Diğer ·

1993/73 E. 1994/310 K.

Mahkeme
Diğer
Esas No
1993/73
Karar No
1994/310
Karar Tarihi

İstemin Özeti :. Davacının, nüfus kütüğündeki "dini" sütununa "Yehova'nın Şahidi" kaydının yazılması isteminin reddi yolundaki ... Valiliğinin 18.4.1988 günlü ve Giz.Ge.7.sayılı işleminin iptali istemiyle açılan dava sonucunda Eskişehir İdare Mahkemesince verilen ve Danıştay Onuncu Dairesinin bozma kararına uyulmayarak, dava konusu işlemin iptaline dair ilk kararında ısrarına ilişkin bulunan 21.10.1992 günlü E:1992/898, K:1992/753 sayılı kararın, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. Savunmanın Özeti : Eskişehir İdare Mahkemesince verilen kararın hukuka uygun olduğu belirtilerek, temyiz isteminin reddi ile ısrar kararının onanması gerektiği savunulmaktadır. Danıştay Tetkik Hakimi : Nalan Terzi Danıştay Savcısı Metin Yüksel'in Düşüncesi : Devletlerin varlığını, milli sınırları tanımayan ekonomik, sosyal, hukuki, siyasi ve milli düzenleri reddeden. bayrağa ve askerliğe karşı olan teokratik bir düzeni hedefleyen "Yehovanın Şahidi" düşüncesi ancak terörizmin teorisi olarak kabul edilebilir. Böylece bir görüşün dinsel niteliğinden söz edilemeyeceğinden nüfusa kaydı zorunluluğundan da sözedilemez. Dünyada mevcut tüm dinlerin ortak amacı toplumda huzur ve sükun sağlamak olduğundan: yukarıda niteliği açıklanan görüşün bu kategoriye alınması düşünülemez. Davacı ve vekilinin amacı bir hakkın savunulması olmayıp.-toplum huzurunu sarsan görüşlerinin propagandasını yapmak, bu düşünceyi yaygınlaştırmaktır. Devlet düzenini reddeden bir inanışı yada görüşü Devletin koruması, resmiyet tanıması kendi varlığını inkar anlamına gelir. Laiklik. Devletin bölünmez bütünlüğüne karşı olan görüşlere serbestlik olarak kabul edilemez. Bu sebeple nüfus idaresince davacının düşünüşünün nüfus kütüğüne yazılmamasında ve idare Mahkemesince verilen iptal kararının Danıştay Onuncu Dairesince bozulmasında usul ve kanuna aykırılık görülmemiştir. İdare Mahkemesinin ısrar kararının bozulması düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunca gereği görüşüldü: Davacının nüfus kütüğündeki "dini" sütununa "Yehova'nın Şahidi" kaydının yazılması isteminin reddine ilişkin ... Valiliğinin 18.4.1988 günlü ve Giz.Ge.7. sayılı işleminin iptali istemiyle açılan dava sonucunda Eskişehir İdare Mahkemesinin 24.10.1989 günlü, E:1988/848, K:1989/650 sayılı kararıyla dava konusu işlem iptal edilmiştir. Bu karar, temyizen incelenerek. Danıştay Onuncu Dairesinin 14.5.1992 günlü E:1990/946, K:1992/1933 sayılı kararıyla bozulmuş ise de; Mahkeme, bozma kararına uymayarak ilk kararında ısrar etmiştir. Bu kez davalı idare, Eskişehir İdare Mahkemesinin 21.10.1992 günlü E:1992/898, K:1992/753 sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir. Danıştay Onuncu Dairesince 1587 sayılı Nüfus Kanununun 43 üncü maddesinin 1.fıkrasında "Aile kütükleri, ailenin bütün fertlerinin cinsiyetini, adı, soyadı, baba ve anası adıyla soyadlarını, sağ olup olmadıklarım, il ve ilçe itibariyle doğum yeri ve tarihlerini, vücutlarındaki belirli değişikliklerini, dinini, okur-yazar olup olmadıklarım, medeni hallerini ve diğer şahsi hal değişikliklerini ihtiva eder" hükmünün yer aldığı, aile kütükleri oluşturulurken yazılması zorunluluğu nedeniyle idarenin bir inancın din olup olmadığını araştıra-bileceğinin kabulü