Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1081 E. 2025/1842 K. – Alacak
Konu: Alacak
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1081
- Karar No
- 2025/1842
- Karar Tarihi
- Konu
- Alacak
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1081
KARAR NO : 2025/1842
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 16/03/2022
NUMARASI : 2019/655 E. - 2022/256 K.
DAVANIN KONUSU: Alacak (Acentelik sözleşmesinden kaynaklanan)
Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili davacı ile davalı arasında 10/10/2013 tarihli acentelik sözleşmesi bulunduğunu, davacının davalının İstanbul bölgesi acentesi olduğunu, davalı yanca sigortalanan ... plakalı araç ile plakalı aracın 29.12.2012 tarihinde kazaya karışmış olduğunu, bu kapsamda davacı tarafından 26.010 TL miktarın ödenmesi gerekdiği ifade edilerek 13.03.2014 tarihinde davalı tarafından davacı yanca sigortalının yaptığı kazaya istinaden daha sonra bu tutarın acenteye ödeneceği bildirilerek geçici olarak ödeme yapılmasının istendiğini, davacının acentelik sözleşmesi kapsamında sigortalıya doğrudan ödeme yapmak gibi bir yükümlülüğü olmadığını, davalı tarafından sigortalıya 26.010 TL'nin davacı tarafından yapılması gerektiği ödemenin "tazminat iadesi " adı altında yapılmasınının istendiğini, davacının 26.010 TL'yi ödediğini, ödemeye ilişkin dekont görüntüsünü de ekleyerek mail yoluyla bildirim yaptığını, yapılan ödemeye istinaden daha sonra rücu işlemlerinin başlatılacağı, 65.000 TL'nin rücu edilmesi akabinde davacı tarafından ödenen 26.010 TL'nin davacıya iade edileceğinin bildirildiğini, bu konuda mail yazışmalarının bulunduğunu, davalının rücu işlemleri için İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret 2014/2530 Esas sayılı dosyası ile rücu işlemlerini başlattığını, bu davada davalının davacı sıfatıyla ''kasko teminatı altındaki ... plakalı araç ile davalıların sürücüsü, sahibi ve trafik sigortacısı olduğu ... plakalı aracın 29.12.2012 tarihinde kazaya karıştığını, kazanın meydana gelmesinde davalı sürücünün kusurlu olduğunu, davacının ... plakalı aracının tamir edildiğini ve 15.02.2013 tarihinde mutabık kalınarak 38.990 TL'nin sigortalıya ödendiğini fazlaya ilişkin hakları sakı kalmak kaydı ile ... plakalı aracın hasar tutarı 38.990 TL'nin ödenme tarihi 15.02.2013 itibariyle avans faizi ile ödenmesini " talep ettiğini, söz konusu davada davacının yaptığı ödemeye de gerekçeli kararda yer verildiğini, taraflar arasında yapılan mail yazışmalarında da belirtildiği üzere davacıya iade edilmesi gereken miktara ilişkin rücu davası açılmış ve sonuçlandırılmış olmasına rağmen hiç bir ödeme yapılmadığını, davacı tarafından bu kapsamda dava şartı arabuluculuk kapsamında başvuru yapıldığını, anlaşma ağlanamadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin dava ve talep hakkı saklı kalmak kaydıyla davacı tarafından ödenen 26.010 TL'nin işleyecek reeskont avans faizi (ticari) ile birlikte davalından alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının davalıdan alacağı bulunmadığını, sigortalının beyanları doğrultusunda acente tarafından kesilen poliçenin hatalı olarak kesildiğini, sigortalı bulunan ... plaka sayılı aracın 29.12.2012 tarihinde karışmış olduğu kaza sebebiyle davalı tarafından toplamda 65.000TL ödendiğini,davacının davalı sigortalısına ödemek zorunda kaldığını