaevi yaşamı ile bağdaştırılması mümkün olmayan sürekli kavga ve tartışmalara, huzursuzluğa ve güvenlik sorunlarına neden olabileceği gibi can güvenliği açısından da tehlike teşkil edecektir. Hal böyle olunca tuzun söz konusu hükmü hizmet gereklerine, kamu yararına ve kanunun gruplandırmada ki amacına aykırı düşmektedir. Bu nedenle iptali gerekir. Nitekim davalı idare yayımladığı bir genelge ile bu yoldaki uygulamadan vazgeçmiştir. 6- Tüzüğün 134. maddesinde hükümlü ve tutukluların, kurumun memurlarına mutlak surette itaat etmek zorunda oldukları hükme bağlanmıştır. Cezaevlerindeki yaşamın düzen içinde cereyan etmesi, idare ve inzibatın temini, hizmet gereklerine uygun disiplin kurallarının varlığı ve bunların ciddi bir şekilde uygulanmasıyla sağlanabilir. Bu şekildeki disiplinli bir yaşam ise hükümlülerin cezaevi kurallarına ve cezaevi görevlilerine itirazsız itaatlarını gerektirir. Kaldı ki mutlak itaat kanunsuz ve keyfi emirler verilmesini sağlayan bir kavram da değildir. Zira cezaevlerinde yaşam kanun, tüzük, yönetmelik ve genelgelerle etraflıca düzenlenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Bu kurallar hükümlüleri olduğu kadar buradaki görevlileri de bağlayıcı niteliktedir, infaz görevlilerinin bu düzenlemelere aykırı davranışları onların hukuki, cezai ve inzibati sorumluluklarına müncer olacaktır. Belirtilen nedenlerle tüzük hükmünde hizmetin özellik ve gerekleriyle kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır. 7- Tüzüğün dava konusu edilen 189. maddesi "Kütüphaneye Konacak Kitaplar" başlığını taşımaktadır. Maddenin ilk fıkrasında kütüphanede bulunacak kitapların nitelikleri, ikinci fıkrada nereden ve nasıl temin edilecekleri gösterilmiş, üçüncü fıkrada ise "Kütüphaneye konacak ya da hükümlü ve tutuklularca getirilecek basılı eserlerin yurda sokulması ya da dağıtılması yasaklanmış, mahkemece toplatılmış müsaderesine karar verilmiş olmaması ve birinci fıkrada belirtilen nitelikleri taşıması konusunda gerekli incelemenin yapılacağı belirtilmiş, son fıkrada da Atatürk ilkeleri dışındaki ideolojik yayımlarla müstehcen olanların cezaevlerine sokulması yasaklanmıştır. Hükümlülerin eğitiminin sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi ve onların zararlı ve aşırı akımlardan korunması amacıyla sevkedildiği anlaşılan madde hükmünde Anayasa'ya ve cari hukuk kurallarına aykırı bir cihet bulunmamaktadır. Türkiye Cumhuriyetinin temellerini oluşturan Atatürk ilkeleri günümüzde artık bilimsel ve objektif esaslara oturtulmuştur. 8- 1721 sayılı Kanun 4068 sayılı Kanunla değişik 2/B maddesinde "Mahpus ve mevkufların giydirilmesi hakkında bir nizamname tanzim olunur" hükmü yer almıştır. Madde hükmü ile kanunkoyucunun idareye, hükümlülerin giyimlerinin düzenlenmesi konusunda geniş bir takdir yetkisi tanıdığı görülmektedir. iptali istenen 139. madde "Hükümlü ve tutukluların idarece iklime uygun, sağlığa ve çalışmaya elverişli elbise, çamaşır, ayakkabı ve çorap verir. Hükümlü ve tutukluların idarece verilen elbiseleri giymeleri zorunludur." hükmünü içermektedir. infaz ve ıslah çalışmalarının başarıya ulaşabilmesi hükümlüler arasında hiç bir ayrıcalığa yer verilmeden günlük hayatlarını bu çerçevede idame ettirmelerine bağlıdır. Hükümlülerin kurum içinde kıyafetlerine göre kendilerine farklı muamele yapılmadığı kanaatine sahip olmalarını temin eden vasıtalardan birisi de tek tip elbise uygulamasıdır. öte yandan firar olaylarının her ülkenin güvenlik ve