gerekeceği, dosyanın incelenmesinden. İçişleri Bakanlığınca Yehova Şahitliğinin din olarak aile kütüklerine yazılıp yazılmayacağının sorulması üzerine. Diyanet İşleri Başkanlığının 28.3.1988 gün ve K.214-1/155 sayılı yazısında, "Yehova Şahitleri" denen dini ekolün Hiristiyanlıktan ayrı müstakil bir din olarak kabul edilmesinin mümkün görülmediğinin; İlahiyat Fakültesi Dekanlığından alınan 29.3.1989 günlü ve 1317 sayılı yazı ekindeki raporda da; Yehova Şahitliğinin din olmayıp bir inanç şekli olduğunun bildirildiğinin anlaşıldığı; bu durumda, davacının nüfus kütüğündeki "dini" sütununa "Yehova'nın Şahidi" yazılması isteminin reddinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, dava konusu işlemi iptal eden Eskişehir İdare Mahkemesi kararı bozulmuştur. Eskişehir İdare Mahkemesi ise, Türk Ceza Kanununun 163.maddesine aykırı hareket etmekten yargılanan Yehova Şahitleri hakkında T.C.Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 26.5.1986 tarih ve E:1985/9, K:1986/293 sayılı kararında yer alan hususlara kararında yer vererek ve bu kararda önemle vurgulanan hususların: Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, laik bir devlet olduğu, laik devletin ise dinler karşısında tarafsız kalarak resmi bir devlet dini kabul etmemeyi, temel ilke olarak benimsediği, laik devlet sistemini benimseyen T.C.Devletinde, kişinin dini inancını din sayıp saymama yetkisinin, devlete ve onun herhangi bir organına ait olmadığı, her türlü dinsel inancın. Anayasa güvencesi altında olduğu, Yehova Şahitliğinin de bir dini görüş ve düşünce sistemini içerdiği, dolayısıyla Anayasanın teminatı altında bulunduğunu belirterek; bu görüşlerin. Mahkemelerince de aynen benimsendiği ve davacının nüfus kaydındaki din nanesinde Yehova Şahidi kaydının yazılmasını içeren istemin reddedilmesi işleminin yerinde görülmediği gerekçesiyle, dava konusu işlemin iptaline ilişkin ilk kararında ısrar etmiştir. Temyize konu kararla ilgili dosyanın incelenmesinden: Yehova Şahidi inancını benimseyen davacının, nüfus kütüğündeki "dini" sütununda yazılı olan "islam" kaydının silinmesi ve bu sütuna Yehova Şahidi yazılması istemi ile ... Asliye 2.Hukuk Mahkemesinde açtığı davada Mahkemenin, din hanesinde yazılı "islam" kaydının silinmesine ve aynı haneye Yehova Şahidi yazılmasına karar verdiği; bu kararın. Yargıtay 3.Hukuk Dairesi tarafından, "yeniden benimsenen bir dinin nüfus kütüğüne yazılmasının Nüfus İdaresinin yapacağı idari işlemlerden bulunduğu, bunun için hakimin bir hüküm tesisinin gerekmediği, davacının artık Müslüman olmadığı kanıtlandığına göre nüfus kütüğünün din hanesinde yazılı islam kaydının silinmesine karar vermekle yetinilmesi gerekirken, davacının iddia ettiği biçimde din hanesinin doldurulmasına da karar verilmesinin yerinde görülmediği..." gerekçesiyle bozulması üzerine, mahkeme tarafından bozma kararına uyularak davacının nüfus kütüğündeki "dini" sütununda yazılı islam kaydının silinmesine, tescil ile ilgili kısmın ise reddine karar verildiği; davacının bu kez ... Valiliğine başvuruda bulunarak Nüfus Kanununun 47 nci maddesi uyarınca nüfus kütüğündeki "dini" sütununa "Yehova Şahidi" yazılmasını istediği, bu isteminin reddedildiği ve davanın da bu işleme karşı açıldığı anlaşılmaktadır. Davada, iptali istenilen ... Valiliğinin 18.4.1988 günlü işlemi, idari işlem niteliğinde