iddia ettiği 26.010,00 TL'nin davacı yan tarafından hatalı yürütülen acentelik faaliyeti sebebiyle acente tarafından ödeniğini, sigortalı aracın kaza sonucu uğramış olduğu hasar toplamının 65.000,00TL olduğunu, bu miktarın 22.500,00TL'sinin ... Sigorta tarafından ödendiğini, kalan 42.500,00TL için sigortalı şirkete başvurulduğunu, davalı tarafından yapılan inceleme sonucunda poliçenin acente tarafından hatalı kesilmesi sebebiyle sigortalı araç için toplamda 6.900,00TL pirim ödemesi yapılması gerekirken 4.139,00TL pirim ödemesi yapıldığını, bu nedenle davalı tarafından proporsiyon hesabı yapılarak teminatla orantılı hasar ödemesi yapılmasının kararlaştırıldığını, bu hesaba göre davalı tarafından ödenmesi gereken hasar tutarı 13.990,00 TL olup ... Sigorta tarafından ödenen 22.500,00TL toplandığında toplam hasar tutarından açıkta kalan kısım olan 26.010TL'nin hatalı poliçe kesmiş olması sebebiyle davacı acente tarafından ödendiğini, davacı acentenin hatalı olarak kesmiş olduğu poliçenin ticari ilişki içerisinde bulunduğu sigortalıya yansıtılmasını istemediği gerekçesiyle davalı yetkililerine ex gratia ödeme yapılıp yapılamayacağını sorduğunu, ancak sigortalının portföyü hatır ödemesi için yeterli olmadığından bu talebin geri çevrildiğini, acentenin de rızaen eksik kalan ödemeyi kendisinin yapmak istediğini, hayatın olağan akışı içerisinde davacı acentenin poliçeyi hatalı olarak kesmiş olmasaydı bu ödemeyi yapmayı kabul etmeyeceğini, davalının araç hasarına ilişkin açmış olduğu rücuen tazminat davasında davalı müvekkili lehine ödediği 13.990,00 TL üzerinden kabul kararı verildiğini, bir an için sorumluluğun acente hatasına dayanmadığı düşünülse dahi acentenin ödemiş olduğu miktarın sigorta şirketi tarafından tahsil ve talep olunamayacağına ilişkin hüküm kurulduğunu, İstanbul Anadolu 5 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/2530E- 2016/160K nolu dosyasında mahkemece davalının sigortalısına hasara ilişkin ödemiş olduğu 13.900,00TL’nin kazanın sorumlularından tahsil edilerek davalıya ödenmesine yönelik hüküm kurulduğunu, davacının ise sanki dava davalının lehine tam sonuçlanmış ve söz konusu 26.010,00TL davalı tarafından sorumlulardan tahsil edilmiş gibi algı yaramaya çalıştığını, tazminat ödemesini kendi sigortalısı ile ticari ilişkilerinin zedelenmemesi için kendi isteği ile yaptığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte davalı yetkililerinin bu meblağın iadesine yönelik bir anlaşma olsa dahi sorumlulardan tahsili şartına bağlanacağı, aksi takdirde davalı müvekkilinin sorumlu bulunmadığı bir ödemeyi acenteye iade etmeyeceğinin aşikâr olduğunu, davalı ve davalı arasında yapılmış olan mail yazışmalarında davalı yetkililerinin araç hasarına ilişkin poliçe kapsamı dışında kalan miktarı sorumlulardan tahsil edilmeksizin ödenmesine yönelik bir kabulleri bulunmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacı yanın talep etmekte olduğu bedelin dava dışı ... Nakliyat ve ...den değil tahsil edilmesi, tahsil edilmesine yönelik verilmiş lehe bir mahkeme hükmü dahi bulunmadığını, bu bağlamda bir an için davalı yetkililerinin böyle bir borçtan sorumlu olabilecekleri düşünülse dahi bunun tahsil şartına bağlanmış olduğunun sundukları mail yazışmalarında açıkça görülebildiğini, ortada hiçbir tahsilat hatta davalının 26.010,00TL'yi tahsil edebileceğine