asayişine müessir olduğu, zabıta kuvvetlerini yoğun bir şekilde meşgul ettiği ve vatandaşların huzurunu kötü yönde etkilediği bilinen bir gerçektir. Tek tip elbise giydirilmesi muhtemel firar olaylarını kısmen de olsa önleyici bir tedbir olabilir. Hükümlülerin birlik beraberlik ve disiplin anlayışını güçlendirmek, muhtemel firar olaylarını asgari seviyeye indirmek suretiyle kamu yararının sağlanması amacıyla sevkedildiği anlaşılan tek tip elbise uygulamasında, Anayasa'da belirtilen kişi hak ve özgürlüklerine, kanuna, hizmet gereklerine aykırı bir cihet görülmemiştir. Nitekim en ileri infaz sistemi ve kurumlarına sahip olan ülkelerde dahi tek tip elbise mecburiyeti bulunduğu da bilinen bir gerçektir. 9- 126. maddenin "Hükümlü ve tutukluların kurum düzenini bozmak amacıyla gruplaşmaları, tek başına veya gruplar halinde eğitim ve çalışma yükümlülüklerini yerine getirmemek, verilen yemekleri yememek, idarece verilen elbiseleri giymemek gibi kurum yönetmeliklerine aykırı davranışta bulunmaları veya birbirlerinin husumet duygularını tahrik etmeleri yasaktır" yolundaki hükmünün de iptali istenmektedir. Hükümlülük bir takım hak ve hürriyetlerin sınırlamaya tabi tutulduğu bir durumdur. Cezaevlerindeki yaşamın özgür bir yaşamla kıyaslanması ve aynı esaslara tabi olması elbette mümkün değildir. Gerçekten idare ve inzibatın, hükümlülerin ve kurum görevlilerinin can güvenliğinin sağlanabilmesi için katı bir disiplin sisteminin uygulanmasının doğal karşılandığı cezaevlerinde, düzenin bozulmasına sebep olacak ayaklanma veya boykot olaylarının nüvesi olabilecek toplu davranışların yasaklanması ve önlenmesi gerekli ve hatta zorunludur. Belirtilen nedenlerle ve düzen bozucu bazı davranışlara örnekler verilmek suretiyle sevkedildiği anlaşılan tüzüğün bu hükmünde de kanuna aykırılık bulunmamaktadır. 10- Tüzüğün görüşme şartları ve görüşülecek kişilerle ilgili 152 ile 154. maddelerine gelince; 1721 sayılı Kanunun 2 inci maddesinin (E) bendinde, cezaevinin emniyeti bakımından mahkumlara ziyarete gelenlerle konuşmalarının ve hariçle muhaberelerinin ne suretle tanzim ve kontrol edileceği hakkında bir nizamname tanzim olunur hükmü yer almıştır. Ayrıca kanunun gerekçesinde madde hükmünün, hapishanelerin emniyeti için hükümlülerin kendilerini ziyarete gelenlerle konuşmalarının kontrole imkan verecek bir usule bağlanması amacıyla sevkedildiği belirtilmiştir. Ziyaretçilerle konuşmanın kontrol edilebilmesi ve cezaevi emniyetinin sağlanabilmesi ziyaretlerin ve ziyaretçilerin tahdidi ile mümkün olabilir, öte yandan gerek personel sayısı gerekse cezaevlerinin inşa tarzı aksi yolda bir uygulamaya müsait olmadığı gibi böyle bir uygulama kanun koyucunun yukarıda belirtilen amacına da aykırı düşer. Tüzüğün 152. maddesinde hükümlülerin nasıl ve kimler tarafından ziyaret edilecekleri ve bu ziyaretlerin 15 günde bir yapılacağı gösterilmiş olup bu haliyle kanuna aykırı bir yönü yoktur. Ayrıca ziyaretçiler, hükümlülerin kan ve sihri hısımlarının büyük bir kısmını kapsayacak şekilde geniş tutulmuştur. Sayılan bu kişilerin mutad ziyaretleri için izin alma mecburiyeti bulunmamaktadır. Ancak bu kişilerin tüzükte gösterilen günler dışındaki ziyaretleri ile diğer kişilerin hükümlüleri ziyaretleri Cumhuriyet Savcısının izni ile imkan dahiline konulmuştur. 154. maddeye ilave edilen son fıkra hükmü ile mutad ziyaretler dışında hükümlülerin ulusal, resmi ve dini bayramlar ile anneler ve babalar gününde de belirlenen yakınlarıyla görüşebilmeleri sağlanmıştır. Bu düzenleme ile hükümlülerin ziyaret edilebilmeleri imkanı genişletilmiş olup kanuna aykırı bir yönü bulunmamaktadır. 