Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2020/395 E. 2022/95 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2020/395
Karar No
2022/95
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2022/1552 KARAR NO : 2024/1868 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 17/03/2022 NUMARASI : 2020/395 E. - 2022/95 K. DAVACI : VEKİLLERİ DAVALI : DAVANIN KONUSU : FSEK'e dayalı Maddi ve Manevi Tazminat, Tecavüzün Önlenmesi Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 17/03/2022 tarih ve 2020/395 E. - 2022/95 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı ile davalı ... ve davalı ... tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkilinin 1994 yılında hazırlamaya başladığı "..." isimli eserin, daha sonra ... Üniversitesinde yüksek lisans yaparken aldığı iktisat derslerinde öğretim görevlisi olan davalı ... ile birlikte 1999 yılında iki yazarlı olarak "..." adıyla ilk baskısını yaptığını, 2006 yılına kadar bu kişilerin adı ile kitabın basıldığını, 2006 yılındaki 5. baskıdan 2016 yılındaki 13. baskıya kadar ...’in de eser sahibi olarak adının eklendiğini, bu şekilde 10 yıl süreyle kitabın üç yazarlı olarak basıldığını, kitabın 14. baskısından itibaren müvekkilinin isminin, kendisinden habersiz ve izinsiz biçimde eser sahipleri arasından çıkarıldığını, yerine, eserle herhangi bir ilişkisi olmayan davalılar ... ve ...’ın isimlerinin eklendiğini, ...’ın ise 14. baskıda kendisini editör olarak belirttiğini, müvekkiline baskı hakkında hiçbir bilgi verilmediğini ve telif hakkı ödenmediğini, durumu ... Yayınevine 8 Eylül 2020 tarihinde yaptığı ziyarette öğrendiğini, kitabın 13. ve 14. baskılarının karşılaştırmalı olarak incelenmesinde, kitaplar arasında hemen hemen hiçbir fark olmadığının görüldüğünü, müvekkili ile ... ve ...’ın davaya konu kitap üzerinde iştirak halinde eser sahibi olduklarını, birinin diğerinden bağımsız olarak hareket etme hakkına sahip olmadığını, ...’ın kendisini eserin editörü olarak tayin etme ve diğer eser sahiplerinin adını eserden çıkarma ve dilediği kişiyi yazar olarak belirleme yetkisi bulunmadığını, 13. baskıda eserin bir editörü olmadığını, FSEK m.10/I’de “Birden fazla kimsenin iştirakiyle vücuda getirilen eser ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa, eserin sahibi, onu vücuda getirenlerin birliğidir.” hükmünün yer aldığını, bu tür eser sahipliğinde, birden fazla eser sahibinin emeklerinin ve hususiyetlerinin iç içe geçtiğini ve eserin niteliği bozulmaksızın hiç kimsenin katkısının bir diğerinden ayrılamayacağı bir eserin söz konusu olduğunu, eser sahiplerinden hiçbirisinin katkısının eserin bütününden ayrı, bağımsız olarak değerlendirilemeyeceğini, her eser sahibinin yaratılan eserde yarattığı kısmın değil bütün eserin sahibi olduğunu, bu nedenle iştirak halinde eser sahiplerinden hiç birisinin diğerinden bağımsız olarak hareket etme hakkına sahip olmadığını, her eser sahibinin, diğer eser sahiplerinin haklarını ihlal etmemek şartıyla manevi hakları tek başına kullanabileceğini, ancak eser sahiplerinin bu şekilde kullanabilecekleri manevi hakların, diğer eser sahiplerinden bağımsız olarak kullanabilecekleri manevi haklar olduğunu, eserin umuma arzı gibi ancak tüm eser sahiplerinin onayı ile kullanılabilecek manevi hakların eser sahiplerince tek başlarına kullanılmalarının mümkün olmadığını, davaya konu eser üzerinde iştirak halinde eser sahiplerinin almış olduğu ortak bir karar mevcut olmamasına rağmen davalı ...'ın esere yeni yazar ekleme veya kendini editör olarak yazma konularında tek başına hareket ederek müvekkilinin mali ve manevi haklarını ihlal ettiğini, davalı ...’