yönelik bir mahkeme kararı dahi bulunmazken davalı yanın talebinin kabul edilebilir olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte davanın zamanaşımı sebebiyle usulden reddi gerektiğini, TBK'nın 73.maddesine göre 2 yıllık sürenin geçtiğini, sigortalıya ödeme tarihi nin 13/03/2014 ve dava açma tarihinin 06/12/2019 olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Eldeki dava; davacı acente ile davalı sigorta şirketi arasında akdedilmiş acentelik sözleşmesinden kaynaklı ticari ilişki sebebiyle davacı şirket banka hesabına dava dışı sigortalıya ödenmek ve rücu işlemleri sonrası iade edilmek üzere “ex gratia” (lütuf ödemesi) olarak gönderilen (ödenen) 26.010,00-TL.'nin iadesi istemli alacak davasıdır.Somut olayda davalı sigorta şirketince davacı sigorta acentesi tarafından ... plakalı araç için düzenlenen kasko poliçesinin hatalı bir şekilde düzenlendiği iddia edilmiş, sigortalı aracın karıştığı kaza sebebiyle oluşan 65.000,00-TL. tutarındaki hasarın tamamı hatalı poliçe nedeniyle davalı sigorta şirketince karşılanmamış, hasar rakamında proporsiyon yapılarak eksik ödenmesine karar verilmiştir. Bu nedenle davalı sigorta şirketince karşılanmayan 26.010,00-TL.' nin davacı acente tarafından ex gratia olarak karşılandığı tespit edilmiştir.Ex gratia (lütuf ödemesi); sigorta şirketinin (veya acentenin) poliçe teminatına girmeyen ya da teminat kapsamında olup olmadığı tartışmalı olan hasarlarda yaptığı ödeme olarak tanımlanabilir. Lütuf ödemesi, hasarın tamamı için veya bir kısmı için yapılabilir.Bilindiği üzere sigortacı, ancak sigorta tazminatını ödedikten sonra zarar gören 3. kişinin yerine geçerek halefiyet hakkını kazanır. Dolayısıyla sigortacı karşı dava açabilmesi için veya talep edebilmesi için önce kendi borcunu zarar görene karşı ifa etmiş olmalıdır. Ayrıca sigortacı ancak zarar görene ödediği miktar kadar sigortalısına rücu davası açabilir.Somut olayda; davalı sigorta şirketinin sigortalısına ödemiş olduğu hasar bedeli 65.000,00-TL. değil, sadece 38.990,00-TL.'dir. Bakiye 26.010,00-TL. hasar bedeli ise davalı sigorta şirketi tarafından değil, davacı acente tarafından ex gratia (lütuf ödemesi) olarak ödenen miktardır.Davalı sigorta şirketi, davacının dava konusu yaptığı 26.010,00-TL. tutarındaki ödemenin tamamen davacı acentenin hatalı şekilde yürüttüğü acentelik faaliyetinden kaynaklandığını, davalı acente tarafından kasko poliçenin hatalı olarak kesildiğini, bu nedenle ödediği miktarı sigorta şirketinden talep etmesinin mümkün olmadığını iddia etmiştir. Bu durumda davalı sigorta şirketinin bu iddiasını ispat etmesi gerekir.6102 sayılı TTK.'nun 120/1-c maddesine göre; sigorta şirketi acentenin yaptığı işleri kabul edip etmediğini ya da gereği gibi yerine getirmediğini ona uygun bir süre içinde bildirmek zorundadır. Maddenin gerekçesinde de ifade bulduğu üzere; bu maddenin amacı; sigorta şirketi karşısında acentenin haklarını korumaktır.Dosya kapsamında, davalı sigorta şirketi tarafından davalı acenteye sözleşmedeki yükümlülüklerine aykırı davrandığına, dava konusu poliçenin davacı acente tarafından hatalı olarak kesildiğine, TTK.'nun 120. maddesi gereğince davacı acentesine bu konuda bir bildirimde bulunduğuna dair herhangi bir ihtar, bilgi ve belge bulunmamaktadır. Dolayısıyla davalı tarafça TTK.'nun 120/1-c maddesi kapsamında davacıya geçerli bir bildirimde bulunulduğu hususu ispat edilememiştir.