Danıştay · Danıştay

Danıştay 2023/1085 E. 2024/2333 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
Danıştay
Esas No
2023/1085
Karar No
2024/2333
Karar Tarihi

T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/1085 Karar No : 2024/2333

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Birliği VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 17/03/2022 tarih ve E:2019/7111, K:2022/1417 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından,13/07/2017 tarih ve 30123 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğin, yetki unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu iddia edilerek tamamının, 4. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinin, 5. maddesinin 1. fıkrasının, 3. fıkrasının ikinci cümlesinin ve 4. fıkrasının birinci cümlesinin, 5.,6. ve 7. fıkralarının, 6. maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesi ile 3. fıkrasının birinci cümlesinin, 10. maddesinin, 12. maddesinin ve 12. maddesinin 1. fıkrasındaki ''ve aracı kuruluşlar'' ibaresinin ve Ek-2 numaralı ekinin 2. maddesinin ve 6. maddesinin (c), (d) ve (e) bentlerinin iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 17/03/2022 tarih ve E:2019/7111, K:2022/1417 sayılı kararıyla; Usul yönünden, Dava konusu Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğin bütününe yönelik yetki ve şekil unsuru yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı, Esas yönünden, 1)Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1.fıkrasının (g) bendinin, 5. maddesinin 1. fıkrasının, 12. maddesinin birinci fıkrasındaki "ve aracı kuruluşlar" ibaresinin, Ek-2 numaralı ekinin 2. maddesi ve 6. maddesinin (c), (d), (e) bentlerinin incelenmesi yönünden; 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanun hükümlerinin, uluslararası sağlık turizmi kavramının dahi söz konusu olmadığı 1953 yılında kabul edilerek yürürlüğe girdiği, dolayısıyla Kanun'un amaç ve kapsamının, genel itibarıyla yurt içinde yerleşik Türk vatandaşları ile sınırlı olduğu, nitekim davalı Bakanlığa sağlık turizmi uygulamalarının geliştirilmesine yönelik düzenlemeler yapma görev ve yetkisinin 663 sayılı KHK'ya, 09/07/2018 tarihinde eklenen hükümle verildiği, buna göre 6023 sayılı Kanun'da, hekimler ile hastalar arasındaki aracılık faaliyetinin Türkiye sınırları içerisinde yasaklandığı ve yurt içinde yerleşik Türk vatandaşlarına yönelik olarak getirildiği; dava konusu Yönetmeliğin ise, sağlık hizmeti almak amacıyla yurtdışından ülkemize geçici bir süreliğine gelen, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan veya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla birlikte yurtdışında ikamet eden gerçek kişiler ile ülkemizde herhangi bir nedenle geçici süreli olarak bulundukları sırada ani gelişen hastalıklar ve acil durumlar nedeniyle sağlık hizmeti almak isteyen yabancıları kapsadığı, buna bağlı olarak Türkiye sınırları içerisinde talep oluşturacak ve yurt içinde yerleşik Türk vatandaşlarına yönelik olacak şekilde aracılık hizmetlerinin yapılmasına izin vermediği, bu haliyle dava konusu Yönetmelik kurallarında 6023 sayılı Kanun'un bahse konu hükümlerine aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi düzenlenmesi zorunluluğu yönünden, Davalı Sağlık Bakanlığının görev ve yetkileri çerçevesinde, uluslararası sağlık turizmi alanında faaliyette bulunmak isteyen sağlık tesisinin ve aracı kuruluşun, mevcut ruhsat/izin/yetki belgesine ek olarak, uluslararası sağlık turizmi alanının nitelik ve gerekleri gözetilerek belirlenen kriterleri sağlaması amacıyla uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi ile faaliyette bulunması şartının getirilmesini ve bu şarta sahip olmayanların