bulunduğundan ve davacının, nüfus kütüğündeki "islam" kaydı. Asliye Mahkemesi kararı ile silindiği için halen boş bulunan "dini" hanesine "Yehova'nın şahidi" kaydının yapılması isteğinin reddedilmesinin gerekçesini oluşturduğundan. Valilik işleminin yargısal yönden denetiminin idari yargının görev alanına girdiği ve 1587 sayılı Nüfus Kanununun 43 üncü maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesine gönderilmesine gerek olmadığı oyçokluğuyla kabul edilerek temyiz isteminin esasının incelenmesine geçildi: 1587 sayılı Nüfus Kanununun 43 üncü maddesinde, aile kütüklerinde, ailenin bütün fertlerinin adı, soyadı, baba ve ana ad soyadlarıyla, sağ olup olmadıklarının, il ve ilçe itibariyle doğum yeri ve tarihlerinin, vücutlarındaki belirli değişikliklerin, dini'nin, okur yazar olup olmadıklarının, medeni hallerinin ve diğer şahsi hal değişikliklerinin yer alacağının belirtildiği, nüfus aile kütüklerinin bu mevzuata uygun olarak bastırıldığı ve uygulamanın bu esaslara göre yönlendirildiği görülmektedir. Uyuşmazlık konusu olayda da davalı idarenin, davacının başvurusu üzerine, konuyu Diyanet İşleri Başkanlığı ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine ilettiği, bu kurumlardan alınan cevaplarda Yehova Şahitliği dini ekolünün. Hıristiyanlıktan ayrı müstakil bir din sayılmasının mümkün olmadığının bildirilmesi üzerine davacının nüfus kütüğündeki "dini" sütununa "Yehova'nın Şahidi" yazılması istemini reddettiği anlaşılmış olup idare tarafından tesis edilen bu işlemde mevzuata aykırı bir yön bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile Eskişehir İdare Mahkemesince verilen 21.10.1992 günlü E:1992/898, K:1992/753 sayılı ısrar kararının BOZULMASINA, 10.6.1994 gününde usulde, esasta ve gerekçede oyçokluğu ile karar verildi. USULDE KARŞI OY Davacının nüfus kaydının din sütununa "Yehova Şahidi" kaydının yazılması isteğinin reddine ilişkin işlemin iptaline dair idare mahkemesi kararının temyizen bozulması istenilmektedir. Dosyanın incelenmesinden; davacının nüfus kütüğünün din hanesinde yazılı islam kaydının silinerek yerine Yehova Şahidi yazılması istemiyle adli yargıda dava açtığı, Asliye Hukuk Mahkemesinin istek doğrultusunda karar verdiği, ancak kararın Yargıtay'ca bozulması üzerine nüfus kütüğündeki islam kaydının silinmesine karar vererek bunun yerine yapılacak tescil ile ilgili isteği idari işlem olması nedeniyle reddettiği, davacının bu yoldaki isteminin Valilikçe reddedilmesi üzerine idare mahkemesinde bu işlemin iptali istemiyle dava açıldığı anlaşılmaktadır. Medeni Kanununun 38 inci maddesinde "hakimin hükmü olmadıkça ahvali şahsiye sicilinin hiçbir kaydı değiştirilemez" hükmü yer almakta yine 1587 sayılı Nüfus Kanununun 11 inci maddesinde de "Kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez ve kayıtların anlamı ve bilgileri değiştirecek ilave ve şerhler yapılamaz; ancak olayların aile kütüklerine işlenmesi sırasında nüfus memurlarının yaptıkları maddi hatalar dayanağı belgelere uygun olarak düzeltilir" hükmü bulunmaktadır. Adli-idari yargı görev ayrımı kriterlerine ve Danıştay'ın süregelen istikrar kazanmış içtihatlarına göre ahvali şahsiye kayıtlarından doğan her türlü uyuşmazlığın adli yargıda çözümlenmesi gerekmektedir. Öte yandan ahvali şahsiye sicil kayıtlarının düzenlenmesi, işlenmesi ve değiştirilmesine ilişkin