İddia, savunma, taraflar arasında akdedilen acentelik sözleşmesi hükümleri, taraflar arasındaki mail tüm yazışmaları, mahkememizce benimsenen ve hükme esas alınan bilirkişi kurulu kök ve ek raporlarının hep birlikte değerlendirilmesinde; davacı acentenin davalı sigorta şirketi ile akdettiği 10/10/2013 tarihli acentelik sözleşmesi kapsamında davalının İstanbul Bölgesi Acentesi olduğu, davalı şirketçe sigortalanmış ... plakalı aracın 29/12/2012 tarihinde karıştığı kazaya istinaden davacı acente tarafından dava dışı müşterisini mağdur etmemek adına 3/03/2014 tarihinde 26.010,00-TL.'yi ex gratia (lütuf ödemesi) olarak davalı sigorta şirketinin banka hesabına “... Sig. Arac. Hizm. Ltd. ... plaka ve 270310412 nolu” açıklaması ile gönderdiği, davacı acente ile davalı sigorta şirketi yetkilileri arasında bu süreçte yapılan mail yazışmalarından anlaşıldığı üzere; davalı sigorta şirketince davacının yaptığı ödemeye istinaden rücu işlemlerinin başlatılacağının, rücu işlemleri akabinde ise davacı acente tarafından ödenen 26.010,00-TL.'nin kendisine iade edileceğinin bildirildiği, böylece davalı sigorta şirketi tarafından emanete alınan ex gratia ödemesinin kendisine iade edileceğine dair davacı acenteye güvence verildiği, davalı tarafça sorumlular aleyhine İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/2530 Esas sayılı dosyası ile rücu davası açılmasına, rücu davası neticelenmesine ve ilgili mahkemece verilen karar Yargıtay incelemesinden de geçerek 19/05/2016 tarihinde kesinleşmesine rağmen davalı tarafça davacı acenteye herhangi bir ödeme yapılmadığı, davalı sigorta şirketince poliçenin davacı acente tarafından hatalı şekilde düzenlendiğine ve davacının sözleşmeye aykırı davrandığına dair TTK.'nun 120/1-c maddesine uygun olarak davacıya herhangi bir bildirim yapılmadığı, ispat yükü kendisinde olan davalı sigorta şirketinin davacı acente tarafından hatalı yürütüldüğünü iddia ettiği acentelik faaliyeti sebebiyle sigortalıya ait hasardan yaptığı kesintinin haklılığını usulüne uygun delillerle ispat edemediği, sonuç olarak davacının eldeki davayı açmakta haklı olduğu, davacı acentenin müşterisini mağdur etmemek adına 13/03/2014 tarihinde davalı sigorta şirketinin banka hesabına (davalının rücu işlemleri sonrasında bu tutarı kendisine iade edileceği inancıyla) gönderdiği 26.010,00-TL.'nin gönderildiği tarih olan 13/03/2014 tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek avans faizi ile birlikte davacıya iadesinin gerektiği kanaatine varılarak, davanın kabulüne dair aşağıdaki gibi karar vermek gerekmiştir." gerekçesiyle, davanın kabulü ile 26.010,00 TL'nin, 13/03/2014 tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek avans faizi ile birlikte, davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;bilirkişi ek raporunda ödemenin lütuf ödemesi olduğu ve lütuf ödemesi olduğunun tespiti halinde hakların başka birilerine geçmesine bağlı talebin reddi gerekeceğinin belirtildiğini, acente tarafından davalıya gönderilen mailde de; "bir hata nedeniyle eksik poliçe tanzim edilmişti." hususunun belirtildiğini, eksik poliçe nedeninin, acentenin hatası sebebiyle meydana geldiği acentenin de kabulünde olduğunu, davacı acente, hatalı olarak kesmiş olduğu poliçenin ticari ilişki içerisinde bulunduğu sigortalıya