faaliyetlerinin durdurulmasını öngören Yönetmelik kuralında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı; söz konusu kuralın sağlık turizmi alanının uluslararası boyutu ve ülke ekonomisi açısından önemi de göz önünde bulundurularak bu alanın kontrol altına alınması suretiyle kaliteli hizmet sunumunun sağlanması ve denetimde somut kriterler belirlenerek faaliyette bulunanların hizmetlerinin denetlenmesinin sağlanmasına hizmet ettiği, ülkesinden sağlık hizmeti almak için gelecek bireylerin de standartları mevzuat ile belirlenmiş bir ülkede hizmet aldıkları konusunda kendilerini hukuki açıdan güvende hissedecekleri, dolayısıyla düzenlemelerde kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırı bir yön de bulunmadığı sonucuna varıldığı, 2) Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 3. fıkrasının ikinci cümlesi ve 4. fıkrasının birinci cümlesinin incelenmesi yönünden; Yönetmeliğin 5. maddesinin 3. fıkrasına göre, uluslararası sağlık turistinin sağlık tesisine doğrudan başvurması ve sağlık hizmeti dışında sayılan bu hizmetlere ihtiyaç duymaması halinde, aracı kuruluşun devreye girmesine gerek kalmaksızın sağlık hizmeti sunumunun tamamlanmasının mümkün olduğu; bununla birlikte, münhasıran aracı kuruluşun yetkisinde bulunan faaliyetlere (konaklama, ulaşım ve transfer hizmetlerine) ihtiyaç duyulması halinde, sağlık tesisi ile aracı kuruluş arasında sözleşme imzalanmasının 1618 sayılı Kanun'un gereği ve sağlık turizminin niteliği ile kapsamının doğal sonucu olduğu; bu itibarla, Yönetmeliğin 5. maddesinin 3. fıkrasının dava konusu ikinci cümlesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, Yönetmeliğin 5. maddesinin 4. fıkrasının dava konusu birinci cümlesine gelince; Sağlık turizminin doğası gereği sağlık hizmeti dışında sunulması gereken bir takım destek hizmetlere ihtiyaç duyulabileceği, destek hizmetlerinin sunulmasının uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisinin sorumluluğunda olmasının bu gereklilikten kaynaklandığı, başka bir ifadeyle, uluslararası sağlık turistinin destek hizmeti ihtiyacının, sağlık hizmeti sunumu sırasında ve bu hizmetin alımına bağlı olarak doğduğu, dolayısıyla sağlık hizmeti ile sıkı ilişki içerisinde ve/veya sağlık hizmetinin devamı / ayrılmaz parçası niteliğinde bulunduğu ve uluslararası sağlık turistinin bu aşamada doğrudan sağlık tesisi ile muhatap olduğu, ihtiyaç duyduğu destek hizmetine sağlık kuruluşu haricinde ulaşmada güçlük çekmesinin kuvvetle muhtemel olduğu, dava konusu kuralın, turistin nitelikli sağlık hizmeti sunulacağına ve mağdur olmayacağına yönelik güven duygusunun tesisine ve sağlık turizmi konusunda ülkenin tercih edilebilirliğine yönelik bir düzenleme olduğu dikkate alındığında, destek hizmetlerinin bizzat veya sözleşme yoluyla sunulması yükümlülüğünün sağlık tesislerine verilmesinde hukuka ve hizmet gereklerine aykırılık görülmediği, 3) Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 5., 6., ve 7. fıkraları yönünden; Anılan Yönetmeliğin 5. maddesinin 5. fıkrasında, uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi tarafından, bu Yönetmelik kapsamında sağlık hizmeti verilen kişilerin Bakanlıkça oluşturulan web tabanlı sisteme kaydedilmesinin zorunlu olduğu; 6. fıkrasında, uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi tarafından kayıt altına alınan kişisel sağlık verilerinin 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununa uygun bir şekilde işleneceği, Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uygun bir şekilde merkezi sağlık veri sistemine aktarılacağı; 7. fıkrasında ise, uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi ve uluslararası sağlık turizmi aracı kuruluşunun, Bakanlıkça