ın ayrıca müvekkilinin eser sahibi olarak tanıtılma hakkını ihlal ettiğini, davacının 2009’dan itibaren yapılan tüm baskılarda, kitabın baskıya hazır nihai dosyasının teslimine yazar ... ile birlikte bizzat iştirak ettiğini, 2016’daki 13. baskının telif hakkının davacıya ait kısmının yayınevi tarafından müvekkiline ödendiğini, müvekkilinin 8 Eylül 2020’deki yayınevi ziyaretindeki görüşmede yayınevi muhasebesinden aynı meblağda bir paranın da ...’a ödendiği bilgisini aldığını, davalı ...’ın yayınevini yanıltarak müvekkilinin adını eserden çıkardığını ve 14. baskısının yapılmasını sağladığını, bunun ise manevi hak ihlali olduğunu, davalı ...’ın, müvekkilinin eserde değişiklik yapılmasını önleme hakkını ihlal ettiğini, eser sahibinin adının da eserin bütünlüğüne dâhil olduğunu, eserde yapılacak tüm değişiklikler için tüm eser sahiplerinin izinlerinin alınması gerektiğini, davalı ...’ın müvekkilinin FSEK m.14’de belirtilen umuma arz manevi hakkını da ihlal ettiğini, iştirak halinde eser sahiplerinin bir eserin kamuya sunulup sunulmayacağına birlikte karar verebileceklerini, oysa böyle bir kararın alınmadığını, davalının müvekkilinin çoğaltma ve yayma mali haklarını ihlal ettiğini, iştirak halinde eser sahipliği söz konusu olduğundan davalı ...’ın yayın sözleşmesini tek başına yapamayacağını, FSEK m.52’ye uygun yapılmayan bir hak devrinin geçerli olamayacağını, sözleşmenin iştirak halinde eser sahiplerinin bilgisi dışında davalı ... ile yapılmasının, davalı ...’a istediği yazarı kitaptan çıkarma, diğer yazarların rızasını almadan, oğlu ve başka istediklerini yazar olarak dâhil etme gibi bir hakkı vermeyeceğini, davalılar ... ile ...’ın iştirak halindeki eserin belli bölümlerini izin almadan kendi eserleri gibi göstererek intihalde bulunduklarını, müvekkilinin mali ve manevi haklarını ihlal ettiklerini, davalılar ... ve ...’ın intihal eylemiyle müvekkilinin ve diğer iştirak halinde eser sahiplerinin mali (çoğaltma ve yayma) ve manevi (umuma arz, adın gösterilmesi, eserin bütünlüğünün korunması) haklarını ihlal ettiklerini ileri sürerek, 11.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın, eserin basım tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiş, 09.03.2021 tarihli dilekçesi ile davalı ... bakımından davadan feragat ettiğini bildirmiştir. Davalılar ... ve ... vekili, davacının dava konusu "..." adlı kitabın kendine ait olduğunu iddia etmesinin gayri ciddi bir iddia olduğunu, ... kitabının ilk baskısından itibaren müellifinin müvekkili ... olduğunu, eserin ilk baskısının yapıldığı 1999 yılından 2006 yılına kadar ... ve ...’ın adı ile basıldığını, dava dilekçesi ekindeki isimsiz kitap kapağı ve el yazısı ile “Önsöz” başlıklı fotokopilerin kitabın davacı tarafından yazıldığının ispatı olamayacağını, davacının, 1994 yılında henüz genç ve tecrübesiz bir öğrenciyken bütün bir kitabı kendisinin yazmaya başladığını iddia etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının, müvekkili ... ile 1995 yılında Maliye Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi iken müvekkilinden ders alması nedeni ile tanıştıklarını, Maliye Bölümünde yüksek lisans yapmış olan davacının tamamen ayrı ve özel bir bilim dalı olan ... dalında yetkin bir eser ortaya çıkardığını iddia etmesinin gerçeklerle bağdaşmadığını, davacı tarafın iştirak halinde eser sahipliği olduğundan davalı ...’