yansıtılmasını istemediği gerekçesiyle müvekkili şirket yetkililerine ex gratia ödeme yapılıp yapılmayacağını sorduğunu, ancak sigortalının portföyü hatır ödemesi için yeterli olmadığı gerekçesiyle bu talebin geri çevrildiğini, davacının da rızaen eksik kalan ödemeyi kendisi yapmak istediğini, TTK'nın108.maddesine göre acentenin yetkisi olmaksızın veya yetki sınırlarını aşarak, müvekkili adına bir sözleşme yaparsa müvekkili bunu haber alır almaz icazet verebilir; vermediği takdirde acente sözleşmeden kendisi sorumlu olacağından davacın acentenin yetki sınırlarını aşarak ve yanlış kestiği poliçe sebebiyle yapmış olduğu işlemden dolayı davalının sorumluluğu bulunmadığını, davacı ve davalı yetkilileri arasında yapılmış olan mail yazışmalarında müvekkili şirket yetkililerinin araç hasarına ilişkin poliçe kapsamı dışında kalan miktarı sorumlulardan tahsil edilmeksizin ödenmesine yönelik bir kabulleri de bulunmadığını, acentenin, bu faaliyetine yönelik her türlü iş, işlem ve eylemlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmek zorunda olduğunu, davalı tarafından yapılan inceleme sonucunda tespit edildiği üzere, poliçenin hatalı kesilmesi sebebiyle sigortalı araç için toplamda 6.900,00TL prim ödemesi yapılması gerekirken 4.139,00TL prim ödemesi yapıldığını, davalı acentenin yaptığı bu hata sebebiyle özen borcunun ihlal edildiğini, basiretli bir tacir gibi hareket etmediğini, bu sebeple yaptığı hatalı işlemlerden dolayı sorumlu olacağını, mevcut mail yazışmalarının şirket içi yazışma olup herhangi bir bağlayıcılığı bulunmadığını, şirket içi yazışmaların davacıya yapılan bir taahhüt niteliğinde olmadığını, davalı yönünden bir bağlayıcılığı da bulunmadığını, kabul anlamına gelmemekle beraber davacı acentenin kendi hatası sebebiyle yapmış olduğu ex gratia ödemesinin sorumlulardan -acentenin ödediği kısmın- tahsili şartına bağlandığının da açıkça görüldüğünü, davalının araç hasarına ilişkin poliçe kapsamı dışında kalan miktarı sorumlulardan tahsil edilmeksizin ödenmesine yönelik bir kabulü bulunmadığını, davalını poliçe kapsamı dışındaki miktardan sorumlu bulunmadığı hakkında acentenin bilgilendirildiğini, acentenin bu konuda bilgilendirildiğinin mailden de görüldüğünü, buna rağmen acentenin rızaen eksik kalan kısmı ödemeyi kendisi yapmak istediği bir ödemenin, müvekkili şirket tarafından tahsil dahi edilmeksizin acenteye iade edilemeyeceğini, ancak mahkeme tarafından tüm bu hususlar göz ardı edilerek ve hatalı bir şekilde bahsi geçen mail yazışmalarında rücu işlemi tamamlandıktan sonra geçici olarak ödenen 26.010,00 TL'nin davacı acenteye iade edileceğinin açıkça yazılı olduğu belirtilerek usul ve yasaya aykırı olarak davanın kabulüne karar verildiğini, sigortacının ancak zarar görene ödediği miktar kadar rücu davası açabileceğini, davalının sigortalısına ödemiş olduğu hasar tutarının 65.000-TL değil, 38.990-TL olduğunu, kalan 26.010,00 TL ise acentenin exgratia olarak ödediğinin tespit edildiğini, bilirkişi raporundan da görüleceği üzere; davacı acentenin exgratia olarak ödediği bedelin zarar verenlere rücu edilemeyeceğini, bu sebeple davacı tarafın, tazminat ödemesini kendi sigortalısıyla olan ticari ilişkilerinin zedelenmemesi amacıyla yapmış olduğu bir lütuf (ex gratia) ödemesinin müvekkili şirket tarafından rücu edilerek davacıya iade edilmesinin mümkün olmadığını, nitekim