istenilen bilgi ve belgeleri göndermekle yükümlü olduğu düzenlemelerine yer verildiği, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 3. maddesinin (f) bendinde ve işlem tarihinde yürürlükte bulunan 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin, 6698 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile değişik 47. maddesinde, Bakanlığa kişilerin sağlık durumunun takip edilebilmesi ve sağlık hizmetlerinin daha etkin ve hızlı şekilde yürütülmesi maksadıyla gerekli kayıt ve bildirim sistemi kurulması yetkisi verildiği; bu bağlamda uluslararası sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında elde edilen verilerin merkezi sisteme kaydedilmesi ve söz konusu belge ve bilgilerin gönderilmesinin zorunlu tutulmasına yönelik düzenleme getiren Yönetmeliğin 5. maddesinin dava konusu 5. ve 7. fıkralarının, davalı idarenin sağlık hizmetinin etkin yürütülmesi yanında hizmetlerin planlanması, maliyetlerin hesaplanması ve denetleme yapılması görevlerinin yerine getirilebilmesini, hizmetin verimli ve hızlı bir şekilde yürütülmesini sağlamaya yönelik olduğu ve yasal dayanağı bulunduğu, Dava konusu düzenleme tarihi itibarıyla Kurul tarafından özel nitelikli kişisel veri olarak kabul edilen sağlık verilerinin işlenmesinde alınması gerekli önlemler henüz belirlenmemiş olmakla birlikte, Kurul tarafından yeterli önlemlerin belirlenmemesinin diğer kurum ve kuruluşlarca düzenleyici işlem yapılmasına engel teşkil etmeyeceği, Kanun'un 6. maddesinin 4. fıkrasına göre kurum ve kuruluşların, gerek mevzuat taslaklarını hazırlarken, gerekse uygulamayı yönetirken Kurul tarafından belirlenmiş önlemler varsa bunları da dikkate alacakları konusunda kuşku bulunmadığı; ancak maddede sözü geçen önlemlerin Kurul tarafından bir kereye mahsus kararlaştırılıp daha sonra değiştirilemeyecek önlemler olmadığı; Kurulun her zaman, belirlediği önlemleri değiştirebileceği, uluslararası gelişmelere, zamanın gereklerine vs. göre yenilerini ekleyebileceği; kişisel verileri işleyenlerin, Kurul tarafından herhangi bir zamanda belirlenen önlemleri her zaman dikkate alacağı; kaldı ki kişisel sağlık verilerinin işlenmesine ilişkin usul ve esasların anılan Kanun ve bu hususta Sağlık Bakanlığınca hazırlanan düzenleyici işlemlerle belirlendiği; dolayısıyla dava konusu Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelikte anılan Kanun hükümlerine atıfta bulunularak kişisel sağlık verilerinin bu Kanuna uygun şekilde işleneceği, Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uygun olarak merkezi veri sistemine aktarılacağına ilişkin getirilen 5. maddenin 6. fıkrası kuralında hukuka aykırılık bulunmadığı, 4)Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesi ile 3. fıkrasının birinci cümlesi yönünden; Yönetmeliğin kapsamı ve amacı birlikte değerlendirildiğinde; uluslararası sağlık turizminin, bireylerin ihtiyacı olan sağlık hizmetini ikamet ettiği ülke dışındaki farklı bir ülkeden almak için seyahat etmesi olduğu, hastanın daha kaliteli ve erişebilir sağlık hizmeti arayışı nedeniyle tercih ettiği bu seçenekte, sağlık tesisine gelen turisti yönlendirme ve ona rehberlik etme açısından onunla ilk muhatap olacak konumda bir birim kurulmasının ve birimde eğitimli, sağlık hizmeti sunumuna yönelik bilgilendirme taleplerine cevap verebilecek, belirli tecrübeye ve hasta ile iyi iletişim kurabilecek dil yeterliliğine sahip sağlık personelinin bulunmasının hizmetin standartlarını ve niteliğini arttırmaya yönelik olduğu, aynı zamanda uluslararası sağlık turizminin ülkemizin tanıtımına ve ekonomisine olumlu katkısı da gözetilerek uluslararası sağlık turistinin ülkemizdeki sağlık hizmetine yönlendirilmesi amacına hizmet