11- Hükümlülerin eğitim ve ıslahında etkili olan araçlardan birisi de onlara çalışma alışkanlığının kazandırılarak çalışma isteğinin aşılanmasıdır. Böylece gerek cezaevinde gerek tahliye edildikten sonraki yaşamında çalışarak dürüst bir biçimde kendisinin ve ailesinin geçimini sağlaması imkanı hükümlüye verilmiş olacaktır. Bu nedenle infaz sisteminde cezaevlerindeki hükümlülük rejimi çalışma esasına dayandırılmış ve hükümlülük süresinde çalışma zorla çalıştırma sayılmamıştır. Nitekim, Anayasa'nın 18. maddesinde şekil ve şartları kanunla düzenlenmek üzere tutukluluk ve hükümlülükteki çalışmanın zorla çalışma sayılmıyacağı açık bir şekilde belirtilmiştir. 647 sayılı Kanunun 17. maddesinde ise hükümlü tutukluların çalışma esasları ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Tüzüğün iptali istenilen 198. maddesinde bu hükümler aynen yer almış olup söz konusu hükmün kanuna aykırı bir yönü yoktur. Öte yandan bu kanunun Türk Ceza Kanunu ile bir ilgisi de bulunmamaktadır. Zira cezaevlerinde çalışma bir infaz rejimi olup infaz yasasıyla ilgilidir. Bu çalışma insan haklarına aykırı olmayıp aksine hükümlülerin ve kanunun yararına bulunmaktadır. Tüzük hükümlerinin tekrarı niteliğinde olan iç yönetmelik maddelerinde de kanuna aykırılık bulunmamaktadır. Açıklanan bu nedenlerle; tüzüğün iptali ile ilgili davanın yalnızca 107. maddesinin (d) bendinde yer alan "Ayrı siyasi görüşte olanlar karışık olarak bulundurulur" yolundaki hükme ilişkin kısmının kabulü ile bu hükmün iptalinin, davanın tüzüğün diğer maddelerine ilişkin kısmı ile tüzük ve kanuna uygun olan iç yönetmelik maddelerine ve bu düzenlemelere istinaden tesis edilmiş bulunan işleme yönelik kısmının reddinin uygun olacağı düşünülmüştür. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay idari Dava Daireleri Genel Kurulunca, duruşma için önceden taraflara tebliğ edilmiş bulunan 21.4.1989 günü, davacılar vekilinin gelmediği, davalı Başbakanlığı temsilen ........... ile Davalı Adalet Bakanlığını temsilen .............'in geldikleri, Danıştay Savcısının da hazır bulunduğu görülerek yapılan açık duruşmada, davalı idarelerin temsilcileri dinlenildikten, Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan ve temsilcilere bir kez daha söz hakkı tanındıktan sonra duruşmaya son verildi. Dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü. Dava, 1.8.1967 günlü 12662 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5.7.1967 günlü 6/8517 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan "Ceza infaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların infazına Dair Tüzük'ün 78/3, 134, 139 ve 184 üncü maddelerinin, 12.9.1983 günlü 18163 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2.8.1983 günlü 83/6920 sayılı Tüzük ile değişik 110,152,178,183,189,198,204 üncü maddelerinin, bu Tüzük değişikliği ile eklenen 36/A, 36/B, 37/A, 78/B, 107/d maddelerinin 25.9.1987 günlü 19585 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 17.8.1987 günlü 87/12046 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Tüzük ile değiştirilen 126, 139, 198 inci maddelerinin ve 154 üncü maddeye eklenen fıkranın, ........... Münferit Tip Cezaevi iç Yönetmeliğinin ve bu cezaevinde uygulanmakta olan bazı kuralların uygulanmaması veya değiştirilmesi taleplerinin reddine ilişkin Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 1.9.1987 günlü 41737 sayılı işleminin iptalleri istemiyle açılmıştır. Davacılar yönünden hak ve menfaatte iştirak ile maddi ve hukuki sebeplerde birlik bulunduğundan, dava dilekçesi 2577 sayılı Kanunun 5 inci maddesine uygun görülmüştür. 