Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1184 E. 2024/444 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1184
Karar No
2024/444

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1619 - 2024/1722 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/1619 KARAR NO : 2024/1722 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA BATI ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 30/04/2024 NUMARASI : 2023/1184 E. - 2024/444 K. DAVACI : VEKİLİ : DAVALI DAVANIN KONUSU : Tazminat (Kara Taşımacılığı Kaynaklı) Taraflar arasında görülen davada Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 30/04/2024 tarih ve 2023/1184 E. - 2024/444 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, müvekkili şirketin kendi inşaatlarında kullanmak için 43.801,13 TL değerinde cam emtiasını dava dışı ... Firması ile anlaşıp sipariş verdiğini, verilen bu siparişlerin Ankara'dan Kocaeli Bayramoğlu Darıca'da yer alan inşaat sahasına nakliyesi için de davalı ... ile anlaştıklarını, davalının camları kendi nakilye aracına kendisinin yüklediğini ve Kocaeli'nde yer alan inşaat sahasına götürerek teslim etmeye çalıştığını, ancak teslim anında araca sağlam yüklenen camların hepsinin taşıma esnasında kırıldığının anlaşıldığını, kırılan camlar için tutanak tutulduğunu, karşı tarafın bu tutanağı imzalamaktan imtina ettiğini, yine taahhüt edilen hizmeti kendi kusuru nedeniyle yerine getiremeyen davalıya müvekkili şirketçe nakliye için 236,00 TL ve 2.288,00 TL ödeme yapıldığını, davalının kusuru nedeniyle ortaya çıkan zararın karşılanmamış olup, yerine getirilmeyen hizmet bedelinin de müvekkiline iadesinin yapılmadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere ayıplı olarak teslim edilen malların tazminine ilişkin kısmî alacak olarak şimdilik 1.000 TL, taahhüt edilen hizmet, yasa ve usule uygun yerine getirilmemiş olması nedeni ile ödenmiş olan nakliye bedele ilişkin kısmî alacak olarak 100,00 TL'nin temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacı tarafın delillerinde ek olarak kullandığı tutanakların ... adına düzenlendiğini, davacının husumet yönelttiği tarafın ise müvekkili ... olduğunu, davaya konu olayda müvekkilinin isminin dahi geçmediğini, olay günü tutanak ve kayırlarda da olmadığını, müvekkiline husumet yöneltilmesinin usule aykırılık oluşturduğunu, aksinin kabulü halinde dahi davacı şirketin, müvekkili firmadan camları kendi nakliye aracına kendisinin yüklediğini iddia etmesinin gerçekle uyuşmadığını, yükleme anına ilişkin görüntülere bakıldığında, davacı şirketin yüklemeyi yaptığının görüleceğini, CMR 17/1. maddesi gereği malların hatalı ambalajlanması ve halatının iyi sıkılmaması sonucu camların kırıldığını, müvekkili ile bu durumun illiyet bağlantısının bulunmadığını, savcılığın dahi kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiğini, savcılığın bu soruşturmayı müvekkili ... adına yapmadığını, ... adına yaptığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamından, 6102 sayılı TTK’nın 21. maddesine göre, fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunmasının gerekli olduğu, madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesinin, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlı bulunduğu, bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olmasının gerektiği, somut olayda davacı tarafından davalı adına düzenlenen faturanın, taşımanın davalı tarafından yapıldığını tek taraflı teyit etmediği, soruşturma evrakları incelendiğinde taşımanın ... tarafından değil, ... tarafından yerine getirildiği, soruşturma tutanaklarının ... adına düzenlendiği, davalının borçlu sıfatına sahip olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davalı ...'nin taşıma sözleşmesinin tarafı olduğunu, zira sözleşmenin tarafı davalı ... değil ise davacı müvekkili şirkete fatura kesmesinin de mümkün olmadığını, davalı tarafça müvekkil şirkete kesilen ve belirlenen bedelin, faturada belirtilen IBAN'a davacı müvekkili şirket tarafından gönderildiğini, bu yönüyle taşıma sözleşmesinin tarafının davalı ... olduğunun sabit bulunduğunu, davalı tarafça davacı müvekkiline ne için fatura kestiğinin izahının yapılmasının gerekeceğini, taşıma sözleşmesinin herhangi bir şekil şarta tabii olmadığını, davalı tarafça düzenlenen bu faturanın da davacı müvekkili şirket tarafından muhasebe kayıtlarına gider olarak yansıtıldığını, mahkemeye sunulan gerek kamera görüntüleri, gerek whatsapp görüşmeleri, gerekse de soruşturma evrakında adı geçen ... ile davalının soyadlarının aynı olmasının, aralarında akrabalık ilişkisi olduğunu ve beraber ortak iş yaptıklarını gösterdiğini, davalı ... ile ... arasındaki hukuki ilişkinin ne şekilde işlediğinin ispatının davacı