ın yayın sözleşmesini tek başına yapamayacağına dair iddiasının geçerliğinin bulunmadığını, Makro-ekonomi gibi ders kitabı olarak kullanılan bir eserin güncellenmemesi ve yeni baskılarının yapılmamasının eserin geçerliliğini yitirmesi ve kullanımdan kalkması anlamına geleceğini, bu nedenle müvekkilinin kitabın tümünün müellifi olmakla birlikte bir hoca olarak yetiştirdiği öğrencilerini teşvik ve motive etmek adına, tamamen kendi inisiyatifi ile onların hazırladığı bölüm ve parçaları kitaba ekleyerek kitabın güncellenmesini ve isimlerinin kitap üzerinde görünmesini sağladığını, bunun ise davacının kitap üzerinde iştirak veya elbirliği ile mülkiyet olduğu iddiasını mesnetsiz kıldığını, kitabın müvekkili ... tarafından editör sıfatıyla yayınlandığını ve yayınevleri ile sözleşmeleri editör sıfatıyla imzaladığını, bu durumun 14. baskı için yapılan sözleşme için de geçerli olduğunu, davaya konu kitabın editörünün müvekkili Prof. Dr. ... olduğunu ve eserini başka yazarlarla paylaşarak geliştirip güncelleştirdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ..., davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu olan kitabın FSEK kapsamında “ilim ve edebiyat eseri” niteliğinde bulunduğu, davacı ... ile davalı ... ve dava dışı ...’in ... adlı kitabın 13. baskısı üzerinde FSEK m.10/1 kapsamında elbirliği halinde eser sahipliğinin söz konusu olduğu, anılan yazarlar arasında oybirliği ile alınan bir karar olmadan, kitabın 14. baskısına davalılar ... ile ...’ın dahil edildiği, ayrıca bu baskıda davacının isminin yazarlar arasından çıkarıldığı ve ...’ın isminin editör olarak belirtildiği, ... ve ...’ın da kitaba katkı sundukları ve bu baskı üzerinde davacı da dahil olmak üzere adı geçen kişilerin elbirliği halinde eser sahibi oldukları, bu eylemlerin davacının FSEK’ten kaynaklanan çoğaltma (m.22) ve yayma (m.23) hakları ile umuma arz (m.14) ve adın belirtilmesi (m.15) manevi haklarının ihlali niteliğinde bulunduğu, davacının FETÖ irtibatı sebebiyle kamu görevinden ihraç edilmesinin, isminin eser sahipleri arasından çıkarılmasında hukuka uygunluk sebebi olarak değerlendirilemeyeceği, davaya konu kitabın 14. baskısı için davalı ... ile ... Yayıncılık arasında imzalanan 17.01.2019 tarihli sözleşme esas alındığında, davacı da dahil olmak üzere kitap üzerinde elbirliği halinde eser sahibi olan 5 yazara ödenebilecek telif hakkı tutarı toplamının 52,412,5.-TL, her bir yazara düşen telif hakkı tutarının ise 10.482,5.-TL olacağı, davacının m.68 kapsamında 3 kat telif tazminatı talep etmesi nedeniyle talep edebileceği telif tazminatının 10.482,5.-TL x 3 = 31.447,5.-TL tutarında olabileceği, bununla birlikte davacı ile dava dışı ... Yayıncılık arasında imzalanan Arabuluculuk Anlaşma Belgesi uyarınca ... Yayıncılığın, davacının kendisine yönelik maddi ve manevi tazminat taleplerinden vazgeçmesi karşılığında 20.000.-TL ödemeyi kabul ettiği ve bu bedeli ödediği, bunun yanı sıra, ... Yayıncılık ile 14. Baskı için sözleşme imzalayan davalılardan ... tarafından davacının hesabına “telif bedeli” açıklaması ile 15.723,75.-TL tutarında ödeme yapıldığı, böylece davacıya toplam 35.723,75.-TL ödeme yapıldığı, bu tespitler karşısında davacının talep edebileceği telif tazminatı bulunmadığı, davacının isminin kitabın yazarları arasından çıkarılması ve davalılardan ... ve ...’ın isimlerinin davacının muvafakati olmaksızın kitaba yazar olarak eklenmesinden dolayı davacının umuma arz ve adın belirtilmesi manevi haklarının ihlaline bağlı olarak talep edilebilecek manevi tazminat tutarının 10.000,00.