28.10.1980 günlü 17145 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış bulunan 27.10.1980 günlü 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinde Milli Güvenlik Konseyinin bildiri ve kararlarında yer alan ve yer alacak olan hükümlerde 12.9.1980 tarihinden sonra çıkarılan ve çıkarılacak olan Bakanlar Kurulu Kararnamelerinin ve üçlü kararnamelerin yürütülmesinin durdurulması ve iptali isteminin ileri sürülemiyeceği hükme bağlanmıştır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının geçici 3 üncü maddesinde, Anayasa'ya göre yapılacak ilk milletvekili genel seçimi sonucunda Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanıp, Başkanlık divanını oluşturması ile birlikte 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanunun yürürlükten kalkacağı, geçici 15 inci maddenin üçüncü fıkrasında ise "bu dönem içinde çıkarılan kanunlar, Kanun Hükmünde Kararnameler ile 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasa'ya aykırılığı iddia edilemez" hükmü yer almıştır. Anayasa Düzeni Hakkında 2324 sayılı Kanun 6.11.1983 günü yapılan milletvekili genel seçimi sonucunda Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplanması ve 7.12.1983 günü Başkanlık Divanını oluşturması ile birlikte, bu tarihten itibaren yürürlükten kalkmış ise de, 12.9.1980 ile 7.12.1983 günleri arasında 2324 sayılı Kanun uyarınca alman karar ve tasarrufların, en üst norm olan Anayasa'ya aykırılığının iddia edilemiyeceği yolundaki Anayasa hükmü karşısında 2324 sayılı Kanun yürürlükten kalktıktan sonra da yargı denetimine tabi tutulmalarına olanak yoktur. Bu nedenle davanın, Ceza infaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların infazına Dair Tüzük'te 2.8.1983 günlü 83/6920 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Tüzük ile yapılan değişikliklere ve ek maddelere yönelik kısmının incelenme olanağı bulunmadığına oyçokluğuyla karar verilerek; davanın 2324 sayılı Kanun kapsamında bulunmayan diğer kısımlarının incelenmesine geçildi. Anayasanın 115 inci maddesinde, "Bakanlar Kurulu, Kanunun uygulanmasını göstermek veya emrettiği işleri belirtmek üzere, Kanunlara aykırı olmamak ve Danıştay'ın incelenmesinden geçilmek şartıyla tüzükler çıkarabilir. Tüzükler Cumhurbaşkanınca imzalanır ve Kanunlar gibi yayımlanır" hükmü yer almaktadır. Tüzükler, Bakanlar Kurulunun Kanuna dayanarak yaptığı, genel ve objektif kurallar içeren düzenleyici işlemlerdir. Dava konusu, Ceza infaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların infazına Dair Tüzük, yasal dayanağını 1721 sayılı Hapishane ve Tevkifhanelerin idaresi Hakkında Kanun ile 647 sayılı Cezaların infazı Hakkında Kanundan almaktadır. 1721 sayılı Kanunun 4068 sayılı Kanunla değişik 2 inci maddesi; "A- Mahpusların cezaevlerine dağıtılması, B- Mahpus ve mevkufların giydirilmesi ve yedirilmesi, yatırılması ve okutulması ve çalıştırılması, C- iş kazançlarından sanatlar ihtiyacına ve çalışanlara pay ve ailelerine nafaka ayrılması, D- Mahpus ve mevkuflar hakkında kimler tarafından ne gibi inzibat muameleleri tatbik olunacağı, E- Cezaevinin emniyeti bakımından, mahkumlara ait mektupların ve kendilerini ziyarete gelenlerle konuşmalarının ve hariçle muhaberelerinin ne suretle tanzim ve kontrol edileceği, F- Ceza ve tevkifevlerinin memur ve müstahdemlerinin vazife ve" salahiyetleri ve haklarında kimler tarafından ne gibi inzibati muameleler yapılacağı hakkında bir nizamname tanzim olunur." hükmünü taşımaktadır. 