müvekkili şirketten beklenilmesinin yanlışlığının izahtan vareste olduğunu, esas yönünden de davalı taşıyıcının, eşyayı teslim aldığı andan teslim edinceye kadar, eşyanın uğramış olduğu kısmen veya tamamen zıyaından ve hasarından, teslimdeki gecikmeden sorumlu bulunduğunu ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : 1- Dava, taşıma sözleşmesine dayalı hasara uğrayan mal bedelinin tazmini ve ödenen taşıma ücretinin istirdadı istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. "Dava ehliyeti, kamu düzeninden olup mahkemece kendiliğinden göz önüne alınmalıdır. İki veya daha fazla işletmenin belli bir amaca ulaşmak için katkılarını birleştirdikleri adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığından aktif ve pasif dava ehliyeti yoktur. Bu nedenle, adi ortaklığa karşı açılacak davalarda adi ortaklığı oluşturan kişilerin ayrı ayrı davalı olarak gösterilmeleri ve taraf olarak hep birlikte haraket etmeleri gerekir. Adi ortaklık tarafından açılacak davaların da elbirliği mülkiyeti kuralları (BK m.534, TMK 702) gereğince bütün ortaklar tarafından mecburi dava arkadaşı olarak birlikte açılması ve adi ortaklığa mensup şirketlerin dava veya şikayet dilekçesinde ayrı ayrı davacı gösterilmeleri gerekmektedir" (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 02/07/2012 tarih ve 2012/6798 E.- 2012/23206 K.). "Adi ortaklık tarafından açılacak davalarda iştirak halinde mülkiyet kuralları uyarınca adi ortaklığı oluşturan ortakların birlikte hareket etmesi gerekmektedir. Adi ortaklar tarafından açılan davada da karar, adi ortak adına değil, bütün ortaklar adına tesis edilir. Ancak, adi ortaklığa dahil bir veya birkaç ortak tarafından davanın açılması hemen davanın reddi sonucunu doğurmamalıdır. Mahkemece, HUMK'nun 39 ve 40. maddeleri uyarınca diğer ortakların katılımı veya açılan davaya muvafakatlerini sağlaması için davacı ortağa imkan tanınmalı ve sonucuna göre davaya devam edilmelidir. Somut olayda ihtiyati haciz kararına itiraz eden ortağa diğer ortağın itiraza muvafakat etmesi veya itiraza katılımını sağlaması imkanı tanınmadan, aktif dava ehliyeti ilgilendiren bu hususun mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir" (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 12/04/2010 tarih ve 2010/3849 E.- 2010/4062 K.). "Adi ortaklığın yönetimi, sözleşme veya kararla yalnızca bir veya birden çok ortağa ya da üçüncü bir kişiye bırakılmış olmadıkça, bütün ortaklar ortaklığı yönetme hakkına sahiptir (m. 625/1). Bu suretle ortaklığın yönetimi bir yöneticiye bırakılmış ise, yönetici ile diğer ortaklar arasındaki ilişkiler, Kanunda veya ortaklık sözleşmesinde aksine hüküm bulunmadıkça, vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlere tabidir (m. 630)" (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/05/2022 tarih ve 2020/3-24 E.- 2022/657 K.). "Adi ortaklıkta tüzel kişilik bulunmadığından adi ortaklığı oluşturan şirketler tüzel kişiliklerini korurlar. Bu durumda ortaklığı temsilen birlikte hareket etmeleri gerekir. Ancak; dosyada bulunan iş ortaklığı sözleşmesinde davacı şirketle birlikte ... Temizlik Ltd. Şti'nin adi ortaklık kurdukları, bu sözleşme uyarınca davacı ... Ltd. Şti'nin pilot firma olarak seçildiği, 4. maddede ...'in ortaklığın nam ve hesabına tam yetkili olacağı kabul edilmiştir. Buna göre; davacı ... Ltd. Şti. ortaklık nam ve hesabına kendi adına asaleten diğer şirketi temsilen dava açmaya yetkilidir. Mahkemenin aktif dava ehliyeti bulunmadığı tespiti iş ortaklığı sözleşmesinin 4. maddesi uyarınca yerinde olmadığından işin esasına girilerek deliller toplanıp iddia ve savunma çerçevesinde değerlendirildikten sonra uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde ret kararı vermesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir" (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 07/02/2013 tarih ve 2012/16265 E.- 2013/2409 K.). Somut uyuşmazlıkta ise davanın adi ortaklık adına yetkilisi sıfatıyla ...'nin sunduğu imza sirkülerine dayanılarak, noterde düzenlenen 28/06/2022 tarihli vekaletname ile davacı vekili Av. ... tarafından açıldığı, dava dilekçesinde ve mahkeme kararında davacı sıfatıyla adi ortaklığın yer aldığı anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında mahkemece, davanın adi ortaklık adına dava açmaya yetkili temsilcisi tarafından verilmiş bir vekaletnameye dayanılarak açılmış olsa da adi ortaklığın tüzel kişiliğinin bulunmadığı, dolayısıyla da aktif dava ehliyetinin olmadığı, bu itibarla davada davacı olarak adi ortaklığın değil, ortaklığı oluşturan şirketlerin taraf olmasının gerektiği, ancak bu eksikliğin davanın hemen reddini gerektirmediği nazara alınarak, vekaletnamede adı geçen Av. ...'e adi ortaklığı oluşturan ortaklar ... İnşaat ... Ltd. Şti.'nden ve ... ... Ltd. Şti.'nden alınmış vekaletname örneğini sunması için süre verilmesi ve karar başlığında davacı sıfatıyla adi ortaklığı oluşturan ortakların gösterilmesi gerekirken, aktif dava ehliyetine ilişkin bu husus re'sen nazara alınmadan, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. 