-TL olmasının hakkaniyete uygun olacağı, davacı telif tazminatı olarak 3 kat tazminat talep ettiğinden taraflar arasında farazi sözleşme yapıldığı kabulü ile davacı ref talep edemeyeceğinden davacının, çoğaltılmış nüshalarının muhafaza altına alınması, nüshalarda değişiklik yapılması, davacının adının kitap kapağına eklenmesi ile ilgili talepte bulunamayacağı, ancak davacı men talebinde bulunabileceğinden yeni basım yapılması ile ilgili eserin yayınının durdurulması talebinin yerinde olduğu, davalı ... yönünden davacı davasından feragat ettiğinden bu davalı yönünden davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği, hükmün ilanında davacının menfaatinin bulunduğu gerekçesiyle davalı ... yönünden 26.02.2021 tarihli sulh sözleşmesi gereği davanın feragat nedeniyle reddine, davacının maddi tazminat talebinin reddine, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 10.000,00.-TL manevi tazminatın davalılar ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline, verilen tazminata kitabın basım tarihi olan 31.08.2019 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, masrafı davalılara ait olmak üzere mahkeme karar özetinin Türkiye'de yayın yapan tirajı en yüksek üç gazeteden birinde ilanına, davacı telif tazminatı talep ettiğinden taraflar arasında farazi sözleşme kabul edilerek davacının çoğaltılmış nüshalarının muhafaza alına alınması, nüshalarda değişiklik yapılması, davacının adının kitap kapağına eklenmesi ile ilgili karar verilmesine yer olmadığına, davacının eserinin yayınının durdurulması talebinin kabulüne karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, maddi tazminat talebinin reddi hukuka aykırı olduğunu, çünkü telif tazminatı hesabının hatalı biçimde yapıldığını, mahkemenin telif tazminatının hesabında, davaya konu kitabın 14. baskısındaki yazar sayısını esas aldığını, bu yaklaşımın hatalı bulunduğunu, mahkemenin öncelikle hukuka aykırılığı tespit ettiğini fakat hesaplamaya geçildiğinde, 3 yazar yerine toplam 5 yazar üzerinden hesaplama yoluna gittiğini, bahse konu kitabın 13. baskısı üç yazarlı olduğundan, hukuka aykırı olarak yapılan 14. baskıdaki telif ücretinin üçe bölünmesi gerektiğini, 2006'da üçüncü yazar olarak eklenen ...'e ve yerel mahkemeye sunduğu yazılı beyana göre ...'a 14. baskı için telif ücreti ödenmediğini, davalı ...'ın da telif ücretini ikiye taksim ettiğini, 13. baskıda müvekkilinin ihraç olması ve borçları nedeniyle telif hakkının kendisine verilmesini talep ettiğini ve kendisine 29.000 TL ödeme yapıldığını, göreve dönmesini müteakip kendisine fazla ödeme yapılmış olabileceği düşüncesiyle ... Yayıncılığı ziyaret eden müvekkiline borcunun olmadığını ve aynı miktar ödemenin de ...'a yapıldığının belirtildiğini, bundan da açıkça telif ücretinin davacı ile davalı arasında ikiye taksim olunduğunun anlaşıldığını, kaldı ki ... ve ...'ın telif hakkı almadıklarını beyan ettiklerini ve eser üzerindeki haklarını davacı ve davalıya devrettiklerini, ... Yayıncılıktan arabuluculuk sürecinde alınan 20.000 TL''nin telif tazminatından tenkis edilmesinin hatalı bulunduğunu, takdir edilen manevi tazminat tutarının hakkaniyete aykırı olduğunu, davalı ...'ın adının dava konusu eserden çıkarılmasına ilişkin karar verilmemesinin de hukuka aykırı bulunduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalılar ... ve ... vekili, mahkemenin, dava konusu kitabın eser sahibinin davacı olduğu yönündeki tespitinin eksik incelemeye dayalı olduğunu ve hatalı bulunduğunu, "..." kitabının ilk baskısından itibaren müellifinin müvekkili ... olduğunu, dava konusu kitabın müvekkili ...'