647 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde "müşahade ve sınıflandırma, merkezlerinin bulundurulacağı yer Adalet Bakanlığınca tayin olunur." 12 inci maddesinde de "Hükümlülerin cezaevlerinde gruplara ayrılması, bunlara tatbik edilecek metodun tesbiti, bulundukları cezaevleri veya müşahade ve sınıflandırma merkezleri tarafından tavsiye edilen ve Bakanlıkça kabul olunan ve nizamnamede yer alacak esaslara göre yapılır." Hükümleri yer almaktadır. 5.7.1967 günlü 6/8517 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Tüzüğün iptali istenilen 78 inci maddesi "Hükümlülerin gruplara ayrılması" ile ilgili olup, dayanağını, 647 sayılı Kanunun yukarıya metinleri aynen alınan maddelerinde bulunmaktadır. 647 sayılı Kanunla verilen yetkiye dayanılarak, infaz sisteminin sağlıklı bir biçimde yürütülmesini sağlamak amacıyla getirilen tüzük hükmünde, yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Tüzüğün, iptali istenilen "itaat zorunluluğu" ile ilgili 134 üncü maddesi yasal dayanağını 1721 sayılı Kanunun 2. maddesinin (D) bendi hükmünden; hükümlülerin giydirilmesi ile ilgili 139 uncu maddesi ise aynı Kanun maddesinin (B) bendi hükmünden almakta olup bu maddelerde de Kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır. Tüzüğün "Okula devam zorunluluğu" ile ilgili 184 üncü maddesinde ise hükümlülerin eğitimleri düzenlenmiş olup, dayanağını 1721 sayılı Kanunun 2 inci maddesinin (B) bendi hükmünde bulunan bu maddede, Kanuna aykırı bir yön bulunmadığı gibi, hükümlülerin aleyhine olacak herhangi bir kuralı da yer almamıştır. Öğrenim seviyesi, kurumun okulunda öğretilenlerden üstün olanlar için de esasen böyle bir zorunluluk bulunmamaktadır. Ceza infaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların infazına Dair Tüzük'te, 17.8.1987 günlü 87/12046 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Tüzük ile yapılan değişiklikle ilgili olarak, iptali istenilen maddelere gelince: Tüzüğün yasal dayanağını oluşturan kanun maddelerinden, bazılarında yapılan değişikliklerin, Tüzüğe yansıtılması ve hükümlü ve tutukluların topluma yeniden kazandırılmasıyla ilgili olarak kurumlarda sürdürülen ıslah (tretman) çalışmalarındaki başarının en üst düzeye çıkarılabilmesi için, uygulamada kendisini gösteren aksaklıkların giderilmesi amacıyla Tüzük değişikliğine gidildiği davalı idarelerce açıklanmaktadır. Davacılar, Tüzüğün değişik 126, 139, 198 inci maddeleri ile 154 üncü maddeye eklenen son fıkra hükmünün iptalini istemektedirler. 126 inci madde "Kurum Düzenini Bozucu Hareketler"i belirlemektedir. Hükümlülük, bazı hak ve özgürlüklerin sınırlamaya tabi tutulduğu bir durumdur, idare ve inzibatın, hükümlülerin ve kurum görevlilerinin can güvenliğinin sağlanabilmesi için düzenin bozulmasına sebebiyet verecek tutum ve davranışlardan kaçınılması ve bu kapsamda bazı durumların yasaklanması kaçınılmazdır. 139 uncu madde "Hükümlü ve Tutukluların Giydirilmesi" ile ilgilidir. Tümü hükümlü olan davacıların, maddenin yalnızca hükümlülere yönelik kısmı ile menfaat alakaları vardır. Daha önce de açıklandığı üzere maddede 1721 sayılı Kanunun 2 inci maddesinin (B) bendi hükmünün gereğini yerine getirmek üzere düzenleme yapılmıştır. 