hizmetler kamu hizmeti niteliğinde olmakla birlikte kanun koyucu özellikle kayıtların değiştirilmesinin idarece resen yapılamayacağım, bunun bir mahkeme kararına dayanması gerektiğini açıkça hükme bağlamıştır. Bu hususta çıkabilecek uyuşmazlıkların görüm ve çözümü yeri ise yukarıda açıklandığı üzere adli yargıdır. Uyuşmazlıkta amaçlanan husus davacının nüfus kaydında bir değişiklik yapılması (din değişikliği) olduğuna, burada memurun yaptığı bir hatadan söz edilemeyeceğine göre bunun bir mahkeme kararıyla yapılması gerektiği açıktır. Başka bir deyimle silinmiş olan bir kaydın yerine başka bir kaydın yapılması yolundaki işlem idari de olsa bu işlemin iptali istemiyle açılacak davanın da adli yargıda çözümlenmesi gerekmektedir. Zira bir kaydın silinmesine yetkili ve görevli olan mahkeme bunun yerine neyin yazılacağına dair uyuşmazlıklar hakkında da karar vermeye yetkili ve görevli olmak durumundadır. Hal böyle olunca nüfus kaydının din hanesindeki islam kelimesinin silinerek yerine Yehova Şahidi ibaresinin yazılması adli mahkemenin vereceği bir karara dayanmak zorunda olduğundan bundan doğacak davanın adli yargıda görülüp karara bağlanması gerekir. Bu itibarla idare mahkemesinin davayı görev yönünden reddetmesi gerekirken işin esasına girerek karar vermesinde hukuki isabet görülmemektedir. Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulü ile idare mahkemesi kararının 2577 sayılı Kanunun 49 uncu maddesinin l/a bendi hükmü uyarınca bu yönden bozulması gerektiği görüşü ile aksine verilen karara karşıyız. USULDE KARŞI OY 1982 Anayasasının Din ve vicdan hürriyeti başlıklı 24.maddesinde, herkesin vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahip bulunduğu; 14. madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenlerin serbest olduğu ve kimsenin, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlamayacağı hüküm altına alınmış ve Anayasal güvenceye bağlanmıştır. 5.5.1972 tarihinde kabul edilen 1587 sayılı Nüfus kanununun 43 üncü maddesinde ise aile kütüklerinin, maddede yer alan diğer konuların yanı sıra, ailenin bütün fertlerinin dinini de ihtiva edeceği belirtilmektedir. Bu durum kişilerin Anayasa gereği açıklamak zorunda olmadıkları dini inanç ve kanaatlerini, yasa gereği açıklamaları sonucunu yaratmakta ve bir zorunluluk taşıması nedeniyle de Anayasaya aykırılık oluşturmaktadır. Bakılan uyuşmazlıkla davacı ile ilgili olarak tesis edilen işlemin yasal dayanağını oluşturan ve yargısal denetimde dayanak madde teşkil eden 1587 sayılı Kanunun 43 üncü maddesinin din ile ilgili düzenlemesinin Anayasaya aykırı olduğu görüşüyle ve konunun Anayasa Mahkemesine gönderilmesi gerektiği oyuyla, karara bu yönden karşıyız. ESASTA KARŞI OY X- Davacının nüfus kütüğündeki dini sütununa "Yehova şahidi" yazılması isteminin Eskişehir Valiliği tarafından reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Eskişehir İdare Mahkemesince verilen ve mahkemenin, iptal kararında ısrarına ilişkin bulunan 21.10.1992 günlü E:1992/898, K:1992/753 sayılı kararı davalı idare temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir. 1982 Anayasası laiklik ilkesini 2 nci maddesinde Cumhuriyetin bir niteliği olarak kabul etmiş din ve vicdan hürriyetini de 24 üncü maddesinde düzenlemiştir. Sözü edilen 24 üncü maddenin birinci fıkrası, herkese vicdan, dini inanç ve