ettiği, İdarece, belirtilen kamu yararına yönelik amaçlarla sağlık tesislerine yönelik bazı ek yükümlülükler öngörülebileceği, ancak bu yükümlülüklerin ölçüsüz olmaması gerektiği ve dava konusu düzenlemelerde sağlık kuruluşları açısından ölçüsüz bir külfet de getirilmediği; bu itibarla, kaliteli hizmet arzı ve sağlık turizmi kapsamında sağlık hizmetlerinin ihtiyacı en iyi şekilde karşılayacak biçimde yürütülüp geliştirilmesiyle görevli davalı idarece, kendisine verilen bu görev ve yetki uyarınca sağlık turizminin amaç ve kapsamına uygun ve orantılı olarak öngörülen dava konusu yükümlülükleri içeren düzenlemelerde hukuka, kamu yararı amacına ve hizmet gereklerine aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varıldığı, 5) Yönetmeliğin 10. maddesi ve 12. maddesi yönünden; Gerek kamu gerekse özel sağlık kurum ve kuruluşlarında verilen sağlık hizmetlerinin ücret tarifelerini belirleme konusunda asıl yetkili mercii Sağlık Bakanlığı olduğundan, Yönetmeliğin 10. maddesinde, dayanağı mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmadığı, Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğin dava konusu 12. maddesinde de, sağlık tesisi ve aracı kuruluşa sağlık alanında reklam yapma izni verilmediği, yalnızca bilgilendirme ve tanıtım yapma yetkisi tanındığı, bu yetkinin sınırlarının da "yetkili olunmayan, sağlık tesisinin ruhsat ve faaliyet izin belgesinde kayıtlı olmayan sağlık hizmetleri hakkında bilgilere, mesleki ve etik kurallara aykırı, yanlış, yanıltıcı ve yurtiçindeki vatandaşlar için talep oluşturmaya yönelik bilgilere yer verilemeyeceğinin" belirtilmesi suretiyle mevzuata uygun olarak çizildiği, yine tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerinin, alanında bilgi ve tecrübeye sahip hukuken yetkili sağlık meslek mensupları tarafından yapılmasının zorunlu kılındığı; ayrıca Türkiye sınırları içerisinde talep oluşturacak ve yurt içinde yerleşik Türk vatandaşlarına yönelik olacak şekilde, Türkçe dilinde tanıtım yapılmasının da yasaklandığı, dolayısıyla dava konusu kuralda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu Yönetmelikte yer alan asli düzenlemeleri yapmaya ilişkin olarak gerek 3359 sayılı Kanunda gerekse de 663 sayılı KHK'da genel bir çerçeve bulunmadığı, idarenin türev düzenleme yetkisi ile asli konularda düzenleme yaptığı, düzenlemenin amacının sağlık hizmetinin gelişmesine katkıda bulunmak olmadığı, bütünüyle kar ve gelir odaklı bir yaklaşım sergilendiği, simsarlığın sağlık hizmetlerinde yaratacağı sakıncalar nedeniyle yasaklandığı; ancak dava konusu düzenleme ile resmi olarak simsarlık kurumuna izin verildiği; kendi ölçeğinde hizmet veren hekimlerin yurt dışında yerleşik hastalara hizmet vermesinin bütünüyle önüne geçildiği, Yönetmelikte hasta mahremiyetine aykırı düzenlemeler bulunduğu, sağlık verilerinin meşru bir amaç için işlendiğinin kabul edildiği ancak bu verilerin işlenmesinin meşru amaçla sınırlı ve ölçülü olması gerektiği, bütün verilerin Sağlık Bakanlığı sistemine aktarılıp aktarılmayacağı, bu verilerin kimlerle ne kadar paylaşılabileceği gibi hususlarda açıklık bulunmadığı, ayrıca Yönetmeliğin düzenleme tarihinde Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından belirlenmiş yeterli bir önlem setinin bulunmadığı; reklam yasağına aykırı hükümler bulunduğu, hasta haklarına değil büyük sermaye şirketlerinin kar amacına hizmet eden bir düzenleme olduğu, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 17/03/2022 tarih ve E:2019/7111, K:2022/1417 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Kesin olarak 16/10/2024 tarihinde Yönetmeliğin 5. maddesinin 6. fıkrası yönünden oyçokluğu, diğer kısımları yönünden oybirliği ile karar verildi.