198 inci madde "Çalışma Zorunluluğu ve Kapsamı"nı düzenlemektedir. Anayasa'nın 18 inci maddesinin ikinci fıkrasının, hükümlülükteki çalıştırılmaların zorla çalıştırılma sayılamayacağı ifadesi ve 647 sayılı Kanunun 17 inci maddesinin 3193 sayılı Kanunla yeniden düzenlenen şekli karşısında, Tüzük'teki düzenlemenin yasalara aykırı olduğu yolundaki iddianın herhangi bir dayanağı bulunmamaktadır. Tüzüğün 154 üncü maddesine eklenen son fıkra hükmü ise, ulusal, resmi ve dini bayramlarla anneler ve babalar gününde ve yılbaşında hükümlü ve tutukluların 152 inci maddede sayılan yakınlarıyla görüşme yapmalarına izin verilmesini sağlayan ve bu haliyle hükümlü ve tutukluların yararına düzenleme getiren bir hükümdür. Davanın, ........... Münferit Tip Cezaevi iç Yönetmeliğinin iptali istemine gelince: Tüzüğün, 121 inci maddesi "Her kurumun, hükümlü ve tutukluların kurum içinde yaşayış tarzını ayrıntıları ile gösteren bir iç yönetmeliği bulunur." "İç. Yönetmelikler kurumun ihtiyaçları ve özel nitelikleri gözönünde tutulmak suretiyle bu tüzük hükümleri dairesinde kurum müdürü tarafından düzenlenir ve Adalet Bakanlığınca onaylandıktan sonra yürürlüğe konulur" hükmünü taşımaktadır. incelenen, .......... Münferit Tip Cezaevi iç yönetmeliğinin, Tüzükteki hükme uygun olarak, adalet Bakanlığınca onaylanarak yürürlüğe konulduğu ve 27 ile 28 inci maddeleri dışındaki maddelerinin, Tüzük hükümleri ile uyumlu olduğu anlaşılmıştır. Anılan iç Yönetmeliğin 27 inci maddesinde "Ziyaretine Müsaade Edilmeyenler" başlığı altında "Kurumun genel disiplini ve idarenin güvenliği bakımından ziyaretlerinde sakınca görülenlerin görüşmelerine kurum müdürü veya Cumhuriyet Savcısı tarafından müsaade edilmez." hükmü yer almaktadır. Cezaevinde bulunanların kurum içindeki yaşayış tarzım göstermek üzere çıkarılması öngören bir iç yönetmelikte, kurum dışındaki üçüncü kişilerin hak ve özgürlüklerini kısıtlayacak şekilde ve keyfi uygulamalara sebebiyet verebilecek biçimde bir düzenleme yapılmasında mevzuata uyarlık görülmemiştir. Ayrıca "Hükümlülere Gelen Mektup ve Basılı Kağıtlar" başlığını taşıyan 28 inci maddede de, Kanun ve Tüzük hükmü ile belirli kayıtlamalara tabi tutularak tanınan bir hakkın, yetkisizce yeniden kısıtlanması hali söz konusu olduğundan ve bu kısıtlamanın haklı ve hukuki herhangi bir dayanağı da bulunmadığından; iç Yönetmeliğin 28 inci maddesinde de mevzuata uyarlık görülmemiştir. Davacıların cezaevinde uygulanan bazı kuralların uygulanmaması veya değiştirilmesi yolundaki başvurularına cevaben tesis edilen ve uygulamaların, düzenlemelere uygun yürütüldüğünün beyanı niteliğinde olan, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün, 1.9.1987 günlü 41737 sayılı işleminde ise yürürlükte olan Kanun ve Tüzük hükümlerine aykırı bir yön bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle davanın, Ceza infaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların infazına Dair tüzük'ün, 2.8.1983 günlü 83/6920 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Tüzük ile değiştirilen ve eklenen maddelerine yönelik kısmının incelenmeksizin reddine oyçokluğuyla, Tüzüğün 78/3, 139, 184 üncü maddelerine yönelik kısmının reddine oybirliğiyle, 134 üncü maddesine yönelik kısmının reddine oyçokluğuyla, Tüzüğünün, 17.8.1987 günlü 87/12046 sayılı Bakanlar Kurul Kararıyla yürürlüğe konulan Tüzük ile değişik 126, 139 uncu maddesinin hükümlülerle ilgili düzenlemesi ve 198 inci maddelerine yönelik kısmının