kanaat özgürlüğü tanımaktadır. Anayasanın 24 üncü maddesi ile kabul edilen dinsel inanç özgürlüğü, kişinin istediği dini seçmek hakkını kapsadığı gibi bu hakkı kullanan kişinin inandığı dinin nüfus kütüğüne yazılmasını talep hakkını da kapsamaktadır. İdarenin kişinin dinsel inancını denetlemek hak ve imkanı yoktur. Kişinin "dinsel inanç seçmek" hakkını kullanmasına rağmen. İdare'nin nüfus kütüğünün düzeltilmesi istemini reddetmesi, kişilerin dinsel inançlarını denetlemesi anlamına gelir. Böyle bir uygulama, idarenin izin verdiği ölçüde din özgürlüğünün varlığı düzenine yol açar. Böyle bir idari düzen ise laiklik kavramıyla bağdaşmaz. Anayasa'nın din özgürlüğü sistemiyle çelişir. Laik devlet kavramı, devletin dinler arasında yansızlığını ve bütün dinsel inançları eşdeğerde görmesini gerektirir. Laik devlet sisteminde, bir dinin kabul edilip edilmemesi konusunda idarenin takdir yetki si.bulunmamaktadır. Bu açıdandır ki, kişi belirli bir dinsel inanca iman ettiğinde, bu inancın din olarak kabul edilmesi ve Anayasa'nın 10 uncu maddesine göre, "eşit uygulamaya" konu yapılması zorunludur. "Eşit uygulama" zorunluluğu, her dinsel inancın, beğenilsin beğenilmesin, benimsensin benimsenmesin, Anayasa'nın 24 üncü maddesinde yer alan "din ve vicdan hürriyeti"nin yarattığı haklardan yararlanmasını zorunlu kılar. Belirtilen haklar arasında, değinildiği gibi, kişinin dinsel inancını seçmek ve bunu nüfus kütüğüne kaydettirmek hakkı da vardır. Bu durum, "laik devlet" kavramının doğal sonucudur. Laik sistemde din, kişi ile doğaüstü güçler arasındaki iman sistemi olduğuna göre bir dini müstakil din sayıp saymamak, sadece o kişiye ilişkin bir karardır. Tüm bu açıklamaların ışığı altında davacının benimsediği dini seçmek konusunda Anayasadan kaynaklanan özgürlüğü karşısında nüfus kütüğündeki dini sütununa "Yehova şahidi" kaydının yazılması isteminin reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Açıklanan bu nedenlerle davalı idarenin temyiz isteminin reddi ve ısrar kararının onanması oyuyla çoğunluk kararına karşıyız. GEREKÇEDE KARŞI OY XX- Davacının nüfus kütüğünün dini sütunundaki "islam" kaydı. Adliye mahkemesi kararı ile silinmiş ancak yerine "Yehova'nın Şahidi" kaydının yapılmasına ilişkin istemi, idarece reddedilmiştir. Kişilerin Anayasa gereği din ve vicdan hürriyetine sahip bulundukları ve dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacakları kuşkusuzdur. Anayasanın 24 üncü maddesindeki bu kural aynı zamanda kişinin dini inanç ve kanaatlerini açıklanmasına da engel değildir. Anayasanın izin vermediği husus zorlamadır. Bu nedenle de 1587 sayılı Kanunun 43 üncü maddesini zorlama öğesi yönünden ele almak gereklidir. 1587 sayılı Kanunun 43 üncü maddesi de zorlayıcı nitelikte bir hüküm taşımamaktadır. Kışının dinsel inancının, nüfus kütüğüne kayıt edilmemesi, hiç bir şekilde inanma hürriyetini kısıtlamamaktadır. Uyuşmazlık konusu olayda da davacının dinsel inancının, nüfus kütüğüne kayıt edilmemesi ile dinsel inancına herhangi bir sınırlandırma getirilmiş değildir ve dolayısıyla işlemde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ve kararın yukarıda yer alan gerekçeyle bozulması oyuyla, karara gerekçe yönünden karşıyım.

Atıf: Diğer undefined, E. 1993/73, K. 1994/310, T. 21.10.1992, www.arakarar.com/karar/diger-karar-1993-73-e-1994-310-k-17676a9d4f66