İstanbul Anadolu 5 Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/2530E- 2016/160 K.sayılı kararında davacının ödediği 26.010,00-TL'lik bedele yönelik bir hüküm de bulunmadığını, TBK'nın 147.maddesine göre acentelik sözleşmesinden doğan alacakların 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, rücu istemi başlıklı TBK'nın 73.maddesine göre 2 yıl olduğunu, mahkemece zaman aşımı itirazlarının dikkate alınmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, acentelik sözleşmesi kapsamında alacak istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, davalıya ödediği 26.010,00 TL'yi dava dışı sigortalıya ödenmesi için davalıya ödediğini, davalının rücuen tahsil işlemlerini gerçekleştirdikten sonra bu bedeli kendisine iade edileceğini belirttiğini, bu durumun davalı yanca mail yazışmalarında belirtildiğini, bu amaçla davalının açtığı rücu davasının sonuçlanıp kesinleştiğini, buna rağmen davalı yanca bu bedelin kendisine iade edilmediğini ileri sürerek ödediği bu bedelin davalıdan tahsili talep etmiştir. Davalı ise; talebin zamanaşımına uğradığını, davacının hatalı poliçe düzenlediğini, sigortalıdan alınması gereken primin 6.900,00TL olmasına rağmen 4.139,00TL pirim ödemesi yapıldığını, bu nedenle taraflar arasında sigortalıya proporsiyon hesabı yapılarak teminatla orantılı hasar ödemesi yapılmasının kararlaştırıldığını, davalının kendi rızası ile dava dışı sigortalıyla olan ticari ilişkisi zarar görmesin diye bu ödemeyi yaptığını, kaldı ki bu bedelin kendisi tarafından rücuen tahsil de edilmediğini, bu nedenle davacı talebinin haksız olduğunu savunmuştur. Davacı ile davalı arasında 10.10.2013 tarihinde imzalanan acentelik sözleşmesi bulunduğu, davacının davalının acentesi olarak faaliyet gösterdiği, bu kapsamda ... plakalı araç için dava dışı sigortalı ... adına 02.05.2012 tarihli motorlu kara taşıtları birleşik kasko sigorta poliçesi düzenlediği, söz konusu aracın 29.12.2012 tarihinde karıştığı trafik kazası sonrasında araçta hasar oluştuğu, aracın onarım bedelinin dosyadaki eksper raporu ve davalı sigortanın yazışmalarında 65.000 TL olarak belirtildiği, poliçe kapsamında davalının dava dışı sigortalıya 38.990 TL ödeme yaptığı, davacı acentenin bu hasar dosyası kapsamında davalı hesabına 13.03.2014 tarihinde 26.01,00 TL ödeme yaptığı, davalı sigorta şirketinin sigortalıya ödediği 38.990 TL'nin rücuen sorumlulardan tahsili için İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/2530 Esas sayılı dosyası ile rücu davası açıldığı, davalı sigorta şirketine 13.990,000 TL'nin ödenmesine hükmedildiği anlaşılmaktadır.Uyuşmazlık, davacının dava dışı sigortalıya ödenmek üzere davalı hesabına ödediği 26.010,00 TL'nin davacıya iadesi şartlarının oluşup oluşmadığı, talebin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasındadır. Taraflar arasında TTK'nın 102.maddesi uyarınca acentelik sözleşmesi bulunmakta olup acentelik sözleşmesinden doğan alacaklar TBK'nın 147/5 maddesine göre 5 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Somut olayda davacı, davalıya ödediği 26.010,00 TL'nin davalının rücuen tahsil edilmesinden sonra iadesi gerektiğini, davalının rücu işlemleri sonrasında ödeme yapılacağını mail yazışmalarında taahhüt ettiğini, bu amaçla açtığı dava sonuçlanmasına rağmen davalının kendisine ödeme yapmadığını ileri sürmektedir. Dosya