reddine oybirliğiyle, 154 üncü maddesinin son fıkrası hükmüne yönelik kısmının reddine oyçokluğuyla, Münferit Tip Cezaevi iç Yönetmeliğinin 27 inci maddesinin iptaline oyçokluğuyla, 28 inci maddesinin iptaline oybirliğiyle, 33 üncü maddesine yönelik kısmının reddine oyçokluğuyla, iç Yönetmeliğin diğer maddeleri ile Adalet Bakanlığı işlemine yönelik kısmının reddine oybirliğiyle ve yargılama giderlerinin davacılar üzerine bırakılmasına 21.4.1989 günü oybirliğiyle karar verildi. KARŞI OY X- 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanunun 3 üncü maddesi "Milli Güvenlik Konseyince kabul edilerek yayımlanan bildiri ve karar hükümleri ile yayımlanan ve yayımlanacak olan kanunların Anayasa'ya aykırılığı iddiası ileri sürülemez" hükmünü, 4 üncü maddesi ise "Milli Güvenlik Konseyinin bildiri ve kararlarında yer alan ve yer alacak olan Bakanlar Kurulu Kararnamelerinin ve üçlü kararnamelerin yürütülmesinin durdurulması ve iptali istemi ileri sürülemez" hükmünü taşımaktadır. 2324 sayılı Kanunun 2 inci maddesi ile yasama yetkisini üstlenen Milli Güvenlik Konseyi, Aynı Kanunun yukarıya metni alınan 3 üncü maddesi ile yasama tasarruflarının Anayasa'ya aykırılığı denetimini, 4 üncü maddesi ile de diğer idari tasarrufların idari yargıdaki yargısal denetimini yasaklamıştır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının geçici 3 üncü maddesinde yer alan "Anayasa'ya göre yapılacak ilk milletvekili genel seçimi sonucunda Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanıp Başkanlık Divanını oluşturması ile birlikte: a) 27 Ekim 1980 gün ve 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun, yürürlükten kalkar" hükmü gereği söz konusu Kanun 7.12.1983 günü yürürlükten kalkmıştır. Anayasa'nın geçici 15 inci maddesinde ise "12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde ........... çıkarılan kanunlar, kanun hükmünde kararnameler ile 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasa'ya aykırılığı iddia edilemez" hükmü yer almaktadır. Kanunların yürürlükte oldukları süre içinde uygulanmaları hukukun temel ilkeleri arasındadır; yürürlükten kalkan bir Kanunun belli bir maddesinin ileriye yönelik olarak hükmünü icra edebilmesi ise bir başka Kanunun açık hüküm getirmesi ile mümkündür. 7.12.1983 günü yürürlükten kalkan 2324 sayılı Kanunun yasama tasarrufları için getirmiş olduğu Anayasa'ya aykırılık iddiasının ileri sürülmesi yasağı 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının geçici 15 inci maddesi son fıkrası ile sürdürülmüş fakat Anayasa koyucu, idari tasarrufların yargısal denetimi konusunda yasaklama getirmemekle bu konuda denetim yapılması yolunu açık bırakmayı amaçlamıştır. Nitekim; 7.12.1983 gününe kadar yasama yetkisini kullanan Milli Güvenlik Konseyince de, 2.12.1983 günü kabul edilen 2968 sayılı Bazı özlük işleriyle ilgili Tasarruflar Hakkında Kanunun 1 inci maddesi ile "12 Eylül 1980 tarihinden sonra kurulan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Toplanıp Yeni Bakanlar Kurulu Kuruluncaya kadar geçen süre içinde görev alan Bakanlar Kurulu, Başbakan ve Balkanların personel atamasına, yer değiştirmeye, geçici yetki vermeye, görevlendirmeye, görevden uzaklaştırmaya, göreve son vermeye ilişkin işlemleri ile ilgili karar ve tasarruflardan dolayı haklarında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla haklarında herhangi bir yargı mercine başvurulamaz" hükmü getirilmiş; ancak, yine bu organ ve kişilerin tasarruflarının yargı