KARŞI OY X- Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 6. fıkrasının iptali istemi incelendiğinde: 13/07/2017 tarih ve 30123 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğin 5. maddesinin 6. fıkrasında, "Uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi tarafından kayıt altına alınan kişisel sağlık verileri, 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununa uygun bir şekilde işlenir ve Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uygun bir şekilde merkezi sağlık veri sistemine aktarılır." düzenlemesine yer verilmiştir. Anayasanın, 07/05/2010 tarih ve 5982 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle değişik 20. maddesinde, kişisel verilerin korunması temel bir insan hakkı olarak güvence altına alınmış ve konuya ilişkin usul ve esasların kanunla düzenleneceği hükme bağlanmıştır. Anılan hükme istinaden 07/04/2016 tarih ve 29677 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, kişisel verilerin korunması konusunun pek çok sektörü ve kamu ya da özel kurumu ilgilendirmesi nedeniyle bir "çerçeve kanun" olarak hazırlanmıştır. Bu Kanuna neden ihtiyaç duyulduğunu açıklayan genel gerekçede, Türk Ceza Kanunu'nun 135. ve devamı maddelerinde kişisel verilerin hukuka aykırı olarak elde edilmesi, kaydedilmesi veya ifşa edilmesi fiillerinin suç olarak düzenlendiği ve yaptırıma bağlandığı, ancak kişisel verilerin işlenmesine yönelik özel bir kanun bulunmaması sebebiyle, bu fiillerin ne zaman hukuka aykırı ne zaman hukuka uygun olduğunun belirlenmesinde tereddütler yaşandığı vurgulanmaktadır. Genel gerekçede, kişisel verilerin korunmasına yönelik bir kanunî düzenleme olmamasının uluslararası ilişkiler açısından da sorunlar yarattığı,..., ...gibi Avrupa kurumları ile ilişkilerin sekteye uğradığı, sağlık kuruluşlarınca tutulan kişisel verilerin güvenliğinin sağlanmasında yeterli yasal önlem olmamasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nce özel hayatın gizliliğine müdahale olarak kabul edildiği ve bu nedenle ihlal kararları verildiği belirtilmektedir. Yine genel gerekçede, bu Kanunun Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik süreci açısından da önemine dikkat çekilmekte, Türkiye'nin, Avrupa Konseyi tarafından tüm üye ülkelerde kişisel verilerin aynı standartlarda korunması ve sınır ötesi veri akışı ilkelerinin belirlenmesi amacıyla hazırlanan 108 sayılı "Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi"ne de 1981 yılından itibaren taraf olduğu ifade edilmektedir. Bütün bu hususlardan anlaşılacağı üzere, 6698 sayılı Kanun, kişisel verilerin korunması konusunda önemli bir yasal boşluğu doldurmak amacıyla kabul edilen çerçeve niteliğinde bir yasal düzenlemedir. Genel gerekçede yer verilen şu tespit Kanun ile oluşturulan Kişisel Verileri Koruma Kurulu'nun genel kontrol ve denetleme işlevlerine dikkat çekmesi bakımından önemlidir: "Ülkemizde kişisel verilerin işlenmesi sürecini kontrol edecek ve denetleyecek bir kurum bulunmamaktadır. Bunun bir sonucu olarak halen kişisel veriler yeterli düzenleme ve denetime tabi olmaksızın, birçok kişi veya kurum tarafından kullanılabilmekte ve bu durum bazı hak ihlallerinin yaşanmasına sebep olabilmektedir." Bu bağlamda, 6698 sayılı Kanunun 21. maddesi hükümlerine göre oluşturulan Kişisel Verileri Koruma Kurulu'nun görev ve yetkileri, aynı Kanun'un 22. maddesiyle belirlenmiştir. 