kapsamında bulunan mail yazışmalarına göre davalının rücuen tahsilat sağlaması sonrasında davacının ödediği bedeli iade edeceği belirtilmektedir. Davalının rücu için açtığı İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/2530 Esas, 2016/160 Karar sayılı kararı Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 08.05.2017 tarihli 2016/11014 Esas, 2017/5150 Karar sayılı kararı ile onanmıştır.Davalı tarafça, kurum içi yazışma olduğu ve bağlayıcı olmadığı savunulan ancak içeriğine itiraz edilmeyen mail yazışmalarında, davalının, davacının ödediği bedeli, davalının rücu işlemleri sonrasında davacıya ödeyeceği belirtildiğinden davalının açtığı rücu davasında verilen kararın Yargıtayda onandığı 08.05.2017 tarihinde bu alacağın muaccel olduğu ve eldeki davanın 06.12.2019 tarihinde, 5 yıllık zamanaşımı süresi içinde açıldığı anlaşıldığından davalının zamanaşımına ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Her ne kadar, rücu davasında davacının ödediği miktarın iadesine karar verilmediği ileri sürülmekteyse de, davalı yanca sunulan cevap dilekçesinde davalının sigortalıya 65.000 TL ödeme yaptığının belirtildiği, buna rağmen davalı tarafından açılan rücu davasında sadece 38.990 TL üzerinden talepte bulunulmasının davalının kusuruna dayalı olduğu, nitekim dosyada mevcut dava dışı sigortalı ... tarafından davalıya hitaben düzenlenen imzalı belgede 65.000 TL üzerinden mutabık olunduğunun belirtildiği nazara alındığında davalı vekilinin rücuen tazminat davasında davacının ödediği bedelin rücusuna karar verilmediği yönündeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davacı acente tarafından ihtilafa konu ödemeye ilişkin poliçe yukarıda belirtildiği üzere 02.05.2012 tarihinde tanzim edilmiştir. Davalı poliçenin hatalı düzenlendiğini ve eksik prim tahsil edildiğini savunmasına rağmen rizikonun gerçekleşmesinden önce bu konuda davacıya her hangi bir ihtar veya bildirimde bulunmamıştır. TTK'nın 120/1-c maddesine göre davalı müvekkili davalı acentenin yaptığı işleri kabul edip etmediğini veya yerine getirilmediğini uygun süre içinde bildirmekle yükümlü olmasına rağmen bu konuda bir bildirimde bulunmadığı görülmektedir. Bunun yanında taraflar arasındaki sözleşmenin ''Hatalı İndirimler'' başlıklı 16.maddesi uyarınca davalının riziko gerçekleşmeden önce hatalı poliçe kesildiğini tespit edip prim farkını davacıdan tahsil etme hakkı varken bunu yapmadığı görülmektedir. Yine aynı maddenin 3.bendine göre, davalı, davacı acentenin sigortalının beyan ettiği hususların yanlışlığını saptamasının mümkün bulunduğuna dair bir delil de ortaya koyamamıştır. n oluşturduğu, hatalı sigorta poliçesi düzenlendiğ konusundaki savunmalarını isptalayamadığı ve davalı sigorta şirketinin bu konuda üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediği, davacının ödediği bu bedelin iadesini istemekte haklı olduğu anlaşıldığından mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup davalı vekilinin istinaf isteminin reddi gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2- Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 1.332,56 TL istinaf nispi karar harcının davalıdan tahsiline,3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 20.11.2025
KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a. maddesi uyarınca, dava konusunun miktarına göre karar kesindir.