denetimi konusunda yasaklama getirmemekle aynı amacı sürdürmüştür. Açıklanan nedenlerle, davanın, Ceza infaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların infazına Dair Tüzük'ün 2.8.1983 günlü 83/6920 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan tüzük ile değiştirilen ve eklenen maddelerine yönelik kısmının da esasının incelenmesi gerektiği oyuyla, incelenmeksizin reddine karşıyız. XX- 5.7.1967 günlü 6/8517 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan Ceza infaz Kurumlan ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların infazına Dair Tüzük'ün 134 üncü maddesi "Hükümlü ve tutuklular, kurumun memurlarına mutlak surette itaat etmek zorundadırlar" hükmü taşımaktadır. Cezaevinde disiplini sağlamak için hükümlü ve tutukluların kurumun kurallarına uyma zorunluluğunda oldukları kuşkusuzdur. Ancak bu noktada önemli olan, kurum yetkililerinin kanuna uygun olan emir ve talimatlarına uyma zorunluluğudur. Oysa Tüzük'te getirilen düzenleme herhangi bir ayrım yapmaksızın "mutlak itaat" zorunluluğu şeklindedir. Bu düzenleme biçimi ise başta Anayasa olmak üzere, yasalara aykırıdır. Maddenin, hükümlü ve tutukluların kurumun yetkili kişilerinin Kanuna ve Tüzük hükümlerine uygun emir ve talimatlarına itaat etmek zorunda oldukları şeklinde düzenlenmesini sağlamak amacıyla iptali oyuyla, kararın, bu maddenin reddine ilişkin kısmına karşıyız. XXX- Ceza infaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların infazına Dair Tüzük'ün 154 üncü maddesine, 17.8.1987 günlü 87/12046 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Tüzük ile eklenen son fıkra hükmünde, Adalet Bakanlığının, ulusal, resmi ve dini bayramlarla, anneler ve babalar gününde ve yılbaşında hükümlü ve tutukluların 152 inci maddede sayılan yalanlarıyla görüşme yapmalarına izin verilebileceği ve bu izinde görüşlerin nasıl yapılacağının belirleneceği belirtilmektedir. Madde ilk bakışta tutuklu ve hükümlülerin çıkarına gibi gözükmekte ise de maddenin düzenlenişi çeşitli aksaklıklara ve haksız uygulamalara yol açabilecek biçimdedir. Son derece gerekli ve cezaevi dışındaki üçüncü kişileri de ilgilendiren bu maddenin, sayılan günlerde, izne bağlı olmaksızın ve Tüzük'te gösterilecek esaslarla yeniden düzenlenmesi gerektiğinden ve düzenleme biçimi mevzuata uygun olmadığından, iptali oyuyla, kararın bu maddenin reddine ilişkin kısmına karşıyız. XXXX- ........... Münferit Tip Cezaevi iç Yönetmeliğinin 27 inci maddesinde kurumun genel disiplin ve idarenin güvenliği bakımından ziyaretlerinde sakınca görülenlerin görüşmelerine, Kurumun en yetkili amiri olan Kurum müdürü ya da Cumhuriyet Savcısı tarafından izin verilmemesinde yasalara aykırı bir yön bulunmadığından, maddenin iptali isteminin reddi oyuyla kararın, bu maddenin iptaline ilişkin kısmına karşıyız. XXXXX-- ........... Münferit Tip Cezaevi iç Yönetmeliğinin 33 üncü maddesi "Konferans, Müsamere ve Sinemalara Devam" başlığını taşımakta ancak madde içeriğinde konferans ve müsamereden hiç söz edilmeden, hükümlü ve tutukluların, ahlaki fikri ve mesleki ve kültürel gelişmelerini sağlayacak konular üzerinde idarece gösterilecek filmleri video ve televizyon aracılığıyla izlemek zorunda oldukları hükme bağlanmaktadır. Televizyon ya da video izlemeyi zorunluk haline getiren, saati ve süresi konusunda hiçbir kısıtlama olmayan ve esasen yasal bir dayanağı bulunmayan madde hükmünün iptali oyuyla davanın bu maddenin reddine ilişkin kısmına karşıyız.