2- Kabul şekli bakımından da ilk derece mahkemesince hükme dayanak yapılan ve 6102 sayılı TTK’nın 21. maddesinde belirtilen "faturayı alan kişinin alığı tarihten itibaren 8 gün içinde itiraz etmemesi halinde fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılacağı" kuralının, taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunduğunu tek başına ispat etmeye yeterli olmadığına ilişkin yargı kararlarının, "faturayı düzenleyen kişi için" geçerli olduğu tabiidir. Diğer bir deyişle anılan yargı kararları ile bir kişinin fatura düzenleyip karşı tarafa tebliğ etmesi ve karşı tarafın da bu faturaya 8 gün içinde itiraz etmemesi halinden, faturayı düzenleyen kişi lehine, fatura konusu hukuki ilişkinin varlığını ispat ettiği sonucunun çıkarılamayacağı ifade edilmek istenmiştir. Esasen mahkemece de karar yerinde "somut olayda davacı tarafından davalı adına düzenlenen faturanın", taşımanın davalı tarafından yapıldığını tek taraflı teyit etmediği belirtilmek suretiyle aynı sonuca varılmıştır. Yani mahkeme kararına göre de dava konusu faturalar davacı tarafından düzenlenmiş ve davalının bu faturalara 8 gün içinde itiraz etmemesinden, davacının taşıma sözleşmesinin varlığını ispat ettiği sonucu çıkarılamamıştır. Ancak mahkemenin bu konudaki karar gerekçesinin maddi hataya dayandığı da anlaşılmaktadır. Zira somut olayda dava konusu faturalar, davacı tarafından değil, davalı tarafından düzenlenmiştir. Gerçekten de dosyaya sunulan 20/04/2022 tarihli iki adet faturanın incelenmesinden, anılan faturaların davalı tarafından "Ankara-Darıca nakliye bedeli" açıklaması ile davacı adi ortaklık adına düzenlendikleri anlaşılmaktadır. Faturaları düzenleyen kişi davalı olduğuna göre, davacı tarafça anılan faturalara itiraz edilmemesinden, davacı tarafça taşıma sözleşmesinin varlığının ispat edilemediği sonucunun çıkarılması düşünülemez. Tam tersine davalının düzenlediği faturalara dayanarak iddiasını ispatlayan kişi davacı, taraflar arasında taşıma ilişkisinin olmadığını savunan ve buna rağmen neden davacı taraf adına Ankara-Darıca nakliye bedeli açıklaması ile anılan faturaları düzenlediğini, aynı kuvvetteki delillerle ispatlaması gereken kişi davalıdır. Ayrıca ilk derece mahkemesince karar yerinde belirtilen, "soruşturma evraklarının incelenmesinden, taşımanın ... tarafından değil, ... tarafından yerine getirildiği, soruşturma tutanaklarının ... adına düzenlendiği, davalının borçlu sıfatına sahip olduğunun ispatlanamadığı" gerekçeleri de doğru olmamıştır. Zira bir taşıma sözleşmesinde asıl taşıyıcının taşıma yükümlülüğünü bir alt taşıyan aracılığıyla yerine getirmesi, taşıma ilişkilerinde çok sık rastlanan bir durumdur. Somut uyuşmazlıkta da Gebze Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma evrakından, taşımayı fiilen dava dışı ... yapsa da kendi ifadesinde bile dava konusu taşımayı başka taşıyıcıdan aldığını bildirdiği, hem ...'nin hem de davacı adi ortaklık temsilcisi ...'nin beyanlarından, davacı adi ortaklık ile dava dışı ... arasında taşıma sözleşmesinin olduğu yönünde bir beyanda bulunulmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece karar yerinde belirtilen tutanak da taşımayı fiilen dava dışı ... gerçekleştirdiğinden, onun adına düzenlenmiştir. O halde mahkemece, davacı tarafça sunulan bu faturaların sahte olduğu yönünde davalı tarafça bir itirazda da bulunulmadığına göre, taraflar arasında taşıma sözleşmesinin kurulduğunun ve aksinin ispatı yükünün davalıya düştüğünün kabul edilmesi, uyuşmazlığın yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, maddi hataya dayalı ve somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru görülmemiştir. Bu itibarla Dairemizce, davacı vekilinin yukarıdaki hususlara ilişkin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulü ile Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi 30/04/2024 gün ve 2023/1184 E. - 2024/444 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA; 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE, 3-Davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine, 5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 01/11/2024 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 01/11/2024 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2023/1184, K. 2024/444, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1184-e-2024-444-k-4c0a21531541