ın adıyla anıldığını ve devamlı güncellenerek 14. baskısının yapıldığını, davacının katkısının FSEK madde 10/3 kapsamında teknik hizmet ve teferruata ait yardımlardan ibaret olduğunu, kitap üzerinde davacının isminin olmasının, elbirliği ya da iştirak halinde mülkiyetin ispatı için yeterli olmadığını, mahkeme kararının özellikle FSEK 10/3 madde hükmüne ve Yargıtay içtihatlarına aykırılık teşkil ettiğini, mahkemenin düştüğü bu çelişkinin, kitabı akademik anlamda inceleyecek ekonomi uzmanı bilirkişilerin heyette yer almamasından kaynaklandığını, yalnızca telif uzmanı hukukçu bilirkişilerden oluşan heyetin raporlarının davayı aydınlatmaya yetmeyeceğini ve denetime açık olmadığını, bilirkişi kök ve ek raporlarına yaptıkları itirazların değerlendirilmemesinin, hukuki dinlenilme hakkına aykırılık oluşturduğunu, mahkemece davanın esasına ışık tutacak tanıklarının dinlenilmediğini, dava konusu kitabın, müvekkili ... tarafından editör sıfatıyla yayınlandığını, yayınevleri ile sözleşmelerin de müvekkili tarafından editör sıfatıyla imzalandığını, editörün yazar adlarını kitaba ekleme ve çıkarma yetkisinin bulunduğunu, sadece dava konusu "..." adlı kitabın bu yöntemle basılmadığını, müvekkilinin editör sıfatıyla birden fazla yazarlı olarak yayınladığı başka kitapların da mevcut olduğunu, davacının adının kitabın son baskısından zorunluluk sonucunda haklı nedenlerle çıkarıldığını ve bu durumun hukuka uygun bulunduğunu, mahkemece kabul gören davacının FETÖ iltisakı nedeniyle görevinden ihraç edilmiş olmasının, isminin eser sahipleri arasından çıkarılmasında hukuka uygunluk sebebi olarak değerlendirilemeyeceği şeklindeki bilirkişi beyanının ülke gerçeklerine ve dosyada mevcut delillere uygunluk teşkil etmediğini, davacının, müvekkili ...'a ilişkin intihal ve davacının yerine adının eklendiği iddalarının mesnetsiz olduğunu, davacının varsayıma dayalı manevi tazminat talebinin kısmen de olsa kabulünün usul ve yasaya aykırı bulunduğunu ve davacının sebepsiz zenginleşmesine neden olacağını, müvekkili ...'ın kitabın yazarı olduğu ve davacının mali ve manevi haklarını ihlal etmediği ortada iken, diğer müvekkili ... ile müşterek müteselsil olarak manevi tazminata ve yargılama giderlerine mahkum edilmesinin çelişki oluşturduğunu, hükmün ilanına karar verilmesinin de yerinde bulunmadığını, yine eserin yayınının durdurulmasına ilişkin kararın sonuçları itibariyle çok ağır olduğunu, kaldı ki, davacının arabuluculuk sürecinde kitabın yayınının durdurulması talebinden vazgeçtiğini, bu beyanın kendisini tüm davalılara karşı da bağladığını, davacı lehine iki ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığını, aynı mantıkla davalılar lehine de iki hatta üç ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, eser sahipliğinden kaynaklanan haklara tecavüz nedeniyle maddi ve manevi tazminat ile tecavüzün önlenmesi istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 5846 sayılı FSEK’in 10. maddesi “Birden fazla kimsenin iştirakiyle vücuda getirilen eser ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa, eserin sahibi, onu vücuda getirenlerin birliğidir. Birliğe adi şirket hakkındaki hükümler uygulanır. Eser sahiplerinden biri, birlikte yapılacak bir muameleye muhik bir sebep olmaksızın müsaade etmezse, bu müsaade mahkemece verilebilir. Eser sahiplerinden her biri, birlik menfaatlerine tecavüz edildiği takdirde tek başına hareket edebilir. Bir eserin vücuda getirilmesinde yapılan teknik hizmetler veya teferruata ait yardımlar, iştirake esas teşkil etmez. Birden fazla kimsenin iştiraki ile vücuda getirilen eser, ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa bir sözleşmede veya hizmet şartlarında veya eser meydana getirildiğinde yürürlükte olan herhangi bir yasada aksi öngörülmediği takdirde birlikte eser üzerindeki haklar eser sahiplerini bir araya getiren gerçek veya tüzel kişi tarafından kullanılır. Sinema eseri ile ilgili haklar saklıdır.” hükmünü haizdir. Somut olayda dava konusu eserin 13. baskısında davacı ve davalı ... ile birlikte ...'in de eser sahipliği söz konusu olup, eserden doğan hakların ihlali sebebi ile açılan tazminat davalarında, eser birliğine adi şirket hükümleri uygulanacaktır. Eser sahipleri arasında adi ortaklık ilişkisi olduğunda, eser sahiplerinden her birisinin tek başına esere vaki tecavüzün önlenmesini talep etme hakkı olmakla birlikte, tek başına tazminat talep etme ya da diğer bir eser sahibi için eser sahipliğinin tespitini talep etme hakkı bulunmamaktadır. Bu itibarla somut uyuşmazlıkta da mahkemece, davacı ve davalı ... ile dava dışı eser sahibi ... arasında birlikte eser sahipliğinin söz konusu olduğu, eser sahipleri arasında adi ortaklık ilişkisi bulunduğundan, davacının tek başına esere vaki tecavüzün önlenmesini talep etme hakkı olmakla birlikte, tek başına tazminat talep etme hakkının bulunmadığı, bu hakkın ancak diğer eser sahipleri tarafından davacıya verilecek bir muvafakatname ile ya da eser sahipleri arasındaki adi ortaklık ilişkisini temsil etmek üzere bir temsilci atanması sağlanmak suretiyle, bu temsilci tarafından kullanılabileceği nazara alınarak, davacı tarafça ileri sürülen talep türleri itibariyle dava şartlarından olan aktif dava ehliyeti konusunda bir değerlendirme yapılmaksızın, davanın esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Yargıtay 11. H.D.'nin 28/03/2019 tarih ve 2017/3587 E.- 2019/2414 K., 13/12/2018 tarih ve 2017/238 E.- 2018/7933 K. sayılı ilamları da bu yöndedir. Öte yandan, hükme esas alınan bilirkişi kök ve ek raporuna karşı taraflarca itiraz edilmiş olup, ilk derece mahkemesince bu itirazlar konusunda bir değerlendirilme yapılmamıştır. Öte yandan hükme esas alınan bilirkişi raporunu hazırlayan heyette, dava konusu kitabın ilgili olduğu alanda uzman bir bilirkişi olmayıp, yalnızca telif hakları uzmanlarından oluşan bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporla yetinilmiştir. Bu nedenle içinde davaya konu eserin yazıldığı alanda uzman bir bilirkişinin de bulunduğu yeni bir bilirkişi heyetinden, tarafların itirazlarını karşılar şekilde bir bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi de doğru görülmemiştir. Bu durum karşısında Dairemizce, taraf vekillerinin yukarıdaki hususlara ilişkin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre taraf vekillerinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1- Davacı ile davalı ... ve davalı ... vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 17/03/2022 gün ve 2020/395 E. - 2022/95 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE, 3-Davacı ile davalı ... ve davalı ... vekillerinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 80,70 TL maktu ve 160,00 TL nispi istinaf karar ve ilam harcının, davalı ... tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 628,70-TL nispi istinaf karar ve ilam harcının istek halinde yatıran taraflara iadesine, 5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 22/11/2024 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 22/11/2024 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2020/395, K. 2022/95, T. 31.08.2019, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2020-395-e-2022-95-k-f2d9c2bd3daa