22. maddenin 1. fıkrasının (h) bendinde, "Diğer kurum ve kuruluşlarca hazırlanan ve kişisel verilere ilişkin hüküm içeren mevzuat taslakları hakkında görüş bildirmek" hükmüne yer verilmiştir. Anılan Kanun'un, "Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında, dava konusu Yönetmelikle düzenlenen, sağlık verilerinin de özel nitelikli kişisel veri olduğu belirtilmiş; maddenin 4. fıkrasında, "Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde, ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınması şarttır." hükmü getirilmiştir. 6698 sayılı Kanunun Geçici 1. maddesi hükmü uyarınca, Kanunun 21. maddesine göre oluşturulacak Kişisel Verileri Koruma Kurulu'nun, Kanun'un Resmî Gazete'de yayımlandığı 7/4/2016 tarihinden itibaren altı ay içinde üyelerinin seçiminin tamamlanması gerekmekte iken, bu yasal gerekliliğin ancak 30/01/2017 tarihinde yerine getirilebildiği anlaşılmaktadır. Dava dosyasının incelenmesinden, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 6. fıkrasında, uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi tarafından kayıt altına alınan kişisel sağlık verilerinin 24/03/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'na uygun bir şekilde işlenerek Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uygun bir şekilde merkezi sağlık veri sistemine aktarılacağının düzenlendiği, söz konusu kişisel verilerin mezkur kanuna uygun biçimde işlenmesini sağlamak amacıyla davalı idarece Kişisel Sağlık Verilerinin İşlenmesi ve Mahremiyetinin Sağlanması Hakkında Yönetmeliğin 20/10/2016 tarih ve 29863 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği, davalı tarafça sunulan savunma dilekçesinde de dava konusu Yönetmeliğin 5.maddesinin 6.fıkrasındaki düzenleme ile öngörülen kişisel verilere ilişkin tüm işlemlerin Kişisel Sağlık Verilerinin İşlenmesi ve Mahremiyetinin Sağlanması Hakkında Yönetmelik hükümleri çerçevesinde yürütüleceğinin belirtildiği, dava konusu düzenleme ile atıfta bulunulan ve özel nitelikli kişisel veri olarak kabul edilen sağlık verilerinin işlenmesinde uyulacak hususların düzenlendiği Kişisel Sağlık Verilerinin İşlenmesi ve Mahremiyetinin Sağlanması Hakkında Yönetmeliğin ise 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 22. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi uyarınca Kişisel Verileri Koruma Kurulu'nun görüşü alınmadan hazırlandığı ve yürürlüğe konulduğu anlaşılmıştır. Bu durumda, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile, sağlık verileri gibi özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde uyulacak önlemlerin belirlenmesinde yetkili kılınan Kişisel Verileri Koruma Kurulu henüz oluşturulmadan ve adı geçen Kurul tarafından bu alana ilişkin yeterli önlemler belirlenmeden, ayrıca taslağı hakkında Kurul görüşü alınmadan yürürlüğe konulan Kişisel Sağlık Verilerinin İşlenmesi ve Mahremiyetinin Sağlanması Hakkında Yönetmeliğe istinaden işlem tesis edilmesini öngören dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 6. fıkrasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 6. fıkrasının iptali gerektiği oyuyla anılan maddenin bu fıkrası yönünden aksi yöndeki karara katılmıyoruz.

Atıf: Danıştay Danıştay, E. 2023/1085, K. 2024/2333, T. 16.10.2024, www.arakarar.com/karar/danistay-danistay-2023-1085-e-2024-2333-k-ba5fdf90aa19